Kültür ve Sanat

Konu sahibi son olarak 3681 gün önce görüldü
Kültür ve Sanat Nedir, Kültür ve Sanat İlişkisi Nasıldır?


Kültür sözcüğünün şimdiye kadar gerektiği gibi tanımı yapılamadığından, zamanımızda yeni tanım girişimleri görülmektedir. Kültürün tanımlanmasmdaki güçlük, günümüzdeki malzeme ve bilgilerin eksikliğinden çok insan loplumlarının ve uygarlığın gelişmesinden ileri gelmektedir. Bugün için kültürün ne olduğu, uygarlığın mı kültürü doğurduğu, yoksa kültürün mü uygarlığı doğurduğu gibi sorular kesinlikle yanıtlanamamaktadır.


Sosyologların kültürü geniş anlamda ele alarak, “Kültür bir toplumun sanatın, mimarisini, müziğini, dansını, tiyatrosunu ve yazınını belirtir.” demelerine karşın bazı yazarlarda, kültürü daha dar anlamda ele alarak, insanın beden ve zihninin değişmesiyle beraber; kültürü; insanların konuşma, düşünme, dinlenme ve yaratma yeteneklerinin gelişmelerini sağlayan toplumsal kuramların bütünüdür biçiminde açıklamaktadırlar.


Düşünce dünyasındaki bu tartışmalara karşılık, günlük yaşamda her yerde kültürden ve kültürlü insanlardan sözedilmcsine karşın kültürün taşıdığı anlamdan çok az söz edilmektedir. İnsan yaşamı ve toplumlar için büyük bir önem taşıyan kültürün iyi anlaşılması ve kültür kelimesinin yerinde kullanılması gerekmektedir.


Kültürün etimolojik açıdan kökenine inilirse, Latincede tarım anlamına gelen Cultura kelimesinden geldiği görülmektedir. Batı dillerinde daha sonra Culture olarak kullanılan bu kelimenin zamanımıza kadar gelen Osmanlıca karşılığı Hars kelimesidir. Ziya Gökalp’in bu kelimeyi daha çok kullanması İrfan kelimesinin kullanılmamasına yol açmıştır.


Kültür kavramı çoğunlukla bir insan toplumunun duygu, düşünce, ve yargı birliğini sağlayan sosyal değerlerin tümü olarak ele alınmaktadır. Kültürün bu anlamı, gelenek, görenek, düşünce ve sanat değerleri gibi bir toplumun bütün sanat değerlerini kapsar. Kısaca bilgi anlamını taşır. Konuşma dilinde kültürlü adam, bilgili adam anlamına gelir. Felsefe dili ise bu bilginin biraz daha kökenine inerek, orada insanların doğayı kendi üretimleriyle değiştirerek yeniden ve kendine göre yaptığı yepyeni bir doğayı bulur. Araç yapan yaratık olarak tanımlanan insanoğlu, araçsız yaşayamadığından insanlar doğadan çok kültür ile bağılıdırlar. Kültür insanların ürettikleri değerlerin bütünü olarak, doğanın karşısında insansa] bir düzen koyar. İnsan eylemsel gücü ile doğayı kendisine göre değiştirebilen tek yaratıktır. İnsan doğayı üreterek kültürü meydana getirmiştir ve yaşamak için zorunlu görevlerinin geliştirebileceği yepyeni bir doğa kurmuştur. İnsan eylemsel çabasıyla İlkel doğadan ayrılarak kültür düzenini kurmuştur.


Kültür konusuna her disiplin kendi açısından değişik yaklaşımlar getirmiştir. Kültür bir tanım içinde ortaya konamayacak kadar geniş boyutlara sahip bir kavramdır. Bu nedenle herkesin üzerinde birleşebileceği bir tanım ortaya koyabilmek oldukça zordur belki de olanaksızdır. Ne var ki, insanların yarattığı tüm değerler ve ürünlerin topluca kültürü oluşturduğu genel olarak benimsenmektedir. Kültür kavramının çok yönlü bulunması gerçeği karşısında, verilen tanımlar daha çok ortak öğelere dayanan yönlerde geliştirilmektedir. Gene de bu tür tanım denemelerinin başarılı oldukları söylenemez. Tanımı yapan kişinin içinden geldiği disiplin ve yetişme biçimi verileri tanımın içeriğini belirlediği gibi sınırlarını da çizmektedir. Kültür sorunu insanların varlığını ve etkinlik alanlarını içine alan bir yapıdadır. Getirilen tanımlar, gdiştirilen açıklamalar bu sorunun değişik yönlerinin tanınmasını sağlamaktadır. Bu tür gelişme de, birlik ve bütünlük yerine konunun daha da karmaşık yapıya dönüşmesine yardımcı olmaktadır.


