Kırık Mısralar

Konu sahibi son olarak 5102 gün önce görüldü
Git artık...ne bekliyorsun daha,git!...kapıyı çek ve bekleme orada..

bu sefer ardından seslenmeyeceğim "dön hadi aşkımm.." diye,merdivenin altında beklediğini bilerek..

Git! çok kanattın,çok yara açtın git..gözlerimin yeşilini bulandırdın...kan akıttın yeşilime git...bu sefer bende kalmayacak büyüklük ve bu sefer alacağım olsun demeyeceğim..sana değmeyecek bu sefer...


bilsen ne kadar çok çaldın gülüşümden,ne kadar eksilttin çocuk yanlarımı...yıktın,dağıttın..bense hep çocuktum..masumdum hatalarına körebe oynayacak kadar..saflığımla oynadın..git!

ne kadar da körmüşüm meğer..sen yanımdasın diye hiç hissetmemişim çaldıklarının yokluğunu!hiç bir şeyi hissetmemişim...


başkasının koynuna girdiğini hissetmemişim!!...oysa ne çok severdim kokunu..onu başkasına sattığında anlamıştım artık benim olmadığını..

ne de çok severdim koynunda uyumayı...şimdi yalnızlığımın koynundayım..ve özlemiyorum seni!yatağımın yarısını yalnızlığım çok iyi dolduruyor..hissetmiyorum yokluğunu..ve kokun..onu hiç mi hiç özlemiyorum!!

dönme artık geri!çalma kapımı yeter!ne yüzle buradasın daha!terkettim seni görmüyor musun..?


defol!
bana nefreti öğtettin,defol!
renklerimi kirlettin defol!
gülüşümü eskittin defol!
git defol!

git..git..git..git..yüreğim kaldırmaz git..

giderken ne demiştim ben sana..

seni affetmeyi çıkarttım lugatımdan..!



 
İnsanoğlu bu dünyada bir birine ateş taşıyan cehennemdir...

Ben ki Hiç'lik makamının efendisi ve böyle başlayalım istedim...

Zaman kavramının duygu duvarında gönül eleğinden süzülerek Mısralara dökülünce hissi dem kırılıyor bir şeyler... Mısralarımın kırıklığı buradan geliyor.

Göçebesi olduğum bir hayatın içinde Hiç'lik makamına gün doğururken kendimce, akıp giden zamanın dehlizinde ruhumun aydınlığa kavuşmasına vesile aşkın sahibine hamdolsun...

Kendi kalemimden söz, şiir ve yazıların yer alacağı bu sayfada dilerim ki zamanla çok sıkılmazsınız....

Saygı ve muhabbetle...

Semihhan Aydemir
 
Bir zümrenin içinde zerre iken cihanda, neden hiç ölmezmiş gibi dem vurursun dünyada?
 
-Hayırlı bereketli olsun sayfan,

*Güzel paylaşımlar , yakından takip edicem .En ufak hatanda affetmiycem .
Bilgine sunulur.


-Saygılarımla. kolay gelsin.
 
Bırak cihan-ı alem Cumartesi gecelerinde Pazar'a mey olsun, sen Perşembe gecelerinde Yasin-i Şerif ile Cuma'ya doğurduğum aşksın...
 
ask-i-oldurmeyin.jpg


Yakalanan duygu aşk olunca, hayata kıyam edip ömrün güzafına diş bilemek gerekir.
Gelen heyecanların kattığı ahenkle dans ederken yürekler, kalplerin birbirine hicretini izlemek lazım. Ki... Yaşadığını aşk sanıp yanılanlar, aşk nasıl bir şeydir diye merak edenler vardır. Aşkın karşılığına denk olan tarifsiz bir duygunun insanın içine nasıl ağ ördüğünü görsünler ve aslında görmek anlamaya yetmeyecek ama şaşkınlığın ve hayretin bile aşkla kuşandığı bir yoldur yaşanan bu duygu...

Gönülden gönüle...
bir köprü,
bir düş süzümü,
bir özlem barınağı,
bir şükür ile tefekkür ve zümre-i aşkta zerre olmanın verdiği haz ile yüreğime örülen bu aşk, beni serv mağarasına götürüyor.

Mabed-i ensar rükusunda vehm-i ayan olunca, filhakika hallerde anat bir duyguyla imanın göğüste şuur buluşu oluyor sende yaşadığım... Ruhumun kuşandığı duygu döngüsünde farıç bir yuvayım aslında. Yüreğimi kuşatan özlemlerle mevsimsiz hazanım ve kalbe vuran zamir duygunun rif haliyim şükür secdelerinde...

Gönül yolculuğunda yar olana yara, hakka yolculukta dua olana beddua olunmaz. Bu sebeple en güzel aşk, aşkı verenle yaşamaktır. Ki insan kendinden ibaret bildiği hiç bir şeye zaten sahip değildir. Biz seninle aynı kıblegahta buluşan kıyam, aynı rükuya boyun eğen itaat ve aynı secdelere alın sürerek teslimiyete varanız sevgili... Bırak cihan-ı alem Cumartesi gecelerinde Pazar'a mey olsun, sen Perşembe gecelerinde Yasin-i Şerif ile Cuma'ya doğurduğum aşksın...

