folie a deux
Bronz Üye
-
- Katılım
- Mayıs 3, 2019
-
- Mesajlar
- 2,602
-
- Tepkime puanı
- 1,695
-
- Puanları
- 349
Herkes hak ettiğini bulur sözüne katılmıyorum. Hiçbir zamanda bu kadar iyimser sözlerin arasına sıkıştırmadım kendimi -ki klişelerin canı cehenneme derim hep..
Düşünsene..
Yaşın başını alıp geçse bile sen bir inancın temelinde yatan ‘O kadın gelene kadar bekleyeceğim’ diyerek kendini sınırlandırıp kalp kırmamak için, defalarca seni kırmalarına izin veriyorsun.
Kendini, iç sesini, arzularını frenlemek o kadar zor oluyor ki bazen, belki de bulunduğun ortamdan dahi kaçmak zorunda kalıyorsun. Çünkü inanıyorsun, birgün birinin seni senden edeceğini, ona kapıldığın o an’ın içinde erimek istediğin ve bunu ne kadar razı olduğuna ikna ediyorsun içten içe, fakat olmuyor.
Hayat, hiçbir planlamanın, beklentinin kusursuz olmasını sağlamayacak kadar sinsi bir düşmandır zamanı geldiğinde iliklerine kadar hissediyorsun zaten!
- Saydım! yemin ederim saydım!
Kaç ‘beden geçmiş üzerinden’ attığın adımlardan anladım!
Masumiyet ve sadakatin aslında bir yastığa kılıf olabileceğini anladım! Unuttuğum her şeyin güvenin, iyiliğin, sevginin aslında içi boş bir fanus olduğunu geç olsa da tekrar hatırladım.
Böyle olmamalıydı diyecek kadar nefes bile bırakmadın bana üstelik, böyle olmamasını o kadar dilemiştim ki;
Kanatlarımın ne kadar kırıldığını anlayacağını dahi sanmıyorum.
Ne kadar utanca boğulduğumu sayamayacak kadar düş kırıklığının ertesine kaldı şu gülüşüm.
Bir ben bile kalmadı üstelik içimde..
Bunca zaman, kapattığın tüm kapıları, ona ve ona olan inancından ötürü açtığın halde kapının kolunda parmak izlerini bırakıp gitmesi bu bir başınalığı daha da kahpece yapmaz mı Hakim bey!
Ama biliyorum.. Kalemi kırılanlar sıralamasında hep en üst sıradaydı benim adım.
Çünkü güçlü biliyorlar.
Çünkü onun gülüşü var diyorlar.
Çünkü acımaz diyorlar.
Ne kadar acıdığımı, nasıl çöktüğümü, bunca yalanın ortasında nasıl düştüğümü bilmiyorlar.
Bu bilinmezliğin, içimdeki son umudun da söndürüldüğünün işareti olduğunu bilmiyorlar.
Ölüyorsun evet, günbegün ölüyorsun, bedenin ayakta kalmak için uğraşsa da, sen içindeki acıya o kadar aşina oluyorsun ki, artık iyi dileklerin tamamını kapının ardında bırakıyorsun, artık evde yokuz!
Sonra dediğin gibi olmuyor biliyor musun? Herkes yaptığı ile kalmıyor, herkes ayıbı ile kalmıyor. Kimse yaptığının sorgusunu, yaptıklarının doğurduğu sonuçlarını düşünecek kadar bir ‘ben’ taşımıyor karakterinde..
O veya onlar; kaldıklarını düşündüklerimizin tamamı, mutluluğu dudağına ruj yaparak yürürken, sen o masadan kalkıp gitmesine değil, ardından sayamadığın küfürlere yanıyorsun!
Sanki içine bıraktığı acı ondan değil de! nasıl kaçarcasına gittiğine bakıp kalıyorsun, tüm hatayı kendi kucağında buluyorsun.
Başka bir adama gitmesine değil de ‘acaba beni unutur mu?’ diye sormasına takılıp kaldı a canım!
Kızgın yağa koysam, kızarmayacak şu iki yüzün. O kadar küfür kemirdi ki şu dilimi, kendimden utandığımı hissettim.
Birgün, ayağa kalkacak kadar güçlü müyüm artık bunu bilmiyorum, bir insana güvenecek kadar insanlığım kaldı mı bunu da bilmiyorum.
Ama kalbimin üzerinde taşıyacağım, sonuna kadar hatırlamaktan vazgeçmeyeceğim bir şey biliyorum.
Ben, ardından soğuttuğun kahveye bakıp kırk yıl nefret edeceğim senden!
