Herhangi Bir Kedi
Akşamüzeri yaklaşıyor, barınaktaki bir gün daha hüsranla payan buluyordu. Yine barınağa kedi sahiplenmek isteyen birileri gelmiş, ama tüm sevimliliklerine rağmen içlerinden tercih edilen sadece bir tanesi olmuştu. Diğerleri boyunlarını büküp dağılırken, içlerinden biri ise barınağa gelen çiftin yanındaki insan yavrusunun seçtiği kediyi alıp sırt çantasına koyarak götürüşünü son anına dek izlemeye devam etti. Bunun üzerine kedinin aklına bir plan geldi. Barınak çalışanlarından birinin rutin olarak yanında taşıdığı çantanın içine sinsice girdi ve hiç kıpırdamadan, sesini çıkarmadan orada öylece bekledi. Barınak emekçisi, iş çıkışı üzerini değişti ve içinde saklanan kediyi fark etmeksizin çantasını kapıp evinin yolunu tuttu. İşler tam da kedinin istediği gibi gitmiş, önce gizlice barınaktan dışarı çıkmış, ardından da saklandığı çantadan fırlayıp kaçmıştı.
Kedinin metropolün merkezine varacak firar yolculuğunun ilk günleri, kenar mahallelerin izbeliğinde geçti. Büyük kentin onlara kucak açacağını umarak gelen insan yığınlarının oluşturduğu bu yerler, umulanın aksine kente dahil olamamışlığın, ancak derme çatma ve çarpık bir biçimde ona dışarıdan eklemlenebilmişliğin iskânlarıydı. Çok geçmeden kedi, birbiri ardınca sıralanan sokaklarda insan kalabalığının aktığı yönlerde yol almanın faydalı olduğunu anladı, zira bu şekilde keşfettiği civar çarşısının kasap ve balıkçı arastasında rahatça karnını doyurabiliyordu. İnsan kalabalığının peşine takıldığı böylesi bir günde ardı ardına uzanan cadde ve sokaklar boyunca yol almaya kendini o denli kaptırmıştı ki, fark etmeden kentin iç kısımlarına kadar ulaşmış, hatta metropolün cazibe merkezlerinden birine varmıştı. Vardığı bu yer, artık bir insan seli değil, âdeta bir insan deniziydi. Her yer, alabildiğine insan doluydu ve kedi, böylesi bir insan kalabalığıyla karşılaşmanın şaşkınlığını yaşıyordu. Evvelce bulunduğu yerlerin aksine buradaki insan yoğunluğu hiç bitmiyor, gece gündüz demeden sürüyordu. Dahası, gece olduğunda karanlık olmuyor, birbirine karışan çeşit çeşit renkli ışıkla etraf hep aydınlık kalıyordu. Aynı binalara girip çıkan aynı yüzleri görmeye aşina iken, buralardaki binalara sürekli birileri girip çıktığından bu kişilerin aynı kişiler olup olmadıklarını kestiremiyordu. İlginç bir biçimde buradaki bina sahipleri başkalarının içeri doluşmasından gayet memnuniyet duyuyor, hatta ekseriyeti bunu yapmaları için hayli davetkâr ve ısrarcı bir tutum sergiliyordu. Kedi, içeri girmeye çalıştığı ya da girmeyi başardığı mekânlardan kovulunca, bu davetkâr tutumun yalnızca insanlara yönelik olduğu yargısına vardı. Üstelemedi. Öğünlerini çöp konteynerlerinden bulduklarıyla tedarik etti.
Kedi, metropolün şatafatlı ve alengirli kesimlerinde bir süre oyalandıktan sonra keşif yolculuğuna devam etmeye koyuldu. Artık bir insan kalabalığının ardında sürüklenmek için çaba harcaması gerekmiyor, yollar boyunca bir insan seli zaten hep akıyordu. Ne kadar gezindi bilinmez, kedimiz en sonunda kentin bambaşka bir yüzüyle karşılaştı. Geldiği bu yeni yere çarçabuk ısındı. Ömründe belki ilk defa bir yere aidiyet duyuyordu. Sevinçli ve sıcak insanların kendilerini hemen belli ettikleri, birbirleri ile şakalaştıkları, etraflarına neşe saçtıkları, kimisinin müzik yaparak şarkılar söylediği, kimilerininse bu şarkıların eşliğinde dans edip oyunlar oynadıkları, hemcinslerinin yanı sıra güvercin, tavşan, köpek ve maymun gibi daha başka hayvanların aynı ortamı paylaştığı, hayatın âdeta bütün coşkusuyla dışarıda yaşandığı cıvıl cıvıl bir yerdi burası. Panayırı andıran bu şenlikli alanda, şehrin genelinde gördüğünün aksine binalar daha azdı ve kimi cafcaflı kimi gösterişsiz çeşitli renklerde kurulu çadırlar vardı.
