M
milis
Ziyaretçi
Ziyaretçi
MELİK MEHMET GAZİ MEDRESESİ:
Danişmendliler devletini kuran ve Kayseri'yi fethedip burasını başkent yapan Melik Mehmet Gazi, kendi adına yaptırdığı Camii Kebir'in güneyine türbesini ve onun güneyine de adıyla anılan Medreseyi inşa ettirmiştir. Medresenin inşa tarihi bilinmemektedir. Melik Mehmet Gazi 1143 tarihinde öldüğüne göre, cami türbe ve medresenin bu tarihten önce yapılmış olması gerekmektedir. Medreseden bugün eser kalmamıştır. Haliyle, kitabesi de yoktur.
ŞİFAİYE GIYASİYE MEDRESESİ:
Kılıçarslan'ın Kızı Gevher Nesibe'nin vasiyeti lizerine, ağabeyi 1.Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır. 1205 yılında inşa edilen Medrese, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüme ''Gıyasiye'' adı verilmektedir. Bu adın, Gıyaseddin'in yaptırmış olmasından kaynaklandığı ifade edilmektedir. Selçuklu inşa geleneğinde, genelde yaptıranın adına eserler izafe edildiği için böyle düşünülmektedir. Burası, okul kısmıdır. Medrese’nin bu bölümünde Türk Dünyası’nın ilk tıp tahsili başlatılmıştır. Burada eğitim gören öğrenciler, teoriyi pratiğe dönüştürmek için de ''Şifahane'' denilen ikinci kısımda uygulama yapmışlardır. 68x42 ebatında olan bu 2800 metrekarelik büyük binanın Medrese bölümünde bir büyük dershane ve 9 oda bulunmaktadır. Gevher Nesibe, hanımın vefatından sonra ve onun vasiyeti üzerine yaptırıldığı için, inşaat sırasında türbesi de bu kısma konulmuştur. Türbenin alt kısmında merhumenin sandukası vardır. Üstü ise zarif bir mescid olarak düzenlenmiştir. Bu kısımda bir büyük üç de küçük eyvan bulunmaktadır. Medresenin tıphane bölümünden dar bir koridorla şifahane kısmına geçilmektedir. Burada da bir büyük üç küçük eyvan vardır. Ayrıca 16 oda sıralanmıştır. Bu kısmm bir özelliği de, medresenin kuzeylbatı köşesinde bir koridorla geçilen üç müstakil odanın olmasıdır. Dönemin anlayışına göre, bu odalar üst düzey devlet erkanının teşhis ve tedavisi için yapılmış olmalıdır.
Bu medresenin dünya çapında şöhrete ulaşmasına sebep olan bir diğer özelliği de, ruh hastaları için yapılmış ayrı bir bölümünün bulunmasıdır. 18 odadan meydana gelen bu kısmın adı da tımarhanedir. Batı, o yıllarda ve hatta ondan beş ile altı asır sonra bile, bu tür hastalıkları ''içine cin girdi, şeytan girdi'' diyerek yakarken bizimki1er, bu odalarda onları musiki ile tedavi altına alıyorlardı.
Medrese, özel hamamıyla bir kültür sitesi bir tıp kompleksi olarak önemini ortaya koymaktadır. Resmi kayıtlara göre, 1890 yılına kadar hizmet vermiştir. 1960 /1970 yılları arasında bugünkü halini alan son tamiri yapılmış ve Tıp Tarihi Entsitüsü olarak, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne devredilmiştir. Medrese halen Tıp Müzesi olarak hizmet vermektedir.
PERVANE BEY MEDRESESİ:
4. Rükneddin Kılıçaslan'ın öldürülmesinden sonra yerine geçen 3. Gıyaseddin Keyhüsrev küçük yaşta olduğu için onun vasiliğine Muneddin Pervane tayin edilmiştir.
Muineddin Pervane'nin asıl adı Süleyman bin Ali Ed Deylemi'dir. Mevlana Celaleddin’i Rumi ona ''Sahib Ata'' ünvanını vermiştir. 0, yaşadığı dönemde bu adla tanınmıştır. Kayseri'de ise yaptırdığı ve ''Pervane Bey Medresesi'' adını verdiği medresesiyle anılagelmiştir. Bu medrese kaynaklarda geçtiği halde bugüne kadar bilinemiyordu. 1989 yılında, Kapalı Çarşı'nın onarımı için dükkanların hafriyatı yapılırken bu kayıp medrese çarşının güney/doğu ucunda çıkarılmıştır. Temelleri ve inşa planı belli olan medrese, korumaya alınmıştır.
