Kisisel ve toplumsal kimlikler

🕒 Konu sahibi 3 saat önce aktifti
Konu aslinda cok boyutlu.. Isteyen istedigi boyutunu alip tartisabilir..
Ben bir kac soruyu birakip acilisi yapayim.

Kisisel kimlik ve toplumsal kimlik nasil olusur/sekillenir?
Siz kimliginizin hangi ogelerden olustugunu dusunuyorsunuz?
21.yy'da kimlik olusumlarinin sekteye ugradigini dusunuyor musunuz? Bunda teknolojik ilerlemenin bir etkisi var mi? Ozellikle de tuketmenin bu kadar hizli oldugu bir donemde hem hafizamizin hem kimliklerimizin nasil etkilendigini dusunuyorsunuz?


 
Şimdilik konuyu bir kaç başlık olarak böleyim akşam oturup uzun uzadıya yazayım.

1- Sanayi devriminin toplum üzerindeki etkisi.

2- Geleneksel toplumun modern bireylerle çatışması.

3- Kapitalizmin bireyi toplumdan soyutlaması ve egosuna hitap etmesi.

4- Yönetim ve siyasi kimlik değiştiren toplumun geçmişiyle bugününün bitmeyen kıyaslaması.
 
Şimdilik konuyu bir kaç başlık olarak böleyim akşam oturup uzun uzadıya yazayım.

1- Sanayi devriminin toplum üzerindeki etkisi.

2- Geleneksel toplumun modern bireylerle çatışması.

3- Kapitalizmin bireyi toplumdan soyutlaması ve egosuna hitap etmesi.

4- Yönetim ve siyasi kimlik değiştiren toplumun geçmişiyle bugününün bitmeyen kıyaslaması.

Ucune katiliyorum ancak sanayi devrimine katilmiyorum ve mesajini kesinlille okuyacagim
Aksam ki yazina binaen ekleme yapacagim.

Simdilik konu ham kizil'in mesajindan sonra keyifli bir catisma cikacak.
 
Bende sorulardan yola çıkarak bir yazıyla başlamış olayım

Kisisel kimlik ve toplumsal kimlik nasil olusur/sekillenir?

Toplumsal kimlik insanların yaşadığı yerleşim yerlerinin kültürel farklılıklarıyla oluşur. Bu kültürel farklılıklar bulundukları yerleşim yerine göre yeşermeye başlar ve bunun sonucunda toplumsal kimlik başlangıcı oluşur. buna genel ahlak ve örf kuralları eklendiğinde ufak değişimlerle belirli bir şekli alır ve ortaya insana ait toplumsal kimlik çıkmış olur. Toplumsal kimlikte belirli bir yerde bulunmada yaşam tarzı, standartı, meslek, ve bakış açılarıyla düzenlenmiş olur.

Kişisel kimlikte ise insanın yaşayarak gördüğü olayların etkisiyle karakterinin değişime uğraması sonucu kendini geliştirmesiyle belirli bir seviyeye gelir. Bu seviyede etrafında bulunan insanlar ve yaşam tarzlarıda bu karakterde etki yapmaya başlar. Tüm bunların ışığında yapılan hataları kaldırıp kaldıramayacağı durumuna göre olgunlaşma gerçekleşir. Ve olgunluğa eriştiğinde ortaya çıkan düşünceler sonucu insanın duruşu, hareketleri, davranışlarına göre kişisel karakteri ortaya çıkmış olur.


Siz kimliginizin hangi ogelerden olustugunu dusunuyorsunuz?

Toplumsal kimliğim türk örf ve adetlerine göre başta oluşurken sonrasında seçimler sonucu oluşan statüyle şekillenmiştir.
Kişisel kimliğimde yaşadığım tüm olaylar, fedakarlıklar ve yaptığım hatalar sonucu önlem almaya çalışırken ortaya çıkmış ve bunun sonucunda gördüklerimle belirli bir seviyeye gelmiş olgunluğunu tamamlamış ancak hala öğrenme merakından dolayı ufak değişikliklere maruz kalacak şekilde durmaktadır. Aynı zamanda toplumsal kimliklede harmanlayınca kendi duruşum ve davranışlarım ortaya çıkmaktadır.

21.yy'da kimlik olusumlarinin sekteye ugradigini dusunuyor musunuz? Bunda teknolojik ilerlemenin bir etkisi var mi? Ozellikle de tuketmenin bu kadar hizli oldugu bir donemde hem hafizamizin hem kimliklerimizin nasil etkilendigini dusunuyorsunuz?

sekteye uğradığını düşünmem. Ancak teknolojininde etki yaptığına katılabilirim. Teknolojik ilerlemeye göre bakış açıları daha geniş boyutlara ulaştığından insanı daha doğru sonuçlara ulaştıracağı gibi daha fazla hata yapma ihtimalinide ortaya çıkaracaktır. Buda büyük bir etki bırakacağı aşikardır. Ancak yinede sekteye uğradığını diyemem bunun için. Tüketmenin hızlı olduğu bir dönemde herşeye bu kadar çabuk ulaşabilmek insanı biraz daha hantallığa alıştıracağı için görerek test etme olayı okuyarak öğrenme durumuna gelmektedir. buda her insanda teorik bilgileri yerleştirirken pratikte hatalar yapmasına sebep olmaktadır. Yani konular hakkında çözümleri var ancak başına geldiğinde yerine getiremiyor. Ve buda insanın karakterini zorlamaktadır. Çünkü düşnücesine aykırı hareket etmeye başlar ve bir bunalma strese neden olacaktır. Bu durumda insanın kendi kimliğinde bayağı bir etki yapacağı gibi büyük bir değişimede yol açacaktır.
 
Tüm sosyoloji-psikoloji okuyanlari konuya davet ederken, başta ülkemizin kanayan yarası daha sonra modern dünyanin bi takım gelişmeler ile tek tip insan yetiştirmeyi amac edindigini adeta robot/modern köle haline geldiğimizi düşündurdu bana.

