KONSÜLTASYON-CHARLES DE BERNARD

Geçen sonbaharın başında, doktor Magnan’ın muayenahanesinin bekleme odasında bekleyenler arasında kırk yaşlarında, kumral, zayıf, boynu bükük, öyle hasta görünümlü bir adam vardı ki, adama bakmak bile burasının bir doktor muayenehanesi olduğunu tahmine yetiyordu.
Bu çelimsiz adam endişeli bir yüzle içeri girince, köşede bir yere oturdu ve doktor tüm hastalara bkana dek sabırla bekledi ve doktor son hastasını da muayene ettikten sonra, içten bir gülümsemeyle ona doğru geldi.
“İyi günler bay Bouchereau, sizi bu kadar uzun süre beklettiğim için binlerce kez özür diliyorum, biliyorsunuz vaktim öncelikle hastalarıma ait ve eminim buna bir itirazınız yoktur.”
Adam içini çekerek “ruhun acıları vücudun acılarından daha can yakıyor” diye cevap verdi.
Neyiniz var? Çok üzgün görünüyorsunuz, eşiniz hasta değil ya?
Adam, “karım demir gibidir” derken acı acı gülümsedi.
O zaman sıkıntınızın ne olduğunu anlatın, ruhsal bir sorun demiştiniz değil mi? Anlatmazsanız, ruhunuzda neler olduğunu nasıl bilebilirim? Görelim bakalım nasıl bir faydamız dokunacak?
Adam üzgün bir şekilde otururken, “Azizim doktor, birbirimizi yirmi yıldan fazla tanıyoruz, sizi en iyi arkadaşlarımdan biri olarak görüyorum ve tam olarak güveniyorum.” dedi.
“İltifat etmeyi bırakalım.”
“İltifat değil en samimi duygularımla konuşuyorum, bunun yanı sıra, size duyduğum güvenden ötürü bir itirafta bulunacağım.”
Doktor biraz sabırsızlanarak ‘gerçeklere gelelim’ dedi
“Gerçek üzücü ve biraz gülünç gelebilir o yüzden söylemekte tereddüt ediyorum fakat önce size söyleyeceğim şeyi yeryüzünde kimseye söylemeyeceğinize söz verin.”
Doktor Mangan, ciddi ciddi, “Doktora verilen sır, bir papaza verilmiş kadar kutsaldır”dedi.
Bouchereau tekrar içini çekti sonra dudaklarını ısırdı ve gözlerini tavana dikti.
Sonunda kederli kederli doktora bakarak ‘Pelletier’ i tanır mısınız?’ dedi
“Genelkurmaydaki yüzbaşı değil mi? Tüm bildiğim bu. Sıcakkanlı, kısa boyunlu, aklından çok pazuları kuvvetli olan, bir öküzün vücut yapısına sahip…felç yüzünden öleceğini tahmin etmiştim..”
“İnşallah”.
“Beni şaşırtıyorsunuz dost olduğunuzu sanıyordum”
“Dost mu!” Adamın sesinde kızgınlık ve alay vardı..
“Ya açık konuşun ya da hiç konuşmayın, bu bulmacayı çözecek kadar Oedipus değilim”
Doktorun kara gözlerindeki sabırsızlık pırıltıları, kederli adamın itirafının sadedine gelmeyip daha fazla oyalanmasını önledi.
“Şeyy, azizim doktor, kısacası gerçek şu ki, yüzbaşı Pelettier karıma asılıyor.”
Doktor gülmemek için üst dudağını ısırdı ve ciddi ciddi birkaç kez başını salladı
“Bak sen, şu Pelletier salağının bu kadar zevk sahibi olduğunu bilmezdim, fakat tamamen emin misiniz? Böyle şeyleri genellikle en son kocalar duyar.”
“Çok eminim.bakın anlatayım: Karım birkaç gün Fontainbleu’da, annesindeydi, evvelsi gün odamdayken tesadüfen çalışma masamın anahtarının karımın gardrobuna da uyduğunu da fark ettim, gardrobu açtım ve esrarengiz siyah bir kutuda Pelletier’in karıma yolladığı mektupları buldum.”
“Vay canına! Ama neden karınıza ait bir şeyi açtınız?”
“Kendimde bu hakkı gördüm ama hemen hüküm vermeyin, mektupların sayesinde Virginia’nın tamamen masum olduğunu anladım, adama asla cesaret vermemişti..bundan eminim, bu esrarengiz yazışmaları benden saklamaktan başka suçu yoktu, bu yüzden adama karıma kızdığımdan daha çok kızdım, onu asla affetmeyeceğim. O adama evimi açmıştım, dostum, yoldaşım bilmiştim..en son düşüneceğim kişiydi.”
“İnsanlara hep arkadaşlarının ihanet ettiğini unuttunuz mu?”
“Dün adamı görmeye gittim.”
“Ah!”
“Bu uygunsuz davranışından ötürü onu azarladım ne cevap verdi dersiniz?”