Medresenin kitabesi bilinmediği için inşa tarihi bilinmemektedir.
Ancak, 1267 tarihjnde Gıyaseddin Keyhüsrev'e vasi tayin edildiğine göre, bu medresesi ve yine adıyla anılan ancak bugün mevcut olmayan camiiyi bu tarihten sonra yaptırmış olmalıdır.
Medresenin ortaya çıkarılan temelleri korunmaya alınmıştır.
HOCA HASAN MEDRESESİ :
Sultan 2. Gıyaseddin Kılıçarslan'ın oğlu Melik Sultanşah'ın emriyle Ebu-Bekir oğlu Hasan’ın yaptığı bu medrese harap haldedir. Hoca Hasan, dönemin büyük âlimlerinden olduğu için Medrese Hoca Hasan adıyla anılmaktadır. Etrafı evlerle çevrili vaziyette bulanan medrese kullanılmamaktadır. Kitabesinde şöyle denilmektedir
''Esirgeyen bağışlayan Allah'ın adıyla. Şanı ne yücedir ki: 0, dilerse sana bunlardan hayırlısını yapar. Din ve dünyanın nuru Melik Sultanşah'ın Allah mülkünü daim etsin emriyle bu medreseyi Allah'ın rahmetine muhtaç Ebu Bekir Oğulu Hasan, Allah onu başarılı kılsın, günahlarını bağışlasın. 589 (1193) yılında yaptı.'' Medrese'nin bitişiğindeki imaret ve handa haraptır.
Kayseri'deki mevcut medreselerin en eskilerindendir. Aynı adı taşıyan cami onarılarak hizmete açılmıştır.
SERACEDDİN MEDRESESİ :
Selçuklu vezirlerinden Seraceddin Bedr tarafından 1238 yılında inşa edilmiştir. Küçük bir medresedir. Giriş kapısının tam karşısında iç salon çapında eyvanı vardır. Eyvanın iki tarafında büyük odalar bulunmaktadır. Yine bu eyvanın sağ ve solunda iki küçük eyvan yer almakta ve bunları kapıya doğru sıralanan odalar takip etmektedir. Onarımı bitirildikten sonra çeşitli işlerle kiraya verilen medrese şimdi kitabevi olarak kullanılmaktadır.
Hunat Camii'nin güneyinde ve camiye 100 metre kadar mesafede yer alan Medrese, özellikleri itibariyle Hunat Medresesi'ne benzediği için, ''Küçük Hunat Medresesi'' diye de anılmaktadır. Kitabesi şöyledir : ''Bu medreseyi, Keykubad oğlu büyük sultan, din ve dünyanın kurtarıcısı Kasimmü Emiri'1-Mümininin, Gıyaseddin Keyhüsrev devrendi, 636'da Allah'ın yardımına muhtaç, zayıf kul Seraceddin Lala Bedr mağrifetiyle vaptırdı.''
SAHABİYE MEDRESESİ :
Bu medrese 1267 yılında Sahibi Ali tarafından yaptırılmıştır. Şaheser bir tac kapıyla girilen medrese kare şeklindedir. Ortada açık bir avlu ve etrafında odalar sıralanmıştır. Kapı karşısında büyükçe bir eyvan, iki tarafında ise iki büyük ders odası vardır. Medresenin doğu ve batı cephesinde iki küçük eyvan bulunmaktadır. Medresenin kitabesinde şöyle denilmektedir ''Bu mübarek medresenin yapılmasını Kılıçarslan oğlu, yüce sultan, sultanlar sultanı, din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi Keyhüsrev (3.Keyhüsrev) zamanında, Allah mülkünü daim kıla, 666 ( 1267) yılı aylarında, Allahu Tealanın rahmetini uman kul, Hüseyin oğlu Sahib Ali-Allah onun sonlarını iyi eyleye-emretti. ''
Yanında çeşmesi ve çeşmenin bitişiğinde ikinci küçük zaviyesi de bulunan Medrese, Cumhuriyet döneminde tamir görmüştür. Ancak bu tamiratta, orijinaline uygun onarım yapılamamış, kapı kenarındaki mukarnas ve arebesk işlemeler düz olarak geçiştirilmiştir
HACIKILIÇ MEDRESESİ :
Hacıkılıç Camii’nin bitişiğinde bulunan bu medrese, Selçukluların zayıflamaya başladığı bir dönemde inşa edilmiştir. Kitabesinde, ''Bu mübarek medresenin yapılmasında Keyhüsrev oğlu yüce Sultan, din ve dünyanın şeretli, fetihler sahibi Keykavus devrinde 647 (1249) yı1ında Zayıf kul Tuslu Ali Oğlu Ebu’l Kasım eliyle emretti'' denilmektedir. Buna göre, inşa tarihi 1249 olmaktadır. Medrese'nin kapıları Selçuklu Süsleme sanatının en güzel ömeklerindendir. Medrese 19 . Asrın ortalarına kadar kullanılmıştır. Daha sonra ihmal edilmişse de, son yıllarda onarılıp Cami müştemilatına dahil edilmiştir. Şimdi burası müstakil Kur’an Kursu olarak değerlendirilmektedir.
