Kesen ile Kesilenin Hikayesi

  • Kullanıcı İptila
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Roman ve Hikayeler
Konu sahibi son olarak 2695 gün önce görüldü
Dr. Sabri, valizlerini arabasının bagajına ihtimamla yerleştirdi. Hanımı ve çocuklarıyla vedalaştı. "Artık gitme vakti." dedi. Arabasına bindi. Arabanın ön paneline yıllar önce yapıştırdığı ve her gün, başından sonuna kadar okumayı âdet hâline getirdiği gazete kupürüne tekrar göz attı: "Ağaçtan düşen M. Salim adlı vatandaş, kolunun değişik yerlerden kırılması sonrasında hastaneye kaldırıldı. Tedavi olmak üzere İstanbul'a gelen M. Salim'e, doktorlar ağrı kesici ilâç verdi. Bir hafta süreyle hastanede bekletilen Salim, kolundaki kanamanın tekrar başladığı gerekçesiyle ameliyata alındı. Sol kolu, 'sinsi bir mikrop' bulaştığı gerekçesiyle kesilirken, % 55 nispetinde iş kaybına uğrayan Salim, vakada 'doktorun ihmali' olduğu gerekçesiyle açtığı davayı kazandı. Mahkeme Dr. Sabri'yi 8'de 5 suçlu buldu ve tazminat ödemeye mahkûm etti."

Dr. Sabri, hastasının kolunu yanlışlıkla kestiğini fark ettiği ânda nasıl bir bağışlanma dilediyse, o gün de aynı derinlikte içinden soğuk bir nehir akıttı: "Kusurumu bağışla Yâ Rab, kusurumun o gençte yol açtığı eksiklikleri gider, kusurumu bağışla Yâ Rab!"

Yaşadığı M. Salim vakasıyla hayatı öyle bir iklime girmişti ki, kendisiyle baş başa kaldığı ânlarda, bazen hâdisedeki taşların yerini değiştiriyor; bir kolu kesilmiş olanın rolüne bürünüyor, sol kolunu yok sayıyor, sol koluyla bir iş yapmıyor, görmemek için sol koluna bakmıyor, M. Salim'in çektiği acıyı hissedebiliyor, nihayetinde vicdanını susturabiliyordu. Bir süre sonra mecburen taşları eski yerine koymak zorunda kalıyor, iki kolunun da yerli yerinde olduğunu irkilerek fark ediyor ve bu defa da vicdanının soluksuz yüklenişine maruz kalıyordu. Bu gidip gelmeler bir zaman sonra öyle dayanılmaz bir hâl alıyordu ki, bir kolundan vazgeçme fikrini fısıldayan kâbuslara saplanıyor, oradan da çırpınmalarla inancının teselli veren kıyılarına atıyordu kendini.