Kültür öncelikle bir toplumun yapısı ile ilgili bir olgudur. Toplum yapılarının kuruluşu ve işleyişleri belirli özellikler taşırlar. Bunlar her toplumun kültürünün de ana yapışım ve boyutlarını çizer. Toplumsal yapılar kendisini oluşturan öğelerin ve kurumların durumları ile açıklanır. Öğeler arasındaki uyumlu birlik toplumsal yapının sağlıkhğını gösterir. Karşılıklı etkileşimler ve değişimler yapının farklı yönlerde biçimlenmesine yol açar. Toplumsal yapının kurumlan kültürün başlıca yaratıcılarıdır ve kültür aracılığı ile varlık oluştururlar. Kültür toplumsal yapılarda yansımasını bulan bir olgudur. Toplumsal olgular kültür potası içinde eriyerek içerik kazanırlar ve bütünlüğe ulaşırlar. Ortaklaşa yaratılan ve paylaşılan bilgi ile değerler sistemi olarak kültür, varlığını olduğu kadar sürekliliğini de toplumsal yaşama borçludur. Bu nedenle toplumsal yapılar dışında bir kültür sisteminin varlığından sözedebilmek olanaksızdır. Bir anlamda toplumların sürekliliğini sağlayan temel öğe kültürdür. Sürekli bir değişim süreci içinde bulunan toplumların ayakta kalabilmeleri ve değişime ayak uydururken sürekli yanlarını koruyabilmeleri kültür aracılığı ile gerçekleşir. Toplum yapısının temel taşlarını oluşturan değerler ancak kültürün sistcmleşmiş içeriği ile korunabilirler.


Toplumsal yapılara doğrudan bağımlı bulunan kültür sistemlerinin her topluma göre değişmesi doğaldır. Bu nedenle yeryüzünde kültürlerin göreceliği sözkonusudur. Bir toplumun geçmişten aldığı ve geleceğe aktardığı değerler bütünü olarak kültür, toplumsal yaşamın birikimidir. Toplumların gelmişten gelerek geleceğe uzanan süreci içinde sürekliliği sağlayan kültür, toplumların içinde bulundukları koşullara ve gelişmişlik düzeylerine göre de değişkenlik gösterir ve zamanla göreliliğini ortaya koyar. Her kültür, hangi toplumdan veya yaşam düzeyinden gelirse gelsin kültürel platformda eşdeğere sahiptir. Diğer alanlardaki gelişmişlik ayırımı kültür dünyası için fazla geçerli değildir. Çünkü kültür sistemleri ister geri kalsın, isterse gelişmiş olsun dünyaya kendi ortamlarının ürünlerini özgürce sunabilirler. Kültürün doğasında var olan özgürlük ve çeşitlilik hangi düzeyde olursa olsun genel ortama katkıda bulunabilecek düzeydedir. Görecelik özelliği, değişik sistemlerin kültür dünyasına özgün katkılar getirebilmesine olanak verir.


İnsanlık tarihi değişik toplumların ve toplumsal yapıların evrimine bağlı olarak farklı kültürlere sahne olmuştur. Değişme tüm toplumsal yapılarda olduğu gibi kültür alanında da geçerlidir. Tüm kültürler arasındaki etkileşim ağı ve. diyalog değişimi, gelişimi hızlandıran ana öğedir: Kültürel gelişme, kültürü oluşturan öğelerin daha ileri biçimler oluşturabilmek üzere değişmesidir. İleri kültür biçimi, toplumları oluşturan insanların etkinliklerini artırmaya, çevre koşullarına olan egemenliklerini üst düzeye çıkarmaya yarayan, gelecek için daha fazla olanaklar sağlayan yeni bir düzendir. İnsanlık tarihinin ilk çağlarında çok ağır işleyen kültürel gelişme daha sonraki çağlarda toplumsal olaylarla beraber hız kazanmıştır. Günümüzde ise bu hız başdöndürücü noktalara ulaşmıştır. Teknolojik ilerlemenin kendini en çok belli ettiği alanlar içinde kültür başta gelmektedir.