AVGUNLU MEDRESESİ :
Gıyasiye ve Şifaiye Medreselerinin batı köşesindedir. Dönemin en önemli medreselerinden birisi olduğu ifade edilmektedir. Ancak bugün kitabesi bulunamadığı için hakkında kesin bilgi yoktur. Giriş kapısı ile büyük eyvanının ayakta olduğu medrese, büyük bir ihtimalle 13. Asrın başlarında inşa edilmiştir. Giriş kapısının sağında medresenin inşasını sağlayan zatın tiirbesi vardır. Solunda ise bir küçük oda yer almaktadır. Karşıda iki kademe tonozlardan oluşan büyük eyvanı vardır. Eyvanın sağ
ve solunda da ders odaları bulunmaktadır. Diğer hücre odalar yakılmıştır. Vakıflar Bölge Müdürlüğü Medrese alanını duvarla çevirerek daha fazla tahribata uğramasmı önlemiştir.
HATUNİYE MEDRESESİ :
Camii Kebir'in güney cephesindedir. Medrese bu asrın başlarına doğru haraba halindeydi. Burası nasıl olduysa bir iş adamına satıldı. İş adamı binayı rolövedeki aslına uygun olarak yeniden inşa etti ve şimdi iş yeri olarak kullanılmaktadır.
Müzedeki kitabesinde şöyle denilmektedir. ''Bu medreseyi, büyük emir hayır ve hasenat sahibi, Arap ve Acem'in sultanların sultanı, dünyada emirler sultanı, dünya ve dinin yardımcısı, saadetli emir Zeyneddin oğlu, merhum Halil oğlu Mehmed, Allah iktidar günlerini daim etsin. Müslümanları da o durdukça faydalandırsın. Sevabını umarak büyük şevval 835 (Haziran 1432) de yaptırdı.
Dulkadiroğulları döneminde yapılan Medrese, diğerlerine benzer mimari bir özelliğe sahiptir. Kapı karşısında eyvan, kenarlarda ise odalar sıralanmaktadır.
HAVADAN MEDRESESİ :
Yapılış dönemi bilinmemektedir. Kümbetteki motifler ve külliyedeki bazı müştemilat burasının Osmanlı Eseri olduğu kanaatini vermektedir. Medrese, Cami, Kümbet ve Mutfaktan oluşan bir külliye özelliğini taşımaktadır. Cami ile medrese ayrı bir bölüm, kümbet ve mutfak ayrı bir bölüm oluşturmaktadır. Kümbet bir avlu içerisindedir ve mutfak bu avlunun bir köşesinde yer almaktadır.
Medrese ve cami basit inşa tarzındadır.
Develi'nin Havadan köşkünde yer alan medrese kullanılmamaktadır.
HAMİDİYE MEDRESESİ :
Osmanlı padişalılarından 2. Abdulhamid'in talimatıyla, Develi'nin Şıhlı kasabasında yaptırılmıştır.
19. yüzyıl Osmanlı mimari özelliklerini taşıyan Medrese, döneminde eğitime hizmet vermiştir. Hala bu özelliğini kasaba ortaokulunun bünyesinde koruyarak sürdürmektedir.
Kuzey cepheden girilen nervürlü bir portali, yüksek ve genişçedir. Ortada geniş bir avlu, kenarlarında odalar yer almaktadır. Portalin tam üzerinde ise iki katlı dıştan merdivenli bir bina vardır ve burası, dönemin hocalarının odası olarak kullanılmıştır.
Binayı Sultan Abdulhamid yaptırdığı için, ''Hamidiye Medresesi'' olarak anılmaktadır.
