Kısa hikaye oyunu

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Merhaba arkadaşlar, daha önce bazı chat sitelerinde oynadığımız bir oyundan bahsetmek istiyorum.
Bir kişi karışık olarak dört kelime veriyor altta ki üye de bu dört kelimenin yazılan hikayenin içinde geçmesi şartıyla hayal gücünü kullanarak kısa hikaye yazıyor.
İşte ilk kelimeler geliyor, umarım katılım sağlanır.

Zemheri - lamba - kırmızı - saat
 
Zemheri bir gün lambanın altında oturmuş kırmızı şapkalı kızı düşünüyordu, sahi neydi onu pamuk prensesten ayıran özellik.. Forumun en güzel kızı değildi ama çok sempatikti. Hem sempatik olmak çirkinlik sebebi sayılmazdı ki.. ondan neden hoşlandığını bir türlü bulamıyor fakat düşündükçe daha fazla hoşlanıyordu. Derhal bir buluşma saati ayarlamalı ve onunla yüzyüze görüşmeliydi. Fakat içinde anlamsız bir korku vardı..
ya evde yoksa?

Muzlu süt, bal kabağı, dondurma, sarmaşık
 
İçini kemiren bu durumdan sıyrılmak icin bir an önce kendini dışarı atmak, eve gidip yüzyüze bir yerde görüşmek istiyordu. Fakat evde değildi. Hemen bir kaç sokak ötede arkadaşlarıyla balkabağı meşrubat dükkanında oturmuş muhabbet ederken ve bir kaç sek muzlu süt içerken gördü onları.
Balkabağı dükkanıın hemen çaprazında bulunan dondurmacıya geçti, koltuğunu onu görecek sekilde yol tarafına doğru cevirip oturdu. Gözlerini kırpmadan bir yandan onu gözlerken, diğer yanda düşünceler bir sarmaşık gibi sarıyordu bedenini....


Polis - Araba - Kağıt - Röpteşambır
 
Yağmurlu bir günde ıssız sokakta yalnız başına yürüyordu, uzaklardan gelen imdat polis sesine kulak kesildi, sesin nereden geldiğine odaklanmaya çalışırken koşarak arabaya binen adamı görünce yağmurdan puslu hale gelmiş gözlüğünü silip giden arabanın ardından bakmaya başladı. Geriye döndü ve hızlı adımlarla evine doğru yürümeye başladı, evden içeri girer girmez ıslanmış olan elbiselerini çıkarıp röpteşambır giyinip yatağına doğru yöneldi. Biraz önce yaşadığı olayın etkisinden çıkmaya çalışıyordu ve birden yataktan fırladı, çekmeceyi açıp kağıt ile kalem alıp aklında kalan araç plakasını yazmaya odaklandı..

Ekmek - tutku - duvar - çocuk
 
Duvarların bakımsız olması her şeyi anlatıyordu aslında. Köy hayatının onu daha mutlu edeceğini düşündü . Hemen ufak bir çanta hazırladı ve tüm hayatını bir çırpıda terketti. Citroen C2 markalı arabasına binip hayalini kurduğu ve ekmek gibi muhtaç olduğu o hayata hızla ilerledi. İçini büyük bir heyecan kaplamıştı. Aracının camını açtı ve tutkuyla derin bir nefes aldı. Şansına bugün hava güneşliydi fakat oralarda havaya pek güven olmazdı. Bir günde dört mevsimi yaşadığı çok olmuştu. Yol kenarında beyaz tenli, sarı saçlı, orta boylu bir kadın durmuş el kaldırıyordu. Burada taksi bulması imkansız diye düşünerek yola devam etti ve yol boyu o kadına yardımcı olmadığı için hiçbir pişmanlık yaşamadı. Hayalini kurduğu, ressamların tuvallerine yansıyan Saint Paul de Vence köyüne gelmişti bile. Köye girer girmez kendini orta çağda hissetti. Yol kenarında bir çocuk gördü ve arabasını yavaşlatıp çocuğa köyden ev almak için kiminle konuşması gerektiğini sordu.