Ve sen; sek sek içeceğin şu yokluğumu, sektire sektire döneceksin unuttuğun o yolu!
Unutma;
El Hakimdir Allah..
Rüzgar.
Kardeşime*
Düşünsene..
Yaşın başını alıp geçse bile sen bir inancın temelinde yatan ‘O kadın gelene kadar bekleyeceğim’ diyerek kendini sınırlandırıp kalp kırmamak için, defalarca seni kırmalarına izin veriyorsun.
Kendini, iç sesini, arzularını frenlemek o kadar zor oluyor ki bazen, belki de bulunduğun ortamdan dahi kaçmak zorunda kalıyorsun. Çünkü inanıyorsun, birgün birinin seni senden edeceğini, ona kapıldığın o an’ın içinde erimek istediğin ve bunu ne kadar razı olduğuna ikna ediyorsun içten içe, fakat olmuyor.
Hayat, hiçbir planlamanın, beklentinin kusursuz olmasını sağlamayacak kadar sinsi bir düşmandır zamanı geldiğinde iliklerine kadar hissediyorsun zaten!
- Saydım! yemin ederim saydım!
Kaç ‘beden geçmiş üzerinden’ attığın adımlardan anladım!
Masumiyet ve sadakatin aslında bir yastığa kılıf olabileceğini anladım! Unuttuğum her şeyin güvenin, iyiliğin, sevginin aslında içi boş bir fanus olduğunu geç olsa da tekrar hatırladım.
Böyle olmamalıydı diyecek kadar nefes bile bırakmadın bana üstelik, böyle olmamasını o kadar dilemiştim ki;
Kanatlarımın ne kadar kırıldığını anlayacağını dahi sanmıyorum.
Ne kadar utanca boğulduğumu sayamayacak kadar düş kırıklığının ertesine kaldı şu gülüşüm.
Bir ben bile kalmadı üstelik içimde..
Bunca zaman, kapattığın tüm kapıları, ona ve ona olan inancından ötürü açtığın halde kapının kolunda parmak izlerini bırakıp gitmesi bu bir başınalığı daha da kahpece yapmaz mı Hakim bey!
Ama biliyorum.. Kalemi kırılanlar sıralamasında hep en üst sıradaydı benim adım.
Çünkü güçlü biliyorlar.
Çünkü onun gülüşü var diyorlar.
Çünkü acımaz diyorlar.
Ne kadar acıdığımı, nasıl çöktüğümü, bunca yalanın ortasında nasıl düştüğümü bilmiyorlar.
Bu bilinmezliğin, içimdeki son umudun da söndürüldüğünün işareti olduğunu bilmiyorlar.
Ölüyorsun evet, günbegün ölüyorsun, bedenin ayakta kalmak için uğraşsa da, sen içindeki acıya o kadar aşina oluyorsun ki, artık iyi dileklerin tamamını kapının ardında bırakıyorsun, artık evde yokuz!
Sonra dediğin gibi olmuyor biliyor musun? Herkes yaptığı ile kalmıyor, herkes ayıbı ile kalmıyor. Kimse yaptığının sorgusunu, yaptıklarının doğurduğu sonuçlarını düşünecek kadar bir ‘ben’ taşımıyor karakterinde..
O veya onlar; kaldıklarını düşündüklerimizin tamamı, mutluluğu dudağına ruj yaparak yürürken, sen o masadan kalkıp gitmesine değil, ardından sayamadığın küfürlere yanıyorsun!
Sanki içine bıraktığı acı ondan değil de! nasıl kaçarcasına gittiğine bakıp kalıyorsun, tüm hatayı kendi kucağında buluyorsun.
Başka bir adama gitmesine değil de ‘acaba beni unutur mu?’ diye sormasına takılıp kaldı a canım!
Kızgın yağa koysam, kızarmayacak şu iki yüzün. O kadar küfür kemirdi ki şu dilimi, kendimden utandığımı hissettim.
Birgün, ayağa kalkacak kadar güçlü müyüm artık bunu bilmiyorum, bir insana güvenecek kadar insanlığım kaldı mı bunu da bilmiyorum.
Ama kalbimin üzerinde taşıyacağım, sonuna kadar hatırlamaktan vazgeçmeyeceğim bir şey biliyorum.
Ben, ardından soğuttuğun kahveye bakıp kırk yıl nefret edeceğim senden!
Ve sen; sek sek içeceğin şu yokluğumu, sektire sektire döneceksin unuttuğun o yolu!
Unutma;
El Hakimdir Allah..
Rüzgar.
Kardeşime*
Moderatör tarafında düzenlendi: