Kovulmuş bir Ertuğrul Özkök portresi

B
  • Kullanıcı BuYuCu
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Toplum ve Gündem
%C3%B6zk%C3%B6k.jpg

“Elveda” demesine bakmayın, kovulmasında bile bir hikmet vardır. Yakında bambaşka bir yayında, suçlarından ve kirlerinden arınmış yepyeni olarak çıkar karşınıza. Yine ilginç bulur yine seversiniz.

Abartma değil, ülke tarihinin en etkili köşe yazarlarından biri. İyi yazmasıyla elde etmedi bu unvanı, tekellerin kontrolündeki büyük bir gazetecinin yöneticisiydi, ne yazsa zaten tarihin bir parçası olacaktı. Öyle de oldu. Yöneticilik yıllarında yaşanan bütün büyük olaylarda onun ve gazetesinin payı vardır. Tabii o payın çoğu karanlıktan yanadır.
Haliyle gurur duyulacak bir tarih değildir bu, örnek alınacak bir yanı da yoktur. Tepeden tırnağa pragmatizmle örülmüştür, tepeden tırnağa sınıfsaldır. Devlete ve burjuvaziye hizmetten ibarettir anlayacağınız.
Onun bu karanlık yanını ilk Yalçın Küçük keşfetmişti. 1980’li yılların sonunda iktidarla ilişkisine binaen “Ertuğrul Özköşk” tabir ediyordu. Köşk’te vahşi kapitalizmin temsilcisi -hoş evcili var mıdır bilinmez- Turgut Özal oturuyordu, o da muktedire yanaşmış, Özal’ın yancısı olmuştu. Dediğine göre Özal’ı görünce solculuktan vazgeçti, liberal oldu. Yalçın Hoca Toplumsal Kurtuluş’ta uzun bir “elveda” yazısı kaleme almıştı o nedenle. Şöyle başlıyordu yazı; “Elveda Ertuğrul, elveda cancağızım, kendini kurtar, sen Hürriyet'i seç…”
Hep Hürriyet’i seçti. Solculuktan gelmenin gazetecikte avantaj olduğu zamanlarda başladı, dezavantaja dönüşürken bir itirafname yazdı. Adı “Elveda Başkaldırı”ydı. O sayede 20 yılı aşkın bir süre en büyük gazetenin yöneticisi olarak kalmayı başardı. Baş yönetici, baş yazar ve baş yalakadır.
Gazeteciliği zayıftır, akademisyenlikten gazeteciliğe paraşütle inmiştir. Ama düzenin dönüşümlerini hissetmekte çok başarılıdır. Her devrin adamıdır, her rüzgârda yelkeninin şişirir. Aydın Doğan’ın mutemet adamı olmasına rağmen Tüpçü’ye de tutunmayı o sayede başardı.
Dilekçesi “Elveda Başkaldırı” başlığıyla kitap olarak da basılmıştı. Basıldığında fırtınalar koparmıştı, artık çöp bile değildir. Çöp bile olmayan yazılar kaleme aldı meslek hayatı boyunca. Kitabı, Andre Gorz’un popüler kitabı “Elveda Proletarya” kitabına bir nazireydi tahmin edebileceğiniz gibi. Akıllıcaydı aslında, proletarya yoksa kim başkaldırmaya cesaret edecek? İkisi de temelsizdi tabii. Proletarya sessizdi ama durduğu yerde duruyordu. Başkaldırı ise her an patlamaya hazırdı. Nitekim önce Zonguldak’ta, sonra Gezi’de Haziran Direnişinde patladı. Proletarya da başkaldırı da Özkök’e ve Gorz’a rağmen ayaktaydı.
Proletaryaya ve başkaldırıya karşı olması öyle rastgele işlerinden değildi. Özkök hizmet ettiği patronlardan daha fazla hak ediyordu burjuva olmayı. O henüz bunları akıl edemeyen akılsız ve taşralı patronları adına da elveda diyordu proletarya ve başkaldırıya.
Yalçın Küçük’ün onun hakkında yanıldığı tek şey hizmet etme heyecanını yitireceği yönündeki beklentisiydi. Hiç vazgeçmedi, aynı heyecanla ve aynı enerjiyle patronları savunmayı sürdürdü. Kendini eleştirenlere gösterdiği hoş görünün kaynağı bu sınırsız hizmet arzusuydu. Kendisini sık sık eleştiren Yalçın Hoca’ya bir gün “beni neden eleştirmekten vazgeçtin” diye sormuştu. Hoca’nın cevabı şudur:
“Aydın mı, c’est moı, inat’tır, dönüşü bilmez. 2006 yılında, ‘Erdoğan saralı’dır’ demiştim. En çok Ertuğrul’la savaştım, karşıma çıkıyordu, 2016, sara, ana rahmin’den Meclis’e düştü ve ben tekrarla ‘elveda Ertuğrul’ diyorum.”
Biz bıraktık peşini ama o patronların kuyruğunu bırakmadı. Hep bir patron bulup yaslanmayı başardı. Buna mecburdu, çünkü tek numarası patronun adamı olmaktı.
Ele gelir tek işi ise düzenin defolarını estetize etmekti. Hayatı boyunca karanlık bir düzeni maviye boyamaya çalıştı. Bilmediği, karanlığın maviye boyanamayacağıydı.
Kendisi için “artık renkli magazin yazıları yazıyor” diyen Yalçın Küçük'e yanıt vermiş, "yok ben hep aynı yerdeyim. Yani genel yayın yönetmeni olarak, Tarkan’ı, Burak Kut’u, Yıldız Tilbe’yi, Yıldo’yu yazdığım günlerdeyim” demişti. Kesinlikle haklıydı. Yerini ve konumunu hiç değiştirmedi. Hep magazin yazdı.
Yoksulları, alt sınıfları küçümsedi, yok saydı. Haliyle onu bu tepeden bakan tavrı nedeniyle tiksindirici bulanlar olabilir. Oysa şahsına münhasır bir tiksindiricilik değildir bu. Savunduğu düzenin kokusu üzerine sinmiştir, taşıdığı pis koku düzenin kokusudur. Misal, sadece şarap konuşsa sevebilirsiniz de.
Diyor ki bir yazısında, “Yalçın Küçük’ün hatıratında benimle ilgili küçük bir eksikliği tamamlayayım. Biz onunla Mehmet Ali Kışlalı’nın çıkardığı Yankı dergisinde aynı dönemde yazı yazdık. Ama Yalçın Küçük’le aynı zamanda yazdığımız tek dergi o değildi. 1970’li yılların sonunda o Türkiye İşçi Partisi’nin 'Yürüyüş' dergisinde başyazı yazarken, o dergide benim de bazı yazılarım yayınlandı…” Yazar, her yerde yazar. Yazdığını yayımlamaya değer bulacak birilerini de bulur. Zaten yazdıklarında değildir yanlış, kendisindedir.
Konuk olduğu “Aykırı Sorular” programından sonra Enver Aysever ve bana “siz çok iyisiniz” demişti bir gün. O sözden kısa bir süre sonra ikimiz de kovulduk kanaldan. Anlıyoruz şimdi, tekelci düzende iyi olmak kovulma sebebidir. Biz çok kovulduk tabii, o ilk kez kovuluyor.
“Elveda” demesine bakmayın, kovulmasında bile bir hikmet vardır. Yakında bambaşka bir yayında, suçlarından ve kirlerinden arınmış yepyeni bir tip olarak çıkar karşınıza. Yine ilginç bulur yine seversiniz. Sancho Panza’lar ölümsüzdür!
 
Geri