Gün batıyor. Merhaba, ben Aldebaran. Yeni bir şeyler var elimizde. Bana katılmadan önce yazının altındaki müziği faaliyete geçiriniz.
Bir kadın, kadınlık süreci boyunca sadece bir insandır. Fakat anne olduğu zaman bir meleğe dönüyor. Hepsi değil ama çoğu öyle. Hatta tamamına yakını. TİK bunu reddetmeyecektir. Evet, bir meleğe dönüşüyorlar.
Metrodayım. Bir anne ve iki kızı karşımdalar. Kızlar arasında en fazla 2-3 yaş fark var. Fakat ergenlik döneminde seyrediyorlar. Büyük olan kız çocuğu, küçük olana ablalığına dayanarak bir çöp veriyor. Sadece bir ambalaj kağıdı. Belki bir çikolata ambalajıydı. O bir abla ve ablalar çöp taşımaz öyle değil mi? Her zaman küçükler taşımalı. Evet, çöpü küçüğüne verdi. Küçük olan kız çocuğu da çöpü annesine verdi. O anne yolculuk boyunca çöpü elinde taşıdı. Neden peki? Çünkü melek olan anneydi.
Bu hikayede bir kez daha görüyoruz ki insanın kendini tamamlaması için her şeyi anne babadan, okuldan veya devletten beklememesi gerekiyor. Sosyal şartlarımız ve güncel sosyal kültürümüz bizi öylesine eksik sabitliyor ki, yaşantımızdaki hataların normal veya doğru olduğu zannından sıyrılamıyoruz.
Dünyamız hızla dönüyor. Kendi ekseni etrafında 1700 küsur kilometre, güneş etrafında ise 100.000 küsur kilometre hızla dönen bir gezegende yaşıyor. Bu muazzam hızların farkında olamayacak kadar kısıtlı bir algıyla, kısıtlı bir yaşam süresinde varlık gösteriyoruz. Doğum ve ölüm arasında fazla mesafe yok. Doğduğumuz anı hatırlamadığımız gibi, bize verilen sürenin ne ara bittiğini algılamamız da bir o kadar zor. Peki hal böyleyken, bu kadar kısıtlı bir zaman diliminde neden etkileyici olanı yapmıyoruz?
Böyle bir dünyanın bu zaman diliminde yaşayan insanları. Gelişme çağındaki çocuklardan yetişkinliğe kadar ortalama bir insanın yaşadığı tecrübeler çok sınırlı ve değersiz. İnsanlar kendini tamamlayamadan oldum kanısına varıyor. Eksik yönlerinin farkında olmadıkları gibi, bu eksikliklerin normal veya doğru olduğu zannediliyor. Eğer doğruyu gösteren biri olursa da asilikle, saldırgan bir tavırla, bilirim ama bilmezsin mantığıyla karşılık veren bir nesil görüyoruz.
Anne ve babalarımız ve büyüklerimiz bizim kölemiz değildir. Onlar bizim hünkarımız, sultanımız, gönül dergahımız. Bizler büyüme aşamasında iken nice hatalarıma göz yummadılar mı, kırılmayalım diye kabahatlerimizi saklamadılar mı, susmadılar mı? Bizim bir kediye bile veremeyeceğimiz emeği veya masrafı, onlar bize senelerce hibe etmediler mi? Peki onlar bizden sadece bir bardak çay istediklerinde çektiğimiz of niyedir? Gönülleri ne hale gelir bilmiyor muyuz? Kendimizi onların yerine koymuyor muyuz? Büyütüp beslediğiniz, hayatınızı heba ettiğiniz çocuğunuz size of deyince neler hissedeceksiniz biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Eğer of çekmişseniz, bir gün size de of çekilecek. Gönlünüz o acıyı yaşamadan bu gezegenden çekip gitmenize imkan yok.
https://youtu.be/WU_ws0Di6wI