Gelişim değişimlerle başlıyor buna çok inanırım ama kimlik oluşumunda toplumun bireye olan etkisi artık günümüzde göz ardı edilemeyen bir gerçek.
Ben Kimim kim olmak istiyorum derken popüler kültürden etkilenmeyen aile bireyleri ile çatışmayan insan yoktur sanırım.
Bu kadar tek düzelik içinde bunun ayrımına varmak kişinin kendini toplumdan soyutlamasi ile başlıyor diye düşünmekteyim soyutlamak kısmı tamamen göreceli istersek bir çizgi çeker yine bu kirliligin içinde bilinçli bir şekilde ilerleriz istersek tamamen kendimizi çeker diğer bireylerin dediği gibi "asosyal" biri halini Alırız ki asosyallik kavramı günümüzde içi boşaltılan bir kavram oldu.
Evvela inanin kendi sesini dinlemesi ile hayatına yöne vermesi için dışarda ki sesi ne kadar çok bastırırsa o kadar iyidir kanaatindeyim.

Kızıl mavinin ayırdığı başlıklara gelince 1 i disinda ki 3 une katiliyorum sürekli değişen bir dinamik içinde yer almak (toplum) değişen durumlara ayak uydurmaya çalışmak ve adapte olmak biz insanoğlunun en belirgin özelliği.

Sistemin birey üstünde ki etkisi gün geçtikçe artık artmış durumda.
Bu yüzden yeni şeyler yapmak denemekten çekinen insanlar türedi değişime ogrenmeye kapalı çoğunluk hızla arttı. Bunun bilincinde bu sistemi yöneten kişiler için büyük avantaj olmasına rağmen birey olarak kimligimi ortaya koymama izin verilmediğini bunu bazı şartların belirlediğini düşünunce toplum algisindan ciddi anlamda tiksiniyorum.


Daha uzun uzun yazacağım buraya kendimce:p
 
1- Sanayi devriminin toplum üzerindeki etkisi.

Sanayi devrimi herhalde büyük bir başlangıca sebep olmuştur diyebiliriz. Sağlık, üretim refahlık teknoloji derken insanları daha refah duruma getirdiği için toplumu baştan aşağı değiştirdiğini herkes kabule der sanırsam. Ancak iyi yanı olduğu gibi kötü yanlarda ortaya çıkarmıştır. toplumsal sorunlar (işsizlik, hırs, ) ve ayrı sınıflarada yol açmıştır örneğin büyük bir işçi sınıfı ortaya çıkardığı gibi kapitalizm düşüncesinin yanında kominizm düşüncesinide meydana getirmiştir. Tabi sürekli ham madde arayışıda bugün bile devam eden savaşların ana sebebi olmuş buda tüm toplumu etkiler hale getirmiştir.

2- Geleneksel toplumun modern bireylerle çatışması.

İnsanlar kendi gördüklerinin değişime uğramasını kolay kolay kabullenemez. Modern birey dediğimiz insanları da modernlik anlayışına göre ayırmak lazım. Bu çatışmaların ancak en büyük sebebi değişen şartları göz ardı ederek akıl vermeye çalışmak diyebiliriz. Şuanda kendini modern gören bireyler bir 20 yıl sonra gelenekselleşeceğinin farkında değil. Modernlik eskiyi unutmak olmadığı gibi yeniyi reddetmekte değildir.

3- Kapitalizmin bireyi toplumdan soyutlaması ve egosuna hitap etmesi.

Buna hayatta katılmayacağım bir düşüncedir. Kapitalizm bireyi toplumdan soyutladığı yoktur çünkü.

4- Yönetim ve siyasi kimlik değiştiren toplumun geçmişiyle bugününün bitmeyen kıyaslaması.

Geçmişle bugünün kıyaslanmasınında toplumsal kimliğe kişisel kimliğe kötü bir etki bırakacağını düşünmem aksine geçmişi sorgulamak geleceği daha iyi görebilmeyi sağlayacağı için bu kıyaslamanın bitmemesi bana görede iyi birşeydir.
 
Ben de ayrılan başlıklar arasinda sanayi devrimi dışında ki diğer 3 madde de katılıyorum kızıl mavi ye.
Sanayi devriminin kapitalizmi desteklediğini düşünerek mi bu tezi ortaya attin sevgili @kızıl _mavi bunu merak ettim açıkçası .

Kapitalizm konusunda zira aynı şeyi düşünüyorum seninle.
Eğer öyle ise ben durumu kapitalizm üstünden yorumlamayi tercih ederim.

Sanayi devrimini toplumun uç kutuplara ayrılması için bir adım olarak düşünunce kapitalizm canavarı ortaya çıkmış oluyor
 
Oncelikle fikirlerinizin devamini bekliyorum : )) Ben, kizil_mavinin belirttigi maddelerden birine yonelik bir seyler karalayacagim.
Kimlik olgusu, kisinin ben kimim sorusuna verdigi cevaplarin butunudur bana gore (bilincli bir insa sureci olarak da bakilabilir). Ve bu kimlik olgusu, cok kucuk yaslardan itibaren baslar. Kimlik olusumunda en onemli temeli aile, arkadaslar ve okul olusturur. Toplumun/devletin ozellikle okullari etkiledigi dusunuldugunde, en hafif ihtimalle kimlik olusumuna o seviyede katildigi gorulur.