“İnkar etti”
“İlk önce evet ama mektupları görünce, inkar etmesinin faydasız olduğunu anladı. O zaman sizin de iyi bildiğiniz küstah tavrıyla bana aynen şöyle dedi:”Azizim Buchereau, her şeyi iyi bildiğinize göre, bu konuda yalan söylemeyeceğim, karınıza aşık olduğum bir gerçek, bunu kendisine de söyledim ve bir kez daha söylemeyeceğime söz veremem, çünkü tüm olasılıklara karşın yeminimi tutamayabilirim, bu olayın seni incittiğini ve üzdüğünü çok iyi anlıyorum ama biliyorsunuz ben şerefli bir adam olduğumu bilmeyecek kadar cahil değilsiniz, yaptığım işlerin, hareketlerin sorumluluğunu üstlenmeyi bilirim, eğer hakarete uğradıysanız, seni tatmin edecekse emrinize amadeyim, ne zaman, nerede isterseniz:”
Doktor ciddi olmak için kendini zorlayarak “Size bunları söylemeye cesaret etti ha!” dedi.
“Pek çok şekilde…”
“Siz ne cevap verdiniz?”
“Kısa süre sonra cevap vereceğimi söyledim ve buraya geldim, böyle bir konuşmaya daha fazla devam etmeye asaletim müsaade etmezdi..”
Doktorun yüzü çok ciddileşti, başı önde, elleri arkada odada şöyle bir döndü, sonra tekrar ziyaretçisine döndü ve
“Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?” Diye sordu.
“Siz ne tavsiye edersiniz?”
“Böyle bir duruma katlanmanızın zor olacağını biliyorum ama diğer taraftan, sizin Pelletier kabadayısıyla bir düello yapmanız fikri canımı sıkıyor.”
Adam gözlerini açarak “kabadayı mı!” diye bağırdı. “Adam profesyonel bir düellocu ve bir suikastçi demelisiniz! Sabahlarını Lepage’daki atış poligonunda ya da eskrim okulunda geçiriyor ve her üç ayda bir düello yapıyor!”
“Ya siz..hiç böyle bir şey yaptınız mı?”
Koca o ana kadar olmadığı bir canlılıkla “asla” diye cevap verdi. “Birkaç kez elime fırsat geçmedi değil ama düello yapmak prensiplerime aykırıdır, kan akıtmak fikri bana iğrenç geliyor, barbarca bir gelenek, polis toplumundaki korkunç bir anormallik”
“Kısaca onunla düello yapmaya niyetiniz yok.”
“Eğer gerçekten hakarete uğrasaydım, ölümcül bir yaranın intikamını almak zorunda kalsaydım, böyle insani şekilde değil, hırslarımla konuşurdum, bazı durumlara en akıllı adamlar bile ne cevap vereceğini bilemez ama işler o kadar aşırıya kaçmadı, Pelletier, böyle kibirli şekilde konuşacağına, özür filan dileseydi, beni onore etseydi, bir skandal çıkmaması ve herkesin iyiliği için bundan sonra daha doğru davranacağını söyleseydi…daha şerefli olurdu..siz de benim gibi düşünmüyor musunuz?”
Doktor “Dövüşmemek ha? Diyerek adamın sözünü kesti. “Eğer onunla düello yaparsanız, bire on bahse varım ki, sizi tavuk gibi doğrar.“
“Doktor beni tam olarak anlamadınız.”
“Tersine çok iyi anladım, siz düello yapmayacaksınız ve yüzbaşı da sizi tatmin edecek bir özür dileyecek..istediğiniz bu değil mi?”
Doktorun anlayışı barışçıl adamın tüm yüzünün kızarmasına neden oldu
Doktor kendi kendine konuşurmuş gibi, “Pelletier ayının tekidir” diye devam etti, “Genellikle subaylar ondan daha hayat tecrübesine sahiptir, kadınları memnun etmek istemesine eyvallah ama kocalarına meydan okumak terbiyeli bir insanın yapacağı bir şey değil.”
“O halde bana bir anlaşma yapılmasını mı tavsiye ediyorsunuz?” diye imalı imalı sordu.
Doktor gülerek “evet ve dahası görüşmeleri ben üstleneceğim, size tekrar söylüyorum ki, yarın Pelletier bu kışkırtıcılığından vazgeçecek, sizden resmen özür dileyecek ve sizi bir daha rahatsız etmeyeceğine söz verecek. Bu benim işim, gerisi size kalmış.”
“Gerisi?”
“Biliyorsunuz söz vermek başka, verdiği sözü tutmak başka bir şeydir. Sanırım yüzbaşının yeminini tutmasını kolaylaştırmak için siz de üzerinize düşeni yapmalısınız mesela eşinizi birkaç aylığına ondan uzaklaştırmak için bir seyahate çıkartmak gibi, yüzbaşı görevi nedeniyle Paris’te kalacaktır..ama siz serbestsiniz, kışı güneyde geçirmekten sizi ne alıkoyabilir? Mesela Nice’ de?”
“Ben de zaten çare olarak bir seyahat düşünüyordum sizin de aynı şeyi düşünmenize memnun oldum ama başka bir şehir yerine neden Nice?”
“İklimi çok iyidir özellikle ciğerleri zayıf olan kişiler için”..
“Ama benim ciğerlerim mükemmeldir en azından öyle sanıyorum dedi ve tedirgin gözlerle doktora baktı”
“Kesinlikle ben de aksini söylemiyorum zaten, size verdiğim tavsiyenin başka bir sebebi yok, ama tedbirden zarar gelmez, hasta olmadan önce tedbir almak iyidir”
Endişeli adamın yüzü sarardı ve “ ciğerlerim tehlike altında mı?” diye sordu.
