Kastabala Antik Kenti
Uzaktan antik kentin görünümü
Kastabala Antik Kenti, bugünkü Osmaniye İl merkezinin 12 km. kuzeyindeki Ceyhan Nehrinin kuzeybatıya döndüğü kıvrımın içinde, Kesmeburun ile Bahçeköy arasında bulunan ovada bulunan antik kenttir. Antik kente hakim olan bir kaya çıkıntısı üzerinde Bodrum Kalesi adını taşıyan 13. yy. dan kalma bir kale yükselmektedir.
Kalenin eteklerinden başlayarak kalıntıları çepeçevre birkaç km²lik alanı kaplar.
İlk kez 1875 yılında İngiliz diplomat E.J. Davis bölgeyi ziyaret etmiş ve ayrıntılı olarak tanımlamıştır.
Kentin antik devirdeki diğer bir adı da Hierapolistir.
Çeşitli uluslara mensup gezgin ve araştırmacılar Kastabalanın anıtları, yazıtları ve sikkeleri hakkında 20. yy. da yaptıkları araştırmalar sayesinde antik kent tarihinin karanlıkta kalan bazı noktalarını aydınlatmak mümkün olmuştur.
Tarihçe
Anadolu dillerinden türetilmiş bir yer ismi olan Kastabala adının geçtiği en eski yazılı belge Kastabala'nın 20 km. kadar kuzeyinde bulunan Bahadırlı köyü civarında 1961 yılında bulunan Aramice bir sınır yazıtıdır. M.Ö. 5. ve 4. yy. da Anadoluya hakim olan Perslerin kullandığı resmi yazı olan bu metinde Pirvaşua adını da taşıyan Anadolu ana tanrıçası Kubabanın arazisinin bir kısmının da Kastabalaya ait olduğu belirtilmektedir.
Sütünlu cadde
Kastabala ilk kez Selevkos krallarından IV. Antiochos Epiphanesin hakimiyet döneminde (M.Ö. 175-164) basılan sikkelerde Hierapolis adıyla anılmaktadır. Antiochos kentte uzun zamandan beri tapınım gören "Perasia" ismindeki tanrıçanın tapınağından ötürü kente "Kutsal Şehir" adını vermiştir.
Kastabala sikkeleri üzerindeki Perasia tasvirleri ve Kastabalada bulunan Perasiaya sunulmuş olan adak yazıtları bu tanrıçanın kült merkezinin Kastabalada olduğunu belgelemektedir. En önemli atribüsünün meşale olduğunu sikkelerden öğrenilen Perasia yazıtlarda unvanı ile onurlandırılmaktadır.
Kastabala'da bulunmuş olan ve Roma imparatorluk devrinin başlarına tarihlenen bir yazıtta Perasiaya, Selene, Demeter, Artemis, Afrodit ve Hekate tanrıçalarının adlarıyla yakarışta bulunulması doğu ve batı din ve tanrılar dünyasının Kastabala'da Roma imparatorluk devrinde birbirleriyle kaynaştıklarını belgelemektedir.
Kastabalanın Seleukos imparatorluğunun hakimiyeti altında bulunduğu M.Ö. IV. yy. sonu ile M.Ö. I. yy. ortaları arasındaki konumu hakkında antik kaynaklarda dikkate değer bir bilgiye rastlanmamaktadır. M.Ö. I. yy. ortalarında Seleukosların tarih sahnesinden çekilip, bölgeye Roma devletinin hakim olmaya başladığı dönemde Hierapolis-Kastabalanın tekrar tarih sahnesine çıktığı görülmektedir. M.Ö. 67 yılında ünlü Romalı komutan Cn. Pompeius Magnus tarafından denizde ve karada kesin bir yenilgiye uğratılan Kilikya korsanlarının Doğu Kilikyada sahil kentlerine ve sahille yakın yerlere iskan edilmeleriyle bölgenin tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Önceleri Kapadokya Kralı Archelaosun denetimine verilen Kastabala ve diğer ovalık Kilikya kentlerinde Seleukos imparatorluğunun son yıllarında ortaya çıkan yönetim sorunlarının devam ettiği görülmüştür. Bunun üzerine Romalılar bölgedeki iktidar boşluğunu önlemek için antik devirdeki adı Pyramos olan Ceyhan nehri havzasının denetimini Tarkondimotos ismindeki eski bir korsan önderine bırakmışlardır. O dönemde bu bölgenin başşehri Hierapolis-Kastabala idi.