Kisiligin temeli cocukluk surecinde atildigi icin, bu sureci saglam bir temele oturtmak gerekiyor. Soyle aciklamaya calisayim. Aileler cocuklari yasaklar/cezalarla ve odullerle yonlendirmeye calisir. Hicbir cocuk ahlak/etik yasasina gore dusunmeye baslamaz. Ailesi kizacagi icin, kendisine yasaklar olusturur. Bu surec taklit asamasidir. Bir ileriki seviyede ise,cocugun nasil davranmasi gerektigini anlayarak icsellestirmesi gerekir. Mesela toplumun ahlak kurallari olarak onerdigi yalan soylememek, cinayet islememek, hirsizlik yapmamak, zina islememek gibi kavramlarin nedenini sorgulayarak icsellestirmezse, etrafinda kendisini denetleyecek bir mekanizma bulunmadiginda birey bunlari yapmaya egilim gosterecek ve ic catisma/kimlik bunalimina kadar suruklenecek bir surece girecektir. Bir bakima vicdan olgusunu kendisinin sekillendirmesi gerekir.

Ozellikle geleneksel ya da dogu medeniyetlerinde icsellestirme ve sorgulama surecleri cok problemli gecmektedir. Bunun bir nedeni bu toplumlarin daha otoriter toplumlar olmasina dayanir. Cocugun sorgulamasina izin vermeyip, ailenin/devletin/otoritenin dedigini yapmasi gerektigine inandirir. Cocuklara analiz yapma yetenegi kazandirilmaz, cunku elestiri muhalefetlik ya da hainlik ile ozdeslestirilir. Boyle olunca da toplum ayni tip insanlar olusturmaya baslar. Bu tarz kimliklere sanirim ipotekli kimlik statusu deniliyor. (Acilimi da soyleymis: Hicbir arastirma yapilmadan, yakin cevredeki otorite figurlerinin birey icin onerdigi ya da planladigi beklentileri karsilayan bir kimlik olusumu)


 
Öncelikle rahatsızlığımdan ötürü geç cevap yazdığım için özür dilerim. Konuyu birkaç ana başlık altında temel seviyede değerlendirip müzakere ve münazara edildikçe detayları tartışmayı daha doğru buluyorum. Bu yüzden bu cevabım temel olarak baz alacağım noktalardır.

En temelden başlayacakken Sayın Emre KONGAR ’ın farklı kültürlerin bir araya gelmesi durumunda oluşacak kültür durumları için yaptığı basit tanımlamayı buraya ekleyeyim ki bundan sonra yazacaklarıma temel oluştursun.

A Toplumu + B Toplumu = A Toplumu ( A toplumu çoğunluktur ve azınlık B toplumu A ‘ya uymak zorunda kalmıştır.)
A Toplumu + B Toplumu = B Toplumu ( B toplumu baskın ve güçlüdür A ‘nın temellerini silmiştir.)
A Toplumu + B Toplumu = AB Toplumu ( İç içe yaşayabilen birbirine baskın gelmeyen yada gelemeyen toplumlar)
A Toplumu + B Toplumu = C Toplumu ( A ve B nin bir araya gelmesi iki toplumun temel değerlerini değiştirerek farklı bir kültür oluşturmuştur)

1- Sanayi devriminin toplum üzerindeki etkisi,

Sanayi devrimi insanın doğadan ve doğal hayatından uzaklaşıp bugün yaşadığımız, savunduğumuz hatta içinde kalmak için kıyasıya rekabet ettiğimiz modern dünyanın, dolayısıyla evrensel kapitalizmin temelini atmıştır. Sanayi devrimi incelendiğinde yakın tarihteki toplumlarda en köklü değişimlerin iyi ve kötü yönde temel yapı taşlarından birini oluşturur. Devrimin ana etkileri bilim, göç, ticaret, sömürgecilik hatta sosyoekonomik sınıfların seviye atlamaları olarak sayabiliriz. Detayları girip konuyu dağıtmayacağım. Sanayi devriminin konu içerisindeki yeri ise sosyoekonomik sınıflar ve göç olarak görüyorum.


Bir tarafta eğitim düzeyi düşük, tarım ve hayvancılıkla ilgilenen, gelenekçi, doğal yaşama daha uygun, fiziksel olarak daha dayanıklı, yeri gelmiş adını bile bilmediği padişah için bile savaşa giden köy insanına A kültürü diyelim.

Bir tarafta temel düzeyde de olsa eğitim almış, eğitimli bir ailede yada işte eğitimli insanların yanında çalışmış, ticaretle içli dışlı, siyasal gelişmelerden haberdar olan, farklı sosyoekonomik sınıflarda şehir insanına B kültürü diyelim.

Aralarında birçok fark varken en önemlisi toplum hiyerarşide köy insanı daha kısıtlı imkanlar ile geniş aileler halinde aynı çatı altında daha sert ve tutucu bir aile yapısından, şehir insanı daha çekirdek aileler ile daha esnek ve kişisel bir yaşam tarzındadır.

Bu iki farklı toplumsal hiyerarşi düzenini bir araya getiren, B kültürüne işveren yada, amir A Kültürüne işçi sıfatını kazandıran sanayi devrimidir. Toplumların en küçük yapı taşı olan aileler milyonları bulan düzeyde iken bu kadar iç içe yaşaması farklı toplumsal değer ve hassasiyetleri oluşturur.

Buradan itibaren 2 maddeye değinelim biraz.

A kültüründe büyümüş bir kızın aile büyükleri karşısında elbise giyip oturması saygısızlık sayılırken, B kültüründe kızının istediği elbiseyi almak için çalışan bir baba vardır. A kültüründe bir erkeğin evde bile eşinin elini tutması aile büyükleri tarafından saygısızlık sayılırken, B kültüründe eşini elini tutmamak eşler arasında bir sorun oluşturur. Gene A kültüründe evli bir çiftin kişiselleştirebileceği ev eşyasının sadece uyudukları yatak ve kıyafetleri iken B kültüründe kendine ait bir evinin olması gerekliliği vardır. A kültürü tamamen otoriter, tamahkâr ve gelenekselken, B kültürü daha bireylerin ön planda olduğu, tamah etmeyen, yenilikçidir.

