GALİP TEKİN
Üye
-
- Katılım
- Ağustos 14, 2016
-
- Mesajlar
- 676
-
- Tepkime puanı
- 2
-
- Puanları
- 268
-
- Yaş
- 41
Sosyal adâlet, çok eskiden beri düşünülen ve bütün dinler, rejimler, ictimâ’î mezheblerce ileri sürülen ve gerçekleşdirilmesi va’d edilen bir hususdur. Bir topluluğun düzenli ve âhenkli olması ve ferdler, zümreler arasında nefret ve düşmanlık bulunmaması, ancak sosyal adâletin varlığı ile mümkindir.
(Sosyal adâlet), herkesin, çalışması, bilgi ve kâbiliyyeti ve gördüğü iş nisbetinde ve derecesinde hakkını alması; hiç kimsenin ezilip sömürülmemesi demekdir. Sosyal adâlet, en küçük bir iş görene de, hayât hakkı tanımakdadır. Çalışan herkesin asgarî bir geçim şartına erişmesi, sosyal adâletin ilk şartıdır.
Sosyal adâlet, sosyal eşitlik demek değildir. Herkesin aynı gelire sâhib olması adâlet değil, adâletsizlik olur. Bir sınıfda, çalışan çalışmayan, bilen bilmeyen bütün öğrencilerin sınıf geçmesi gibi. Mutlak eşitlik, ne tabiatda, ne toplulukda, hiçbir yerde yokdur.
Hukukdaki eşitlik, aynı durum ve şartlar içinde bulunan herkesin aynı muâmeleye tâbi’ tutulması ma’nâsındadır. Sosyal bakımdan, ya’nî iktisad cihetinden tam bir eşitlik aramak ve istemek, hem gereksiz, hem imkânsızdır. Çünki, adâlet kavramı ile bağdaşdırılamaz. Mes’ele, çalışmak ve kazanmak imkânını herkese aynı şeklde vermekdir. Mevcûdu kelle hesâbı, eşit şeklde paylaşdırmak demek değildir. Herkesin çalışmasının karşılığını görmesi, hakkını elde edebilmesi da’vâsıdır.
Sosyal adâlet, millî gelirin en uygun şeklde taksîmini sağlar, istismârı, sömürücülüğü ortadan kaldırır. Sermâyenin çok küçük ve belirli bir zümre elinde toplanmasını önler. Herkese kendi ölçüsünde hayât hakkı verir. Sınıf ve zümreleri arasında düşmanlık bulunmıyan bir topluluk meydâna getirir. Böyle bir toplulukda vatandaşlar, hâl ve istikbâl bakımından kendilerini emniyyetde hissederler.
Sosyal adâlet, milliyetçi görüşle ve liberalist tarafı biraz dahâ fazla olan karma bir ekonomi ile gerçekleşdirilebilir.
(Milliyetcilik), bir milleti yükseltmek arzûsudur. Milliyetcilik demek, mensûb olduğu milleti sevmek, onun ilerlemesi için, çalışmak, millî değerleri, kurumları, dîni ve gelenekleri korumak ve devâm etdirmek demekdir. Sosyal adâleti en iyi, en verimli olarak sağlayan kuvvet, islâm dînidir. Müslimânlar birbirlerinin kardeş olduklarına inanırlar. Kardeş gibi sevişirler. Müslimân olmayanların dahî mallarına, canlarına, ırzlarına saldırmazlar. İslâm dîni, insanların sevişmelerini, yardımlaşmalarını sağlar. Bölücülüğü önler. Çalışmağı, halâl para kazanmağı emr eder. Her çalışan insana hakkını verir. Herkesin mülkünü korur. Her müslimân, kazancına râzı olmakda, râhat ve huzûr ile yaşamakdadır. Kimse kimsenin malına, mülküne dokunmaz. Sosyal adâleti anlıyanların ve bu da’vâlarında samîmî olanların, islâm dînine saygı göstermeleri ve yardım etmeleri îcâb eder.
(Sosyalizm), sosyal adâlet demek değildir. İsmleri benziyorsa da, birbirinden başka, büsbütün ayrıdırlar. Îmân ile küfr gibidirler. Ya’nî, birinin bulunduğu yerde, öteki bulunamaz.
(Sosyalizm), ferdî mülkiyyet düşmanlığı, bütün istihsâl vâsıtalarının ve ticâretin devletleşdirilmesi, diktatör idârenin kurulması, din düşmanlığı, bütün çalışanların işçi, ırgad hâline sokulması, din, târîh, millet, vatan ve devlet düşüncelerinin yok edilmesidir. Ferdin ölmiyecek kadar kabûl edilen, çok az yiyecek, giyecek ve ev eşyâsından ve bir iki odadan başka, bütün gelir ve kazançları elinden alınır. Böylece, insanlar, her çeşid teşebbüs, rekâbet, buluş, inanış ve inkişafdan mahrûm bırakılır. Bütün kâbiliyyetleri ve şahsiyyetleri söndürülür. Zâlim, merhametsiz olan tek bir merkezden, sıkı bir baskı ve işkence ile idâre edilen bir esîr, bir robot hâlinde, gücü gidinceye kadar çalışdırılır.
Sosyalizm, kızıl (Rus) ve sarı (Çin) emperyalizminin diktatörlüklerine maske ve âlet olmuşdur. Sosyalizmi belirten yukarıdaki işlerden bir veyâ birkaçı gevşek yapılır veyâ hiç yapılmazsa, buna (Nasyonal sosyalizm) denir. Hepsi, işkence ile, kıyasıya yapılınca (İhtilâlci sosyalizm) veyâ (Komünizm) denir. Sosyalizm ve komünizm kelimeleri, inkâr felsefesinin adı ve soy adı gibidirler. Her ikisi de, insanı madde ile nefsin arzûlarına tapdırmakdadır. Allahü teâlâdan ve kendi rûhlarından, vicdanlarından habersiz bırakarak, hayvan gibi boğaz tokluğuna yaşatmakdadır. İdâreci, diktacı azınlık ise, kudurmuş köpekler gibi, millete ve birbirlerine saldırmakda, kendilerini ve milleti sinsice, kahbece öldürmekdedirler. Rusyada ve Çinde, milyonlarca insan öldürdüler.
Komünizm gaddar ve barbar olduğu kadar, sinsi, aldatıcı ve bulaşıcıdır. Kurnaz metodlarla usanmadan, yılmadan şeytân inâdı ile çalışır. Muhtelif kılıklara büründüğü gibi, hedef tutduğu muhîtinde, za’îf ve kopması kolay olan cihetlerinden de istifâde etmesini bilir. Izdırab ve sefâletleri istismar ederek, kışkırtıcı üslûbu ile ictimâ’î nizâmı bozarak sınıf kavgasına yol açar. Örümcek ağı gibi câsûsluk ve propaganda şebekeleri kurar. Aşağı karakterli, düşük kaliteli soysuz insanları para ile kolayca kızıl ağına düşürür. Sonra, ölüm ile tehdîd ederek bunlara her kötülüğü yapdırır. Onlardan son derece istifâde etmesiyle, hedefini içinden çürütüp, yıkmakda şeytânî ince san’ata vâkıfdır.
Bir kerre onun korkunç pençesinin altına düşmüş bir memleket için kurtuluş çâresi yokdur. Kanser hastalığı ferd hayâtı için ne kadar korkunç ve tehlükeli ise, komünizm de, bir memleket, bir millet için, o kadar tehlükeli siyâsî bir felâketdir.
Komünizmi, hürriyyet çatısı altında demokrasi temeline dayanan, istikbâli ve mukadderâtı temâmen halk irâdesine bağlı, onun reyi ile iş başına gelip giden, hür dünyâca alışılmış, ehlî ve humaniter istikâmetli, siyâsî partiler gibi zan edip aldanmamalıdır. Güzel ve parlak sözlerine kanıp, kocaman yılanın zehrli dişlerine kendisini kapdırmış, zavallı bir kurbağanın âkıbetine düşmemelidir.
Saf zümreye “Cennet Bağçesi” olarak uzakdan parlak göstermek istedikleri şey, propaganda kılıfı ile örtülmüş, milyonlarca ma’sûm insanların kemikleriyle dolu, cinâyet kuyusudur.
Hür dünyâ sathında kızıl sihirbazların dökmekde oldukları, propaganda esrâr dozlarını tadayım derken, fazla kaçırıp serhoş olanlar ve serhoşluk illüzyonunun, hayâllerinin te’sîri altında, komünizme aşk i’lân edenler, ayıldıkdan sonra, nedâmet ve pişmânlıkla geri dönmüşlerdir.
1952 yılında tanınmış İtalyan komünist liderlerinden Masentso, yıkıcı fe’âliyyetinden dolayı İtalyan mahkemeleri tarafından üç yıl ağır habs cezâsına mahkûm edilmişdi. Masentso mevkûf bulunduğu habshânesinden “komünizm Cenneti”ne kavuşmuş olan Çekoslovakyaya kaçmağa muvaffak olmuşdu. Kısa bir zemân oralarda kaldıkdan sonra, Masentso, içerisinde bulunduğu rü’yâsının ortasında çabucak ayılıverdi. Acı ve sert hakîkatleri, bütün çıplaklığı ile farketdi. Bundan duymuş olduğu nedâmet ve pişmânlığını bir müddet saklamak istemiş ise de, hür Avusturyaya kaçıp oradan da, haklı olarak çarpdırılmış olduğu üç yıl ağır habs cezâsını çekebilmek için, İtalyaya gönderilmesini istemiş ve demişdir ki, Cennet zan etdiğimiz komünist memleketlerde yaşamakdan ise, İtalyan habshâneleri dahâ râhat, dahâ iyidir. ARKASI YARIN KAYNAK:HAK SÖZÜN VESİKALARI
(Sosyal adâlet), herkesin, çalışması, bilgi ve kâbiliyyeti ve gördüğü iş nisbetinde ve derecesinde hakkını alması; hiç kimsenin ezilip sömürülmemesi demekdir. Sosyal adâlet, en küçük bir iş görene de, hayât hakkı tanımakdadır. Çalışan herkesin asgarî bir geçim şartına erişmesi, sosyal adâletin ilk şartıdır.
Sosyal adâlet, sosyal eşitlik demek değildir. Herkesin aynı gelire sâhib olması adâlet değil, adâletsizlik olur. Bir sınıfda, çalışan çalışmayan, bilen bilmeyen bütün öğrencilerin sınıf geçmesi gibi. Mutlak eşitlik, ne tabiatda, ne toplulukda, hiçbir yerde yokdur.
Hukukdaki eşitlik, aynı durum ve şartlar içinde bulunan herkesin aynı muâmeleye tâbi’ tutulması ma’nâsındadır. Sosyal bakımdan, ya’nî iktisad cihetinden tam bir eşitlik aramak ve istemek, hem gereksiz, hem imkânsızdır. Çünki, adâlet kavramı ile bağdaşdırılamaz. Mes’ele, çalışmak ve kazanmak imkânını herkese aynı şeklde vermekdir. Mevcûdu kelle hesâbı, eşit şeklde paylaşdırmak demek değildir. Herkesin çalışmasının karşılığını görmesi, hakkını elde edebilmesi da’vâsıdır.
Sosyal adâlet, millî gelirin en uygun şeklde taksîmini sağlar, istismârı, sömürücülüğü ortadan kaldırır. Sermâyenin çok küçük ve belirli bir zümre elinde toplanmasını önler. Herkese kendi ölçüsünde hayât hakkı verir. Sınıf ve zümreleri arasında düşmanlık bulunmıyan bir topluluk meydâna getirir. Böyle bir toplulukda vatandaşlar, hâl ve istikbâl bakımından kendilerini emniyyetde hissederler.
Sosyal adâlet, milliyetçi görüşle ve liberalist tarafı biraz dahâ fazla olan karma bir ekonomi ile gerçekleşdirilebilir.
(Milliyetcilik), bir milleti yükseltmek arzûsudur. Milliyetcilik demek, mensûb olduğu milleti sevmek, onun ilerlemesi için, çalışmak, millî değerleri, kurumları, dîni ve gelenekleri korumak ve devâm etdirmek demekdir. Sosyal adâleti en iyi, en verimli olarak sağlayan kuvvet, islâm dînidir. Müslimânlar birbirlerinin kardeş olduklarına inanırlar. Kardeş gibi sevişirler. Müslimân olmayanların dahî mallarına, canlarına, ırzlarına saldırmazlar. İslâm dîni, insanların sevişmelerini, yardımlaşmalarını sağlar. Bölücülüğü önler. Çalışmağı, halâl para kazanmağı emr eder. Her çalışan insana hakkını verir. Herkesin mülkünü korur. Her müslimân, kazancına râzı olmakda, râhat ve huzûr ile yaşamakdadır. Kimse kimsenin malına, mülküne dokunmaz. Sosyal adâleti anlıyanların ve bu da’vâlarında samîmî olanların, islâm dînine saygı göstermeleri ve yardım etmeleri îcâb eder.
(Sosyalizm), sosyal adâlet demek değildir. İsmleri benziyorsa da, birbirinden başka, büsbütün ayrıdırlar. Îmân ile küfr gibidirler. Ya’nî, birinin bulunduğu yerde, öteki bulunamaz.
(Sosyalizm), ferdî mülkiyyet düşmanlığı, bütün istihsâl vâsıtalarının ve ticâretin devletleşdirilmesi, diktatör idârenin kurulması, din düşmanlığı, bütün çalışanların işçi, ırgad hâline sokulması, din, târîh, millet, vatan ve devlet düşüncelerinin yok edilmesidir. Ferdin ölmiyecek kadar kabûl edilen, çok az yiyecek, giyecek ve ev eşyâsından ve bir iki odadan başka, bütün gelir ve kazançları elinden alınır. Böylece, insanlar, her çeşid teşebbüs, rekâbet, buluş, inanış ve inkişafdan mahrûm bırakılır. Bütün kâbiliyyetleri ve şahsiyyetleri söndürülür. Zâlim, merhametsiz olan tek bir merkezden, sıkı bir baskı ve işkence ile idâre edilen bir esîr, bir robot hâlinde, gücü gidinceye kadar çalışdırılır.
Sosyalizm, kızıl (Rus) ve sarı (Çin) emperyalizminin diktatörlüklerine maske ve âlet olmuşdur. Sosyalizmi belirten yukarıdaki işlerden bir veyâ birkaçı gevşek yapılır veyâ hiç yapılmazsa, buna (Nasyonal sosyalizm) denir. Hepsi, işkence ile, kıyasıya yapılınca (İhtilâlci sosyalizm) veyâ (Komünizm) denir. Sosyalizm ve komünizm kelimeleri, inkâr felsefesinin adı ve soy adı gibidirler. Her ikisi de, insanı madde ile nefsin arzûlarına tapdırmakdadır. Allahü teâlâdan ve kendi rûhlarından, vicdanlarından habersiz bırakarak, hayvan gibi boğaz tokluğuna yaşatmakdadır. İdâreci, diktacı azınlık ise, kudurmuş köpekler gibi, millete ve birbirlerine saldırmakda, kendilerini ve milleti sinsice, kahbece öldürmekdedirler. Rusyada ve Çinde, milyonlarca insan öldürdüler.
Komünizm gaddar ve barbar olduğu kadar, sinsi, aldatıcı ve bulaşıcıdır. Kurnaz metodlarla usanmadan, yılmadan şeytân inâdı ile çalışır. Muhtelif kılıklara büründüğü gibi, hedef tutduğu muhîtinde, za’îf ve kopması kolay olan cihetlerinden de istifâde etmesini bilir. Izdırab ve sefâletleri istismar ederek, kışkırtıcı üslûbu ile ictimâ’î nizâmı bozarak sınıf kavgasına yol açar. Örümcek ağı gibi câsûsluk ve propaganda şebekeleri kurar. Aşağı karakterli, düşük kaliteli soysuz insanları para ile kolayca kızıl ağına düşürür. Sonra, ölüm ile tehdîd ederek bunlara her kötülüğü yapdırır. Onlardan son derece istifâde etmesiyle, hedefini içinden çürütüp, yıkmakda şeytânî ince san’ata vâkıfdır.
Bir kerre onun korkunç pençesinin altına düşmüş bir memleket için kurtuluş çâresi yokdur. Kanser hastalığı ferd hayâtı için ne kadar korkunç ve tehlükeli ise, komünizm de, bir memleket, bir millet için, o kadar tehlükeli siyâsî bir felâketdir.
Komünizmi, hürriyyet çatısı altında demokrasi temeline dayanan, istikbâli ve mukadderâtı temâmen halk irâdesine bağlı, onun reyi ile iş başına gelip giden, hür dünyâca alışılmış, ehlî ve humaniter istikâmetli, siyâsî partiler gibi zan edip aldanmamalıdır. Güzel ve parlak sözlerine kanıp, kocaman yılanın zehrli dişlerine kendisini kapdırmış, zavallı bir kurbağanın âkıbetine düşmemelidir.
Saf zümreye “Cennet Bağçesi” olarak uzakdan parlak göstermek istedikleri şey, propaganda kılıfı ile örtülmüş, milyonlarca ma’sûm insanların kemikleriyle dolu, cinâyet kuyusudur.
Hür dünyâ sathında kızıl sihirbazların dökmekde oldukları, propaganda esrâr dozlarını tadayım derken, fazla kaçırıp serhoş olanlar ve serhoşluk illüzyonunun, hayâllerinin te’sîri altında, komünizme aşk i’lân edenler, ayıldıkdan sonra, nedâmet ve pişmânlıkla geri dönmüşlerdir.
1952 yılında tanınmış İtalyan komünist liderlerinden Masentso, yıkıcı fe’âliyyetinden dolayı İtalyan mahkemeleri tarafından üç yıl ağır habs cezâsına mahkûm edilmişdi. Masentso mevkûf bulunduğu habshânesinden “komünizm Cenneti”ne kavuşmuş olan Çekoslovakyaya kaçmağa muvaffak olmuşdu. Kısa bir zemân oralarda kaldıkdan sonra, Masentso, içerisinde bulunduğu rü’yâsının ortasında çabucak ayılıverdi. Acı ve sert hakîkatleri, bütün çıplaklığı ile farketdi. Bundan duymuş olduğu nedâmet ve pişmânlığını bir müddet saklamak istemiş ise de, hür Avusturyaya kaçıp oradan da, haklı olarak çarpdırılmış olduğu üç yıl ağır habs cezâsını çekebilmek için, İtalyaya gönderilmesini istemiş ve demişdir ki, Cennet zan etdiğimiz komünist memleketlerde yaşamakdan ise, İtalyan habshâneleri dahâ râhat, dahâ iyidir. ARKASI YARIN KAYNAK:HAK SÖZÜN VESİKALARI