Tiyatro
M.Ö. 19 yılında Octavian, yeni dünya düzeninin yöneticisi olarak Kilikya Pediası ziyaret etti ve bu ziyaret sırasında Anazarbosa Kaisareia adını vererek yeniden kurdu. Böylece Tarkondimotos hanedanının başşehri olan Kastabalanın yanında bölgede ikinci bir merkez oluşmaya başladı. Bu durum zaman içinde Kastabalanın Çukurovanın doğusunda dini yönü ağır basan bir kent, Anazarbosun ise siyasi nitelikli bir metropol olması sürecini başlattı.
İmparator Vespasian M.S. 72 yılından itibaren yeniden kurduğu Kilikya eyaletinin sınırları içine bu bölgeyi de dahil etti. Böylece bir yüzyıla yakın bir süre Tarkondimotosun yönetiminde kalan ovalık Kilikyanın doğusu M.S. 260 yılına kadar aralıksız sürecek Roma imparatorluk yönetimine girmiş oldu.
Kastabalada bulunan bir diğer yazıtta değinilen şehrin en büyük memuru, komutanı ve kentin arazisinin muhafızlarının ve kraliyet birliklerinin komutanı unvanları Kastabalanın bağımsız bir şehir konumunda olduğunu ama kraliyet kurumlarının denetiminde bulunduğunu göstermektedir. Aynı yazıttan ayrı ayrı yönetim birimleri olduklarını ve bunların tıpkı Hellenistik krallıklarda olduğu gibi, bugün başbakan ile karşılaştırabilecek tek bir yüksek memur tarafından yönetildiği anlaşılmaktadır.
Fabius Maximus adına basılmış sikke
Yazıtların verdiği bilgiler ile antik kaynakların değerlendirilmesi sonucunda Tarkondimotosun ve oğlu II. Tarkondimotos Philopatorun en azından Çukurovanın doğu ve kuzeydoğu bölgesinde Kastabala ve Anazarbos antik kentlerini de içine alan Pyramos havzasını yaklaşık 80 yıl süreyle yönettikleri anlaşılmaktadır.
Çukurova ve dolayısıyla Hierapolis-Kastabalanın Roma hakimiyetine girmesiyle bölgenin Seleukos imparatorluğunun son yıllarında ve Tarkondimotos hanedanı döneminde yaşadığı belirsizlik ve bunun getirdiği sosyal ve ekonomik sıkıntılar sona ermiştir. Bölgede gerçekleştirilen büyük yapı faaliyeti de bunu göstermektedir. Daha sonraki yüzyıllarda Roma imparatorlarından Traian, Hadrian ve Caracalla Kastabalayı ziyaret etmişler ve bu ziyaretleri sırasında kent halkı tarafından heykelleri dikilerek onurlandırılmışlardır. M.S. 3. yy da Roma imparatorluğunun doğu sınırında huzursuzluğunun artması üzerine bölgeden doğuya giden çok sayıda Roma askeri birliği geçmiştir. Kent imparator Valerian döneminde Hierapolis-Kastabala ya da Pyramos kenarındaki Hierapolis adıyla da anılmaktaydı. M.S. 260 yılında Sasani kralı I. Hapur tarafından fethedildi. Erken Bizans devrinde Kastabalalı akrobatların ün saldığı bilinmektedir. 380 yılında Bizans imparatorluğuna başkaldıran Isaurialı Balbinos tarafından fethedilen kent, 5. yy. başlarında kurulan Cilicia Secunda eyaletinin başkenti olan Anazarbosa bağlandı. Kent 431de Efeste yapılan konsüle Hesychius ismindeki temsilcisiyle, 451 yılında Kadıköyde yapılan konsüle Paregorios isimli temsilcisiyle katıldı.
524 yılında Kastabalanın yaklaşık 30 km. kuzey batısında bulunan Anazarbosta büyük tahribata yol açan depremin Kastabalayı da etkilemiş olduğu kesindir. İmparator Justin döneminde meydana gelen bu depremden sonra, 561 yılında imparator Justinian zamanında ikinci bir büyük deprem daha Çukurovadaki şehirleri yerle bir etti ve depremin hemen sonrasında başlayan veba salgını Çukurovadan Amik ovasına kadar yayılarak Antakyada dahil olmak üzere tüm şehirlerde ve kırsal alanda büyük can kayıplarına neden oldu. Orta ve geç Bizans dönemlerinde giderek önemini kaybeden Kastabala Haçlı seferlerinin yıkımından sonra kendini bir daha toparlayamamış ve kısa bir süre sonra tamamen terkedilmiştir.
