Tarih Kılıçarslan

Konu sahibi son olarak 3329 gün önce görüldü
KILIÇARSLAN


Türk tarihinin büyük kahramanlarından biri de
Kılıçarslan’dır. Kılıçarslan Anadolu Selçuklu Sultanlığı’nın kurucularından
olup; Haçlı ordularına karşı Anadolu’yu ve hatta bütün İslam alemini müdafaa
eden bir Türk hükümdarıdır. Vatan topraklarının nasıl müdafaa edilmesi lazım
geldiğini, bu uğurda yaptığı kanlı mücadelelerle bütün insanlığa ispat etmişti.

Kılıçarslan olmamış olsaydı, belki bugün Anadolu’da bir Türk hakimiyeti
yerine bir Latin devleti mevcut bulunacaktı.Anadolu kıtası; 26 Ağustos 1071
yılında Alpaslan’ın Bizanslılarla yaptığı Malazgirt Meydan Savaşı ile
fethedilmişti. Bu fetih üzerine Horasan ellerinde bulunan birçok Oğuz Türkmen
oymakları, Anadolu’nun çeşitli yerlerine yerleşmişlerdi.
Anadolu’nun kuzey
bölgesinde Oğuzların Bozok kabileleri, güney bölgesinde de Üçok kabileleri yurt
tutmuştu. Büyük kütleler ise Orta Anadolu’yu doldurmuştu. Bunların çoğu Kınık
kabileleri idi. İlk etapta Anadolu’ya bir milyon Türkmen gelmişti. Bunların bir
kısmı hayvan sürülerine sahip olduklarından Yörük kaldılar. Bir kısmı da toprağa
yerleşerek çiftçi oldular. Ancak, Anadolu’nun Marmara kıyıları henüz
Bizanslıların elinde bulunuyordu. Marmara havzasının fetihlerine Kutulmuş oğlu
Süleyman ile kardeşi Mansur gönderilmişti.
Bu iki kardeş, Anadolu’nun fetih
olunmamış kısımlarını Türk topraklarına katarak Anadolu Selçuklu Sultanlığı
devletini kurdular. Fakat bu iki kardeş birbiriyle uğraşmaya başladılar. Bunun
üzerine büyük Selçuklu Hakanı Melikşah, Mansur’un üzerine Porsuk Bey ve
kuvvetlerini gönderdi. 1077 tarihinde Mansur mağlup edilerek öldürüldü. Melik
Şah, Anadolu’nun idaresini Sultan unvanıyla Kutulmuş oğlu Süleyman’a bıraktı.
İşte, bu şekilde Anadolu Selçuklu Sultanlığını kuran Aslan’ın torunu Kutulmuş
oğlu Süleyman oldu. Anadolu’da bu devlet 1077 yılında kuruldu. Anadolu
Selçuklularından on yedi hükümdar gelmişti.
Kutulmuşoğlu, Konya şehrini
merkez yaparak Bizanslılarla savaşlara girişti. İznik şehrini fethettikten sonra
burayı merkez yaptı. Bir müddet sonra Antakya’yı da fethetti. O zaman
Melikşah’ın kardeşi Tutuş ile harbe girişerek yenildi. Bu olay onu olumsuz
olarak çok etkiledi ve sonunda intihar etti.
Kutulmuşoğlu Süleyman’ın ölümü
ile Anadolu’da karışıklıklar baş gösterdi. Beyler her tarafta bağımsızlıklarını
ilan ettiler. Süleyman’ın oğlu Kılıçarslan, Büyük Selçuklu İmparatoru tarafından
hapse atılmıştı.
Anadolu’nun karışıklığını ancak Kılıçarslan düzene
koyabilirdi. Dört yıl sonra Kılıçarslan, Melikşah tarafından Konya’ya
gönderildi. Kılıçarslan babası zamanından kalan büyük kumandanları başına
topladı. İznik şehrini tekrar zaptederek burayı kendisine merkez yaptı. Bundan
sonra bağımsızlık hevesinde bulunan bütün beyleri ortadan kaldırdı. Bu suretle
babasının elde ettiği bütün toprakları tekrar ele geçirdi. Bir donanma yaparak
Çanakkale Boğazı önlerindeki adaları birer birer fethetti.
Kılıçarslan çok
yiğit, aynı zamanda pek cesur bir hükümdardı. Anadolu’nun birliğini kurmaya
muvaffak oldu. Bu sebeple şöhret ve namı her tarafa yayıldı. Kılıçarslan’ın en
büyük amacı Bizanslıların elinden İstanbul’u almaktı. Bu amacına ulaşmak için
Marmara kıyılarında bir tersane kurup çok sayıda harp gemileri yaptırdı.
Türklerin bu hazırlığını gören Bizanslılar telaşa düştüler.
O zamanlar
Bizans tahtında Yedinci Mihal Dükas bulunuyordu. Türklerin kara ve deniz
kuvvetleriyle başa çıkamayacağını anlayınca, Roma’da oturan Papa Yedinci
Greguvar’a elçiler gönderdi. Papaya, batı devletlerinin yardımına muhtaç
olduğunu bildirdi. Eğer bu yardım gelmezse, İstanbul Türklerin eline geçecek ve
Doğu Roma İmparatorluğu tarihe karışacaktı. Papa, Ortodoksların Katolik
kilisesine müracaatını kendi menfaatine uygun buldu. İleride bu iki kilisenin
birleşeceğini düşündü. Bu sebeple Batı Avrupa devletlerinden 40,000 kişilik bir
ordu toplanılarak İstanbul’a gönderilmesi için çok çalıştı. Fakat muvaffak
olamadı.