Kedi, kentin bu kesiminde bulunduğu süre boyunca hayatının en güzel günlerini yaşamış, gelgelelim günlerden bir gün alanı teftişe gelen polislerin onun sahipsiz olduğunu anlaması üzerine kendini tekrar barınakta bulmuştu. Onu evvelden tanıyan kediler, onun nasıl barınaktan kaçtığını ve dışarıda neler yaşadığını büyük bir merakla sorup durdular, ama bizimki onlara aldırış etmeden inatla sessiz kalmaya ve tekrardan barınaktan kaçmaya çabalamakla geçirdi günlerini. Bir müddet sonra hastalanıp iyileşemeyeceğini ve ömrünün son günlerini yaşıyor olduğunu anlayınca, sessizliğini bozmaya karar verdi. Geriye kalan bu son günlerini, öbür kedilere barınaktan nasıl kaçtığını ve dışarıda neler yaşadığını anlatarak geçirdi. Ola ki içlerinden biri barınaktan dışarı çıkmayı başaracak olursa, kentin o konumunu nasıl bulabileceğini, oraya varmak için izlenecek yolda kentin hangi simge yapılarına başvurabileceğini detaylı bir biçimde anlattı. Bizimkinin anlattıkları, barınakta yaşayan kediler arasında dillendirile dillendirile bir nesilden bir sonrakine aktarıldı. Şehirde yaşayan bir insan tarafından barınaktan alınan ama bir müddet sonra bıkılıp evden dışarı atılan bir kedi, kendini metropolün sokaklarında bulduğunda içine düştüğü bu duruma hiç aldırış etmedi. Çünkü firari kedinin yaşadıklarıyla ilgili barınakta ona anlatılanları bütün detaylarıyla hatırlıyor ve ilk duyduğu günden beri bu hikâyede sözü geçen yeri bir hayli merak ediyordu. Simge yapıların işaretlerini izleyerek kentin sokaklarını hiç yılmadan arşınladı durdu, ama o yeri vadedildiği şekliyle bulamadı. Vardığı yer, anlatılana büyük oranda benziyor, gelgelelim hikâyede bahsi geçen insanların ve insan ilişkilerinin yerinde yeller esiyordu.
Kedi, tıpkı yanından gelip geçen insanlar gibi boynu bükük dolaşmaya başladı. Karamsarlığa kapılan kedi düşünceli bir biçimde gezinedursun, o esnada kentin bu kesimindeki bir cami açılışını gerçekleştiren devlet başkanı yanındaki diğer devlet ileri gelenleri ve korumalarıyla birlikte makam araçlarına binmiş konvoy hâlinde hareket ediyordu. Konvoyun başında giden güvenlik aracının sürücüsü, yolda duran kediyi görünce amirine dönüp ne yapması gerektiğini sordu. Amirinin yalnızca kornaya basmakla yetinmesini ve asla hız kesmeden yoluna devam etmesini istemesi, arkalarında seyreden makam araçlarını yavaşlatmamaları gerektiğini ve yol boyunca başka hiçbir şeye odaklanamayacaklarını söylemesi üzerine denileni yaptı. Hızla üzerine doğru gelen otomobili son anda fark eden kedi, kendini korumak için olduğu yerde çöküp bedenini yola yapıştırdı ve başını yere eğdi, ama onun peşi sıra gelen diğerlerinden bihaber olduğundan tehlikenin geçtiğini sanarak başını yukarı kaldırınca, bir sonraki güvenlik aracının aksı şiddetli bir biçimde suratına çarptı ve kediyi yola kapakladı. Devlet başkanının makam şoförü, suratı kan revan içinde yola kapaklanmış kediyi gördüyse de devlet başkanının emniyetinin ve teşriflerini bekleyen başkaca ihalelerin ivediliğinin, ölüp ölmediği bile belirsiz yolda yatan sefil bir kediden daha fazla önem arz ettiği yanıtını alacağını bildiğinden hızını kesmedi. Din işleri başkanının makam şoförü, tıpkı önünde seyreden diğer araçlar gibi yolda yatan kedinin üzerinden büyük bir hızla geçip giderken özür dileyerek aniden manevra yapmak durumunda kalma sebebinin yaralı hâlde yolda yatan bir kediyi ezmemek olduğunu söyledi. Din işleri yetkilisinden başka canlıların yaşama hakkına saygı göstermenin dinin bir buyruğu olduğu yanıtını almanın gönül rahatlığıyla yoluna devam etti. Konvoyun hız kesmeden ilerlediğini gören hazine müsteşarı, makam aracını beraber paylaştığı dâhiliye bakanına: "Vakit nakittir, değil mi sayın üstadım?" dedi. Bakansa onun bu şakasına: "İşte, muhaliflerimizin de böyle üzerinden geçiyoruz." diyerek işi büsbütün alaya alan bir karşılık verdi.
Adı Konstanpol’den gelen bu kent, sırf iffetli ve namuslu sanılsın diye İslâmbol yalanıyla anıldı. Oysa fahişenin bedeni gibi para eder her yeriyle pazarlanır olmuş, bütün köşe başları tutulmuş, karış karış ihaleye sunulmuştu. Varsıl yoksul ayırt etmeden cilvesine aldanan herkese bağrını açmış, fakat günbegün semiren bünyesi altında koynuna aldıkları ezilmeye başlamıştı. İşte o gün bu gündür, iki yakası bir araya gelmez bu kentin. Değerlerin un ufak olduğu yoz değirmenlerinde daha kaç kişilik öğüteceği bilinmez. Kişilik büyütmeyi becerenlere, bu kentte asla tahammül gösterilmez. Nitekim zavallı kedi, perperişan bir şekilde yitip gitti. Bu kentte onun bunun kedisi olarak yaşamaktansa, herhangi bir kedi olarak ezilmeyi yeğlemişti.
*