Bugünkü Kastabala
Sütünlu caddenin kazılar başlamadan önceki hali
Bugün Kastabala ören yerinde görülen kalıntılar tamamen Roma devrinden kalmadır. Diğer Çukurova kentlerinde olduğu gibi Kastabalada da M.S. 2.yy. sonu ve 3. yy. başlarında artan doğu seferleri nedeniyle doğu cephesine sevk edilen Roma lejyonları ekonomik ve sosyal sorunlara neden olmaktaydılar. Kentlerin bu sorunlarla baş edebilmelerini sağlamak amacıyla imparatorlar ovalık Kilikya kentlerinde yoğun imar faaliyetine girişmişler ve bu kentlere kendi adlarıyla anılan birçok oyun düzenlenmesi ayrıcalığını tanımışlardır. Özellikle Septimius Severus tarafından ve daha sonra Severus hanedanı tanrından uygulanan imar politikasının ürünleri Hierapolis-Kastabalanın ayakta kalan yapı kalıntılarında bugün halen izlenebilmektedir.
Kastabalanın oldukça iyi durumda günümüze ulaşan antik yapı kalıntıları arasında en önemlisi sütunlu caddesidir. Bu cadde üzerine kalenin üzerinde bulunduğu kayalığın yanından geçip asıl iskan bölgesini oluşturan ve doğu-batı yönünde uzanan vadiye iner.
Kent merkezi; batıda sütunlu caddenin başladığı yerde bulunduğu sanılan bir kapı tarafından sınırlanmaktadır. Güneyde, doğuda ve kuzeyde kentin kurulu olduğu vadiyi çevreleyen tepeler, kent merkezini sınırlamaktaydı. Kent merkezinin ortasındaki sütunlu cadde batıdan doğuya arazinin eğimine uygun olarak yükselerek üzerinde birkaç tonozun görüldüğü bir yapı kalıntısının bulunduğu bölgenin kuzeyinden geçerek Propylon olduğu sanılan bir anıtsal kapıya ulaşmaktadır. Bu kapı kalıntılarının güneybatısında bulunan ve büyük bir yapıya ait olan mermer mimari parçalar bu tonozların büyük bir yapının altyapısı olduğu izlenimini vermektedir. 1890 yılında Kastabalayı ziyareti sırasında Th. Bnet sözü edilen buluntuları bugünkünden çok daha iyi durumda görmüş ve burayı bugüne kadar yeri kesin olarak belirlenememiş olan Artemis Perasia tapınağının yeri olarak önermiştir. Bu alanın hemen batısında bulunan kuzey kilisesinde devşirme malzeme olarak kullanılmış olan Roma imparatorluk devri mimari parçaları dikkate alındığında burada büyük bir Roma devri yapısının bulunduğu anlaşılmaktadır. Propylondan geçtikten sonra doğuya yönelen sütunlu cadde bir terasa ulaşmaktadır. Terasın üzerinde bulunan adak yazıtları nedeniyle bazı araştırmacılar kentin ana tanrıçası Artemis Perasia tapınağının burada aranması gerektiğini önermektedirler. Bu terasın hemen altında doğu-batı yönünde kentin Stadionu uzanmaktadır. Bu Stadionun doğu ucu bir istinat duvarı ile sınırlanmakta olup batı ucunda kentin tiyatrosu bulunmaktadır. Tiyatronun güneyinde hamam kalıntıları görülmektedir. Stadion, tiyatro ve hamamın birbirlerine çok yakın bulunduğu bu alan kentin günlük hayatının merkeziydi. Artemis Perasia kültü ile ilişkili dini törenlerin yapıldığı ve komşu kentlerin sporcularının da katıldığı çeşitli oyunların oynandığı Stadion, Artemis Perasia kutsal alanı ile doğrudan bağlantılı olmalıydı.