Bizans’ı korku sardığı sıralarda, Kılıçarslan durmadan donanma
yaptırıyor; bir an öne İstanbul’u Türk topraklarına katmayı arzu ediyordu. O
devirde Avrupa’da dinî taassup çok şiddetli idi. Papazların halk üzerinde büyük
tesirleri vardı. Bütün papazlar, Hazret-i İsa’nın doğduğu mukaddes Kudüs şehrini
İslamların elinden kurtarmak için halkı haçlı seferine teşvik ediyorlardı.
Bilhassa Fransa’da kurulmuş olan Kloni tarikatının halk üzerinde etkisi büyüktü.

1095 tarihinde Fransa’nın Klermon şehrinde Papa İkinci Urban, ruhanî bir
meclis topladı. Bu meclise on dört başpiskopos, iki yüz elli piskopos, dört
yüzden fazla papaz katıldı. Ayrıca birçok da şövalye bulundu. Bu ruhanî meclis,
Kudüs’ün İslamlardan alınmasına karar verdi. Bu işe ön ayak olan Piyer Lermit
adında bir papazdı. Buna Yoksul Gotye adında bir şövalye de katıldı. Bunların
teşvikiyle Avrupa’da büyük bir haçlı ordusu hazırlandı. Bu sel Anadolu’ya akmak
üzere idi. Bu seli Kılıçarslan nasıl durdurabilecekti?
Haçlı ordusunun
sayısı altı yüz bin kişi idi. Haçlı ordusu muhtelif Hıristiyan milletlerinden
kurulmuş olup, içinde ihtiyarlar, gençler ve kadınlar da bulunuyordu. Hepsi
göğüslerine birer kırmızı Haç takmışlardı. Bu haçlı ordusunun önünde eski Cermen
efsanelerinde mukaddes sayılan bir Keçi ile bir de Kaz bulunuyordu. Bu insan
seli Batı Avrupa’dan yaya olarak Bizans’a geldi. Bizans imparatoru bu
kalabalıktan ürkerek bunların hepsini Anadolu yakasına geçirtti.