Barbekü puro ıspanak sakal
 
Son düzenleme:
Yanan barbekunun yanina yaklasti Kitapella. Alisilmisin disinda et yerine ispanak vardi izgaranin uzerinde. Bir ispanaklara baktim, bir Kitapella 'ya. Olamazdi boyle sacmalik, bir daha baktim saskinca yuzune.
-Ne var? Saglikli besleniyorum.
diye cikismisti icimden gecenleri okurcasina. Puromu ceketimin ic cebinden cikartip, yaktim. Derince bir nefes cektikten sonra, dumani disari verirken gozlerim uzaklara daldi. Sakalimla oynuyordum bir yandan, aklimda tek bir dusunce.. "Yine ac kaldik!"


Polis, motor, ilac, kulaklik.
 
Şapşalsın dedi kız. Sen koca bir şapşalsın!
Makina mühendisiydi sevgilisi ve sürekli araba motorundan bahsedip duruyordu. Fakat kız bu işlerden hiç anlamıyordu. Bunca detayı gerçekten anlatmak zorunda mı diye düşündü. Daha sonra kendi zihninde ufak bir yolculuğa çıkmış ve çocukluğuna gitmişti. Babasının arabasına ne kadar düşkün olduğunu onu her pazar muhakkak yıkadığını hatırladı. Erkeklerin araba aşkı nereden geliyor olabilirdi? Tüm bu soruların pençesindeyken bir anda kapı çalındı ve gelen polislerdi. Yan dairede bir cinayet işlenmişti, katil intihar süsü vermek için kurbana ilaç içirmişti. Bir an polisin bu detayları niye verdiğini ikisi de anlayamadı. Sorular doğrultusunda yan komşularına kimin geldiğini görmediklerini anlatıp kapılarını kapattılar. Kız artık iyice bunalmıştı ve sevgilisi bunu farkedip hemen kulaklık alıp bahçeye çıktı. Hava yavaş yavaş kararıyordu. Bu kaos ortamından uzaklaşmanın en iyi yolu müzik dinlemekti.

Dondurma , Terazi , Ayçiçeği , Takunya
 
-O takunyalar ayagina ne guzel uymus!

dedi kiz dalga gecercesine, adamin pek umrunda degildi bu. Karsisinda duran ucsuz bucaksiz aycicegi tarlasina bakiyordu, "birileri sanki buna "gunebakan" diyordu" diye gecirdi icinden. Simsicak yaz gunu icini yakmisti, disari cikip asitli icecek ya da dondurma almak istiyordu ama bu kadar sicakta onu bile yapmaya useniyordu. Terazi burcunun ozelliklerinden degil miydi usengeclik? Olmasa bile o kendini boyle kandirmayi secmisti.


Filiz, asker, kirmizi, gamboc
 
Küçük kız bağırış seslerine uyandığında kasabasının yarısı yanmıştı. Büyük bir savaşın ortasında olduğundan habersizdi. İnsanların acı içinde bağırışları nedeniyle şoka girmişti. Hareketsiz bir şekilde çadırının ortasında duruyordu . Birden içeriye yabancı bir adam girdi ve ona sıkıca sarılarak çadırdan çıkardı. Askerlerden çaldığı belli olan siyah bir ata binip tüm bu kargaşayı arkalarında bırakarak oradan uzaklaştılar. Kızın üzerinde yalnızca kırmızı bir gecelik vardı. Yanlarına attan başka hiçbir şey almamışlardı. Henüz filizlenen mısır tarlasının arasından hızla geçip gittiler. Acıyı kalbinde o kadar derin bir biçimde hissetti ki ağlamaya başladı ve ağlayışları onu bu kabustan uyandırdı.

Neler olduğunu anlamak için sağına soluna baktı ve yanındaki berjerin üzerinde duran gamboçu farketti. İçerisinde hayallerini süsleyen gelinlik vardı ve bugün onun düğünüydü. Derin bir iç çekip tanrıya şükretti.

Göl, yengeç, muz, lale
 
Bir yaz günü öğle vakitlerinde gezmeye çıktıkları arkadaş grupları ile Ayfer GÖL kenarında konaklarken
Birden turuncu bir şey ilişti gözüne daha dikkatli bakınca bunun bir YENGEÇ old anlaşiliyordu
Hemen göl kenarından uzaklaşip daha ağaçliklı bir alanda piknik sepetini açan Ayfer içinden çıkan MUZları arkadaşlarına ikram etti
Günün sonunda eve giderken havanın serinlediğini farketti LALE desenli şalını narin omuzlarına atıverdi


Mirket Telefon makas turp
 
Telefon kulubesine geldiklerinde, arkasinda duran korumalari onu izleyen var mi diye gozleriyle sagi solu tararken mirket surusunu andiriyordu. Telefon numarasini tuslamaya firsat vermeden hizlica yanina geldi. Jane sari sacli, uzun boylu; fizigi duzgun bir kadindi. Korumalar onunu kesecek gibi oldugunda, hedefinde ki adam el isareti ile onlari durdurdu. Kadin yanagindan bir makas aldi: "seni cok ozledim" dedi. Rolune iyi kaptirmisti kendini. Yuzugunde sakli olan zehrin panzehirinin neden yapildigi sorusu gereksiz sekilde aklini kurcaliyordu. Neydi cidden? Limon? Turp? Haspir otu? Tam bilmiyordu ama zehirden ancak bu sekilde arinabileceginden emindi.


Sinir, mantik evliligi, Bahamalar, Petibör
 
Kaju'nın başka fıstıklarla bir araya gelmesi onu sinir ediyordu. Hiç olmazsa mantık evliliği yaparlar diye umut ediyordu. Sarı asasını çıkardı ve üç kere salladı;
"petibör, petibör, petibör" artık Kajuyu kendine aşık etmişti bile.

İşte sinirin ve sihirin gücü dedi.. Bundan sonra benden başka hiçbir fıstığa yaklaşamayacak diye düşünürken bir anda kendini bir paketin içinde buldu. Rüyalarının kajusı ile ayrı paketlerdeydi. Uzun ve sarsıcı bir yolculuk sonrası paketin ağzı açıldı ve kendini Bahamalar da buldu.

Jöle, vaha, tahta, kızamık.
 
Çöle düştükleri günden itibaren ilkez bir VAHAya denk geldiler kanasıya su içip mataralarını doldurdular susuzluk ve aşiri sicaklardan hastalıklar baş göstermişti en yakın arkadaşi KIZAMIK olduğu İçin yolculuklarına bu vahada biraz ara vermek zorundaydılar
Herkes jÖLE gibi yapışıp kalmişti, zaten hareket edecek dermanı yoktu kimsenin
Hasta arkadaşlarını sıcaktan ve böcek sokmalarından korumak için TAHTA sedyeler yapıp konaklamayı üç gün daha uzatmaya karar verdiler

Duşakabin metro buzdolabi yastık
 
üçüncü günün sonunda içine düştükleri bu çıkmaz vahada, umutsuzca bir çıkış yolu aramaya koyuldular. kuzey, güney, doğu, batı..... gittikleri her yönde önlerine kocaman kum tepelerinden başka bir şey çıkmıyordu. umutsuzluklarının bir kum tepesi gibi en yükseğe ulaştığı anda besimenin heycanlı çığlığı yankılandı. iki kum tepesinin arasında bir otoyol, o otoyolun kenarında bir dinlenme tesisi, o tesisin içerisinde de mola vermiş METRO turizm otobüsleri......nasıl oldu bilinmez, bu umutsuz grup vücutlarından çıkan ter damlaları kızgın güneşte henüz buharlaşmamışken dinlenme tesisine vardılar. besimenin heyecanlı çığlığı ikinci kez yükseldi, koşarak yapıştığı ilk otobüse bindi. otobüsün içi hiç de alışık olduğu gibi değildi, bir osmanlı sarayını andırırcasına döşenmiş fakat içerisinde çift kapılı bir BUZDOLABI, hamamı andıran bir DUŞAKABİN vardı. şaşkınlıklarını gizlemeye çalışırlarken otobüste boş buldukları yerlere oturdular. her ne kadar otobüs boş görünse de en arkalarda kadın olduğu zor seçilen biri kafasını kaldırıp, boğucu ses tonuyla "evlatlarım çok yorulmuşa benziyorsunuz, şu yün torbamı uzatın da birer YASTIK da size doldurayım dedi.......