Şehrin güneybatı kesiminde görülen sütun gövdelerinin oluşturduğu sütun dizisi bazı araştırmacılar tarafından agora, bazıları tarafından da ikinci bir sütunlu cadde olarak tanımlanmaktadır. Kentin, güney, kuzey ve batısında çok sayıda mezar yapıları ve kaya mezarları görülmektedir. Kalenin bulunduğu kayalığın kuzey yamacında ulaşım kolaylığı sağlamak ve kalenin savunulmasını kolaylaştırmak amacıyla bir kaya kesiği açılmıştır. Ayrıca M.S. 6. yy.ın ilk yarısına tarihlenen iki kilise dikkati çekmektedir. Bunlardan kuzeydeki sütunlu caddenin hemen yanında inşa edilmiş olup, yapımında Roma imparatorluk devri yapılarından sökülen mimari parçalar kullanılmıştır. Her iki kiliseyi de ayrıntılı olarak inceleyen O. Feld bunları 6. yy.ın ilk yarısına tarihlemektedir. Kiliselerde erken Bizans devrinde Suriyede yapılmış olan kiliselerin mimari özellikleri görülmektedir.
Kentin su ihtiyacı Ceyhan nehrinin doğu yakasında bulunan Düziçi ilçesine bağlı Karagedik köyü civarındaki kaynaktan açık kaynaklarla getirilen suyun Nergis mahallesi civarında Ceyhan nehri üzerine inşa edilmiş bulunan sukemerleri üzerinde basınçlı su nakline yarayan taştan kapalı borular içinde Ceyhan nehri vadisinden taşınarak kente getirilmesiyle karşılanıyordu.
Kastabalada bulunan yazıtlar ve sikkeler kentte Artemis Perasianın yanı sıra, Asklepios ve Hygieia, Helios, Theos Pyretos gibi tanrıçaların da tapınım gördükleri belgelemektedir. Ayrıca ölmüş ve hayatta olan imparatorlar için diktirilmiş olan yazıtlı yuvarlak sunaklar Kastabalada Roma imparator kültünün varlığını belgelemektedir. Kastabalada bulunan yazıtlarda imparatorlar Caracalla, III. Gordiannın yanı sıra Marcus Aureliusun karısı Faustinada Nea Hera olarak onurlandırılmaktadır.
Kastabala bugün bir arkeolojik ve doğal park olabilecek özellikleri taşımaktadır. 1994 yılında antik kentin içinden güney kilisesi ve sütunlu caddeyi tahrip olmasına yol açacak şekilde geçirilmek istenen birkaç metre genişliğindeki su kanalı kentin güney sınırında tahribata yol açmaya başladığı sırada fark edilerek ilgili makamların zamanında müdahalesi ile kentin batı kenarından beton taşıyıcı elemanlar üzerinde geçirilerek, tahribat en alt düzeyde tutulmaya çalışılmıştır.
Resimler
Uzaktan antik kentin görünümü
Kastabala Antik Kenti, bugünkü Osmaniye İl merkezinin 12 km. kuzeyindeki Ceyhan Nehrinin kuzeybatıya döndüğü kıvrımın içinde, Kesmeburun ile Bahçeköy arasında bulunan ovada bulunan antik kenttir. Antik kente hakim olan bir kaya çıkıntısı üzerinde Bodrum Kalesi adını taşıyan 13. yy. dan kalma bir kale yükselmektedir.
Kalenin eteklerinden başlayarak kalıntıları çepeçevre birkaç km²lik alanı kaplar.
İlk kez 1875 yılında İngiliz diplomat E.J. Davis bölgeyi ziyaret etmiş ve ayrıntılı olarak tanımlamıştır.
Kentin antik devirdeki diğer bir adı da Hierapolistir.
Çeşitli uluslara mensup gezgin ve araştırmacılar Kastabalanın anıtları, yazıtları ve sikkeleri hakkında 20. yy. da yaptıkları araştırmalar sayesinde antik kent tarihinin karanlıkta kalan bazı noktalarını aydınlatmak mümkün olmuştur.
Tarihçe
Anadolu dillerinden türetilmiş bir yer ismi olan Kastabala adının geçtiği en eski yazılı belge Kastabala'nın 20 km. kadar kuzeyinde bulunan Bahadırlı köyü civarında 1961 yılında bulunan Aramice bir sınır yazıtıdır. M.Ö. 5. ve 4. yy. da Anadoluya hakim olan Perslerin kullandığı resmi yazı olan bu metinde Pirvaşua adını da taşıyan Anadolu ana tanrıçası Kubabanın arazisinin bir kısmının da Kastabalaya ait olduğu belirtilmektedir.
