Kepler 452b

Konu sahibi son olarak 2286 gün önce görüldü
Ses açık ve net. Ben Aldebaran. Virüs dağıldıktan sonra kurtulanlardan biriyim. Kepler 452b gezegeninde yaşıyorum. Tüm frekanslardan yayın yapıyorum. Her gün, akşam saatlerinde yayında olacağım, güneş batmaya başladığında. Eğer duyuyorsanız, eğer beni duyan birisi varsa, saklanacak yer sağlayabilirim, güvenlik sağlayabilirim, yiyecek içecek sağlayabilirim. Eğer beni duyan varsa, lütfen, yalnız değilsiniz.
 
günkaranlık. adım denise aldebaranov. virüs dağıldıktan sonra kurtulanlardan biriyim. köpeğim ve ben burada güvendeyiz. lütfen bize katılın.

bundan önceki son isteğim, artık sadece kendi hatalarımın bedelini ödemekti. artık bu sessiz dünyada başka kimlerin olabileceğini merak ediyorum. bizler yeni bir güne uyanmak için hep uyumayı bekliyorduk. yeni gün geldiğinde yine beğenmiyorduk. o da dünün aynısıydı. hepimizin karikatürize edilmiş sıçık hayatı artık gün beğenmiyordu.

muhtemelen bundan 100 yıl sonra bu bilgileri okuyan yeni formlar, hakkımızda hayal kırıklığına uğrayacaklar. fakat onlara mutlaka bir şeyler bırakmalıydım. burada bir saat var evlat. mekanizma kendiliğinden çalışır. pil veya enerjiye ihtiyacı yok. çağınıza ışık tutabilecek bir şey değil. fakat doğrusu şu ki, bu aleti yeterince doğru kullanamadım. isterseniz bir de siz bakın şuna...
 
gün aydınlık. mazlum kiper sesiyle, merhaba.

sadece baykuşların tüyleri ses çıkarmaz. havayla temas etmeye veya bir başka deyişle sürtünmeye karşı dirençlidirler.
Bu tüyler hava molekülleriyle uyum içinde hareket ederler. Eğer bir derece kadar yoğun olsalardı baykuşlar gece avlanamaz ve doğada hayatta kalamazlardı. tüylerindeki bu sessizlik onlara yaşam enerjisi ve huzur veriyor.

hayvanlar yağmur yağınca doğanın içine saklanırlar. onlar doğanın koynuna girerler, göğsünde dinlenirler. fakat yalnızca biri hariç. eğer bunu isterlerse, kartallar bulutların üstünden de seyredebilirler. ta ki bulutların ağlamadığı bölgeye bulana kadar. mitoloji kartallar için de bir şeyler düşünmüş olabilir. oysa gerçekte kartalların gagaları ve tırnakları bu hali almıyor, bir yeniden doğuş destanı barındırmıyor. bu insanlar için bestelenmiş şirin bir örnekti...

oyunu eşitlemeye çalışıyorum. sanki ayak ağırlıkları ve palet giymiş biriyle oyun oynuyor gibiyim.

https://youtu.be/cmc0cLQmudc
 
Gün batıyor. Merhaba, ben Aldebaran. Yeni bir şeyler var elimizde. Bana katılmadan önce yazının altındaki müziği faaliyete geçiriniz.

Bir kadın, kadınlık süreci boyunca sadece bir insandır. Fakat anne olduğu zaman bir meleğe dönüyor. Hepsi değil ama çoğu öyle. Hatta tamamına yakını. TİK bunu reddetmeyecektir. Evet, bir meleğe dönüşüyorlar.

Metrodayım. Bir anne ve iki kızı karşımdalar. Kızlar arasında en fazla 2-3 yaş fark var. Fakat ergenlik döneminde seyrediyorlar. Büyük olan kız çocuğu, küçük olana ablalığına dayanarak bir çöp veriyor. Sadece bir ambalaj kağıdı. Belki bir çikolata ambalajıydı. O bir abla ve ablalar çöp taşımaz öyle değil mi? Her zaman küçükler taşımalı. Evet, çöpü küçüğüne verdi. Küçük olan kız çocuğu da çöpü annesine verdi. O anne yolculuk boyunca çöpü elinde taşıdı. Neden peki? Çünkü melek olan anneydi.

Bu hikayede bir kez daha görüyoruz ki insanın kendini tamamlaması için her şeyi anne babadan, okuldan veya devletten beklememesi gerekiyor. Sosyal şartlarımız ve güncel sosyal kültürümüz bizi öylesine eksik sabitliyor ki, yaşantımızdaki hataların normal veya doğru olduğu zannından sıyrılamıyoruz.

Dünyamız hızla dönüyor. Kendi ekseni etrafında 1700 küsur kilometre, güneş etrafında ise 100.000 küsur kilometre hızla dönen bir gezegende yaşıyor. Bu muazzam hızların farkında olamayacak kadar kısıtlı bir algıyla, kısıtlı bir yaşam süresinde varlık gösteriyoruz. Doğum ve ölüm arasında fazla mesafe yok. Doğduğumuz anı hatırlamadığımız gibi, bize verilen sürenin ne ara bittiğini algılamamız da bir o kadar zor. Peki hal böyleyken, bu kadar kısıtlı bir zaman diliminde neden etkileyici olanı yapmıyoruz?

Böyle bir dünyanın bu zaman diliminde yaşayan insanları. Gelişme çağındaki çocuklardan yetişkinliğe kadar ortalama bir insanın yaşadığı tecrübeler çok sınırlı ve değersiz. İnsanlar kendini tamamlayamadan oldum kanısına varıyor. Eksik yönlerinin farkında olmadıkları gibi, bu eksikliklerin normal veya doğru olduğu zannediliyor. Eğer doğruyu gösteren biri olursa da asilikle, saldırgan bir tavırla, bilirim ama bilmezsin mantığıyla karşılık veren bir nesil görüyoruz.

Anne ve babalarımız ve büyüklerimiz bizim kölemiz değildir. Onlar bizim hünkarımız, sultanımız, gönül dergahımız. Bizler büyüme aşamasında iken nice hatalarıma göz yummadılar mı, kırılmayalım diye kabahatlerimizi saklamadılar mı, susmadılar mı? Bizim bir kediye bile veremeyeceğimiz emeği veya masrafı, onlar bize senelerce hibe etmediler mi? Peki onlar bizden sadece bir bardak çay istediklerinde çektiğimiz of niyedir? Gönülleri ne hale gelir bilmiyor muyuz? Kendimizi onların yerine koymuyor muyuz? Büyütüp beslediğiniz, hayatınızı heba ettiğiniz çocuğunuz size of deyince neler hissedeceksiniz biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Eğer of çekmişseniz, bir gün size de of çekilecek. Gönlünüz o acıyı yaşamadan bu gezegenden çekip gitmenize imkan yok.

https://youtu.be/WU_ws0Di6wI
 
Merhaba. Adım Dennise Aldebaranov. Sizi kurtarmak istiyorum. Bazı inatçı gericilerinize karşı zor kullanmak durumunda kalabilirim. Canınız yanabilir. Fakat sonunda Kepler'in ayrıcalıklarını tadınca buna değer olduğunu anlayacaksınız. Çünkü gideceğimiz gezegende demokrasi aptalların kanaatine bırakılmayacak. Kontrol tamamen Alde'lerin elinde. Fakat bu sizi üzmeyecek.

Resim öğretmenimiz bazen bize haftaya 2b resim kalemiyle gelin gibi kutsal görevler verirdi. Bu bölümde de resim kalemine benzeyen ismiyle dünyaya en çok benzeyen Kepler452b gezegenindeyiz. Bu gezegen dünyadaki teleskoplarla henüz yeni keşfedildi. Adını Kepler uzay teleskobundan aldı. Yani orada yaşayan birileri varsa ve kendilerine bu ismi verdiğimizi duysalar, bizimle başak mı geçiyorsunuz lan gerizekalılar diyerekten dünyalar arası savaş açsalar haklılar. Direk onların tarafındayım haberiniz olsun. En önemli özelliği elbette dünyaya cok benziyor olması. Bu keşifle ilk olarak yaşanabilir kuşakta yer alan dünya benzeri olma olasılığı çok yüksek bir gezegenin varlığı kesin olarak belirlendi. Ayrıca güneşe çok benzer bir yıldızın etrafında dolanıyor. Kepler452b, galaksimizdeki yaşanabilir kuşakta olan en küçük süper gezegenlerden biri. Yaşanabilir bölge, yani orjinal adıyla habitable zone. Yani bir yıldızdan, dünyanın güneşten aldığı ısı ve ışık aldığı uzaklığa verilen isim. Yıldızına bu ölçü kadar uzaklıkta bulunan gezegenin yüzeyindeki su, sıvı halde bulunabilir. Yıldızın yaydığı ısı ve ışık kuvveti salınımına göre, yaşanabilir bölgenin uzaklığı da değişebilir. Bu gezegen, Kuğu takımyıldızı yönündeki, dünyamızdan yaklaşık 1400 ışık yılı uzaklıkta yer alan bir yıldızın çevresinde dönüyor. Yarı çap olarak dünyamızdan %60 daha büyük bir gezegen. Yıldızının etrafındaki bir yılını 386 günde tamamlıyor. Zaman zaman ve belki çoğu zaman küfrettiğimiz bilim insanları bu gezegende yaşama ihtimalinin çok yüksek olduğunu söylüyorlar.

Bilimsellikten sıkılanlar için biraz ticaret ve aşk konuşalım. Kepler'de arsalar henüz imara açılmış değil. Eğer bir skype adresine ulaşabilirsek bilgileri güncelleyip imar barışı baskısı yapmayı düşünebiliriz. Ama şaka bir yana onlar da bizi keşfetmiş, yaşanabilir gezegen damgası vurmuş olabilirler. Fakat muhtemelen mesafeler aşkımıza engel oluyordur. Uzak mesafe bilimi de zor bu devirde. Kepler, sen ne güzel şeysin öyle uzaklardan. Acaba senin Ortadoğu'n da böyle karışık mı? Senin de buzların eriyor mu gitgide? Peki senin Doğu Ekspresi mesafene ne demeli? Ah Kepler, öyle özlüyorum ki seni, sendromunu bile icat ettim. Biliyorum, bizim 14 Şubat'ımız senin 14 Nisan'a denk geliyor. Olsun, biz bekleriz...

https://youtu.be/vQJcqUZDFPU
 
gün aydın, hava açık ve güzel. bugün küçük harflerle var olalım. sözlük diliyle yazalım.

ben, kepler kralı aldebaran. virüsten sonra kurtulanlardan biriyim. gezegenin tek nüfusuyum. topraklarım dünya nüfusunun yüzde 60 daha fazlasını barındırabilir. sesimi duyan varsa, orada birileri varsa, lütfen, gelin.

vay be, ne havalı değil mi? aslında bazen düşünüyorum da, thanos'un emeklilik için yerleştiği gezegen ne güzeldi değil mi? daha doğrusu thanos'un yaşadığı hayat özendiriciydi. hepimizin bu hayali yok mudur zaten?

bunu ben de istiyorum. bir süre öncesine kadar hayaldi ama son zamanlarda planını çizmeye başladım. dünyaya bir başka gözle daha bakmak istiyordum. çünkü şuan olup bitenlerin hiç olmaması gerekiyor. insanlar eskiden dünyanın üstünde, yani içinde, manâ yolculuğu yaparlardı. haftalarce ve aylarca yürürlerdi. sürgüne gelinmiş bu dünyada, gelinen noktanın nazarı aranırdı. mutlaka bir cevap da bulunurdu. yunus emre senelerce senelerce hizmet ettiği dergâhın sırrını, oradan çok uzakta bir mağarada buldu.

bu hayatın sırlarından biri de buymuş. sürekli gitmek, gitmekten hiç vazgeçmemek. çok daha fazlasını barındırıyor söylemek istediklerim. ama söylenmez.

hoşuma giden şey zamanın beni insanların sesinden, söylediklerinden, yaptıklarından ve sahip oldukları her şeyden alıkoyması. şuanki fiziki şartlarıma göre yeterince izah etmekte zorlanıyorum. yorulmaya başladım. sonra tamamlayalım. ama dur, bir vidyo arayalım ve aşağı koyalım. belki aklımdakini o anlatabilir. bu noktadan sonra aradım buldum. iyi seyirler..

https://youtu.be/P73REgj-3UE
 
Geri