Birbirine bu kadar zıt toplum kollarını bir araya getiren sanayi devriminin sosyolojik etkilerinin, geleneksel yetişmiş toplumun modern bireylerle çatışması başları Ki ortak kimliğe, dile ve dine sahip bir toplumda A ve B kültürünün kendi değer yargılarını koruma çabasından kaynaklı çatışmaların aynı değerleri farklı kıstaslar altında değerlendirmesine sebep olur. Buda hem değerlerin belirleyici özelliklerinin ayrışmasına hem de değerlerin çatışmasına sebep olur.

A kültüründe yetişmiş bir ailenin sanayi devrimi ile B kültürünün şehrine taşındığını düşünelim, A kültüründe ki aile geniş aileden çekirdek aileye geçer ve geleneklerini dayatarak çocuğunu yetiştirir. Fakat B kültürüne ait eğitim ve modern hayat A kültüründe yetişmiş bireyi B kültürünün imkânları içerisinde A kültürünün savunucusu ya B kültürünün savunucusu, ya C kültür akımına adım atmış hale getirir. Bu aile içindeki durumu toplum içindeki durumdan farksızdır. Ve maalesef ki kültürün tarihsel özelliklerindeki bir evrim nesiller sürerken sanayi devrimi sonrası bu süreç çok kısalmış ara nesiller arasına kadar inmiştir.

Buradan itibaren 3. Maddeye değinelim.

Bu kadar hızlı değişimlerin arkasında muhakkak ki sadece toplumsal farklılıkların oluşturduğu temeller değil sanayi devriminin getirisi kapitalizm vardır. Toplumsal değerlerine sahip bireyler ve toplumsal değerlerinde uzlaşarak modernleşen toplumlar bir araya geldiğinde geleneksel yaşam tarzına sahip modern bir toplum oluşturur. Bu toplumlarda bireyler hiçbir zaman toplum değerlerinin üzerinde bir egoya sahip olmaz. Keza Japonya izmit asma köprü inşaatında kendi yaptığı hatadan ötürü can kaybına yol açmasa da kendisini intihar eden japon mühendisin yaptığı da aynen bunun göstergesidir. İntihar bir kaçış yada değer değildir, ama kendi değerini yitiren kendi bilgisiyle insanların ölümüne yol açabilecek hatalar yapan bir insan için bireysel egoya yenik düşmemenin göstergesidir.

Kapitalizm ise kişiyi toplumdan bireysel kimliğine hitap ederek soyutlar. Bireye ait profiller, bireye ait yaşam tarzı, bireye ait paylaşımlar bireyin egosuna hitap ederken bulunduğu toplum içinde fark yarattığını düşünürken yalnızlaştırır. Aslında bireysel yalnızlığı ortak olan bir toplumuz. Hepimiz farklı olduğumuzu düşünüp bir şekilde kendi egomuzu okşuyoruz. Fakat bireyselliğin arttığı toplumlarda toplum bağları ve duyarlılıkları da bireyselleşir. Ve bireyselleşen değerler meydana getirirler. Maalesef ki hiçbir değer kişisel anlamlar ile yükselemez. Sadece ve sadece sosyal olarak anlam kazanan değerler yükselir ve varlığını sürdürür. Bunun için farklılık yarışında olmayan aynı olmayı da sevebilen bireylere ihtiyaç vardır.

Toplumsal dinamikler en temel ayrıştırıcılardan oluşurlar. Cinsiyet, köken, mezhep gibi fakat önem sıralaması değiştirilerek ekonomik sınıfları ön plana çıkarıldığı farklı insanları bir araya getirerek çalıştırıldığı ama toplum yönetiminin cinsiyet, köken, mezhep ayrımından nemalandığı toplumun yaşadığı buhranlarında siyasi körüklerle büyütüldüğünü unutmamak gerekir.

Buradan itibaren 4. Maddeye değinecektim ama rahatsızlığım izin vermedi dinlenmem gerek. Umarım sıkmamışımdır.
 
Ben olayın biraz psikolojik açıdan değerlendirmek istiyorum.

Çocukluğumuzdan beri hayatı bir deneme yanılma yöntemiyle öğreniyoruz. Hayat başlangıçta zihnimizde boş bir kutu aslında.. Her yaşanmışlık hayat bilmecesinde kutuyu biraz daha dolduruyor. Ve her deneyim hayatı anlamaya çalıştığımız bulmacanın bir satırını tamamlıyor.

Öğreniyoruz.

Kendimizi ve toplumu...

Ben kimim, bütünün neresindeyim benlik ve topluma aidiyet duygusuyla bütüne ait olmaya kendimizi zorluyoruz.

Çünkü biliyoruz..

Diğer türlüsü ayrık otu olmak.

Farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak değerlendirmeyen toplumlarda kişileri öğretileri yaşamaya zorlayan durumlar söz konusu olabiliyor.

Bize öğretildiği şekil ve süzgecimizden geçirdiğimiz deneyimler, birikimler bizi biz yaparken toplumun da bir parçası haline getiriyor.

Yani kimlik genlerimizden getirdiğimiz özümüz kadar toplumdan öğrendiğimiz deneyimlerle oluşuyor.

Bumerang gibi.. Kişi ve toplum arasında çarpararak geri dönüş yapıyor.

Bir de etiket boyutu var. Toplumda ne iş yaptığımız. Maddi ve kültürel durumumuz , duruşumuz kendi kimliğimiz üzerinde bir baskı oluşturuyor. Yani toplumsal kimliğimizde duruşumuzu belirliyor.

Kast sistemi gibi.. Hukuksal net kuralları olan belirli bir ayrım olmasada bu yazıya geçirilmese de kişisel kimliğimizi toplumdaki sahip olduğumuz mevki baskı altına alıyor.

Roller, görevler, öğretilenler, toplumun bekledikleri gelenek ve görenekler, hukuk ve ahlak kuralları genlerimizden aktardıklarımızla karışıp ben içinde bizi yani toplumdaki yerimizi oluşturuyor.


