Yüksek ökçeli kırmızı rugan ayakkabılarıyla karanlığı delercesine yürüyordu kızıl saçlı kadın.
Omzunda taşıdığı ucuz mal çantasına sıkı sıkı sarılmıştı, kuvvet alırcasına.
İlerliyordu sonu gelmez yolda bir yerlere yetişme çabasında…
Soğuk esen rüzgâr uçururken saçlarını, ürperdiğini hissetti kadın.
Üşüyordu… Şaşırdı! Hiç bir mevsim etkilemezdi onu.
Issız bir parkta bir banka oturdu kadın. Kırmızı rugan ayakkabıları ilişti gözüne. Acı bir tebessümle irkildi yerinden.
Çocukluğundan beri âşıktı kırmızı rugan ayakkabılara.
O zamanlar daha küçüktü ayak numarası ve daha topuksuzdu ayakkabıları... Büyüdüğünde de bunların çok yüksek ökçeliklerini giyeceğini düşünür, hevesle bir an önce büyümeyi isterdi.
Hiç görmediği annesi canlandı gözünde flu bir şekilde. Nasıl da severdi hiç olmayan annesini.
Kendi içinde yaratmıştı o anne objesini.
Hiç olmamıştı düştüğünde onu yerden kaldırıp, acıyan yerlerini öpen.
Seviyordu yinede de anne kelimesini derinden…
Yanında aniden duran aracın acı fren sesiyle irkildi daldığı yerden kadın.
Bir adam “hey baksana güzelim!” diyordu laubali bir şekilde arkasından.
Kalktı kızıl saçlı kadın umursamadan devam etti yoluna…
Kaldırımda ilerlerken profilden gördü kendini bir mağazanın camekânında
Sırtına dağılmış saçları kapatıyordu çıplaklığını. Keşke tüm bedenini kapatabilseydi o ateş kızılı saçları…
14.caddede ilerliyordu. Büyük saat kulesi takıldı gözüne çoktan gece yarısını vurmuştu kulenin çanları.
Sevmiyordu geceleri hiçbir zamanda sevmemişti. Geceler bitirmişti bütün hayallerini.
Yetimhane, üvey aile ve gecelerde geçen 30 senenin hesabını soruyordu kadın.
Yanağında bir ıslaklık fark etti ağlıyordu. Şaşırdı;
Hâlbuki çoktan taşlaşmıştı ruhu, bedeni, yüreği…
Üşümez ağlamaz hislenmezdi.
Peki, n’oluyordu bu gece? Bu gecenin farkı ne? “Bu gece farklı” dedi kendi kendine…
Kaç ter kokusu kaç ten kokusu sinmişti bedenine. Kaç el kirletmişti yüreğini gecelerde…
Ağlıyordu kadın… Çocukluğuna, geçmişine ve hiç olmayacak geleceğine ağlıyordu…
Makyajı akmış göz çevresi korkunç bir koyu kara olmuştu. 20 senedir ilk defa ağlıyordu.
İlerledi kadın…
Sokak serserileri köşedeki meyhanenin camlarını indiriyorlardı.
Gülümseyerek geçti yanlarından. Eğildi bir parça cam aldı eline
Devam etti yoluna...
Bileğinden parmak ucuna süzülen kırmızı sıvı lekeliyordu geçtiği yolları…
Kızıl saçlar, kırmızı ayakkabılar, kırmızı kan…
Güzel bir uyum oluşturuyorlar
Bu gece sonu gelmez denilen yollarda kırmızı rugan ayakkabılı, kızıl saçlı kadın hayat yolunu tamamlamıştı…
Ve daha 30 yaşındaydı...