Metal Militia
Bronz Üye
-
- Katılım
- Nisan 27, 2015
-
- Mesajlar
- 2,634
-
- Tepkime puanı
- 4
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 43
Siyah önlüklüler kuşağıyım.
13 ncü Cuma günü doğarak dünyanın yarısı tarafından daha doğarken lanetli sayıldım. Bazı zamanlar buna inandım.
5 yaşına kadar pek bişey yok, yatağımı ıslatarak ve pipimi fermuara sıkıştırarak geçti bu dönemim.
İlkokula İzmir'de başlamasaydım, en iyi arkadaşım siyahi bi öğrenci olmayacak ve ben gerçekten insancıl olmayacaktım belki de. Tabi bunda babaannenim çabaları da yadısanamaz.
Tokat' a dönmek ise dünyanın öteki yüzüyle yüzleşmek anlamına geliyordu, dayakçı öğretmen, beni oyunlarına almak istemeyen akranlar... Bu yüzden biraz sıkıntılı büyüdüm sayılır.
Uysal bi çocuktum evet ama sinsi uysallardan, bildiğin ekmeğini yiyordum. Pek hırslı biri değildim mücadeleyi sevmedim hiç zaten, orta okul 2' de ayağımdan ameliyat olup da yatağa mahkum kalacağım fikrine kapılana kadar. 6 ay sonrasında yürümeye başlamış ondan 4 ay sonra da futbol oyanayabilmiştim.
10 yaşımdan sonra İstanbul'a geldiğimde bu sefer bambaşka bi dünyayla tanıştım, 10 yaşında bi çocuk için bu kadar farklı dünyalar görmek biraz da olsun hayat tecrübesi ve farkındalık demekti.
Yeni bir hayata başlıyordum, burdaki çocuklardan uzak kalmayacaktım, aralarına karışacaktım. Top mu oynuyolar? kenarda birinin sakatlanmasını bekliyordum, beni de oyuna alsınlar diye.
Sakatlandı sonunda .bne
işte böyle bi çocuk olma yolunda emin adımlarla ilerlerken Allah belamı vermiş ağaçtan düşerek bacağımı kırmıştım.
Ergenliğini İstanbul'un varoş semtlerinden birinde büyüyenler iyi bilir ki; Hayata atılmak için birinin sakatlanmasını beklemen gerek.
Lise sona gelince bi aydınlandım ben, geç oldu biraz ama karakterimi lise son belirledi benim. Aşık olduğum edebiyat hocam bildiğin hayatımı değiştirdi.
Hayata karışmak için birinin sakatlanmasını beklemek değil, birini sakatlanmadan kurtarmak gerekiyormuş. Bu da benim bütün hayatımın özeti aslında.
Pusuda bekleyen sırtlan olmadım ondan sonra.
Sonrası mı?
Liseden sonra henüz bir milat olmadı benim için, olunca yazarım.
.......
Edit: kaldığım yerden devam edeyim.
Pilot olucam diye girdiğim liseden bi bok olamayarak mezun oldum.
Kulislerde benim için "boşuna umut bağlamışız" diye konuştuklarından eminim. Zaten bu yaşıma kadar pek güven veremedim kimseye.
Şu anki işime odaklanıp kısa zamanda patronun gözüne girip 5 ayda maaşım 5 katına çıkınca tamam dedim yemişim pilotluğu, bundan sonraki yaşamımı yer yüzünde hava atarak geçirecektim.
Kolay arkadaş edinemediğim için lisedeki arkadaşlarımı bırakmadım hiç. saolsun onlar da düş yakamızdan demediler. Çok kahrımı çektiler.
Kolay arkadaş edinemesem de arkadaş olduğum zaman aynı sevgili olduğum gibi kendimden bi parça sayıyorum arkadaşlarımı.
Nedense bunu hiç samimi bulmadılar.
Sevgili demişken, pek beceremedim ben o işleri, çok sevip çok sevildim ama bi yerde tıkandı hep. uzun soluklu olan da oldu, kısa zamanda saman alevi gibi sönen de.