Kültür; değişik bakış açılarına göre tanımlandığı kadar, farklı açılardan da ayrı ayrı sımflandırılır. Her toplumun genel bîr kültürü vardır. Ne var ki, bu kültür toplumun değişik kesimlerinin çalışmaları ve ürünleri sonucunda meydana geldiğinden, toplumda farklı kültürel yapılardan oluşmaktadır. Öncelikle her toplumda egemen yapıda olan bir kültür vardır. Bu kültür, toplumda egemen olan gücün veya toplumsal kesimin kendi yarattığı veya öne geçmesini istediği kültürdür. Bunun karşısında ise karşıt kültürler vardır. Karşıt kültürler ise egemen kültür tarafından dışlanan, siyasal iktidarı etkileme gücünden yoksun bulunan kültürlerdir. Egemen kültür var olan yapıyı koruyabilmek için zamanla tutucu kültür görünümüne girer, karşıt kültürler ise düzeni değiştirebilmek için devrimci kültür yapısına dönüşürler. İktidarın seçimi sonucunda egemenleşen kültür bir başka anlamda siyasal kültürü oluşturur, siyasal alan dışında kalan kültür ise görünüşe ağırlık veren süs kültürü durumuna düşer. Toplumda ilerleme ve gelişmeden yana olan güçlerin getirdikleri öncü kültürü oluştururken, bunun dışında toplumda eskiden beri var olan kültüre geleneksel kültür denebilir. Egemen kültür devlet aracılığı ile resmi kültür düzeyine getirilirken bunun dışında kalan da resmi olmayan kültür olarak aldandırılabilir. Aydınların oluşturduğu kültüre seçkinler kültürü denirken, halk kitlelerinin oluşturduğu ve ilgilendiği kültüre yığın kültürü adı verilmektedir. Kültür, bir toplumda var olan sınıflara göre ayrılabilir ve her sınıfın adı kendi kültürüne verilebilir. Bu tür kültür ayırımlarını kültürün anlaşılmasında değerlerin sınıflandırılmasında ve sistemli bütünlüğe kavuşturulmasında yararlı katkılar getirmektedir.


Kültür toplumsal bir olgu, olduğu kadar, sanatsal yönü de ağır basmaktadır. Genel boyutları ile sanat kültürün içinde yer alır ve kültürün özelliklerine göre biçimlenir. Kültürel yapının temel özellikleri sanatsal çalışmalarda ve üretimde sanatçıları ister istemez etkilemektedir. Belirli bir kültür sistemi içinde yetişen ve eğitim gören sanatçıların bu kültür sisteminin dışına çıkmaları kolay kolay beklenemez. Dış dünya ile bağlantı kurarak bu durumu aşabilen sanatçılar vardır, ne var ki bu örneklerin azınlıkta kalması genel kuralı doğrular niteliktedir. Sanatçıların yarattığı sanat ürünleri genelde sanatsal kültür yaratır ki, bu da genel kültür sisteminin bir parçasıdır. Kültürün toplumsal ve siyasal boyutları bulunduğu kadar, sanatsal yanı da vardır. Bir ülkenin kültürünü meydana getiren değerler ve ürünler toplumsal kaynaklı olduğu kadar sanatsal kaynaklı da olabilmektedir. Sanatsal kültür ile toplumsal kültürü karıştırmamak gerekir, bunlar bir bütün oluşturdukları kadar zaman zaman farklı değerleri de içlerinde barındırırlar.