Sütünlu cadde
Kastabala ilk kez Selevkos krallarından IV. Antiochos Epiphanesin hakimiyet döneminde (M.Ö. 175-164) basılan sikkelerde Hierapolis adıyla anılmaktadır. Antiochos kentte uzun zamandan beri tapınım gören "Perasia" ismindeki tanrıçanın tapınağından ötürü kente "Kutsal Şehir" adını vermiştir.
Kastabala sikkeleri üzerindeki Perasia tasvirleri ve Kastabalada bulunan Perasiaya sunulmuş olan adak yazıtları bu tanrıçanın kült merkezinin Kastabalada olduğunu belgelemektedir. En önemli atribüsünün meşale olduğunu sikkelerden öğrenilen Perasia yazıtlarda unvanı ile onurlandırılmaktadır.
Kastabala'da bulunmuş olan ve Roma imparatorluk devrinin başlarına tarihlenen bir yazıtta Perasiaya, Selene, Demeter, Artemis, Afrodit ve Hekate tanrıçalarının adlarıyla yakarışta bulunulması doğu ve batı din ve tanrılar dünyasının Kastabala'da Roma imparatorluk devrinde birbirleriyle kaynaştıklarını belgelemektedir.
Kastabalanın Seleukos imparatorluğunun hakimiyeti altında bulunduğu M.Ö. IV. yy. sonu ile M.Ö. I. yy. ortaları arasındaki konumu hakkında antik kaynaklarda dikkate değer bir bilgiye rastlanmamaktadır. M.Ö. I. yy. ortalarında Seleukosların tarih sahnesinden çekilip, bölgeye Roma devletinin hakim olmaya başladığı dönemde Hierapolis-Kastabalanın tekrar tarih sahnesine çıktığı görülmektedir. M.Ö. 67 yılında ünlü Romalı komutan Cn. Pompeius Magnus tarafından denizde ve karada kesin bir yenilgiye uğratılan Kilikya korsanlarının Doğu Kilikyada sahil kentlerine ve sahille yakın yerlere iskan edilmeleriyle bölgenin tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Önceleri Kapadokya Kralı Archelaosun denetimine verilen Kastabala ve diğer ovalık Kilikya kentlerinde Seleukos imparatorluğunun son yıllarında ortaya çıkan yönetim sorunlarının devam ettiği görülmüştür. Bunun üzerine Romalılar bölgedeki iktidar boşluğunu önlemek için antik devirdeki adı Pyramos olan Ceyhan nehri havzasının denetimini Tarkondimotos ismindeki eski bir korsan önderine bırakmışlardır. O dönemde bu bölgenin başşehri Hierapolis-Kastabala idi.
Tiyatro
M.Ö. 19 yılında Octavian, yeni dünya düzeninin yöneticisi olarak Kilikya Pediası ziyaret etti ve bu ziyaret sırasında Anazarbosa Kaisareia adını vererek yeniden kurdu. Böylece Tarkondimotos hanedanının başşehri olan Kastabalanın yanında bölgede ikinci bir merkez oluşmaya başladı. Bu durum zaman içinde Kastabalanın Çukurovanın doğusunda dini yönü ağır basan bir kent, Anazarbosun ise siyasi nitelikli bir metropol olması sürecini başlattı.
İmparator Vespasian M.S. 72 yılından itibaren yeniden kurduğu Kilikya eyaletinin sınırları içine bu bölgeyi de dahil etti. Böylece bir yüzyıla yakın bir süre Tarkondimotosun yönetiminde kalan ovalık Kilikyanın doğusu M.S. 260 yılına kadar aralıksız sürecek Roma imparatorluk yönetimine girmiş oldu.
Kastabalada bulunan bir diğer yazıtta değinilen şehrin en büyük memuru, komutanı ve kentin arazisinin muhafızlarının ve kraliyet birliklerinin komutanı unvanları Kastabalanın bağımsız bir şehir konumunda olduğunu ama kraliyet kurumlarının denetiminde bulunduğunu göstermektedir. Aynı yazıttan ayrı ayrı yönetim birimleri olduklarını ve bunların tıpkı Hellenistik krallıklarda olduğu gibi, bugün başbakan ile karşılaştırabilecek tek bir yüksek memur tarafından yönetildiği anlaşılmaktadır.