GÜLÜK MEDRESESİ :
Kendi adıyla anılan mahallenin girişinde yer alan Medrese, aynı adı taşıyan camiye üç kemerle bağlanmıştır. Küçük bir medresedir. Kitabesinden anlaşıldığına göre, Yağıbasan'ın torunu Atsız Elti Hatun, 1212 yılında yaptırmıştır. Kitabesi Cami giriş kapısının üzerindedir ve şöyle
denilmektedir:
''Fetihlerin babası, din ve dünyanın izzeti, mü'minlerin emirinin kasiymi, Keyhilsrev'in oğlu büyük Sultan, Efendimiz Keykavus'un devleti zamanında, Allah'm kul1arının en zayıfı, Masum Hanım Yağıbasan'ın oğlu Mahmud'un kızı Atsuz Elti Hatıın tarafından Alemlerin Rabbının yolunda altıyüzdokuz senesinde imar edilmiştir.''
KayseriIde bulunan medreseler içerisinde çok farklı bir özelliğe sahiptir. Evvela, camiye içten bağlantılıdır. Sonra, tek eyvanlı ve içerdeki odalar iki katlıdır. Kayseri’de iki katlı odaları olan tek medrese budur. Kapı girişinin sağında beş oda yer almaktadır. Karşı köşede büyük bir dersane ve onun cami duvarıyla bitişen yanında eyvam bulunmaktadır. ikinci kattaki, odalara giriş kapısının yanındaki iç merdivenden çıkılmaktadır.
Medrese gümüniize çeşitli tarihlerde tamirler görerek ulaşmıştır. Halen boş tutulmaktadır.
HUNAD MEDRESESİ :
Hunad Medresesini, Alaeddin Keykubad'ın hanımı Hunat Hatun yaptırmıştır. Cami, Türbe, hamamla birlikte bir külliye oluşturmaktadır. Medrese'de kitabe yoktur. Ancak, Hunat Hatun'un türbesine geçiş buradan olduğu için aynı tarihte yapıldığı kabul edilmektedir. Cami üzerindeki kitabe ise şöyledir:
''Bu mübarek caminin inşasını keykubad oğlu, yüce sultan, din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi, keyhüsrev devrinde şevva 1635 (Mayıs 1238) yılında, büyük alim ve kanaatkar, dünya ve dinin yüzakı, hayırlar fatihi Melike oğluna emretti. Allan onun yüce varlığını devamlı kılsın, gücünü artırsın. ''Caminin doğu kapısındaki kitabede ise burasını ''Bu mübarek mescidin inşasını din ve dünyanın yüzakı Mahperi Hatun emretti '' denilerek, yaptıranın hüviyeti açığa kavuşturulmaktadır.
Medrese, Kayseri'deki emsallerinin en büyüklerinden ve inşa tarzı bakımından da en güzellerindendir. Batı cephesindeki kapısından girilir. Karşıda büyük bir eyvan vardır. Eyvanın iki tarafında ise iki büyük oda bulunmaktadır. Yan taraflarda da diğer küçük hücreler yer almaktadır. Giriş kapısının yanındaki iç merdivenlerden medresenin damına çıkılabilmektedir. Medrese zaman zaman onarım görerek günümüze kadar gelmiştir. Halen, etnoğrafya müzesi olarak kullanılmaktadır.
KÖŞK MEDRESESİ :
Köşk dağı dediğimiz küçük bir tepe üzerindedir. Kayseri'nin güney doğusuna düşen bu medrese, bugün Askeri Garnizon alanı içerisindedir. Köşk Medresesi, Kayseri'de kısa bir süre hükümdarlık yapan Emir Eretnanın eşi Melike Süli Paşa adına yaptırılmıştır. Kitabesi şöyledir :
''Bu binanm yapılmasını, yüce noyan dünyada emirler meliki Emir Eretna, adaleti artsın, muharrem 740 ( 1339) yılında eşi merhum Süli Paşa için, toprağı mübarek olsun, emretti.''
Kare şeklinde olan Medresenin kesiti yaklaşık olarak 30 metredir. Giriş kapısı geniş bir açık hole açılır. Büyük kapının tam karsısında türbe vardır. Holün kenarında sıralanan eyvan şekIinde, önleri açık üstü tonozlarla örtülü onbeş oda bulunmaktadır.
Buranın, Melik Eratna tarafından dönemin büyük mutasavvıtı Şeyh Evhadüddin Kirmani sufilerine tekke olarak yapıldığı, sonradan Medreseye dönüştürüldüğü Şer'i Mahkeme Sicillerindeki kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bu medrese, günümüzde Vakıflar Idaresi tarafından ''Aşevi'' olarak kullanılmaktadır.
Medrese içerisindeki türbede Emir Alaeddin Eretna'nın yattığı, türbe kitabesinden anlaşılmaktadır. Oğluyla torununun mezarları da buradadır.