Kültür farklı kaynaklardan geldiği kadar birbirinden çok ayrı çeşitlere bölünmekte, birbiriyle çelişen bazı ayırımlara konu’olabilmektedir. Bütün bunlar bir gerçek olmasına karşın gene de kültürün bütünlüğü önemli bir olgu olarak durumunu korumaktadır. Değişik öğelerin oluşturduğu karmaşık yapı olmasına karşın kültürel değerler arasındaki yakın etkileşim bu değerlerin anlaşılmasında bütünlük sorununu gündeme getirmektedir. Kültürel olguları değişik bilim dallan incelerken kendilerine göre yaklaşımlarla açıklamalar getirmektedirler. Ancak bunlar o bilim alanının veya disiplinin sınırları içinde kavranmaktadır. Kültüre bütüncül bir yaklaşım söz konusu olduğunda değişik disiplinlerin açıklamaları ve tanımlan eşit olarak ve nesnel boyutlarda ele alınmalıdır. Kültürel olgular ve değerler yalnızca tek bilim dalı İle açıklanamayacağına göre değişik disiplinlerin getirdiklerinden yola çıkılarak bir kültür bilim çerçevesinde değerlendirilmeli, nesnel boyutlarda yorumlanmalıdır. Bilimsel disiplinlerin açıklamalan geliştikçe bunlardan yararlanılarak bir kültür bilim alanının geüştirilebirmesi daha kolaylaşacaktır. Kültür tek başına ne toplumbilimin, ne antropolojinin ne de sanatsal yaklaşımların konusu olamayacağı gibi son yıllarda ortaya çıkan yeni akımlarda olduğu gibi kültürel yöntemlerle de değerlendirilemez. Her bilim dalının kültürel açıklamaları alanı zen-gmleştirmekte, ama, tüm gerçekliği bilimsel açıdan yeterince değerlendirmede güçsüz kalmaktadır. Hiçbir bilim dalı bu nedenle kültüre yalnız başına sahip çıkmaya kalkışmamalıdır. Bilgi birikimi kültür olgusunu kendi bilimsel disiplinine kavuşturacaktır.


Sanatsal kültürün kaynaklan olarak genellikle, edebiyat, sanat, felsefe, tiyatro ve folklor kabul edilmektedir. Çok ileri uygarlıkların eseri olan; edebiyat, sanat ve felsefe insanların düşünce ve duygularının gelişmelerini ve toplumların ilerlemelerini sağlamıştır. Kültür insan yaşayışının değerini artırır. Sanat ve felsefe insanların kültür sahibi olmalanm sağlarlar. İnsanların sosyal ve doğal çevrelere uymaları için düşünce yaratmaları, gelenek ve maddi şeyler yaratmaları gerekmektedir. Kültürel yaşayış uygar insanı ilkel insandan ayırmaktadır. Kültürün gelişmesi İçin aydınlar uzun bir tarih boyunca büyük çabalar göstererek çok değerli eserler yaratmışlardır. Çağdaş toplumsal kültür, eski sosyal, faktörlerin gelişimi ve sentezi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bir toplumun kültürünü değerlendirebilmek için o toplumun tarihi gelişimini ele alarak incelemek gerekmektedir. Kültür gelişmeleri bilim ve tekniğin ilerlemesiyle daha fazla hız kazanarak zamanırmzdaki yüksek durumuna gelmiştir.


Kültür insanı diğer canlılardan ayıran en önemli kıstaslardan birisidir. Bu kıstasın özü, insanın iç yapısında sosyallik içgüdüsünün bulunmasına dayanmaktadır. Sosyal yaratık olan insanlar, toplum içinde topluma dönük olarak yürüttükleri çeşitli üretim çabalarının sentezi sonucunda kültürün belirmesini sağlamaktadırlar. Genellikle toplumların karakteristiklerini tarihi olaylar değil, kültürel unsurlar meydana getirmektedir. Ulusların nasıl ortâya çıktıklarını anlayabilmek için, onların kültür tarihini ve gelişimini anlamak gereklidir.