İlk insanlığın ortaya çıkışından günümüze kadar insan davranışları incelendiğinde yaşanılan coğrafya içindeki kişinin yaşadığı toplum kimliği üzerinde o kadar etkili ki.. Dönüşümlü düşününce bu bir yansıma.. Ayna gibi topluma bakınca kimliğinizden bir parçayı isteseniz de istemesiniz de görüyorsunuz.
 
Noah in dediği son paragraf dikkatimi çekti ilk insanlar bizim kadar bencil değillerdi bence. Tamam sisemi oluşturan taşları ilk onlar attı vs ama biz bu sistemi gelistirdigimizi düşündük fakat düzen ve fikir olarak pek fazla ilerleme kaydedemedik bu da insan davranışlarına yansıdı var olan bir gerçek üstünden gelişme sağladık.
Kendimizi güçlü sanıp güç zehirlenmesi yaşadık en azından bir çok insanda gördüğüm egoyu besleme ve bunun farkında olamama gibi durum söz konusu ki bu çok tehlikeli aslında.

İnsani etkileyen dış faktörler bu yüzden gün geçtikçe bizim için daha çok önemli hale geldi . Parasal düzen özellikle.
Kapitalizm ve sosyalizm den daha farklı bir düzen var mıdır ? Diye düşünen insan sayısı çok fazla değildir. Getirileri bizim haz almamızı sagladikca da bunu düşünmeye pek fırsatımiz olmayacak.
 
soğuk savaş dönemi ile birlikte toplumlar şekillenmemekte, şekillendirilmektedir. bkz: toplum mühendisliği.
emperyal, amaçları doğrultusunda halk denen oyun hamurundan her seferinde değişik figürler yaratır. birileri pastadan daha fazla pay almalı, diğerleri bu durumdan hoşnutsuz bile olmamalı, çevrede her zaman çoraplarımızı yıkayacak birileri olmalı. bu şekillendirmeler toplumun **Spam/Adversiting**lığına göre değişiyor. misal bizim mashmellow kıvamına gelmemiz sadece on yıl aldı
 
21.yy da kişisel kimliklerden çok sosyal kimliklerin ( görüntü ,söylem,davranış) copy+paste olduğunu düşünüyorum .
Özenti kimlikler oluşuyor bunların temelide yayılan internet , sosyal ağlar, görsel ve yazılı basın vs vs .
Benim en çok merak ettiğim sosyal bir durumda insanlar sosyal kimlikleriyle mi yoksa kişisel kimlikleriyle mi ? karar veriyorlar .
Hangisi ile duruma dahil oluyorlar ya da olmuyorlar ?
Konuyu karıştırdıysam konu sahibinden affola .
 
Ne güzel konuymuş bu böyle, gözümden kaçmış bunca zaman. Ben de birkaç kelam etmek isterim müsaadenizle.

Öncelikle toplumsal kimlik nedir? Toplumsal kimlik insan doğasına hitap eden en basit unsuru da açıklayabileceğimiz ve toplum yapısına ışık tutan basitleştirilmiş bir kavram. Toplumsal kimlik olgusu muhtemelen insanlık tarihinin en başından beri farklı formlarda karşımıza çıkmakta. Peki ne işe yarar bu toplumsal kimlik? Toplumsal kimlik spesifik detayların belli ana kavramlar etrafında yontularak bir "çerçeve" oluşturmaktır. Bu durum, insanın kendini bir topluluk yada kümeye ait hissedip sosyal endişesini (milat öncesi için düşünmek gerekirse de yaşam güvencesi) azaltıp kolektif yaşama adaptasyonunu artırabileceği gibi kümeler arası zıtlık oluşturma, kutuplaştırma, kategorize etme gibi bozuk anlayışlara da ortam hazırlayabilir.

Bunları niye anlattım derseniz, toplumsal kimlikler üzerine konuşurken neden bazı kavramlara mesafeli yaklaşıyor olacağımın açıklaması diyebilirim. Kızıl_mavi çok güzel maddelemiş, ben de izniyle aynı çerçeveden onun maddeleri ile ilerlemek istiyorum.

1- Sanayi devriminin toplum üzerindeki etkisi

Sanayi devrimi sonrası üretici toplumun yerini tüketici toplumu aldı, bunu biliyoruz. Fakat sadece bu noktada kalmayıp verginin, ücretin, hizmetin, iş alanlarının her türlüsünü kökünden değiştirip başka başka yeni alanları da insanlığın önüne sunan büyük çaplı bir teknolojik ilerlemeden bahsediyoruz. Bunun akabinde köylü sınıfı dediğimiz şey günümüz itibarıyla neredeyse yok oldu. Kent insanı modeli serpildi zaman içinde ve pek tabii toplum mühendisleri tarafından da bu kültür binlerce farklı şekilde modifiye edilebildi. Bu sayede pazarın isteyebileceği profilde farklı farklı toplumsal kimlikler oluşturuldu da diyebiliriz, oluşan farklı profildeki toplumsal kimliklere yönelik pazarlar oluşturuldu da. Netice itibarıyla toplumsal kimlik dediğimiz şeyin basit tabirle "tükettiğimiz" şeyi işaret eder bir konuma gelmesi Sanayi Devrimi sonrasına özgü bir durum. Bu durumun en bariz göstergesi Avrupa topraklarının neredeyse tek yerleşke tipi olan "burg" yapılanmalarının yerini başta kasabalar sonrasında şehirler ve en nihayetinde metropol kentler aldı.