Danişmendliler devletini kuran ve Kayseri'yi fethedip burasını başkent yapan Melik Mehmet Gazi, kendi adına yaptırdığı Camii Kebir'in güneyine türbesini ve onun güneyine de adıyla anılan Medreseyi inşa ettirmiştir. Medresenin inşa tarihi bilinmemektedir. Melik Mehmet Gazi 1143 tarihinde öldüğüne göre, cami türbe ve medresenin bu tarihten önce yapılmış olması gerekmektedir. Medreseden bugün eser kalmamıştır. Haliyle, kitabesi de yoktur.
ŞİFAİYE GIYASİYE MEDRESESİ:
Kılıçarslan'ın Kızı Gevher Nesibe'nin vasiyeti lizerine, ağabeyi 1.Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır. 1205 yılında inşa edilen Medrese, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüme ''Gıyasiye'' adı verilmektedir. Bu adın, Gıyaseddin'in yaptırmış olmasından kaynaklandığı ifade edilmektedir. Selçuklu inşa geleneğinde, genelde yaptıranın adına eserler izafe edildiği için böyle düşünülmektedir. Burası, okul kısmıdır. Medrese’nin bu bölümünde Türk Dünyası’nın ilk tıp tahsili başlatılmıştır. Burada eğitim gören öğrenciler, teoriyi pratiğe dönüştürmek için de ''Şifahane'' denilen ikinci kısımda uygulama yapmışlardır. 68x42 ebatında olan bu 2800 metrekarelik büyük binanın Medrese bölümünde bir büyük dershane ve 9 oda bulunmaktadır. Gevher Nesibe, hanımın vefatından sonra ve onun vasiyeti üzerine yaptırıldığı için, inşaat sırasında türbesi de bu kısma konulmuştur. Türbenin alt kısmında merhumenin sandukası vardır. Üstü ise zarif bir mescid olarak düzenlenmiştir. Bu kısımda bir büyük üç de küçük eyvan bulunmaktadır. Medresenin tıphane bölümünden dar bir koridorla şifahane kısmına geçilmektedir. Burada da bir büyük üç küçük eyvan vardır. Ayrıca 16 oda sıralanmıştır. Bu kısmm bir özelliği de, medresenin kuzeylbatı köşesinde bir koridorla geçilen üç müstakil odanın olmasıdır. Dönemin anlayışına göre, bu odalar üst düzey devlet erkanının teşhis ve tedavisi için yapılmış olmalıdır.
Bu medresenin dünya çapında şöhrete ulaşmasına sebep olan bir diğer özelliği de, ruh hastaları için yapılmış ayrı bir bölümünün bulunmasıdır. 18 odadan meydana gelen bu kısmın adı da tımarhanedir. Batı, o yıllarda ve hatta ondan beş ile altı asır sonra bile, bu tür hastalıkları ''içine cin girdi, şeytan girdi'' diyerek yakarken bizimki1er, bu odalarda onları musiki ile tedavi altına alıyorlardı.
Medrese, özel hamamıyla bir kültür sitesi bir tıp kompleksi olarak önemini ortaya koymaktadır. Resmi kayıtlara göre, 1890 yılına kadar hizmet vermiştir. 1960 /1970 yılları arasında bugünkü halini alan son tamiri yapılmış ve Tıp Tarihi Entsitüsü olarak, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne devredilmiştir. Medrese halen Tıp Müzesi olarak hizmet vermektedir.
PERVANE BEY MEDRESESİ:
4. Rükneddin Kılıçaslan'ın öldürülmesinden sonra yerine geçen 3. Gıyaseddin Keyhüsrev küçük yaşta olduğu için onun vasiliğine Muneddin Pervane tayin edilmiştir.
Muineddin Pervane'nin asıl adı Süleyman bin Ali Ed Deylemi'dir. Mevlana Celaleddin’i Rumi ona ''Sahib Ata'' ünvanını vermiştir. 0, yaşadığı dönemde bu adla tanınmıştır. Kayseri'de ise yaptırdığı ve ''Pervane Bey Medresesi'' adını verdiği medresesiyle anılagelmiştir. Bu medrese kaynaklarda geçtiği halde bugüne kadar bilinemiyordu. 1989 yılında, Kapalı Çarşı'nın onarımı için dükkanların hafriyatı yapılırken bu kayıp medrese çarşının güney/doğu ucunda çıkarılmıştır. Temelleri ve inşa planı belli olan medrese, korumaya alınmıştır.