kamil koç, muavin, esenler otogarı, elon musk
 
Son düzenleme:
"Kamil Koç" yaziyordu bilet terminalinin uzerinde. Nereye gitmeliydi? Mugla? Hayir.. Her mevsimde guzeldi orasi ama bu zaman dilimine ozel guzel olabilecek bir yer olmali diye dusundu. Derken yanaşan otobüsten yarım açılan bir kapı ve sarkınan muavini gördü. "Rize, Rize!" diye bağırıyordu muavin. Olabilir miydi? Şimdi yemyeşil doğası, masmavi denizi ve muhteşem insanıyla tam hayalini yasadigi yer olabilirdi. Kafasında iyice netleştirdi ve içeri girdi. Biletini aldı, bir sonra ki otobüse bir saat vardı. Esenler otogari kapandigindan beri Alibeykoy terminalinden kalkıyordu otobusler, etrafta pek gidecek yer yoktu; mecburen peronda bekleyecekti. Eline aldığı mizah dergisinde ki başlık dikkatini çekti: "Elon Musk Kanal Istanbul Projesini Destekledigini acikladi!". Butun bu siyaseti, kargasayi, tartismayi, dusmanligi ve istanbul'u geride birakacagi icin mutlu ve heyecanliydi.


Telefon, sakız, gramafon, deodorant
 
O ahşap kokulu evinin cumbasında, yalnız oturuyordu gramafona eskilerden bir plak koydu
kahvesini yudumlarken eskilere yüreğinin yandiği anılara döndü. Gözleri nemlenmişti öyle daldı kı telefonun sesi ile birden irkildi
Nerden çıkmıştı şimdi bu telefon
İsteksizce kalktı telefonu açti deodorant pazarlaması yapan aşiri hızlı konuşan bir yeni yetme idi cevap dahi vermedi birden yüzüne kapattı

Anilarına dalınca fevrileştiğini anladı Kolay miydi kalp yangini hatiraları
Dişaridan ufak çocukların sesleri geliyordu oynaşip gülüşmeleri de rahatsız etti cama yöneldi onlara da kızacakti sessiz olun diye
Gördüğü olay karşisinda tüm gerginliği gitmişti
sakızı kocaman balon yapan çocuk, balon yaparken yüzüne patlatmişti
...


mengene döşek zeytin yarasa
 
Yağmur şiddetini arttırmış hava soğumaya başlamıştı, hızlı hızlı eve doğru yürümeye koyuldu. Eve varınca bahçenin kapısının mengenesi kırılmış rüzgarın etkisiyle kapı açılıp kapanıyordu. Bir an tedirginlik yaşadı, etrafa bakarak evinin kapısını yavaşça açtı, etrafı kontrol ettikten sonra hemen yerdeki döşeğinde yatmak için uzandı. Vücut ısısı dengeye ulaştıktan sonra, mutfağa yöneldi, dolabı açtığın da peynir, zeytin dışında yiyecek bir şeyi olmadığını fark etti. Dışarıda köpeğin ısrarlı şekilde havlaması nedeniyle tedirginlik yaşayarak tekrar bahçeye çıktı, köpeğine yaklaştığında yerde ölmüş yarasalar olduğunu fark etti, bahçenin etrafını dolaşıp tekrar evine dönüş yaptı.

Kırmızı - susam - pencere - ay
 
Şu güzelim oyunu oynamayıp siyaset yapılıyor forumda..
Daha nasıl konular açalım çocuklar..
 
Bir zamanlar, küçük bir köyde angie adında Kırmızı elbiseli bir kız yaşardı. Kırmızı elbiseli angie, herkesin sevgisini kazanmış tatlı bir kızdı. Bir akşam, annesi ona susamlı bir kurabiye yapmasını öğretti. Kırmızı elbiseli angie, bu kurabiyeleri yaparken çok mutlu oldu ve susam kokusu tüm evi sardı.
O gece, kurabiyelerini pişirirken, pencereden dışarıya baktı. Gecenin karanlığında, ay tüm ihtişamıyla parlıyordu. Kırmızı elbiseli angie, ayın ışığında kurabiyelerinin parladığını gördü ve bu anın büyüsüne kapıldı.
Ayın ışığı, ona yalnız olmadığını ve her zaman bir ışık olduğunu hatırlattı. Kırmızı elbiseli angie, kurabiyeleri fırından çıkardı ve bir tane alıp ısırdı. Susamların çıtırtısıyla birlikte, hayatının en güzel anlarından birini yaşadığını hissetti.
O gece, ayın ışığında kurabiyelerini yerken, kalbinin her zaman sıcak ve sevgi dolu olduğunu düşündü.

serüven, kitap, prens ve güneş
 
Geri