1871'de nüfusu 100.000'den çok olan kent, Almanya'da 8 tane idi. Bu sayı 1900'de 33'e, 1910'da 48'e yükseldi. Rusya'da bu nitelikte kentlerin sayısı 1871'de 6 iken, 1900'de 17 oldu. Yeryüzünde nüfusu 1 milyonu aşan kentler yalnızca Paris ve Londra idi. 1900 yılında bunlara Berlin, Viyana, St. Petersburg, New York, Chicago, Philadelphia, Tokyo, Kalkuta ve Osaka katıldı. Kısaca, büyük metropollerin sayısı hızla arttı. Emperyalizmle bu endüstrileşme süreci yeryüzünün her noktasını etkiledi ve dünya tek bir birim, tek bir faaliyet alanı haline geldi. *

Not gibi geçeyim bunu da arada. Burg (Türkçe: Burç/Hisar) yapıları ilçe ve il arası büyüklükte olan yerleşkeler. Dış tarafı burçlar ve setle örülü bir kale şehir mimarisi. Orta Çağ döneminde neredeyse kıtanın tamamında bu yapılar yaygın ve sayıca çok gözlemlenebiliyordu. Hatta bugünkü Avrupa şehirlerinden ismi "-burg" ile biten tüm şehir/kasaba/eyaletlerin isimleri buradan geliyor.

Burayı ve mesajın genelini çok uzatmak istemiyorum çünkü ben konudan sapıyorum gittikçe. Sanayi Devrimi sonuçları açısından herkesçe aşikar ve önem arz eden bir konu. Bununla ilgili hocam Prof. Dr. Aykut Çelebi şöyle bir şey söylemişti: "Biri size insanlık tarihi açısından dönüm noktası olarak kabul edilebilecek olayları sayın derse bunun cevabı muğlaktır. Lakin dönüm noktası olan olayı söyleyin derlerse bunun cevabı her koşulda Sanayi Devrimi. Yazının bulunması dünü, Fransız İhtilali bugünü, Sanayi Devrimi ise dün, bugün ve yarını etkiler."

Gelelim ikinci maddeye.

2- Geleneksel toplumun modern bireylerle çatışması

Açıkçası ben bu maddeyi tasnif açısından çok sağlıklı bulmadım. Çünkü geleneksel toplum yahut modern bireyden kastın ne olduğunu anlayamadım. Bu iki kavram da oldukça dinamik olgular. Günümüz koşullarında da değerlendirsek, milattan önce 10.000 yılı için de değerlendirsek her zaman toplumunun ilerisinde ve gerisinde olan insanlar olacaktır. Bu kaçınılmaz bir durum ki bu bana göre tamamen kuşak farkı ve insanın bireysel doğasından ibaret. Kişisel zevk ve ilgi alanlarının yani uzmanlaşmanın getirdiği doğal bir sonuç. Bunu tartışmanın -özellikle bu konu çerçevesinde- yerinde olacağını düşünmüyorum.

3- Kapitalizmin bireyi toplumdan soyutlaması ve egosuna hitap etmesi

Bu madde asli olarak 2 önerme içeriyor ve ben birine son derece katılırken diğerine maalesef katılmıyorum. Katılmadığım tarafı kapitalist sistemin bireyi toplumdan soyutladığı fikri. Kapitalizm bir satış politikasıdır, kapitalizm bir kontrol mekanizmasıdır. Burjuva sınıfının 600 yılda inşa ettiği Pandora'nın kutusudur. Bir kontrol mekanizması yahut satış stratejisi asla ama asla bireyselliği toplumsallığa tercih etmez. Çünkü topluluklar kolay etkilenebilir, bireyler tutucudur; topluluklar kolay yönlendirilebilir ve kontrol edilebilir, bireylerde ise bu çok daha zahmetlidir.

Peki bugün birey toplumdan olabildiğince soyut mudur yahut bu soyutlanma için uygun bir zemin var mıdır? Evet. Bu kapital düzenin bir sonucu mudur? Evet, ama bunu kapitalizm bile isteye yada öngörerek yapmamıştır. Bu kapitalizmin istenmeyen ve beklenmeyen yan etkilerinden sadece biridir. Binlerce yıl boyunca "birey" olarak yaşayamamış insan için toplum kuşkusuz vazgeçilmezdir ve hatta tek gerçekliktir, ama uzmanlaşmanın getirdiği ticaret ve yaşam ağı artık bireyin kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmesine imkan sağlamıştır. Burada muhtaçlık derken, kabile yaşamı ve modern çağı kıyaslıyorum. Yoksa insanların birbirine ihtiyacı olmadığı gibi bir düşüncem yok, sadece artık o kişilere "birey" yada "toplum" olarak ihtiyacımız yok; herkes görevini sorunsuz yerine getirdiği sürece. İnsanlar daha ufak aileler olarak daha kalabalık yerleşkelerde ve dip dibe yaşamaya başladıklarında kültürel bir kopuş ve bireyin bağımsızlığı söz konusu oldu. Ama ben bunu sanıldığı kadar iç karartıcı yada felaket habercisi olarak görmüyorum. Benim için kolektif yaşam üretici ve verimli ise; bireysel yaşam yaratıcı, gelişimci ve yenilikçidir. Belli ölçüde olduğu sürece bu olgu insanlığı bugün olduğu bilgi birikimi düzeyine getirmiş iki ayaklı bir sandalyedir.

Kapitalizmin insanın egosuna hitap ettiği kısma gelirsek, buna sorgusuz katılıyorum. Çünkü ego kavramsal olarak bireyin olmak istediği her şeyi ifade eder ve bir tüketim toplumunda olmak istediğin şeyler, satın almak istediğin şeylerle paraleldir. Bu bağlamda incelersek zaten satış politikalarının tamamının bireyin egosuna yani hayallerine, korkularına, zevklerine hitap etmesi gerektiğinde hemfikir olacağımıza inanıyorum.



Son madde ile ilgili de yazmak isterdim lakin çok uzun oldu ve bu çok derin bir konu. Fırsatım olursa onu bağımsız bir mesaj olarak ele almayı tercih ederim.


[*: Oral Sander / Siyasi Tarih (Cilt 1) - syf. 215-216]
 
Ne güzel insanlar toplanmış bu başlıkta. İki kelam da ben edeyim.