Çektiği vicdan azabının, hayatının birçok yönüne nüfuz ettiğini, yaptığı her işte elini kolunu bağladığını, insanî münasebetlerinde de zor durumlarda kaldığını fark ettiğinde, kendisiyle alâkalı yeni bir şey keşfetmişti. Fakirlikleri sebebiyle tedavi olma imkânı bulamayanlara yardım ettiği zamanlarda, karşılıksız bir yardım atmosferine girdiğinde, ruhu biraz olsun rahatlıyor, M. Salim'le alakalı düşüncelerinden uzaklaşabiliyordu. Bu yüzden resmî vazifesinden ayrılmaya ve hayatının önemli bir kısmını ücretsiz tedavi konusuna hasretmeye karar vermişti. Aylarca İstanbul'un fakir mahallelerinde ev ev dolaşmış, insanların rahatsızlıklarını dinlemiş, onları tedavi etmişti.
O günlerde, gönüllü öğretmenler ve gönüllü doktorlar, ülkenin fakir bölgelerine eğitim ve sağlık yardımı yapabilmek için bir dernek kurmaya karar vermişlerdi. Dr. Sabri'ye de, bu derneğin kuruluşunda yer alması için bir mektup göndermişlerdi. Mektupta, ondan derneğin kurucu heyetinde yer alması istenmiş ve kuruluş toplantısının yapılacağı yer ve tarih belirtilmişti. Dr. Sabri bu teklifi kabul ederek vicdanının aman vermez sesine bir çare bulacağını düşünüyordu. Bundan böyle kalbinin o tehlikeli caddesinde yürümeyecek, buhranları ve inancı arasında sürekli yaşadığı ezikliği adım adım terk edecekti.
*
Dr. Sabri, yardım derneğinin kuruluş toplantısına katılmak üzere Ankara'ya gidiyordu.
*
Dr. Sabri, 25 yıl boyunca yardım derneğinin değişik kademelerinde aldığı vazifelerin tamamını başarıyla yerine getirdi. Dostlarına, arkadaşlarına, hayatı boyunca verdiği en önemli kararın, bu dernekte vazife almak olduğunu anlatırdı durmadan. O yıllarda, bir yandan hassasiyetlerin, yapılan işe duyulan bağlılıklarının, taviz ekseniyle asla buluşmayan tavırların, öte yandan gazetelerin ve televizyonların dernekle ilgili yaptığı haberlerin de tesiriyle, dernek ciddi bir güce ulaşmış ve faaliyet alanını oldukça genişletmişti. Öyle ki yardım derneği, konu 'yardım' olduğunda ülke içerisinde bir ekol olmuş, yabancı ülkeler 'devletler arası yardım' hususunda bir çalışma başlattığında, Türkiye'den bu derneği muhatap alır duruma gelmişlerdi.
*
Derneğin 25. yılında medyanın da yoğun ilgi gösterdiği bir kongre gündeme gelmişti. O günlerde derneğin başkanlığına Dr. Sabri'ye göre sürpriz, ancak diğer üyelerce bu vazifeye en lâyık olduğu düşünülen bir isim aday olarak gösterilmek isteniyordu. Bu aday Dr. Sabri'ydi... Dr. Sabri, derneğin bütün üyelerine, yardım derneğinde yöneten değil, çalışan olarak hizmet vermek istediğini ısrarla anlatmasına ve bu vazifeye kendisini layık görmediğini defalarca belirtmesine rağmen, yoğun ısrarlar karşısında çaresiz kalmış ve aday olmayı kabul etmişti.
*
Kongreye bir hafta kala sürpriz bir gelişme daha yaşanıyordu. Gönüllü doktorlar ve öğretmenlerden oluşan derneğin, 'öğretmenler' komisyonundaki bir hareketlilikten söz ediliyordu. Derneğe henüz bir yıl önce katılan öğretmenlerden biri ısrarla aday olmak istiyor, son günlerde yaptığı müessir konuşmalarla öğretmenler komisyonunda takdir topluyor, basına verdiği beyanlarla da kamuoyu oluşturmayı başarıyordu. Dr. Sabri bunu ilk duyduğunda, hafif çapta baygınlık geçirmiş ve birkaç dernek üyesi tarafından, istirahat etmesi için evine götürülmüştü. Dr. Sabri'nin başından beri adaylığı kabul etmemek hususunda gösterdiği ısrarı ve kendisinin bir makam sevdalısı olmaktan çok uzak biri olduğunu bilen dernek üyeleri, başkanlık için başka bir aday çıkmasından bu kadar rahatsız olmasına bir mânâ veremiyorlardı. Oysa bilmedikleri şuydu: Israrla aday olmak isteyen öğretmen M. Salim'le, Dr. Sabri'nin hayatları ikinci defa kesişiyordu.
*
Evinde kendine geldiğinde, Dr. Sabri nefsinin telkinleriyle baş başa kalınca kendi kendine konuşmaya başladı: "Demek ki, M. Salim, kesilen kolu için bana yıllarca kin duydu. Demek ki, bana nasıl zarar vereceğinin hesabını yaptı yıllarca. Benim hatam yüzünden onun ömründen bir şey eksilmişti, şimdi o da benim ömrümden eksiltmek istiyor. Sadece kini yüzünden aday olacak, yıllarca emek verdiğimiz derneğimizi, türlü meşakkatlerle büyüttüğümüz çocuğumuzu elimizden alacak, sonra yok edecek ve rahatlayacak. Evet, evet, başka hangi sebeple bunu yapabilir ki? Bu fırsatı ona vermemem lâzım. Aramızdaki mesele yüzünden, fakir fukaranın perişan olmasına izin veremem."
Derneğin telefonunu çevirdi. "M. Salim'in adaylığı kesinleşti mi?" diye sordu. Aldığı "Evet" cevabından sonra, çalışma masasına oturdu. Konuşmalarını ve projelerini hazırladı. Bütün cümlelerini o güne kadar gördüğü fakir fukaranın kendisine hissettirdikleri üzerine kurdu. Kararını vermişti. M. Salim'in bu seçimi kazanmasına izin vermeyecek, bunun için mücadele edecekti. Edecekti etmesine ama... Aklına âniden korkutucu bir düşünce takıldı. Peki M. Salim, kongrede yapacağı konuşmada, protez olan elini havaya kaldırıp; "Bu adamın yaptığı bir hata benim kolumun kesilmesine sebep olmuştur. Başka bir hatası başka şeylere sebep olabilir!" derse ne yapardı? İnsanların Dr. Sabri'ye bakış açıları değişir miydi? Evet, gece boyu düşünüp durdu. M. Salim her şeyi anlatacaktı, insanlar Dr. Sabri'ye kötü bakacak ve M. Salim'e yönelecekti. M. Salim başkan seçilecek, öcünü aldıktan sonra da derneği yüzüstü bırakıp gidecekti. Yardım derneği de şahsî bir hesaplaşma yüzünden, belki de birkaç yıl içinde bataklığa saplanıp yok olacaktı. Gece boyunca bunları düşündü, soğuk terler döktü. O gece, şahsiyetinin ayaklar altına alınmasına şahit olmamak için kongreye katılmamayı uygun bulduğu da oldu, derneğin kişiliğinden önemli olduğu düşüncesiyle kongreye katılmayı ve kendini M. Salim'in kesilen kol hâdisesini konuşmaması ihtimaline teslim etmeyi de...
*
Kongre günü geldiğinde Dr. Sabri, hâlen bu tereddütlü ruh hâli içerisindeydi. Oldukça bitkindi. Kongre salonundaki herkes yeni bir döneme girileceğinin ve yeni projelerin hayata geçeceğinin heyecanını duyarken, Dr. Sabri, bir saat sonra derneğin rotasının bir uçuruma yönelmesi ihtimalini düşünüyordu. Kendi huzursuzluğunun kaynağını biliyordu da, hemen birkaç metre ilerde oturan M. Salim'in gözlerinin kızarıklığına bir türlü mânâ verememişti. "Gece boyu ben nasıl bu dernek için ağladıysam, belki M. Salim de -öcümü alamazsam– korkusuyla gece boyu ağlamıştır. O kızarıklık ondandır. Beni karalamaya başladı mı rahatlar şimdi!" diye düşündü.
*
Kongrenin divan başkanı, adayları konuşmalarını yapmak üzere davet etti. Her ikisi de sendeleyerek konuşma yapacakları masaya doğru ilerlediler. Tv kanallarının mikrofonları ile donatılmış masada yan yana oturdular. Oy kullanacak olan dernek üyeleri ve gazeteciler salonu tıklım tıklım doldurmuştu. Dr. Sabri, M. Salim'in kendisi ile alâkalı söyleyeceklerini düşünüp, utangaç bir hâle bürünüyor ve gözünü yerden ayıramıyordu. Birazdan her şey alt üst olabilirdi.
*
Divan başkanının kısa konuşmasını fırsat bilen Dr. Sabri, M. Salim'e vermek üzere gece küçük bir kâğıda yazdığı notu, salondakilere fark ettirmemeye çalışarak onun önüne koydu:
— Rabb'im, kolunuzu kesme günahımı bağışlasın diye bu hayır işlerine girmiştim.
Notu dikkatle okuyan M. Salim de, önceki gece hazırladığı küçük bir kâğıt parçasını Dr. Sabri'nin önüne koydu
— Rabb'im, var olan tek kolumla işlediklerimi bağışlasın diye bu işlere kalkışmıştım.
*
Divan başkanının: "Sayın. M. Salim, konuşmanızı yapabilirsiniz!" ikazını ancak üçüncü kere tekrarladığında duyabilmişlerdi. Hazırlıksız yakalanmışlar ve gözlerini elleri ile silmek zorunda kalmışlardı. M. Salim, başladığı konuşmasında, neden aday olduğunu anlatırken öyle cümleler kullanıyordu ki, salondaki bütün hareketler bir ânda durmuştu. Konuşmasında vazife isteğini anlatmaya başladığında, Dr. Sabri, konuşmanın sonunun nasıl biteceğini az çok tahmin etmişti: "Madem bu vazife bu kadar önemli M. Salim için, o hâlde, korktuğum başıma gelecek, elini havaya kaldıracak ve her şey bitecek!" diye düşündü başını iyice öne eğerek. Küçük kâğıdın boş kalan tarafına şunları yazdı ve M. Salim'in konuşması henüz bitmeden onun önüne koydu:

— Madem bu kadar değerli bu vazife senin için, her şeyi açıklayıp bu vazifeyi elde etmeni anlayışla karşılıyorum.
M. Salim konuşmasını, aralarında geçen hâdiseye değinmeden bitirince, Dr. Sabri sevinçle kâğıdı geri almak için elini uzattı. Dr. Sabri'nin elini tutan M. Salim, gene önceki gece hazırladığı başka bir kâğıdı, doktorun eline tutuşturdu: "Kim, dünyada Müslüman kardeşinin kusurunu gizlerse, Allah da, kıyamet günü onun kusurunu gizler." (Hz. Muhammed Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
Artık hiçbir tereddüdü kalmamıştı. Duyduğu kin yüzünden bu vazifeyi istediğini sandığı M. Salim'in aslında bir yardım erinden başka biri olmadığını anlamıştı. Konuşma sırası Dr. Sabri'ye geldiğinde, adaylıktan çekilmek istediğini ve M. Salim'in adaylığını desteklediğini anlatmaya gayret etse de, divan başkanının şu cümlesiyle hareketsiz kaldı: "Efendim, M. Salim'i dikkatle dinlemediniz sanırım. O konuşmasının başlarında vazifeye talip olmadığını, sizin liyakatinizin daha fazla olduğunu belirtmiş, sadece geliştirdiği projelerini teklif etmişti. Şimdi onun başkan olmasını mı istiyorsunuz

alıntıdır
 
Geri