Kılıçarslan, Anadolu’ya çıkan bu korkunç afet karşısında
soğukkanlılığını muhafaza etti. Neye mal olursa olsun, bu müstevli kuvvetlere
karşı Türkün öz yurdu olan Anadolu’yu müdafaa etmeğe ant içti. Kılıçarslan, bu
büyük kuvvetlere karşı bir gerilla harbi yapmaya karar verdi. Türk kuvvetlerini
muhtelif çetelere ayırdı. Şehirlerde bulunan halkı dağlara ve yaylalara
çıkarttı.
Ambarlarda ne kadar zahire varsa yaktı ve suları da zehirletti.
Selçuk askerleri baskın halinde grup grup haçlıların üzerine atılarak ilk çıkan
kafileyi bir anda imha etti. Fakat arkadan daha büyük kuvvetler Anadolu’ya
çıktılar. Kılıçarslan o büyük kuvvetleri de Eskişehir ovasında yıprattı. Bundan
sonra kuvvetleriyle Çorum’a çekildi. Bu durum karşısında bütün Anadolu Türkleri
top yekün silaha sarıldı. Saadetini yıkanlarla kanlı mücadelelere girişti. Bu
tarihte eşine az rastlanır bir vatan müdafaası idi. Askerî kıtalar her tarafta
bir şimşek gibi çakıyorlar; düşmanın yurt tutmasına imkan bırakmıyorlardı.
Anadolu şehir ve kasabalarında büyük bir yangın vardı.
Bu kıyametin içine
girenler de şaşırıp kaldılar. Bunlar nasıl bir millet! Vatanlarını canla başla
ne şekilde müdafaa ettiklerini görüp öğrendiler. Nihayet haçlılar kırıla kırıla
bir geçit bularak Kudüs’e gidip bir Latin Krallığı kurdular. Fakat güzel
Anadolu’da yerleşemediler. Çünkü buranın bekçileri yüksek vatansever ve kahraman
Türklerdi. Kumandanları da Kılıçarslan gibi cesur bir yiğitti.

Türkler
bu şekilde Anadolu için kan döktüler. Bu sebeple Anadolu toprakları Türkün
kanıyla yoğrulmuş bir ana vatandır. Kılıçarslan’ın haçlılara karşı kazandığı
zaferler onun adını Türk tarihinde ebediyen yaşatmaya kafi gelmiştir. Onun
hayatı büyük destandır. Tarih onun (Ebulgazi) unvanını vermişti.
Sekiz buçuk
ay süren bu kanlı mücadeleden sonra Birinci Kılıçarslan Konya Sarayına yerleşti.
Bir sabah sarayından çıkıp bir meydanda toplanmış binlerce esirin arasından
geçerken bir ses yükseldi.

-Bizler ne olacağız?
Kılıçarslan sesin
geldiği tarafa baktı. Bu sözü söyleyen genç ve güzel bir esir kızdı. Ona:

-Kimsin, ne istiyorsun? Diye sordu.
Esir kız:
- Savaşta esir düşen
Efon Ejyid’in kız kardeşi İzabella’yım. Bir an önce vatanıma dönmek istiyorum!
Dedi.

Kılıçarslan şöyle mukabele etti:
-Biz Türkler, yurdumuzda
oturanlara çıkıp gidin! demeyiz, ve yurdumda din ve adetiniz üzere hür
yaşayabilirsiniz. Fakat arzu ettiğiniz gün de yurdunuza dönebilirsiniz. Ben
vatan hasretini takdir edenlerdenim...

Hiç beklemediği şekilde bir
cevapla karşılaşan dilber Fransız kız, hem hayrette kaldı, hem de çok sevindi.
Kılçarslan, yiğit olduğu kadar da yakışıklı bir Türk delikanlısı idi: bu esire
Kılıçarslan’ın yüzüne dikkatli bakarak:
-Sizi nerede ziyaret edip minnet ve
şükranlarımı bildirebilirim? Diye sordu.
-Her saat, nerede bulunursam!


Meydana toplanmış olan bütün esirler Türk Hakanının bu yüksek
kalpliliğine hayran kaldılar. Teşekkür makamında hepsi birden boyun kestiler.
Kılıçarslan bütün esirlere harçlık verilmesini emretti. Eğlence yerlerine
gitmelerine de izin verdi. Bir müddet sonra da bu haçlı ordusunun esirleri grup
grup memleketlerine iade edildiler. Bu kanlı mücadeleden muzaffer çıkan
Kılıçarslan sarayında eşi Sevindik Hatun ve çocukları Şehinşah ve Mesut adlı iki
oğlu ve Aydın adındaki kızı ile mesut ve tatlı günler yaşadı.
Fakat
Kılıçarslan, Suriye’de yaptığı bir savaştan dönerken 1106 tarihinde Fırat
Nehrine düşerek boğuldu.
Son

 
Geri