Doktor fazla konuşmuş olmaktan dolayı kendi kendisini azarlar gibi bir tonla, “Böyle bir şey demedim.” dedi. “Neden Nice dedim biliyor musunuz, bencilliğimden. Büyük ihtimalle kışın bir bölümünü geçirmek için ben de oraya gideceğim ve siz ve eşiniz de orada olursanız çok memnun olacağım.”
Tamam tamam ayarlarız..diyen Bouchereau, doktorun muayenehanesini geldiğinden daha endişeli bir halle çıktı, çünkü düello yapma endişesine bir de daha önce hiç aklına gelmeyen ölümcül bir hastalık korkusu eklenmişti.
Doktor, akşam saat 6’da, yüzbaşı Pelletier’e rastlayacağına emin şekilde Cafe Anglais’e gitti, gerçekten de yüzbaşı oradaydı, tek başına küçük bir masaya oturmuş iştahlı iştahlı sek şarap içiyordu üçgen vücutlu geniş omuzlu, dar kalçalı, kaslı, iriyarı, tıknaz, güçlü kuvvetli, parlak bıyıklı, keskin gözlü, kırmızı yüzlü bir adamdı, tam savaşçı bir tipti öyle ki, asker olmasa misyonunu yapmamış sayılabilirdi ve en küstah erkekleri bile etkiliyordu.
Bouchereau’nın dışındaki tüm erkekler bunun gibi bir aslan tarafından tam bir felaket addederlerdi.
Doktor ve yüzbaşı birbirlerini samimi bir şekilde selamladılar birkaç cümlelik iltifattan sonra ikisi de kendi masalarında yemeklerini yediler, aynı anda masalarından kalktılar ve kapıda karşılaştılar ve Madeleine bulvarında birlikte yürümeye başladılar
Yüzbaşı neşeyle “ee doktor, sana en az on kere sorduğum şeyi bulabildin mi? İyi huylu bir kadın (kız ya da dul, esmer veya kumral, zayıf veya şişman, benim için hepsi bir) onun servetini benimkine katmaktan mutluluk duyacağım bir kadın, sadece yüz bin kronluk bir çeyiz istiyorum, sanırım mütevaziyim..
“Fazla mütevazisin..sen daha fazlasına layıksın”
“Bana gülüyorsun”
“Hiç de değil, ayrıca şaka yapacak zaman değil, sana çok ciddi bir şey soracağım, biz yüz bin dolarlık bir nişanlıdan sözederken, Bouchereau, seninle konuşmamı istedi.”
Kaptan gülerek” ve sen de buna ciddi sorun mu diyorsun?” Dedi
Doktor ciddiyetle “sonu kanla biten her şey benim için ciddidir” dedi.
“Ah, bay Bouchereau kanıma mı susadı?” Pelletier gülmeye devam etti, “Bugüne kadar onun hep etobur değil de, otobur olduğuna inanıyordum, beni nasıl bir sosla yiyecek? Kılıç mı, tabanca mı?”
Doktor ciddiyetle“Silah seçimini size bırakıyor..”
“Benim için hepsi bir..ona zaten söylemiştim. Bakalım: Yarın ahbaplarımdan biriyle öğle yemeği yiyeceğim, kaçırmak istemem, ama ertesi gün emrinizdeyim, size uyar mı?”
“Mükemmel, ertesi gün sabah saat 7’de Vincennes ormanının girişinde”
Yüzbaşı anlaştık diyerek, kocaman elini dostça ahbabının koluna koydu, oo doktor bir düello işine el atıyorsunuz ha, antipati duymanıza neden olacak bir rakip mi?
Doktor bu bayat şakaya kötü kötü gülümsedi ama hemen bastırdı ve bir anlık sessizlikten sonra
“Yarama dokundunuz şu anda aklıma gelen tuhaf bir şeyi itiraf edebilir miyim? Şu anda beni vuran korkunç bir düşünce”
“Söyleyin korkunç düşünceleri severim!”
“Ünümün çıkarı için yarın onunla yapacağınız karşılaşmada Bouchereau’nun ölmesini diliyorum”
“Neden?”
“Çünkü eğer siz onu öldüremezseniz, bir yıl geçmeden onun ölümünden ben sorumlu gösterileceğim”
“Anlamadım siz de mi onunla düello yapmak istiyorsunuz?”
“Hayır ama ben onun doktoruyum birçok kişiye göre onun hayatından sorumlu olan insanım tüm belirtilere göre ancak bir yıl yaşayacağına göre…”
Pelettier koca gözleri açarak “ne hastalığı var?” diye sordu.
“Tedavisi olmayan kronik bir akciğer problemi! Onu Nice’e göndereceğim biliyorsunuz biz doktorlar artık yapacak bir şeyimiz kalmayınca hastalarımıza böyle şeyler öneririz yarınki düelloda ona bir şey olmazsa gidecek ama dönecek mi Allah bilir.”
“Ciğerleri mi hasta onun gibi kanlıcanlı biri?”
“Yüzünün renginin bununla hiç ilgisi yok.”
“Yani hayatı tehlikede mi?”
“Ben bir yıl bile vermiyorum belki altı ay”
İki arkadaş bir süre sessizce yürüdüler.
“Evet yüzbaşı boucheraeu’ya ölmüş bir adam gözüyle bakabilirsiniz, sizin kılıcınızın tehlikesini bir yana bıraksanız bile, bir yıla kalmadan karısı yeniden evlenmek isteyecektir..doğrusu çok gözde bir dul olacak..hayransız kalacağını sanmıyorum”
Yüzbaşı arkadaşına gözucuyla baktı adamın dostça yüzü kendisini heyecanlandıran sözlerindeki tüm kuşkuyu götürdü.
Yüzbaşı sorgulayan ama yarımağızla “Boucheraeu ölürse karısı zengin mi olacak?” diye sordu.
Doktor “Aman tanrı’m çeyizinde sayacak yüz bin değil, iki yüz bin frank olacak!”
Yüzbaşı gözleri parlayarak “abartıyorsun” dedi.
Doktor Mangan kendinden emin bir tavırla “hesaplaması kolay dedi, kadına babasından yüz bin frank miras kaldı, annesinden yüz elli bin frank gelecek, ve kocasından da en az üç yüz elli bin kalacak hepsini birbirine ekle”
Arkadaşının söylediği her rakamla hırsı kabaran Pelletier “Desene kocası evlilik sözleşmesiyle her şeyini karısına mı bırakmış.”
Doktor ağırbaşlı bir sesle “her şeyini” dedi.
Bu tek hecelik kelime uzun bir nutuk kadar güçlüydü, arkadaşının zekasından emin olan doktor başka tek şey eklemedi ama birkaç saat önce yüzbaşının pazularının beyninden gelişmiş olduğunu söylediğinden, büyülü bir tesir yapmasını umduğu birkaç söz daha ilave etmekten çekinmedi.
Hoş bir edayla “evlenmeye çok uygun biri olduğunuzdan size çok yakışan biri olurdu, genç, güzel, iyi huylu, altıyüzbin franklık serveti, böyle bir talihin ayağınıza kadar gelmesi için kocasını öldürmeniz gerekmeyecek”
Az önce yüzünde hülyalı bir ifade olan yüzbaşı Pelletier gülmeye çalıştı. İşini yaptığından emin olan doktor bir hasta ziyaretini bahane ederek, arkadaşını bulvarda bırakarak ondan ayrıldı, yüzbaşının kalbi altıyüzbin franka sahip olan dulu düşünerek çarpıyordu.
Yüzbaşı Pelletier yaralı bir domuz gibi hızla otobüse binmeden Madeleine’den Bastille’e gitti, Porte Saint’e geldiğinde kararını vermişti:
“Farkında olmadan doktor bana mükemmel bir bilgi verdi” diye düşündü. “Bouchereau ile düello yapmak ha! O kadar aptal değilim! Onu öldürürsem Virgina’nın karşısına ne yüzle çıkarım? Küçük hanım bana başka gözle bakmaz ki! Üç ay boyunca ona kur yapmakla insiyatifi ele almış oldum, üstelik büyük gün geldiğinde onu serveti için sevdiğimi de düşünmemiş olacak. Bouchereau’yu öldürmek enayilik olur, bırakalım kendi kendine ölsün, buna itirazım yok, görünen o ki, karısı dul kalınca düello edecek yeterince rakibim olacak, altıyüzbin frank! Kapısında kuyruk olacaklar! Ama öncelik benim olacak, başkalarının beni ezmesine izin verecek değilim.”
Ertesi sabah yüzbaşı doktorun muayenehanesine hastalardan daha önce geldi.
Askerce bir dobralıkla “Doktor, dün Bouchereau’nun hastalığıyla ilgili söylediklerin beni çok etkiledi, altı aylık ömrü kalmış bir adamla düello yapamam, farzedin onu kılıçla yaraladım, başkasına zarar vermeyecek bir yara onun için öldürücü olabilir onun durumunu göz önüne alırsam, aptalca bir meseleden ötürü eski bir dostun ölümüne sebep olduğum için ömür boyu suçluluk hissederim. Size kavgamızın sebebini söyledi mi?”
Yalan söylemeye hakkı olduğunu düşünen doktor “hayır” dedi.
Yüzbaşı, doktorun sahte havasına kanarak, “İkimiz arasında gerilimli konuşmalar geçti, doğruyu söylemek gerekirse hatalı olan bendim biliyorsunuz çabuk köpürürüm, barut fıçısı gibiyimdir, zavallı Bouchereau ile dalga geçtim şimdi çok üzgünüm kısaca kimsenin korktuğumu düşünmesine gerek kalmayacak kadar çok düello yaptım. Bouchereau’ya meseleyi unutmasını söylemek isterseniz ben hazırım laf aramızda bu öneri onu sevindirecek.”
Doktor “yanılıyor olabilirsiniz Yüzbaşı” dedi. Dün Bouchereao çileden çıkmış gibiydi sakin biri gibi gözükmesine rağmen kanı kaynarsa bir kaplan kesilir galiba onu çok kırmışsınız ve resmen özür dilemedikçe…”
Pelletier doktorun lafını keserek “İşi yokuşa sürme, nadiren özür dilerim hayatımda böyle bir şey ilk kez oluyor ama eski dostlar olunca, insan ince eleyip sık dokumamalı, ayrıca sonunda kendimi suçlu hissetmektense, taviz vermeyi yeğlerim, Bouchereau’yu görmeye birlikte gidelim mi?”
Doktor “Gidelim” derken, kendi çıkarı için bu düellocu adamın nasıl düşünceli, barışsever, insancıl hassas hale geldiğine gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Geçen sonbaharın başında, doktor Magnan’ın muayenahanesinin bekleme odasında bekleyenler arasında kırk yaşlarında, kumral, zayıf, boynu bükük, öyle hasta görünümlü bir adam vardı ki, adama bakmak bile burasının bir doktor muayenehanesi olduğunu tahmine yetiyordu.
Bu çelimsiz adam endişeli bir yüzle içeri girince, köşede bir yere oturdu ve doktor tüm hastalara bkana dek sabırla bekledi ve doktor son hastasını da muayene ettikten sonra, içten bir gülümsemeyle ona doğru geldi.
“İyi günler bay Bouchereau, sizi bu kadar uzun süre beklettiğim için binlerce kez özür diliyorum, biliyorsunuz vaktim öncelikle hastalarıma ait ve eminim buna bir itirazınız yoktur.”
Adam içini çekerek “ruhun acıları vücudun acılarından daha can yakıyor” diye cevap verdi.
Neyiniz var? Çok üzgün görünüyorsunuz, eşiniz hasta değil ya?
Adam, “karım demir gibidir” derken acı acı gülümsedi.
O zaman sıkıntınızın ne olduğunu anlatın, ruhsal bir sorun demiştiniz değil mi? Anlatmazsanız, ruhunuzda neler olduğunu nasıl bilebilirim? Görelim bakalım nasıl bir faydamız dokunacak?
Adam üzgün bir şekilde otururken, “Azizim doktor, birbirimizi yirmi yıldan fazla tanıyoruz, sizi en iyi arkadaşlarımdan biri olarak görüyorum ve tam olarak güveniyorum.” dedi.
“İltifat etmeyi bırakalım.”
“İltifat değil en samimi duygularımla konuşuyorum, bunun yanı sıra, size duyduğum güvenden ötürü bir itirafta bulunacağım.”
Doktor biraz sabırsızlanarak ‘gerçeklere gelelim’ dedi
“Gerçek üzücü ve biraz gülünç gelebilir o yüzden söylemekte tereddüt ediyorum fakat önce size söyleyeceğim şeyi yeryüzünde kimseye söylemeyeceğinize söz verin.”
Doktor Mangan, ciddi ciddi, “Doktora verilen sır, bir papaza verilmiş kadar kutsaldır”dedi.
Bouchereau tekrar içini çekti sonra dudaklarını ısırdı ve gözlerini tavana dikti.
Sonunda kederli kederli doktora bakarak ‘Pelletier’ i tanır mısınız?’ dedi
“Genelkurmaydaki yüzbaşı değil mi? Tüm bildiğim bu. Sıcakkanlı, kısa boyunlu, aklından çok pazuları kuvvetli olan, bir öküzün vücut yapısına sahip…felç yüzünden öleceğini tahmin etmiştim..”
“İnşallah”.
“Beni şaşırtıyorsunuz dost olduğunuzu sanıyordum”
“Dost mu!” Adamın sesinde kızgınlık ve alay vardı..
“Ya açık konuşun ya da hiç konuşmayın, bu bulmacayı çözecek kadar Oedipus değilim”
Doktorun kara gözlerindeki sabırsızlık pırıltıları, kederli adamın itirafının sadedine gelmeyip daha fazla oyalanmasını önledi.
“Şeyy, azizim doktor, kısacası gerçek şu ki, yüzbaşı Pelettier karıma asılıyor.”
Doktor gülmemek için üst dudağını ısırdı ve ciddi ciddi birkaç kez başını salladı
“Bak sen, şu Pelletier salağının bu kadar zevk sahibi olduğunu bilmezdim, fakat tamamen emin misiniz? Böyle şeyleri genellikle en son kocalar duyar.”
“Çok eminim.bakın anlatayım: Karım birkaç gün Fontainbleu’da, annesindeydi, evvelsi gün odamdayken tesadüfen çalışma masamın anahtarının karımın gardrobuna da uyduğunu da fark ettim, gardrobu açtım ve esrarengiz siyah bir kutuda Pelletier’in karıma yolladığı mektupları buldum.”
“Vay canına! Ama neden karınıza ait bir şeyi açtınız?”
“Kendimde bu hakkı gördüm ama hemen hüküm vermeyin, mektupların sayesinde Virginia’nın tamamen masum olduğunu anladım, adama asla cesaret vermemişti..bundan eminim, bu esrarengiz yazışmaları benden saklamaktan başka suçu yoktu, bu yüzden adama karıma kızdığımdan daha çok kızdım, onu asla affetmeyeceğim. O adama evimi açmıştım, dostum, yoldaşım bilmiştim..en son düşüneceğim kişiydi.”
“İnsanlara hep arkadaşlarının ihanet ettiğini unuttunuz mu?”
“Dün adamı görmeye gittim.”
“Ah!”
“Bu uygunsuz davranışından ötürü onu azarladım ne cevap verdi dersiniz?”