Bırakalım da herkes aşkı nefsinin rızası saysın, biz aşkın hakka açılan ellerden yarin yüreğine yollanan dua olduğunu biliriz... Ki milyarlık kalabalıklarda hiç tereddütsüz tanıyacağım tek şeysin ve bu yüzden kalbime dokunan rey, yan duran gönlümü mevlevi bir semaha ulaştırıyor. Ömrümün kabulü ve aşka itirafım dediğim mana-i siyer. Sen benim tasavvuf yanım...
Kerbela-i tufan olsam da cihan-ı tahta, bilirim ki kalbim zebun'dur bu aşka...

Hangi milletten, dilden ve dinden olursanız olun, sevmenin milleti, dili, dini birdir. Yüreğin ana temasından uzaklaşmayın, aksi halde aynı aşktan olsanız bile farklı mezhep çatışmalarına başlarsınız ve o çatışmalarda ölen aşk olur...

Aşkı öldürmeyin!
 
Hayatın telaşı içinde koşar adım giderken insanoğlu, arkasında kalan ruhunu kim toplayacak?

Davranış tutarsızlığından kurtarıp kendini, benlik duvarlarını yıkarak, bizlik sarayına nasıl ulaşacak?

Bütün varlığımdan sıyrılarak, sahip olduğumu zannettiğim her şeyden vazgeçip, yokun var olduğu zamana uzanmak istiyorum.

Hani kerpiçli evin tavanından düşen damlanın duvar dibindeki yorganı ıslattığı, ısınmak için bütün ailenin aynı soba etrafına toplandığı, bir göz odaya kocaman bir ailenin sığdığı zamanlara... Hani henüz insanın organik olduğu, kapılara kilit vurulmadığı güven duygusuna, en yakın arkadaşla görüşmek için randevu gerekmeyen, hatta gelen yabancıyı misafir etmek için açılan kapılara, bir araya gelirken telefon yerine insanın göz göze bakışına ve bir kap çorbaya onlarca kaşığın sallanışına uzanmak istiyorum…

Ömür, mevcuttaki aç gözlülükten kendimizi arındırarak, kanaat etme, yetinme ve paylaşmanın gerçek manasına yeniden ulaştıracak mı bizi?

Lunapark gibi yanar döner hallerimizden kendimize yetişemediğimiz zamanın başımızı döndürmesine dur diyebilecek miyiz ve borsa misali iniş çıkışlı iş endeksinden sıyırıp kendimizi, metropol kirliliğinden kurtararak, toprağa ve çamura yalın ayak basıp, çocukluğumuzda dokunarak öğrenmeyi keşfettiğimiz gibi, yeniden birbirimize çıkarsız dokunarak insan olmayı mümkün kılabilir miyiz?

Bir nefes alsam iyi olacak, lütfen sessizlik! Tozla kaplı yüzümün o çocukluğunu özledim...

Dönüp bakıyorum da, günüm dünden kopya çekiyor.
Telaşlarımızı çoğaltmak, kendimizi yalnızlaştırmak ve biz olmaktan çıkmak için harcadığımız enerji karşılığında aldığımızı zannettiğimiz üç kuruşun hiç bir ehemmiyetinin olmadığına şahit oluyor aklım/kalbim/ruhum.

Günümüz dünyasında yaşananlara bakınca, insanoğlunun doyumsuzluğu kıyametin habercisi gibi geliyor. Çünkü insanlık hiç bu kadar büyük utanç taşımadı ve hiç bu kadar uzun sürmedi utançların ömrü. Hani yaradan’dan utanmasam, kendimden firar edeceğim...
 
Ey insan: Bağbanı olmadığın bağdan tat alamaz, yolcusu olduğun faniyeye han olamazsın...
 
Yüreğini özleme, gözlerini uykuya sür. Şarjöründe ne kadar dua varsa rüyalarına ateşle...
 
Kalbe zebun düştüm Leyl’'m...

Makam-ı dergahına çıkınca hissiyat
Cennet/ten de cennet saydım cemalini
Bana sunulan vuslat-ül hüzn-ü göremedim
Kirpiklerimin altına isabet edince cev bakışlar
Şarapnel tesirli bir etkiyle, vurulduğumu anlayamadım...

Leyl'im, h/içimi içine dökmeğe geldim
Kabul et huzuruna, acı(m)dan kaçmağa geldim
Dilersen recm, istersen haczeyle ömrümü
Şeddeli aşkın manasından ayırma
Beşeri aşktan sana sığınmağa geldim...

Kalbe zebun düştüm Leyl'im...

Nasıl verdiysen, öyle al demiyorum
Kudret-i azameti-nden bahşedersin ümidiyle bu acze
Sarp'ında kaybettiğim takati bulmaya geldim...
Ahvalimi sorma, kem aklım acze düştü
Recm olası hallerden divana böyle çıktım...

Leyl'im, yaşım henüz cen, aklı cehil'im ben
Sana, mahşer-i hesabı vermeye geldim de
Yüzüm yok, nasıl söylesem...
El(im) boş, gönül sarhoş ve ruh(um) nahoş
Hangi beyt'te temize çıkarayım kendimi
Ayet ayet düşünüp, sure sure aradığım
Alnım ile secde arasına sıkışıp durma...!
Cinnet getirdi parmak arasında kalem
Batırıp soluma, düşeyim sağıma diyorum da
Rükuda akıttığım yaşları gusledemedim daha...

Sesli dinlemek için...

Stockholm 08.02.2018 / Saat: Akrebin / Yelkovan’dan sekip kalbi 5. vakitte vurduğu demde…
 
Geri