Painfully
Üye
-
- Katılım
- Mart 23, 2019
-
- Mesajlar
- 1,860
-
- Tepkime puanı
- 436
-
- Puanları
- 123
-
- Konum
- Yalnızlık.
Küçük deniz kızı
Tek vakitler altı güzel kızı olan tek kral varmış.
Ama bu kral insanların kralı değilmiş.
Ülkesi dalgaların altında balıkların kıymetli taşlar gibi parıldadığı tek ülkeymiş.
Genç prenseslerin anneleri oldukça can vermiş ve onları büyükanneleri büyütmüş.
İçlerinde en güzelleri en ufak olanıymış.
Saçları altın bukleler durumunda omuzlarına dökülüyormuş.
Kızlar büyükannelerinin anlattığı yeryüzüyle alakalı masalları defa seviyorlarmış.
Bu masallarda bacak isimli iki şeyin üstünde yürüyen acayip kişiler varmış.
Küçük denizkızı da bu anlatılanları görmek istiyormuş.
"Onbeş yaşını beklemen lazım olur," demiş büyükanneleri.
"O vakit gidip görebilirsin."
En devasa denizkızı yaşı geldiği zaman yüzeye çıkmış ve gördüğü enteresan şeyleri kardeşlerine anlatmış.
Yıllar geçmiş ve nihayetinde ufak denizkızının da yüzeye, insanların dünyasına çıkabileceği gün gelmiş.
Şimdiye kadar hep merak ettiği dünyayı bundan sonra kendisi gözleriyle görebilecekmiş.
Yüzeye doğru yüzerken güneş batıyormuş.
Yakınlarda tek gemi demir atmış.
Küçük denizkızı yüzeye çıktığında güvertedeki karizmatik prensi görmüş.
Prens kendini birisinin gözlediğini de, prensesin ondan gözlerini ayıramadığını da bilmiyormuş doğal.
Birden hava kararmış, gemi çıkan fırtınayla sallanmaya başlayarak.
Çok geçmeden yelkenleri parçalanmış, direği kırılmış ve gemi sulara gömülmüş.
Küçük denizkızı sularda çırpınan prensi nihai anda görüp kurtarmış.
Onu kucaklayıp kenara götürmüş ve sahile bırakmış.
Sabah olduğunda prens hala yattığı yerde uyuyor, denizkızı da başucunda onu bekliyormuş.
Az ardından birkaç kız koşarak gelmiş.
Prens gözlerini açmış ve kalkıp yürümüş.
Küçük denizkızı oracıkta üzüntüsüyle baş kafaya kalmış.
O günden ardından ufak denizkızı prensi görebilmek umuduyla çoğu sefer yüzeye çıkmış.
Artık dayanamıyormuş.
Su cadısına gidip akıl almaya hüküm vermiş.
Cadı onu görünce tek kahkaha atmış: "Niçin yaklaştığını biliyorum denizkızı," demiş.
"İnsana dönüşüp karaya çıkmak istiyorsun.
Böylece prensle henüz yakın olacağını düşünüyorsun.
Ama bunun tek bedeli var, biliyor musun?" "Bilmiyordum," demiş ufak denizkızı, "ama insan alabilmek için neyse öderim." "Sesini istiyorum," demiş cadı, "şu şarkılar ifade eden güzel sesini.
Bana sesini verirsen ben de seni iki ayaklı güzel tek genç kıza çeviririm.
Ama unutma, prens seni tüm kalbiyle sevmeli ve evlenmeli.
Yoksa tek deniz köpüğüne dönüşüp edebiyete dek yok olursun." " Ivedi," demiş ufak denizkızı.
"Ben kararımı oldukça verdim esasen." Bunun üstüne su cadısı ufak denizkızına içmesi için sihirli tek ilaç vermiş.
Küçük denizkızı prensin karşısına dikildiği lâhza prens bu hiç konuşmayan kızdan defa hoşlanmış ve onsuz yapamayacağına hüküm vermiş.
Küçük denizkızı da prensi her geride bıraktığımız gün daha fazla sevmiş, fakat prens ona tek türlü izdivaç etme öneri etmiyormuş.
Prensin validesi ve babası, kendisine eş bulması için baskı yapıyorlarmış.
Prens nihayetinde yakındaki tek ülkenin prensesiyle tanışmaya hüküm vermiş.
Yanında ufak denizkızını da götürmüş.
Zavallı kız defa efkâr çekiyormuş.
Prens komşu ülkeye gidip prensesle karşılaşınca aklı başından gitmiş ve derhal izdivaç etmek istemiş.
Düğünleri görkemli olmuş.
Her yer çiçek, ipek ve mücevherle kaplıymış.
Mutlu çifti görmeye gelen herkes coşku içindeymiş.
Yalnızca ufak denizkızı sessizmiş.
Gözyaşları suskunca süzülüyormuş yanaklarından.
O gece ufak denizkızı güvertede dikilmiş karanlık sulara bakıyormuş.
Gün doğarken tek deniz köpüğü olup o sulara karışacakmış.
Birden suların dibinden denizkızının kardeşleri çıkmışlar.
Saçları kısa kısa kesilmiş.
"Saçlarımızı su cadısına verdik, karşılığında da bu bıçağı aldık.
Eğer bu gece bu bıçağı prensin kalbine saplarsan büyü bozulacak." Ufak denizkızı bıçağı almış fakat prense hiçbir zaman zarar veremeyeceğini biliyormuş.
Güneş doğduğunda kendisini ağlayarak denize atmış.
Ama denize düşmemiş.
Kendini havada uçarken bulmuş.
Çevresinde altın renkli ışıklar dans ediyormuş.
"Biz havanın kızlarıyız " demişler.
Tek vakitler altı güzel kızı olan tek kral varmış.
Ama bu kral insanların kralı değilmiş.
Ülkesi dalgaların altında balıkların kıymetli taşlar gibi parıldadığı tek ülkeymiş.
Genç prenseslerin anneleri oldukça can vermiş ve onları büyükanneleri büyütmüş.
İçlerinde en güzelleri en ufak olanıymış.
Saçları altın bukleler durumunda omuzlarına dökülüyormuş.
Kızlar büyükannelerinin anlattığı yeryüzüyle alakalı masalları defa seviyorlarmış.
Bu masallarda bacak isimli iki şeyin üstünde yürüyen acayip kişiler varmış.
Küçük denizkızı da bu anlatılanları görmek istiyormuş.
"Onbeş yaşını beklemen lazım olur," demiş büyükanneleri.
"O vakit gidip görebilirsin."
En devasa denizkızı yaşı geldiği zaman yüzeye çıkmış ve gördüğü enteresan şeyleri kardeşlerine anlatmış.
Yıllar geçmiş ve nihayetinde ufak denizkızının da yüzeye, insanların dünyasına çıkabileceği gün gelmiş.
Şimdiye kadar hep merak ettiği dünyayı bundan sonra kendisi gözleriyle görebilecekmiş.
Yüzeye doğru yüzerken güneş batıyormuş.
Yakınlarda tek gemi demir atmış.
Küçük denizkızı yüzeye çıktığında güvertedeki karizmatik prensi görmüş.
Prens kendini birisinin gözlediğini de, prensesin ondan gözlerini ayıramadığını da bilmiyormuş doğal.
Birden hava kararmış, gemi çıkan fırtınayla sallanmaya başlayarak.
Çok geçmeden yelkenleri parçalanmış, direği kırılmış ve gemi sulara gömülmüş.
Küçük denizkızı sularda çırpınan prensi nihai anda görüp kurtarmış.
Onu kucaklayıp kenara götürmüş ve sahile bırakmış.
Sabah olduğunda prens hala yattığı yerde uyuyor, denizkızı da başucunda onu bekliyormuş.
Az ardından birkaç kız koşarak gelmiş.
Prens gözlerini açmış ve kalkıp yürümüş.
Küçük denizkızı oracıkta üzüntüsüyle baş kafaya kalmış.
O günden ardından ufak denizkızı prensi görebilmek umuduyla çoğu sefer yüzeye çıkmış.
Artık dayanamıyormuş.
Su cadısına gidip akıl almaya hüküm vermiş.
Cadı onu görünce tek kahkaha atmış: "Niçin yaklaştığını biliyorum denizkızı," demiş.
"İnsana dönüşüp karaya çıkmak istiyorsun.
Böylece prensle henüz yakın olacağını düşünüyorsun.
Ama bunun tek bedeli var, biliyor musun?" "Bilmiyordum," demiş ufak denizkızı, "ama insan alabilmek için neyse öderim." "Sesini istiyorum," demiş cadı, "şu şarkılar ifade eden güzel sesini.
Bana sesini verirsen ben de seni iki ayaklı güzel tek genç kıza çeviririm.
Ama unutma, prens seni tüm kalbiyle sevmeli ve evlenmeli.
Yoksa tek deniz köpüğüne dönüşüp edebiyete dek yok olursun." " Ivedi," demiş ufak denizkızı.
"Ben kararımı oldukça verdim esasen." Bunun üstüne su cadısı ufak denizkızına içmesi için sihirli tek ilaç vermiş.
Küçük denizkızı prensin karşısına dikildiği lâhza prens bu hiç konuşmayan kızdan defa hoşlanmış ve onsuz yapamayacağına hüküm vermiş.
Küçük denizkızı da prensi her geride bıraktığımız gün daha fazla sevmiş, fakat prens ona tek türlü izdivaç etme öneri etmiyormuş.
Prensin validesi ve babası, kendisine eş bulması için baskı yapıyorlarmış.
Prens nihayetinde yakındaki tek ülkenin prensesiyle tanışmaya hüküm vermiş.
Yanında ufak denizkızını da götürmüş.
Zavallı kız defa efkâr çekiyormuş.
Prens komşu ülkeye gidip prensesle karşılaşınca aklı başından gitmiş ve derhal izdivaç etmek istemiş.
Düğünleri görkemli olmuş.
Her yer çiçek, ipek ve mücevherle kaplıymış.
Mutlu çifti görmeye gelen herkes coşku içindeymiş.
Yalnızca ufak denizkızı sessizmiş.
Gözyaşları suskunca süzülüyormuş yanaklarından.
O gece ufak denizkızı güvertede dikilmiş karanlık sulara bakıyormuş.
Gün doğarken tek deniz köpüğü olup o sulara karışacakmış.
Birden suların dibinden denizkızının kardeşleri çıkmışlar.
Saçları kısa kısa kesilmiş.
"Saçlarımızı su cadısına verdik, karşılığında da bu bıçağı aldık.
Eğer bu gece bu bıçağı prensin kalbine saplarsan büyü bozulacak." Ufak denizkızı bıçağı almış fakat prense hiçbir zaman zarar veremeyeceğini biliyormuş.
Güneş doğduğunda kendisini ağlayarak denize atmış.
Ama denize düşmemiş.
Kendini havada uçarken bulmuş.
Çevresinde altın renkli ışıklar dans ediyormuş.
"Biz havanın kızlarıyız " demişler.
Moderatör tarafında düzenlendi: