Kömen

Konu sahibi son olarak 4366 gün önce görüldü
Analım Tunga Er efsanesini;
Duyalım geçmişin erkek sesini.
Bürüyüp Tanrıdağ’ın çevresini
Yine Gök Türk olalım, El kuralım.
Ötüken-Yış durak olsun da bize
Yürüsün ordular ordan denize.
Çinli baş vermese, gelmezse dize
Kağanın buyruğu vardır: Vuralım.​
Anlatılmaz, yüce bir erdem olan
Bu akınlarda bulunmaz yorulan.
Günü geldikçe de bizden sorulan
Kan ve can vergisi olsun…Verelim!​
Ülkü uğrunda gönüller delidir.
Kişiler ülkü için ölmelidir.
Tanrı’nın insana değmiş elidir
Şu ölüm adlı güzel şey… Saralım.​
Hiç düşündün mü niçindir yaşamak?
Bir görev yapmak içindir yaşamak.​
Er kişiysen görevin neyse, başar.
Zevke, eğlenceye hayvan da koşar.​
Görüyorsun nice hayvan yığını
Ki yapar sadece hayvanlığını.​
Fakat onlar bile kendince yine
Tükürürler Kardeş’in itlerine.​
O nasıl olmalı bir ruhu ölü,
Ya da bir canlı, fakat kahpe dölü​
Ki sanar durduğu yer it inidir,
Oysa bir şanlı şehitler sinidir.​
O fuhuş uzmanı çikletli dişi,
Dişinin en kötü, en köhnemişi,​
Kaplamış ruhunu çirkef yosunu,
Hiç umursar mı şehit ordusunu?​
Var mıdır onca tivistin ötesi?
Adı üstünde: Köpek sosyetesi!​
Yok sayıp sen de bu ruhsuz sürüyü
Kılavuz yap ebedi Gök Börü’yü.​
Çıkarıp Ergenekon’dan ulusu
Türk’ü kılsın yine dünya ulusu.​
İzleyip Gök Börü’nün gölgesini
Gezelim gel o Kömen ülkesini.​
Gönlümün özlemi yerdir orası,
Gürler ufkunda yiğitlik borası.​
Orda erdem gözükür, başkası çıkmaz alana.
Kapanıktır kapılar her kovu, her bir yalana.​
Orda erler: Kimi arslan, kimi pars’ın eşidir.
Orda kızlar: Güneşin kendi, ayın onbeşidir.​
Uğramaz ufkuna asla o yerin yüz karası;
Orda yoktur ne siyaset, ne fikir maskarası.​
Yaşamaz öyle bir ortamda küçüklük, kötülük;
Bir alaydan daha üstün savaşır orda bölük!​
Sungurun uçtuğu yerlerde barınmaz yarasa;
Ve bütün dirliğin üstünde yürür sade yasa…​
Bir düşün başların üstünde kağanlık tuğunu,
Ruh duyar orda ölürken bile Türk olduğunu;​
Ölümün zevkini bir süs gibi gönlünde taşır.
Dirilerden daha çok orda şehitler dolaşır.​
Bu şehit ordusu varken kuramaz kimse pusu,
Yurt için kan dökülür orda denizler dolusu.​
Günümüzden, düşünüp birçok asırlar geriyi
Analım bin kere ölmüş o ölümsüz çeriyi:​
Ebedi yiğit!
Adı yok şehit!​
Kefenin: Vatan…
Tabutun: Cihan…​
Yaşıyor ünün.
Düşünüp övün,​
Damarında kan
Bir alev midir?​
Yaşaman: Roman;
Ölümün:Şiir.​
Sana yok ne taş,
Ne de bir mezar.​
Bu hayat: Savaş!
Ebedi uzar.​
Eşit olduğun
Şu güneş: Tuğun.​
Tabutun: Vatan,
Mezarın: Cihan.​
Adı yok yiğit!
Ebedi şehit!..​
Onu anmakla görür Türk soyu gökçek Kömeni:
Doludizgin yarışan Tanrıkut’un dört tümeni…​
Bin asır geçse de rastlanmaz onun bir eşine,
Buyruk aldım diye ok fırlatıyor evdeşine…​
Bidev atlarla kılıp her yolu bir günde yarı
Yıldırımlar gibi dağlardan aşan orduları…​
Saygı olsun bu çelik atlıların gök tuğuna,
Tuğu kaldırmış olan orduların başbuğuna.​
O nasıl bir yürüyüştür, ne yiğitler katarı!
Kun’u, Gök Türk’ü, Oğuz-Uygur’u, Kırgız’ı, Tatar’ı…​
O batırlar ki basıp bağra kucaklar ölümü.
Özgelerden sakınıp kendine saklar ölümü.​
Her zaman öyle ağırdır ki yiğitlik kefesi,
Kahramanlar gibi ölmek o günün felsefesi…​
Onların sanki başak canları… Durmaz, biçilir…
Toprağın içkisidir kanları, al al içilir.​
Tarihin bir olağanüstü ve şahane işi
Kür Şad’ın, Kül Tegin’in, Çağrı Beğ’in ok çekişi…


Hüseyin Nihal ATSIZ
 
Geri