Medresenin kitabesi bilinmediği için inşa tarihi bilinmemektedir.
Ancak, 1267 tarihjnde Gıyaseddin Keyhüsrev'e vasi tayin edildiğine göre, bu medresesi ve yine adıyla anılan ancak bugün mevcut olmayan camiiyi bu tarihten sonra yaptırmış olmalıdır.
Medresenin ortaya çıkarılan temelleri korunmaya alınmıştır.
HOCA HASAN MEDRESESİ :
Sultan 2. Gıyaseddin Kılıçarslan'ın oğlu Melik Sultanşah'ın emriyle Ebu-Bekir oğlu Hasan’ın yaptığı bu medrese harap haldedir. Hoca Hasan, dönemin büyük âlimlerinden olduğu için Medrese Hoca Hasan adıyla anılmaktadır. Etrafı evlerle çevrili vaziyette bulanan medrese kullanılmamaktadır. Kitabesinde şöyle denilmektedir
''Esirgeyen bağışlayan Allah'ın adıyla. Şanı ne yücedir ki: 0, dilerse sana bunlardan hayırlısını yapar. Din ve dünyanın nuru Melik Sultanşah'ın Allah mülkünü daim etsin emriyle bu medreseyi Allah'ın rahmetine muhtaç Ebu Bekir Oğulu Hasan, Allah onu başarılı kılsın, günahlarını bağışlasın. 589 (1193) yılında yaptı.'' Medrese'nin bitişiğindeki imaret ve handa haraptır.
Kayseri'deki mevcut medreselerin en eskilerindendir. Aynı adı taşıyan cami onarılarak hizmete açılmıştır.
SERACEDDİN MEDRESESİ :
Selçuklu vezirlerinden Seraceddin Bedr tarafından 1238 yılında inşa edilmiştir. Küçük bir medresedir. Giriş kapısının tam karşısında iç salon çapında eyvanı vardır. Eyvanın iki tarafında büyük odalar bulunmaktadır. Yine bu eyvanın sağ ve solunda iki küçük eyvan yer almakta ve bunları kapıya doğru sıralanan odalar takip etmektedir. Onarımı bitirildikten sonra çeşitli işlerle kiraya verilen medrese şimdi kitabevi olarak kullanılmaktadır.
Hunat Camii'nin güneyinde ve camiye 100 metre kadar mesafede yer alan Medrese, özellikleri itibariyle Hunat Medresesi'ne benzediği için, ''Küçük Hunat Medresesi'' diye de anılmaktadır. Kitabesi şöyledir : ''Bu medreseyi, Keykubad oğlu büyük sultan, din ve dünyanın kurtarıcısı Kasimmü Emiri'1-Mümininin, Gıyaseddin Keyhüsrev devrendi, 636'da Allah'ın yardımına muhtaç, zayıf kul Seraceddin Lala Bedr mağrifetiyle vaptırdı.''
SAHABİYE MEDRESESİ :
Bu medrese 1267 yılında Sahibi Ali tarafından yaptırılmıştır. Şaheser bir tac kapıyla girilen medrese kare şeklindedir. Ortada açık bir avlu ve etrafında odalar sıralanmıştır. Kapı karşısında büyükçe bir eyvan, iki tarafında ise iki büyük ders odası vardır. Medresenin doğu ve batı cephesinde iki küçük eyvan bulunmaktadır. Medresenin kitabesinde şöyle denilmektedir ''Bu mübarek medresenin yapılmasını Kılıçarslan oğlu, yüce sultan, sultanlar sultanı, din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi Keyhüsrev (3.Keyhüsrev) zamanında, Allah mülkünü daim kıla, 666 ( 1267) yılı aylarında, Allahu Tealanın rahmetini uman kul, Hüseyin oğlu Sahib Ali-Allah onun sonlarını iyi eyleye-emretti. ''
Yanında çeşmesi ve çeşmenin bitişiğinde ikinci küçük zaviyesi de bulunan Medrese, Cumhuriyet döneminde tamir görmüştür. Ancak bu tamiratta, orijinaline uygun onarım yapılamamış, kapı kenarındaki mukarnas ve arebesk işlemeler düz olarak geçiştirilmiştir
HACIKILIÇ MEDRESESİ :
Hacıkılıç Camii’nin bitişiğinde bulunan bu medrese, Selçukluların zayıflamaya başladığı bir dönemde inşa edilmiştir. Kitabesinde, ''Bu mübarek medresenin yapılmasında Keyhüsrev oğlu yüce Sultan, din ve dünyanın şeretli, fetihler sahibi Keykavus devrinde 647 (1249) yı1ında Zayıf kul Tuslu Ali Oğlu Ebu’l Kasım eliyle emretti'' denilmektedir. Buna göre, inşa tarihi 1249 olmaktadır. Medrese'nin kapıları Selçuklu Süsleme sanatının en güzel ömeklerindendir. Medrese 19 . Asrın ortalarına kadar kullanılmıştır. Daha sonra ihmal edilmişse de, son yıllarda onarılıp Cami müştemilatına dahil edilmiştir. Şimdi burası müstakil Kur’an Kursu olarak değerlendirilmektedir.