Kisisel kimlik ve toplumsal kimlik nasil olusur/sekillenir?

Öncelikle arada kullanmak istediğim bağlaç "ve" bağlacı "veya" değil nitekim her ne kadar kişisel kimlik, toplumun birey üzerinde yarattığı kimlikten bağımsız düşünülemese de, bilinçaltının ücra köşelerinde iki farklı kimlik yatar. Toplumsal kimliğe büründüğü zaman kişiler genellikle fikirlerini yumuşatma, törpüleme ihtiyacı duyarlar oysa bireysel olarak kişi çok daha sert bir üslup ve mizaca sahiptir. Bunun dillendirilmesi hususunda gerek fazla tepki çekmemek, gerekse "ockhamlının usturası" metodunu uygular istemsiz bir şekilde. Çünkü üzerinde belki de yıllardır düşündüğü, yıllarca düşünerek edindiği bir fikri karşıdakinin algı düzeyine indirme amacı güder.

Kişisel kimliğin oluşumu kişinin bireysel olarak şekillenmeye başladığı zamanlarda oluşmaya başlar, bunun için bir yaş aralığı belirtmek güç olsa da toplum etkisinde en az, aile içinde en çok kaldığı dönemler gösterilebilir 0-6 yaş aralığı diyelim. O dönem içerisinde birey kendisine söylenen her kelimeyi, gözlemlediği her hareketi bilinçaltına işler ve bu "edim" ler bir müddet sonra toplum içerisindeki kıvılcımlarla ortaya çıkar. Örneğin bu evrede şiddet gözlemlemiş bir birey bu şiddeti muhakkak açığa çıkaracaktır bu açığa çıkma doğal olduğu bir an olan cinsellik esnasında olabileceği gibi, baskı altında bir kaçış yolu olarak yahut tamamen bir paylaşma hissi gereği bir başkasına yönlendirerek açığa çıkaracaktır.


Ve yine unutulmamalıdır ki bireyler toplumların içerisinde yaşarlar, bu yüzden bireyi toplumdan bağımsız düşünmek imkansızdır. Kişi her ne kadar kendini toplumdan soyutlamış olarak görüyor olsa bile bunu yapamaz. Toplumun belli başlı etik değerlerini göz ardı etmek mümkün değil. Yahut toplumun aşıladığı beklentileri hiçe saymak da. Basit bir örnek vermek gerekirse toplum başarı ister, başarı kıstası bir klasik geyik olarak "doktor, avukat, mühendis" olsun bu birey beklentisidir lakin toplumun istediği salt başarı da bu değildir, bir işi hakkıyla yapmak ve o işle kendi yaşamını sürdürebilme yetisine sahip olmak da kabul görür. Toplumsal kimlik ne zaman oluşur dersek ise bence bireyin toplum içerisinde uzun vakit geçirmeye başladığı evreden itibaren, toplumun birey üzerindeki genel etkilerini hissettirmesi ve bireyin bunları "yapmak zorunda" hissetmesi ile bu kimlik daha görünür bir hal alır. Tabii burada bireyin toplum içerisindeki kimliğinden bahsettim ben.

Toplumun bir kimliğe bürünmesi ise üst paragrafta anlattığım genel etik değerleri çerçevesinde oluşuyor. Bu etik değerlerini topluma kazandıran şey toplumun çoğunluğunun dini inancı olabileceği gibi, toplumların nesilden nesile akan gelenekleri yahut yadsınamaz vicdan dahi olabilir. Toplum kimliği konusunda ise fikrim daha basit, bireysel kimliği toplum bazında ve bireysel olarak uzun uzadıya incelememin nedeni de bu. Toplum bireysel kimliğini oluşturmuş bireylerin çoğunluğunun ortak değerleri çerçevesinde bir kimlik kazanır. Buraya gelmişken şunu belirtmeden geçemiyoruz tabii ki :


Bu konuda yine değinmek istediğim bir başka husus ise "yozlaşı", yozlaşı sürekli "toplum da yozlaştı ya." gibi klişe bir cümle ile ifade edilir oysa yozlaşan toplumun kendisi değil, bireylerin yozlaşıdır. Bu yozlaşıya neden olan şeyler sıralanabilir pek tabii ki , din diyebilirsiniz, siyaset diyebilirsiniz, bencillik diyebilirsiniz.


Bu konuda şöyle bir hikaye vardır son olarak onu da belirtip ilk kısmı sonlandırayım : Eskiden insanlar avcılık- toplayıcılık yaparlardı. Erkekler avlanır, kadınlar sebze-meyve toplar mağaralarda bir araya gelir hep beraber bunları yerdi. Bir gün büyük bir geyik avlamış olan bir adam mağaraya geldi ve dedi ki bu geyiği ben vurdum ve sizinle neden paylaşıyorum? İşte o gün insanlık kirlendi ^^.


Siz kimliginizin hangi ogelerden olustugunu dusunuyorsunuz?

Ben kimliğimin temelinin ailemin bana kimlik aşılamadan kimlik oluşturmaya çalışması ekseninde oluştuğuna inanıyorum. Örneğin babamın aşıladığı bir alışkanlık olarak sürekli okuduğum iki kitap vardır, biri daha polisiye-eğlendirik bir kitap diğeri daha düşünsel-öğretici bir kitap olur her zaman. Bana zorla okutulan bir kitap olmadı, ama kitap okumaya zorlandım. Yani kimliğimin temelleri ailemin beni bir nevi serbest bırakması ve benim düşünmeye itilmemle oluştu kimliğimi oluşturan en önemli öğe ailemdi.