“İnkar etti”
“İlk önce evet ama mektupları görünce, inkar etmesinin faydasız olduğunu anladı. O zaman sizin de iyi bildiğiniz küstah tavrıyla bana aynen şöyle dedi:”Azizim Buchereau, her şeyi iyi bildiğinize göre, bu konuda yalan söylemeyeceğim, karınıza aşık olduğum bir gerçek, bunu kendisine de söyledim ve bir kez daha söylemeyeceğime söz veremem, çünkü tüm olasılıklara karşın yeminimi tutamayabilirim, bu olayın seni incittiğini ve üzdüğünü çok iyi anlıyorum ama biliyorsunuz ben şerefli bir adam olduğumu bilmeyecek kadar cahil değilsiniz, yaptığım işlerin, hareketlerin sorumluluğunu üstlenmeyi bilirim, eğer hakarete uğradıysanız, seni tatmin edecekse emrinize amadeyim, ne zaman, nerede isterseniz:”
Doktor ciddi olmak için kendini zorlayarak “Size bunları söylemeye cesaret etti ha!” dedi.
“Pek çok şekilde…”
“Siz ne cevap verdiniz?”
“Kısa süre sonra cevap vereceğimi söyledim ve buraya geldim, böyle bir konuşmaya daha fazla devam etmeye asaletim müsaade etmezdi..”
Doktorun yüzü çok ciddileşti, başı önde, elleri arkada odada şöyle bir döndü, sonra tekrar ziyaretçisine döndü ve
“Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?” Diye sordu.
“Siz ne tavsiye edersiniz?”
“Böyle bir duruma katlanmanızın zor olacağını biliyorum ama diğer taraftan, sizin Pelletier kabadayısıyla bir düello yapmanız fikri canımı sıkıyor.”
Adam gözlerini açarak “kabadayı mı!” diye bağırdı. “Adam profesyonel bir düellocu ve bir suikastçi demelisiniz! Sabahlarını Lepage’daki atış poligonunda ya da eskrim okulunda geçiriyor ve her üç ayda bir düello yapıyor!”
“Ya siz..hiç böyle bir şey yaptınız mı?”
Koca o ana kadar olmadığı bir canlılıkla “asla” diye cevap verdi. “Birkaç kez elime fırsat geçmedi değil ama düello yapmak prensiplerime aykırıdır, kan akıtmak fikri bana iğrenç geliyor, barbarca bir gelenek, polis toplumundaki korkunç bir anormallik”
“Kısaca onunla düello yapmaya niyetiniz yok.”
“Eğer gerçekten hakarete uğrasaydım, ölümcül bir yaranın intikamını almak zorunda kalsaydım, böyle insani şekilde değil, hırslarımla konuşurdum, bazı durumlara en akıllı adamlar bile ne cevap vereceğini bilemez ama işler o kadar aşırıya kaçmadı, Pelletier, böyle kibirli şekilde konuşacağına, özür filan dileseydi, beni onore etseydi, bir skandal çıkmaması ve herkesin iyiliği için bundan sonra daha doğru davranacağını söyleseydi…daha şerefli olurdu..siz de benim gibi düşünmüyor musunuz?”
Doktor “Dövüşmemek ha? Diyerek adamın sözünü kesti. “Eğer onunla düello yaparsanız, bire on bahse varım ki, sizi tavuk gibi doğrar.“
“Doktor beni tam olarak anlamadınız.”
“Tersine çok iyi anladım, siz düello yapmayacaksınız ve yüzbaşı da sizi tatmin edecek bir özür dileyecek..istediğiniz bu değil mi?”
Doktorun anlayışı barışçıl adamın tüm yüzünün kızarmasına neden oldu
Doktor kendi kendine konuşurmuş gibi, “Pelletier ayının tekidir” diye devam etti, “Genellikle subaylar ondan daha hayat tecrübesine sahiptir, kadınları memnun etmek istemesine eyvallah ama kocalarına meydan okumak terbiyeli bir insanın yapacağı bir şey değil.”
“O halde bana bir anlaşma yapılmasını mı tavsiye ediyorsunuz?” diye imalı imalı sordu.
Doktor gülerek “evet ve dahası görüşmeleri ben üstleneceğim, size tekrar söylüyorum ki, yarın Pelletier bu kışkırtıcılığından vazgeçecek, sizden resmen özür dileyecek ve sizi bir daha rahatsız etmeyeceğine söz verecek. Bu benim işim, gerisi size kalmış.”
“Gerisi?”
“Biliyorsunuz söz vermek başka, verdiği sözü tutmak başka bir şeydir. Sanırım yüzbaşının yeminini tutmasını kolaylaştırmak için siz de üzerinize düşeni yapmalısınız mesela eşinizi birkaç aylığına ondan uzaklaştırmak için bir seyahate çıkartmak gibi, yüzbaşı görevi nedeniyle Paris’te kalacaktır..ama siz serbestsiniz, kışı güneyde geçirmekten sizi ne alıkoyabilir? Mesela Nice’ de?”
“Ben de zaten çare olarak bir seyahat düşünüyordum sizin de aynı şeyi düşünmenize memnun oldum ama başka bir şehir yerine neden Nice?”
“İklimi çok iyidir özellikle ciğerleri zayıf olan kişiler için”..
“Ama benim ciğerlerim mükemmeldir en azından öyle sanıyorum dedi ve tedirgin gözlerle doktora baktı”
“Kesinlikle ben de aksini söylemiyorum zaten, size verdiğim tavsiyenin başka bir sebebi yok, ama tedbirden zarar gelmez, hasta olmadan önce tedbir almak iyidir”
Endişeli adamın yüzü sarardı ve “ ciğerlerim tehlike altında mı?” diye sordu.