AVGUNLU MEDRESESİ :
Gıyasiye ve Şifaiye Medreselerinin batı köşesindedir. Dönemin en önemli medreselerinden birisi olduğu ifade edilmektedir. Ancak bugün kitabesi bulunamadığı için hakkında kesin bilgi yoktur. Giriş kapısı ile büyük eyvanının ayakta olduğu medrese, büyük bir ihtimalle 13. Asrın başlarında inşa edilmiştir. Giriş kapısının sağında medresenin inşasını sağlayan zatın tiirbesi vardır. Solunda ise bir küçük oda yer almaktadır. Karşıda iki kademe tonozlardan oluşan büyük eyvanı vardır. Eyvanın sağ
ve solunda da ders odaları bulunmaktadır. Diğer hücre odalar yakılmıştır. Vakıflar Bölge Müdürlüğü Medrese alanını duvarla çevirerek daha fazla tahribata uğramasmı önlemiştir.
HATUNİYE MEDRESESİ :
Camii Kebir'in güney cephesindedir. Medrese bu asrın başlarına doğru haraba halindeydi. Burası nasıl olduysa bir iş adamına satıldı. İş adamı binayı rolövedeki aslına uygun olarak yeniden inşa etti ve şimdi iş yeri olarak kullanılmaktadır.
Müzedeki kitabesinde şöyle denilmektedir. ''Bu medreseyi, büyük emir hayır ve hasenat sahibi, Arap ve Acem'in sultanların sultanı, dünyada emirler sultanı, dünya ve dinin yardımcısı, saadetli emir Zeyneddin oğlu, merhum Halil oğlu Mehmed, Allah iktidar günlerini daim etsin. Müslümanları da o durdukça faydalandırsın. Sevabını umarak büyük şevval 835 (Haziran 1432) de yaptırdı.
Dulkadiroğulları döneminde yapılan Medrese, diğerlerine benzer mimari bir özelliğe sahiptir. Kapı karşısında eyvan, kenarlarda ise odalar sıralanmaktadır.
HAVADAN MEDRESESİ :
Yapılış dönemi bilinmemektedir. Kümbetteki motifler ve külliyedeki bazı müştemilat burasının Osmanlı Eseri olduğu kanaatini vermektedir. Medrese, Cami, Kümbet ve Mutfaktan oluşan bir külliye özelliğini taşımaktadır. Cami ile medrese ayrı bir bölüm, kümbet ve mutfak ayrı bir bölüm oluşturmaktadır. Kümbet bir avlu içerisindedir ve mutfak bu avlunun bir köşesinde yer almaktadır.
Medrese ve cami basit inşa tarzındadır.
Develi'nin Havadan köşkünde yer alan medrese kullanılmamaktadır.
HAMİDİYE MEDRESESİ :
Osmanlı padişalılarından 2. Abdulhamid'in talimatıyla, Develi'nin Şıhlı kasabasında yaptırılmıştır.
19. yüzyıl Osmanlı mimari özelliklerini taşıyan Medrese, döneminde eğitime hizmet vermiştir. Hala bu özelliğini kasaba ortaokulunun bünyesinde koruyarak sürdürmektedir.
Kuzey cepheden girilen nervürlü bir portali, yüksek ve genişçedir. Ortada geniş bir avlu, kenarlarında odalar yer almaktadır. Portalin tam üzerinde ise iki katlı dıştan merdivenli bir bina vardır ve burası, dönemin hocalarının odası olarak kullanılmıştır.
Binayı Sultan Abdulhamid yaptırdığı için, ''Hamidiye Medresesi'' olarak anılmaktadır.