Herşeyden önce insanlar, kendilerini ve kendi davranışlarını çok iyi bilmek zorundadırlar. Kültürün anlaşılması biyolojideki gelişme, fizikteki yerçekimi ve tıptaki hastalıkların anlaşılması kadar önemlidir. İnsan davranışlarının anlaşılabilmesi İçin amaçlann bilinmesi gereklidir. Kültür insanların öğrendikleri şeylerin asıl kaynağım oluşturmaktadır. Geleceğin daha parlak olması ulusal kültürün derinlemesine incelenerek arınmış bir şekilde onaya çıkarılmasına bağlıdır. Gelişmiş bir kültürel ortam uygarlığın ilerlemesini sağlayan başlıca koşullardan birisidir. İnsan gruplarının inanç ve hareket tarzı olan kültür, toplumların tinsel zenginliğidir. Toplumların güçlü olabilmeleri için yalnızca doğal ve ekonomik kaynakların zengin olması yeterli değildir. Uygarlığın dayanağı olan kültür kaynakları da zengin olmalıdır. ‘


Karmaşık bir değerler sistemi olan kültür, insanların varlıklarının ve kişiliklerinin gelişmesinde büyük roller oynamaktadır. Kültürel değer ve davranışlardaki ayrılıklar, toplumların birbirinden ayrı karakteristiklere sahip olmalarına yol açmıştır. Fakat uygarlık geliştikçe ve toplumların ilerleme oranlan arttıkça kültürel ayrılıklar yavaş yavaş kaybolmakta, toplumlar birbirine benzer karakterlere sahip olmaktadırlar. Eski ve oriaçağda kültür sistemlerindeki ayrılıklar yüzünden uluslar birbirleriyle anlaşamamışlar ve yıllarca süren savaşımlara girişmişlerdir. Bu kavgalar birçok kültürel eserin yıkılmasına, kültür sistemlerinin sarsılmasına neden olmuştur. – Maddi kültürün yaratılması için eski kuşaklar büyük kafa ve el emeği göstermişlerdir. Maddi kültürün doğmasında değerler, duygular, bilgi ve inançlar çok önemli roller oynamışlardır. Kültürün tinsel aşamasını oluşturan beceriler, duygular, bilgiler ve inançlar olmasa maddi kültürün yaratılması olanaksızdır. Tinsel aşama kültürün oluşumunda zaman bakımından daha büyük bir önem taşımaktadır. Büyük felaketlerde insanlar kültürün maddi dönemini meydana getiren kentleri, binaları, yolları ve köprüleri yitirdikleri zaman yenilerini hızla yapabilmeleri için tinsel kültür bakımından çok gelişmiş durumda bulunmak zorundadırlar. Kültürün tinsel dönemi geri kalmış bir durumda olursa, toplumlar ve uluslar varlıklarını sürdüremezler. İnsanların sıkı toplumsal ilişkiler kurmalannı, birbirlerine karşı iyi davranmalannı ve işbirliği yapmalarını sağlayan kültürün, tinsel unsurlannm gelişmesi için modem toplumlarda kültür eğitimine çok önem verilmektedir. Teknolojinin ilerlemesi karşısında insanlar kültürün tinsel yapısında da gelişmeler sağlayarak denge kurmak zorundadırlar. Bir toplumun yeterliği, tinsel aşamayı oluşturan sosyal organizasyon yöntemlerine dayanmaktadır.


Kültür bir toplumun sahip olduğu maddi ve tinsel değerlerden meydana gelen öyle bir bütündür ki, toplumda var olan her bilgiyi, ilgileri, gereksinmeleri, değer ölçülerini, zihniyet ve davranış biçimlerini içine alır. Bütün bunlar birlikte o toplum üyelerinin çoğunluğunda ortak olan ve onu diğer toplumlardan ayıran özel bir yaşam biçimi sağlar. İnsanları diğer canlı varlıklardan ayıran özellik, düşünme yetenekleri sonucunda meydana getirdikleri kültürel ortamdır. İnsanlar olmasaydı kültür de olmazdı. İnsan yaşamının normal gelişimi sonucunda ortaya çıkan kültür, sosyal yaşama canlılık ve gelişme kazandırmıştır.


Gün geçîikçe giderek, kültürel etkinliklerle daha çok ilgilenen insanlar, geleceğin daha iyi olabilmesi için büyük sosyal eylemler göstermektedirler. Modem yaşayış ancak gelişmiş kentlerle . gerçekleşebilir. Kentlerin kültürel ve sosyal çalışmalara elverişli çevreler olmaları gerekir. Modern insanlar düşük standartlı kent ve kasabalarda yaşamak istememektedirler. Bugün ileri ülkelerde, gecekondularla şehirlerin bozulmasına karşı kesin savaşlar açılmakta ve daha iyi sonuçlar doğuran toplumsal devrimlerin yapılması istenmektedir. Kentler, insanların kültürel amaçlarını ve kültüre karşı gösterdikleri kaygıyı belirtirler. Düzensiz biçimde kurulan kentler insanların ilgisizliklerini ve düzen düşüncelerinden yoksun olduklarım gösterir. İnsan toplumlarının yerleşme ve konut gereksinmesinden doğan kentler, kültürel bir ortam olarak insanların kültür düzeyinin yükselmesine yardımcı olmaktadırlar.


Kültür, insanların doğal güçlerin baskı ve etkisinden kuıtulma-larinı ve özgür bir sosyal yaşama sahip olmalarını olanaklaştırmıştir. Ayrıca demokratik düşüncelerin doğmasında ve demokratik yaşayışın gerçekleşmesinde rol oynamıştır. Demokratik rejimler ilk önce kültür ve uygarlık düzeyleri yüksek olan çevre ve toplumlarda gelişmiştir.


Demokrasi herşeyden önce özgürce söylenebilen düşüncelere dayanır.Kültür ve Sanat ortamının birer parçası olan felsefe, hukuk, ahlak demokrasinin kurulmasını ve insan toplumlarının demokratik düzen içinde yaşamalarını sağlarlar. Demokrasinin yaşaması için kültürel güçlere de önem verilmelidir. Vatandaşların demokrasiye sahip çıkmaları ve demokrasiyi koruyabilmeleri için onların kültürel, ve bilimsel eğilimden geçirilmeleri gerekmektedir. Bir ülkenin uygarlığını meydana getiren kültürün bütün öğeleri, aynı zamanda demokrasinin de vazgeçilmez temelleridir. Bu nedenle gerçek demokrasiye ulaşılabilmesi için kültürel kalkınmaya öncelik tanınmalıdır.


Devlet ve toplum biçimleri, çağımızda demokrasiler ve otoriter rejimler olarak ikiye ayrılmaktadır. Devlet gerçekten demokratik düşünce ve sistem üzerine kurulmuşsa o zaman kültür ve sanat politikaları da özgürlükçü bir yaklaşım içinde ele alınır. İnsanlarda özgürce kültür ve sanat etkinliklerine katılabilirler ve yaratabilirler. Bu da toplumun kültürünün kısa zamanda atılım yapabilmesini sağlar. Kültür, birçok iç dinamiğe sahip bulunan karmaşık bir yapıdır. Çağdaş boyuüarda istenildiği gibi gelişmeler gösterebilmesi için kültürün öncelikle özgürlük ortamına gereksinmesi bulunmaktadır. Demokratik olmayan baskıcı rejimlerde kültür ve sanat politikası sınırlayıcı ve baskıcı niteliklere sahiptir. Bu tür politikalar kısa zamanda tümüyle yönlendirici ve güdümleyici yapılara dönüşebilirler. Kültürel gelişme için demokratik bir devlet yapısından ve felsefesinden yana olmak gerekir. Gelişme kadar, geniş boyuüu kalkınma için de bu böyledir.


İnsanlığın günümüzde ulaştığı bilgi. birikiminde bile kesin bir tanıma kavuşturulamayan kültür çok yönlü bir kavramdır. Değişik açılardan yaklaşımların getirdiği aydınlatmalar çerçevesinde kültür sorununu en geniş boyutlarda ele almak, nesnel boyutlarda irdelemek ve bilimsel bilgi birikiminin verilerinden yararlanarak açıklamak gerekir. Bunların yapılabilmesi için her türlü koşullanmanın ötesinde demokrat ve aydın bir tutum izlenmelidir. Kültür hiçbir bağnazlığa katlanamayacak kadar canlı bir alandır. Her yaklaşımın bir katkısı olabilir ama hiçbir yaklaşım kültür alanını kendi tekeline alamaz ve bütünüyle açıklayamaz. Kültürü; bütüne yakın bir tanımlamayla açıklayabilmek için, tüm disiplinlerin yaklaşımları ile tanımlama denemelerinin beraberce ele alınmalar» zorunludur. ,, “


(Anıl Çeçen, Kültür ve Politika)
 
Geri