Doktor fazla konuşmuş olmaktan dolayı kendi kendisini azarlar gibi bir tonla, “Böyle bir şey demedim.” dedi. “Neden Nice dedim biliyor musunuz, bencilliğimden. Büyük ihtimalle kışın bir bölümünü geçirmek için ben de oraya gideceğim ve siz ve eşiniz de orada olursanız çok memnun olacağım.”
Tamam tamam ayarlarız..diyen Bouchereau, doktorun muayenehanesini geldiğinden daha endişeli bir halle çıktı, çünkü düello yapma endişesine bir de daha önce hiç aklına gelmeyen ölümcül bir hastalık korkusu eklenmişti.
Doktor, akşam saat 6’da, yüzbaşı Pelletier’e rastlayacağına emin şekilde Cafe Anglais’e gitti, gerçekten de yüzbaşı oradaydı, tek başına küçük bir masaya oturmuş iştahlı iştahlı sek şarap içiyordu üçgen vücutlu geniş omuzlu, dar kalçalı, kaslı, iriyarı, tıknaz, güçlü kuvvetli, parlak bıyıklı, keskin gözlü, kırmızı yüzlü bir adamdı, tam savaşçı bir tipti öyle ki, asker olmasa misyonunu yapmamış sayılabilirdi ve en küstah erkekleri bile etkiliyordu.
Bouchereau’nın dışındaki tüm erkekler bunun gibi bir aslan tarafından tam bir felaket addederlerdi.
Doktor ve yüzbaşı birbirlerini samimi bir şekilde selamladılar birkaç cümlelik iltifattan sonra ikisi de kendi masalarında yemeklerini yediler, aynı anda masalarından kalktılar ve kapıda karşılaştılar ve Madeleine bulvarında birlikte yürümeye başladılar
Yüzbaşı neşeyle “ee doktor, sana en az on kere sorduğum şeyi bulabildin mi? İyi huylu bir kadın (kız ya da dul, esmer veya kumral, zayıf veya şişman, benim için hepsi bir) onun servetini benimkine katmaktan mutluluk duyacağım bir kadın, sadece yüz bin kronluk bir çeyiz istiyorum, sanırım mütevaziyim..
“Fazla mütevazisin..sen daha fazlasına layıksın”
“Bana gülüyorsun”
“Hiç de değil, ayrıca şaka yapacak zaman değil, sana çok ciddi bir şey soracağım, biz yüz bin dolarlık bir nişanlıdan sözederken, Bouchereau, seninle konuşmamı istedi.”
Kaptan gülerek” ve sen de buna ciddi sorun mu diyorsun?” Dedi
Doktor ciddiyetle “sonu kanla biten her şey benim için ciddidir” dedi.
“Ah, bay Bouchereau kanıma mı susadı?” Pelletier gülmeye devam etti, “Bugüne kadar onun hep etobur değil de, otobur olduğuna inanıyordum, beni nasıl bir sosla yiyecek? Kılıç mı, tabanca mı?”
Doktor ciddiyetle“Silah seçimini size bırakıyor..”
“Benim için hepsi bir..ona zaten söylemiştim. Bakalım: Yarın ahbaplarımdan biriyle öğle yemeği yiyeceğim, kaçırmak istemem, ama ertesi gün emrinizdeyim, size uyar mı?”
“Mükemmel, ertesi gün sabah saat 7’de Vincennes ormanının girişinde”
Yüzbaşı anlaştık diyerek, kocaman elini dostça ahbabının koluna koydu, oo doktor bir düello işine el atıyorsunuz ha, antipati duymanıza neden olacak bir rakip mi?
Doktor bu bayat şakaya kötü kötü gülümsedi ama hemen bastırdı ve bir anlık sessizlikten sonra
“Yarama dokundunuz şu anda aklıma gelen tuhaf bir şeyi itiraf edebilir miyim? Şu anda beni vuran korkunç bir düşünce”
“Söyleyin korkunç düşünceleri severim!”
“Ünümün çıkarı için yarın onunla yapacağınız karşılaşmada Bouchereau’nun ölmesini diliyorum”
“Neden?”
“Çünkü eğer siz onu öldüremezseniz, bir yıl geçmeden onun ölümünden ben sorumlu gösterileceğim”
“Anlamadım siz de mi onunla düello yapmak istiyorsunuz?”
“Hayır ama ben onun doktoruyum birçok kişiye göre onun hayatından sorumlu olan insanım tüm belirtilere göre ancak bir yıl yaşayacağına göre…”
Pelettier koca gözleri açarak “ne hastalığı var?” diye sordu.
“Tedavisi olmayan kronik bir akciğer problemi! Onu Nice’e göndereceğim biliyorsunuz biz doktorlar artık yapacak bir şeyimiz kalmayınca hastalarımıza böyle şeyler öneririz yarınki düelloda ona bir şey olmazsa gidecek ama dönecek mi Allah bilir.”
“Ciğerleri mi hasta onun gibi kanlıcanlı biri?”
“Yüzünün renginin bununla hiç ilgisi yok.”
“Yani hayatı tehlikede mi?”
“Ben bir yıl bile vermiyorum belki altı ay”
İki arkadaş bir süre sessizce yürüdüler.