Bunun akabinde toplum içerisinde edinmiş olduğum arkadaşlarım kimliğimi geliştirip oturtmama, beni bir adım öteye taşımaya yardımcı oldu. Arpes örneğin, 7. sınıfta tanıştım kendisiyle, beraber bir adım birbirimizi öteye taşıdık sürekli, erkekler oturup "kadın-futbol-araba" üçgeninde saatlerce konuşurken biz izlediğimiz bir filmden, okuduğumuz bir makaleden, güncel bir gelişmeden konuştuk sürekli. Hakkını yiyemem onun gibi 2 arkadaşım-"o"nlar aynı zamanda Arpes'in de arkadaşı olur." Hatta arkadaştan öte ailemin bir ferdi olarak gördüğüm insanlar. Bu da kimlik şekillenmem de ki ikinci etkendi.

Bir diğer etken ise yaşadığım toplumdu Diyarbakır gibi mozaik bir kentte büyümüş olmam da bu kimliğin şekillenmesinde çok önemli bir rol oynadı. Çünkü Diyarbakırda benim anarşist, hippi, komünist, kemalist, apolitik, süryani, yahudi, radikal islamcı bir sürü arkadaşım oldu. Ve bu mozaiklik de kimliğime büyük etkide bulundu. Hepsini dinleyebilip, tartışabildim. Çoğu dinleyebilen insanlardı çünkü.


21.yy'da kimlik olusumlarinin sekteye ugradigini dusunuyor musunuz? Bunda teknolojik ilerlemenin bir etkisi var mi? Ozellikle de tuketmenin bu kadar hizli oldugu bir donemde hem hafizamizin hem kimliklerimizin nasil etkilendigini dusunuyorsunuz?



21.yy da kimlik oluşumlarının sekteye uğradığını düşünüyorum ve bunun temelinde kendimce 2 neden görüyorum birincisi yoğun iş yükü. İnsanlar, insanı şartlar altında çalıştırılmıyorlar çünkü, bir kişiden maksimum emek alıp, minimum ücret ödeyelim politikası güdülüyor sürekli ve kişiyi yetiştirecek olan ebeveyn bu ağır iş yükünün altında çocuğuna yeterli vakti ayıramıyor. Bu vakitsizlik de kimlik gelişimini olumsuz etkiliyor. Çünkü belirttiğim gibi temelinde bence aile yatıyor kimlik oluşumunun.


Ve buna ilintili olarak da tam olarak teknoloji geliyor. Vakitsizlikten ötürü televizyon başında saatler geçiren çocuklar vesaire gibi klişe örneklendirmelere girmeyeceğim bence bu zaten herkesin kabul ettiği bir şey ben daha farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum. O da şu :

Eskiden etkilenebilecek kişi sayısı çok azdı bireyin çevresinde, babayı yahut televizyonda gördüğü bir kaç kişiyi örnek alırdı birey o da "başbakan, şarkıcı " vesair basit eksende. Ama internet bir sürü "yanlış örnek alınacak kişi" yarattı ve çok küçük yaşta zeka yaşı geride kalmış büyük adamlar zaten zeka yaşı yaşının gereğinde olan çocuklara rol model olmaya başladılar. Teknoloji ile beraber bir sürü suni ünlü yaratıldı, periscope fenomeni, vine fenomeni, youtuber, yayıncı, e-sporcu, disney channel starı gibi. Bir yığın tırnak içinde "yaşça büyük gerizekalılar." ve bunlar çocuklar tarafından kısmen de olsa rol model alınmaya başlandı. Belirttiğiniz üzere çünkü bunları tüketmek ve ulaşmak kolaydı. Bu da beraberinde büyük bir sorunu getirdi ki o da kimlik oluşumunun çok geç yaşlara sarkması oldu.


Şimdilik diyeceklerim bu kadar herhalde, uzun olmuş olabilir okuyan insanların vaktini çaldığım için özür dilerim şimdiden.

 
Mesela bu tartışmaları özledim.

Eskiden etkilenebilecek kişi sayısı çok azdı bireyin çevresinde, babayı yahut televizyonda gördüğü bir kaç kişiyi örnek alırdı birey o da "başbakan, şarkıcı " vesair basit eksende. Ama internet bir sürü "yanlış örnek alınacak kişi" yarattı ve çok küçük yaşta zeka yaşı geride kalmış büyük adamlar zaten zeka yaşı yaşının gereğinde olan çocuklara rol model olmaya başladılar. Teknoloji ile beraber bir sürü suni ünlü yaratıldı, periscope fenomeni, vine fenomeni, youtuber, yayıncı, e-sporcu, disney channel starı gibi. Bir yığın tırnak içinde "yaşça büyük gerizekalılar." ve bunlar çocuklar tarafından kısmen de olsa rol model alınmaya başlandı. Belirttiğiniz üzere çünkü bunları tüketmek ve ulaşmak kolaydı. Bu da beraberinde büyük bir sorunu getirdi ki o da kimlik oluşumunun çok geç yaşlara sarkması oldu.

Ne güzel bi yerden yakalamis. Kafalar karışık etraf fazla kirli. + buna sonradan gören nesiller bizler anne babalarda dahil olmaya başladı.
 
Mesela bu tartışmaları özledim.



Ne güzel bi yerden yakalamis. Kafalar karışık etraf fazla kirli. + buna sonradan gören nesiller bizler anne babalarda dahil olmaya başladı.

Manyak mısın? Mustafa Kemal Atatürk'ün İslam karşıtlığını veya evliyaların sahte hadislerini tartışmak varken, bu konu tartışılır mı?
 


Manyak mısın? Mustafa Kemal Atatürk'ün İslam karşıtlığını veya evliyaların sahte hadislerini tartışmak varken, bu konu tartışılır mı?

Herkes bir din alımı herkes bir din düşmanı sorsan tercihlere saygı.

Her neyse ben az ama kaliteli tartışmaları yapanlari görmek prvakasyon meraklilarina prim vermek istemiyorum ve artık böyle konularda pek yer almıyorum ilgimi çekmiyor : )

Toplumsal kimliğini belirleyen öğeler içinde din var ve din beni Kısıtliyor diyecek bu konuya gelirse aman kalsın orada.
 
Geri