Sanırım ben beklentisiz severken benden bekleneni veremiyorum.
Şimdi biraz gözlerim doldu bi ara deva ederim .ss
13 ncü Cuma günü doğarak dünyanın yarısı tarafından daha doğarken lanetli sayıldım. Bazı zamanlar buna inandım.
5 yaşına kadar pek bişey yok, yatağımı ıslatarak ve pipimi fermuara sıkıştırarak geçti bu dönemim.
İlkokula İzmir'de başlamasaydım, en iyi arkadaşım siyahi bi öğrenci olmayacak ve ben gerçekten insancıl olmayacaktım belki de. Tabi bunda babaannenim çabaları da yadısanamaz.
Tokat' a dönmek ise dünyanın öteki yüzüyle yüzleşmek anlamına geliyordu, dayakçı öğretmen, beni oyunlarına almak istemeyen akranlar... Bu yüzden biraz sıkıntılı büyüdüm sayılır.
Uysal bi çocuktum evet ama sinsi uysallardan, bildiğin ekmeğini yiyordum. Pek hırslı biri değildim mücadeleyi sevmedim hiç zaten, orta okul 2' de ayağımdan ameliyat olup da yatağa mahkum kalacağım fikrine kapılana kadar. 6 ay sonrasında yürümeye başlamış ondan 4 ay sonra da futbol oyanayabilmiştim.
10 yaşımdan sonra İstanbul'a geldiğimde bu sefer bambaşka bi dünyayla tanıştım, 10 yaşında bi çocuk için bu kadar farklı dünyalar görmek biraz da olsun hayat tecrübesi ve farkındalık demekti.
Yeni bir hayata başlıyordum, burdaki çocuklardan uzak kalmayacaktım, aralarına karışacaktım. Top mu oynuyolar? kenarda birinin sakatlanmasını bekliyordum, beni de oyuna alsınlar diye.
Sakatlandı sonunda .bne
işte böyle bi çocuk olma yolunda emin adımlarla ilerlerken Allah belamı vermiş ağaçtan düşerek bacağımı kırmıştım.
Ergenliğini İstanbul'un varoş semtlerinden birinde büyüyenler iyi bilir ki; Hayata atılmak için birinin sakatlanmasını beklemen gerek.
Lise sona gelince bi aydınlandım ben, geç oldu biraz ama karakterimi lise son belirledi benim. Aşık olduğum edebiyat hocam bildiğin hayatımı değiştirdi.
Hayata karışmak için birinin sakatlanmasını beklemek değil, birini sakatlanmadan kurtarmak gerekiyormuş. Bu da benim bütün hayatımın özeti aslında.
Pusuda bekleyen sırtlan olmadım ondan sonra.
Sonrası mı?
Liseden sonra henüz bir milat olmadı benim için, olunca yazarım.
.......
Edit: kaldığım yerden devam edeyim.
Pilot olucam diye girdiğim liseden bi bok olamayarak mezun oldum.
Kulislerde benim için "boşuna umut bağlamışız" diye konuştuklarından eminim. Zaten bu yaşıma kadar pek güven veremedim kimseye.
Şu anki işime odaklanıp kısa zamanda patronun gözüne girip 5 ayda maaşım 5 katına çıkınca tamam dedim yemişim pilotluğu, bundan sonraki yaşamımı yer yüzünde hava atarak geçirecektim.
Kolay arkadaş edinemediğim için lisedeki arkadaşlarımı bırakmadım hiç. saolsun onlar da düş yakamızdan demediler. Çok kahrımı çektiler.
Kolay arkadaş edinemesem de arkadaş olduğum zaman aynı sevgili olduğum gibi kendimden bi parça sayıyorum arkadaşlarımı.
Nedense bunu hiç samimi bulmadılar.
Sevgili demişken, pek beceremedim ben o işleri, çok sevip çok sevildim ama bi yerde tıkandı hep. uzun soluklu olan da oldu, kısa zamanda saman alevi gibi sönen de.
Sanırım ben beklentisiz severken benden bekleneni veremiyorum.
Şimdi biraz gözlerim doldu bi ara deva ederim .ss