“Evet yüzbaşı boucheraeu’ya ölmüş bir adam gözüyle bakabilirsiniz, sizin kılıcınızın tehlikesini bir yana bıraksanız bile, bir yıla kalmadan karısı yeniden evlenmek isteyecektir..doğrusu çok gözde bir dul olacak..hayransız kalacağını sanmıyorum”
Yüzbaşı arkadaşına gözucuyla baktı adamın dostça yüzü kendisini heyecanlandıran sözlerindeki tüm kuşkuyu götürdü.
Yüzbaşı sorgulayan ama yarımağızla “Boucheraeu ölürse karısı zengin mi olacak?” diye sordu.
Doktor “Aman tanrı’m çeyizinde sayacak yüz bin değil, iki yüz bin frank olacak!”
Yüzbaşı gözleri parlayarak “abartıyorsun” dedi.
Doktor Mangan kendinden emin bir tavırla “hesaplaması kolay dedi, kadına babasından yüz bin frank miras kaldı, annesinden yüz elli bin frank gelecek, ve kocasından da en az üç yüz elli bin kalacak hepsini birbirine ekle”
Arkadaşının söylediği her rakamla hırsı kabaran Pelletier “Desene kocası evlilik sözleşmesiyle her şeyini karısına mı bırakmış.”
Doktor ağırbaşlı bir sesle “her şeyini” dedi.
Bu tek hecelik kelime uzun bir nutuk kadar güçlüydü, arkadaşının zekasından emin olan doktor başka tek şey eklemedi ama birkaç saat önce yüzbaşının pazularının beyninden gelişmiş olduğunu söylediğinden, büyülü bir tesir yapmasını umduğu birkaç söz daha ilave etmekten çekinmedi.
Hoş bir edayla “evlenmeye çok uygun biri olduğunuzdan size çok yakışan biri olurdu, genç, güzel, iyi huylu, altıyüzbin franklık serveti, böyle bir talihin ayağınıza kadar gelmesi için kocasını öldürmeniz gerekmeyecek”
Az önce yüzünde hülyalı bir ifade olan yüzbaşı Pelletier gülmeye çalıştı. İşini yaptığından emin olan doktor bir hasta ziyaretini bahane ederek, arkadaşını bulvarda bırakarak ondan ayrıldı, yüzbaşının kalbi altıyüzbin franka sahip olan dulu düşünerek çarpıyordu.
Yüzbaşı Pelletier yaralı bir domuz gibi hızla otobüse binmeden Madeleine’den Bastille’e gitti, Porte Saint’e geldiğinde kararını vermişti:
“Farkında olmadan doktor bana mükemmel bir bilgi verdi” diye düşündü. “Bouchereau ile düello yapmak ha! O kadar aptal değilim! Onu öldürürsem Virgina’nın karşısına ne yüzle çıkarım? Küçük hanım bana başka gözle bakmaz ki! Üç ay boyunca ona kur yapmakla insiyatifi ele almış oldum, üstelik büyük gün geldiğinde onu serveti için sevdiğimi de düşünmemiş olacak. Bouchereau’yu öldürmek enayilik olur, bırakalım kendi kendine ölsün, buna itirazım yok, görünen o ki, karısı dul kalınca düello edecek yeterince rakibim olacak, altıyüzbin frank! Kapısında kuyruk olacaklar! Ama öncelik benim olacak, başkalarının beni ezmesine izin verecek değilim.”
Ertesi sabah yüzbaşı doktorun muayenehanesine hastalardan daha önce geldi.
Askerce bir dobralıkla “Doktor, dün Bouchereau’nun hastalığıyla ilgili söylediklerin beni çok etkiledi, altı aylık ömrü kalmış bir adamla düello yapamam, farzedin onu kılıçla yaraladım, başkasına zarar vermeyecek bir yara onun için öldürücü olabilir onun durumunu göz önüne alırsam, aptalca bir meseleden ötürü eski bir dostun ölümüne sebep olduğum için ömür boyu suçluluk hissederim. Size kavgamızın sebebini söyledi mi?”
Yalan söylemeye hakkı olduğunu düşünen doktor “hayır” dedi.
Yüzbaşı, doktorun sahte havasına kanarak, “İkimiz arasında gerilimli konuşmalar geçti, doğruyu söylemek gerekirse hatalı olan bendim biliyorsunuz çabuk köpürürüm, barut fıçısı gibiyimdir, zavallı Bouchereau ile dalga geçtim şimdi çok üzgünüm kısaca kimsenin korktuğumu düşünmesine gerek kalmayacak kadar çok düello yaptım. Bouchereau’ya meseleyi unutmasını söylemek isterseniz ben hazırım laf aramızda bu öneri onu sevindirecek.”
Doktor “yanılıyor olabilirsiniz Yüzbaşı” dedi. Dün Bouchereao çileden çıkmış gibiydi sakin biri gibi gözükmesine rağmen kanı kaynarsa bir kaplan kesilir galiba onu çok kırmışsınız ve resmen özür dilemedikçe…”
Pelletier doktorun lafını keserek “İşi yokuşa sürme, nadiren özür dilerim hayatımda böyle bir şey ilk kez oluyor ama eski dostlar olunca, insan ince eleyip sık dokumamalı, ayrıca sonunda kendimi suçlu hissetmektense, taviz vermeyi yeğlerim, Bouchereau’yu görmeye birlikte gidelim mi?”
Doktor “Gidelim” derken, kendi çıkarı için bu düellocu adamın nasıl düşünceli, barışsever, insancıl hassas hale geldiğine gülmemek için kendini zor tutuyordu.