GÜLÜK MEDRESESİ :
Kendi adıyla anılan mahallenin girişinde yer alan Medrese, aynı adı taşıyan camiye üç kemerle bağlanmıştır. Küçük bir medresedir. Kitabesinden anlaşıldığına göre, Yağıbasan'ın torunu Atsız Elti Hatun, 1212 yılında yaptırmıştır. Kitabesi Cami giriş kapısının üzerindedir ve şöyle
denilmektedir:
''Fetihlerin babası, din ve dünyanın izzeti, mü'minlerin emirinin kasiymi, Keyhilsrev'in oğlu büyük Sultan, Efendimiz Keykavus'un devleti zamanında, Allah'm kul1arının en zayıfı, Masum Hanım Yağıbasan'ın oğlu Mahmud'un kızı Atsuz Elti Hatıın tarafından Alemlerin Rabbının yolunda altıyüzdokuz senesinde imar edilmiştir.''
KayseriIde bulunan medreseler içerisinde çok farklı bir özelliğe sahiptir. Evvela, camiye içten bağlantılıdır. Sonra, tek eyvanlı ve içerdeki odalar iki katlıdır. Kayseri’de iki katlı odaları olan tek medrese budur. Kapı girişinin sağında beş oda yer almaktadır. Karşı köşede büyük bir dersane ve onun cami duvarıyla bitişen yanında eyvam bulunmaktadır. ikinci kattaki, odalara giriş kapısının yanındaki iç merdivenden çıkılmaktadır.
Medrese gümüniize çeşitli tarihlerde tamirler görerek ulaşmıştır. Halen boş tutulmaktadır.
HUNAD MEDRESESİ :
Hunad Medresesini, Alaeddin Keykubad'ın hanımı Hunat Hatun yaptırmıştır. Cami, Türbe, hamamla birlikte bir külliye oluşturmaktadır. Medrese'de kitabe yoktur. Ancak, Hunat Hatun'un türbesine geçiş buradan olduğu için aynı tarihte yapıldığı kabul edilmektedir. Cami üzerindeki kitabe ise şöyledir:
''Bu mübarek caminin inşasını keykubad oğlu, yüce sultan, din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi, keyhüsrev devrinde şevva 1635 (Mayıs 1238) yılında, büyük alim ve kanaatkar, dünya ve dinin yüzakı, hayırlar fatihi Melike oğluna emretti. Allan onun yüce varlığını devamlı kılsın, gücünü artırsın. ''Caminin doğu kapısındaki kitabede ise burasını ''Bu mübarek mescidin inşasını din ve dünyanın yüzakı Mahperi Hatun emretti '' denilerek, yaptıranın hüviyeti açığa kavuşturulmaktadır.
Medrese, Kayseri'deki emsallerinin en büyüklerinden ve inşa tarzı bakımından da en güzellerindendir. Batı cephesindeki kapısından girilir. Karşıda büyük bir eyvan vardır. Eyvanın iki tarafında ise iki büyük oda bulunmaktadır. Yan taraflarda da diğer küçük hücreler yer almaktadır. Giriş kapısının yanındaki iç merdivenlerden medresenin damına çıkılabilmektedir. Medrese zaman zaman onarım görerek günümüze kadar gelmiştir. Halen, etnoğrafya müzesi olarak kullanılmaktadır.
KÖŞK MEDRESESİ :
Köşk dağı dediğimiz küçük bir tepe üzerindedir. Kayseri'nin güney doğusuna düşen bu medrese, bugün Askeri Garnizon alanı içerisindedir. Köşk Medresesi, Kayseri'de kısa bir süre hükümdarlık yapan Emir Eretnanın eşi Melike Süli Paşa adına yaptırılmıştır. Kitabesi şöyledir :
''Bu binanm yapılmasını, yüce noyan dünyada emirler meliki Emir Eretna, adaleti artsın, muharrem 740 ( 1339) yılında eşi merhum Süli Paşa için, toprağı mübarek olsun, emretti.''
Kare şeklinde olan Medresenin kesiti yaklaşık olarak 30 metredir. Giriş kapısı geniş bir açık hole açılır. Büyük kapının tam karsısında türbe vardır. Holün kenarında sıralanan eyvan şekIinde, önleri açık üstü tonozlarla örtülü onbeş oda bulunmaktadır.
Buranın, Melik Eratna tarafından dönemin büyük mutasavvıtı Şeyh Evhadüddin Kirmani sufilerine tekke olarak yapıldığı, sonradan Medreseye dönüştürüldüğü Şer'i Mahkeme Sicillerindeki kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bu medrese, günümüzde Vakıflar Idaresi tarafından ''Aşevi'' olarak kullanılmaktadır.
Medrese içerisindeki türbede Emir Alaeddin Eretna'nın yattığı, türbe kitabesinden anlaşılmaktadır. Oğluyla torununun mezarları da buradadır.