Kızıl meydan kararırken..

Konu sahibi son olarak 1824 gün önce görüldü
Rusya’da yine bir şeyler oluyor: Rus sinemasının en çok gişe hasılatı yapan filmlerine imza atan yönetmen Timur Bekmambetov, yapımcısı olduğu The Darkest Hour/Karanlık Saat’te post-apokaliptik filmlerin sıkça başvurduğu bazı görsel kodlardan yararlanıp Moskova’yı büyük bir Amerikan şehrine dönüştürmeye çalışıyor. Genellikle Hollywood’un kullandığı söz konusu kodlar, insanlığın sonunu tüm dünyaca bilinen bazı kentsel simgeler üzerinden anlatmakta işe yarar: Özgürlük Anıtı’nın başı kopar, Times Meydanı Ölüm Vadisi’ne dönüşür, gökdelenler sular altında kalır; hikayenin biraz daha globalleşmesi isteniyorsa Eyfel Kulesi yıkılır, Big Ben durur vs. Boşaltılmış, artık insan ya da hayvan hiçbir sakini bulunmayan kent görüntüsü yeterince güçlü bir imge yaratır zaten -bomboş, inin cinin bile top oynamadığı bir İstiklal Caddesi imajının yaratacağı dehşetli huşu hissini düşünün- bir de bunu küresel bir felaketle besleyince, ortaya çıkan karabasanın sınırları iyice belirsizleşir. Bu, ‘olmayacak bir şey’in görüntüsüdür; insan uygarlığının geldiği son noktada sadece insanlık değil, maddi uygarlığın başat simgeleri de ortadan kalkmakta, yok olmaktadır.

Bekmambetov bu kıyamet imgesini Moskova Nehri’nin etrafını, Gorki Bulvarı’nı ve Kızıl Meydan’ı her türlü hayat emaresinden, sokak köpeklerinden bile arındırarak yapıyor. Tabii bu girişim tek başına Moskova’yı bir Amerikan kentine dönüştürmeye yetmez, bu güçlü imgelerin arasına ideolojik bir hikaye harcı da koymak lazım: Amerikalı iki genç girişimci iletişim teknolojileri ile ilgili bir iş için Moskova’ya gelirler. Ama vahşi kapitalizmin kuralsız ticaret oyunları yüzünden elleri boş kalır. Gittikleri bir gece kulübünde iki Amerikalı genç kızla tanışırlar, ne tesadüf ki, kendilerini kazıklayan bir diğer genç girişimci de aynı kulübe gelir -filmin ideolojik akışını sağlayan basit ve tipik bir ‘hacı hacıyı Mekke’de, hoca hocayı tekkede bulur’ durumu... Böylece biz de iyi paranın kötü parayı, ahlaklı kapitalistin ahlaksız kapitalisti kovacağını hemen anlarız. Gece hitama ermeden Moskova, insanları moleküllerine kadar parçalayabilecek bir güce sahip uzaylıların istilasına uğrar. İki gün sonra Moskova, uygarlığımızın mezarlarından birine dönüşecektir.*

‘Kentin kıyameti’ni Hollywood’u aratmayacak kadar güçlü bir görsellikle sunan Karanlık Saat’i yönetmeni Chris Gorak üzerinden değil de yapımcısı Timur Bekmambetov üzerinden ele almamın nedeni, Rusya’da böyle fantastik bir üretim gücüne bugün ancak Bekmambetov’un sahip olmasından kaynaklanıyor. O Bekmambetov ki, 2010’da yaptığı ve yine gişe rekorları kıran Yolki adlı keyifli yılbaşı komedisinde Dimitri Medvedev’i oynatmayı bile başarmıştı –Rusya devlet başkanı, TV’deki bir konuşması sırasında filmin kahramanlarından biri olan küçük çocuğun yeni yılını kutluyordu. Ama mesele Bekmambetov’un son dönem Rus sinema sektörünün en güçlü isimlerinden birine dönüşmüş olmasından ibaret değil, bir de geçirdiği ideolojik dönüşüm var: Yine o Bekmambetov ki, Night Watch/Gece Nöbeti (2005) ve Day Watch/Gündüz Nöbeti (2006) adlı iki müthiş fantastik filmle yeni Rusya’nın şaşırtıcı derecede acımasız kapitalizmini ‘vampirlik’ olarak nitelemiş, hatta bir kamu kuruluşunu –kentin elektrik hizmetlerini sağlayan Garsvet- iyilerin merkezi olarak göstererek neredeyse sosyalist bir bakış açısı bile sunmuştu. Bu iki filmin hikaye akışı ve görsel efektleri o kadar iyiydi ve Rusya’da öyle müthiş bir hasılat yapmışlardı ki, Hollywood Bekmambetov’u transfer etti. Peki sonra ne oldu? Bilmiyoruz, ama Bekmambetov’un ‘Rus Hollywood’unun gayrıresmi CEOsuna dönüşmesini sağlayacak bir şeyler olmuş belli ki... 2007 tarihli, yine gişe rekorları kıran ve ne hikmetse yine keyifli bir yılbaşı komedisi olan Ironiya Sudby‘nin (Kaderin İronisi) tüm kahramanları Rusya’nın küçük ve büyük burjuva tabakalarından seçilmişti. Şu son beş yıllık çalışmalarına bakınca, Bekmambetov sanki her yeni yılda Noel Baba’dan Rus kapitalizminin Amerikan kapitalizmi gibi ‘olgunlaşmasını’ istemiş gibi görünüyor. Tabii bu sefer de o kapitalizmin nasıl yalpaladığını görüp görmediğini merak ediyor insan... Kim bilir, belki Bekmambetov ülkesindeki kapitalizmin kendi kendini yiyip bitirmesine yönelik umutlar taşımaktadır. Ya da hiç alakası yoktur, basitçe Hollywood ağaçları olan biteni görmesini engellemektedir...

* Bu arada, Karanlık Saat’te Tarkovsky’nin Stalker’ına ve Strugatski Kardeşler’e çok ilginç göndermeler var: Örneğin, Stalker’ın uyarlandığı Uzayda Piknik adlı romanda ‘kıyma makinesi’ olarak adlandırılan ve farkına varmadan altından geçerseniz kafanızı parçalayan hava boşluğu benzeri anomaliler anlatılmaktadır; işte bu filmdeki uzaylılar ‘kıyma makinesi’ne fena halde benziyorlar. Finale doğru kahramanlar Moskova sokaklarını bırakıp Stalker’daki ‘Bölge’ye benzeyen terkedilmiş demiryolu alanına girdiklerinde göndermeler daha da belirginleşiyor. Stalker’da İzsürücü ve yoldaşları bölgenin güvenli olup olmadığını anlamak için beyaz bir kumaş şerit bağladıkları çelik somun parçalarını ileriye fırlatıyor, eğer bir şey olmazsa somunun bulunduğu yere kadar gidip tekrar fırlatıyorlardı. Buradaysa kahramanlarımız aynı uygulamayı somun yerine cep telefonuyla yapıyorlar.
 
Geri