Koşulsuz Kabul ve Saygı

Konu sahibi son olarak 23 gün önce görüldü
Günümüzde diğerinin dili, ırkı, etnik kökeni, ten rengi, dini, ideolojisi farklı olduğu için diğerini yargılayan, diğerinin kötülüğünü talep eden ve haklarını yok sayan insanların varlığını görüyoruz. Oysa toplumlar farklı kültürlerden ve sosyal yapılardan oluşur ve farklı özellikteki insan aynı toplumda bir arada yaşar. Varsayalım ki bir toplumda sadece beyaz insanlar yaşıyor. Bu durum o toplumdaki herkesin aynı özelliklere sahip olduğu, çok iyi anlaşacağı ya da o toplumda hiçbir sorunun olmayacağı anlamına mı gelir? Böyle bir toplumda huzur garanti midir? Düşününce bunu okuyan hemen herkesin cevabı olumsuz olacaktır.
Farklılıklarla bir arada olma durumu o toplumu doğrudan çatışmaya götürmeyeceği gibi aynılıklar da direkt olarak huzur ve barışa götürmeyecektir. Peki öyleyse gerekli olan nedir? Burada gerekli olan temel şey pek çok psikoloji kitabında rastlayacağınız bir kavramla açıklanabilir “koşulsuz kabul ve saygı.” Evet koşulsuz kabul ve saygı pek çok odanın kapısını açacak bir anahtar gibi görülebilir ki ilk açacağı kapı da kişinin kendi içinde taşıdığı gizli odanın kapısı olacaktır. Öyleyse koşulsuz kabulün ne olduğunu irdeleyelim. Koşulsuz kabul diğerini kabul etmek için hiçbir şartın olmadığı durumdur (Standal, 1954). Diğeriyle ilgili seçici bir değerlendirme yapmanın tam tersidir. Koşulsuz kabulde diğer kişi kendi duyguları ve deneyimleri olan biricik bir kişidir ve kişi değişmek istiyorsa kendisine ilişkin koşulsuz kabulün gerçekleşmesi gerekmektedir. Kendine ilişkin koşulsuz kabule sahip olan kişi hislerinin, düşüncelerinin, yaşantılarının, isteklerinin, korkularının kendisine ait olduğunu kabul eder (Rogers, 1957).

Olumlu ilişkilerin temelinde kişinin hem kendisine hem de diğerine koşulsuz saygı duyması yatar. Kişi kendisine saygı duyduğunda artı ve eksi yönlerini daha net görebilir, kendisine ilişkin kabule sahip olur ve daha önemlisi bu yolla diğerlerine ilişkin saygı ve kabulü olur ve dış dünyaya karşı savunucu olma özelliği azalır (Türküm, 1998). Karşımızdaki kişi olduğu haliyle kabul edildiğini hissetmelidir. Kabul etme, diğerinin davranışlarını tamamıyla onaylamak anlamına gelmez sadece diğerinin kendisine ait olanlara sahip olma hakkını temin eder (Corey, 2015). Kişinin kendini ve diğerlerini kabul etmesinin pek çok olumlu tarafı vardır. Kendine ilişkin kabul ve saygısı olan birey diğerleri tarafından yargılanma endişesi duymadan benimsediği değer ve ilkelerin rehberliğinde hareket edebilir. Herhangi bir konuda yaşadığı başarısızlıkta öncesine göre daha az iyi olduğunu düşünmez, davranışlarının sorumluluğunu alır ve sonuçlarını da kabul eder. Diğerlerine ilişkin kabul ve saygının olmasıyla birey, diğer kişi ya da diğerinin davranışı her ne olursa olsun onu olduğu gibi kabul edilebilir; diğerlerinin kendilerine özgü değerleri, inançları, ilkeleri olduğunun farkındalığına sahiptir (Sheerer, 1949).
Koşulsuz kabul ve saygının varlığından gerçekten söz edilebilmesi için bunun düşünce boyutunun yanında sözlü ve sözsüz davranışlarla sergilenmesi ve içselleştirilerek hissedilmesi önemlidir. (Kaya, 2016). Hemen hemen her insan diğer insanlara ilişkin koşulsuz kabul ve saygıya sahip olduğunu söyleyebilir. Burada önemli nokta kendimize ve diğerlerine ilişkin koşulsuz kabul ve saygıyı fiiliyata dökmek ve bunu içten hissetmektedir. Aksi takdirde sadece “insancıl söylemlere sahip” insanların çoğalması işten bile değildir.
 
Bir annenin evladına yaşatabileceği en güzel duygudur koşulsuz kabul.



Balkondaydım. Bizim karşıda çok sevdiğim bir kız var. Adı Nisa. 7 yaşlarında falan.

Babası kozbişov biz Nisa ile konuşunca çocuğa kızıyormuş. Ondan dolayı konuşmadım, çaktırmadan izledim.

Annesi yanına geldi Nisa'nın. Yağmurlu bir gündü. Beraber pencereden ellerini uzattılar, yağmur değdi ellerine. Kalp yaptılar karşılıklı iki parmaklarını birleştirerek. Güldüler. Birbirlerine kocaman binaları gösterdiler. Yine güldüler. Annesi kocaman öptü Nisa'yı.
 
Bunun için ön yargılardan sıyrılmak gerekiyor.
 
Geri