Ben bir sefer dayımın oğlunun kız istemesinde bulundum.
Kapıdan içeri girdik, odanın bize ayrılan tarafına
abiler gibi yanyana dizilerek oturduk. Dayım hafif çaprazımızdaki tekli koltuğa geçti.
Biraz hoşbeşten sonra ortamdaki çoğu kişi birbirini ilk defa gördüğü için tanışma (daha doğrusu tanıştırma) merasimi oldu. Bizim tarafta genç olarak bi ben varım bir de kuzen (damat)
Damadın babası, yani dayım, eliyle işaret ederek kendi tarafındakileri tanıtmaya başladı; bu eşim, bu kızım, bu kız kardeşim, bu biraderim, bu onun eşi, bu kız kardeşimin oğlu (ben) BU DA BİZİM OĞLAN.
"Bu da bizim oğlan" kısmını öyle bir vurguladı ki; aklımıza istem dışı Yahşi Batı'daki Kısır Kayalar, Ağlayan Kayalar, Pembe Kayalar
muhabbeti geldi, kahkaha atmamak için zor tutuyoruz kendimizi.
Sonra dayım devam etti; Allah sizi inandırsın, kendi çocuklarımız diye söylemiyorum, ikisinin de ne
alkolü vardır ne
sigarası, bu yaşlarına kadar geldiler bir kere bile üzmemişlerdir bizi.
Peki finalde ne oluyor?
İçerideki muhabbet uzadıkça biz sıkılıyoruz. Bunu fark eden dede "gençler siz isterseniz mutfağa geçin" diyor, gelinin kuzenleriyle birlikte mutfağa geçiyoruz, çocuklar diyor ki; "abi valla bizde alkol de var sigara da". Biz de diyoruz ki; "e çıkarın o zaman?"
Mutfağın kapısı kapanıyor, zuladaki biralar çıkıyor, sigaralar yakılıyor, büyükler bizim ne kadar mükemmel çocuklar olduğumuzu konuşurken biz onların gözünde "mükemmel" evladın yapmayacağı birkaç şeyi birden içerde yapıyoruz.
Sonuç olarak; bu yaza düğünümüz var.