Fabius Maximus adına basılmış sikke
Yazıtların verdiği bilgiler ile antik kaynakların değerlendirilmesi sonucunda Tarkondimotosun ve oğlu II. Tarkondimotos Philopatorun en azından Çukurovanın doğu ve kuzeydoğu bölgesinde Kastabala ve Anazarbos antik kentlerini de içine alan Pyramos havzasını yaklaşık 80 yıl süreyle yönettikleri anlaşılmaktadır.
Çukurova ve dolayısıyla Hierapolis-Kastabalanın Roma hakimiyetine girmesiyle bölgenin Seleukos imparatorluğunun son yıllarında ve Tarkondimotos hanedanı döneminde yaşadığı belirsizlik ve bunun getirdiği sosyal ve ekonomik sıkıntılar sona ermiştir. Bölgede gerçekleştirilen büyük yapı faaliyeti de bunu göstermektedir. Daha sonraki yüzyıllarda Roma imparatorlarından Traian, Hadrian ve Caracalla Kastabalayı ziyaret etmişler ve bu ziyaretleri sırasında kent halkı tarafından heykelleri dikilerek onurlandırılmışlardır. M.S. 3. yy da Roma imparatorluğunun doğu sınırında huzursuzluğunun artması üzerine bölgeden doğuya giden çok sayıda Roma askeri birliği geçmiştir. Kent imparator Valerian döneminde Hierapolis-Kastabala ya da Pyramos kenarındaki Hierapolis adıyla da anılmaktaydı. M.S. 260 yılında Sasani kralı I. Hapur tarafından fethedildi. Erken Bizans devrinde Kastabalalı akrobatların ün saldığı bilinmektedir. 380 yılında Bizans imparatorluğuna başkaldıran Isaurialı Balbinos tarafından fethedilen kent, 5. yy. başlarında kurulan Cilicia Secunda eyaletinin başkenti olan Anazarbosa bağlandı. Kent 431de Efeste yapılan konsüle Hesychius ismindeki temsilcisiyle, 451 yılında Kadıköyde yapılan konsüle Paregorios isimli temsilcisiyle katıldı.
524 yılında Kastabalanın yaklaşık 30 km. kuzey batısında bulunan Anazarbosta büyük tahribata yol açan depremin Kastabalayı da etkilemiş olduğu kesindir. İmparator Justin döneminde meydana gelen bu depremden sonra, 561 yılında imparator Justinian zamanında ikinci bir büyük deprem daha Çukurovadaki şehirleri yerle bir etti ve depremin hemen sonrasında başlayan veba salgını Çukurovadan Amik ovasına kadar yayılarak Antakyada dahil olmak üzere tüm şehirlerde ve kırsal alanda büyük can kayıplarına neden oldu. Orta ve geç Bizans dönemlerinde giderek önemini kaybeden Kastabala Haçlı seferlerinin yıkımından sonra kendini bir daha toparlayamamış ve kısa bir süre sonra tamamen terkedilmiştir.
Bugünkü Kastabala
Sütünlu caddenin kazılar başlamadan önceki hali
Bugün Kastabala ören yerinde görülen kalıntılar tamamen Roma devrinden kalmadır. Diğer Çukurova kentlerinde olduğu gibi Kastabalada da M.S. 2.yy. sonu ve 3. yy. başlarında artan doğu seferleri nedeniyle doğu cephesine sevk edilen Roma lejyonları ekonomik ve sosyal sorunlara neden olmaktaydılar. Kentlerin bu sorunlarla baş edebilmelerini sağlamak amacıyla imparatorlar ovalık Kilikya kentlerinde yoğun imar faaliyetine girişmişler ve bu kentlere kendi adlarıyla anılan birçok oyun düzenlenmesi ayrıcalığını tanımışlardır. Özellikle Septimius Severus tarafından ve daha sonra Severus hanedanı tanrından uygulanan imar politikasının ürünleri Hierapolis-Kastabalanın ayakta kalan yapı kalıntılarında bugün halen izlenebilmektedir.
Kastabalanın oldukça iyi durumda günümüze ulaşan antik yapı kalıntıları arasında en önemlisi sütunlu caddesidir. Bu cadde üzerine kalenin üzerinde bulunduğu kayalığın yanından geçip asıl iskan bölgesini oluşturan ve doğu-batı yönünde uzanan vadiye iner.
Kent merkezi; batıda sütunlu caddenin başladığı yerde bulunduğu sanılan bir kapı tarafından sınırlanmaktadır. Güneyde, doğuda ve kuzeyde kentin kurulu olduğu vadiyi çevreleyen tepeler, kent merkezini sınırlamaktaydı. Kent merkezinin ortasındaki sütunlu cadde batıdan doğuya arazinin eğimine uygun olarak yükselerek üzerinde birkaç tonozun görüldüğü bir yapı kalıntısının bulunduğu bölgenin kuzeyinden geçerek Propylon olduğu sanılan bir anıtsal kapıya ulaşmaktadır. Bu kapı kalıntılarının güneybatısında bulunan ve büyük bir yapıya ait olan mermer mimari parçalar bu tonozların büyük bir yapının altyapısı olduğu izlenimini vermektedir. 1890 yılında Kastabalayı ziyareti sırasında Th. Bnet sözü edilen buluntuları bugünkünden çok daha iyi durumda görmüş ve burayı bugüne kadar yeri kesin olarak belirlenememiş olan Artemis Perasia tapınağının yeri olarak önermiştir. Bu alanın hemen batısında bulunan kuzey kilisesinde devşirme malzeme olarak kullanılmış olan Roma imparatorluk devri mimari parçaları dikkate alındığında burada büyük bir Roma devri yapısının bulunduğu anlaşılmaktadır. Propylondan geçtikten sonra doğuya yönelen sütunlu cadde bir terasa ulaşmaktadır. Terasın üzerinde bulunan adak yazıtları nedeniyle bazı araştırmacılar kentin ana tanrıçası Artemis Perasia tapınağının burada aranması gerektiğini önermektedirler. Bu terasın hemen altında doğu-batı yönünde kentin Stadionu uzanmaktadır. Bu Stadionun doğu ucu bir istinat duvarı ile sınırlanmakta olup batı ucunda kentin tiyatrosu bulunmaktadır. Tiyatronun güneyinde hamam kalıntıları görülmektedir. Stadion, tiyatro ve hamamın birbirlerine çok yakın bulunduğu bu alan kentin günlük hayatının merkeziydi. Artemis Perasia kültü ile ilişkili dini törenlerin yapıldığı ve komşu kentlerin sporcularının da katıldığı çeşitli oyunların oynandığı Stadion, Artemis Perasia kutsal alanı ile doğrudan bağlantılı olmalıydı.
Şehrin güneybatı kesiminde görülen sütun gövdelerinin oluşturduğu sütun dizisi bazı araştırmacılar tarafından agora, bazıları tarafından da ikinci bir sütunlu cadde olarak tanımlanmaktadır. Kentin, güney, kuzey ve batısında çok sayıda mezar yapıları ve kaya mezarları görülmektedir. Kalenin bulunduğu kayalığın kuzey yamacında ulaşım kolaylığı sağlamak ve kalenin savunulmasını kolaylaştırmak amacıyla bir kaya kesiği açılmıştır. Ayrıca M.S. 6. yy.ın ilk yarısına tarihlenen iki kilise dikkati çekmektedir. Bunlardan kuzeydeki sütunlu caddenin hemen yanında inşa edilmiş olup, yapımında Roma imparatorluk devri yapılarından sökülen mimari parçalar kullanılmıştır. Her iki kiliseyi de ayrıntılı olarak inceleyen O. Feld bunları 6. yy.ın ilk yarısına tarihlemektedir. Kiliselerde erken Bizans devrinde Suriyede yapılmış olan kiliselerin mimari özellikleri görülmektedir.
Kentin su ihtiyacı Ceyhan nehrinin doğu yakasında bulunan Düziçi ilçesine bağlı Karagedik köyü civarındaki kaynaktan açık kaynaklarla getirilen suyun Nergis mahallesi civarında Ceyhan nehri üzerine inşa edilmiş bulunan sukemerleri üzerinde basınçlı su nakline yarayan taştan kapalı borular içinde Ceyhan nehri vadisinden taşınarak kente getirilmesiyle karşılanıyordu.
Kastabalada bulunan yazıtlar ve sikkeler kentte Artemis Perasianın yanı sıra, Asklepios ve Hygieia, Helios, Theos Pyretos gibi tanrıçaların da tapınım gördükleri belgelemektedir. Ayrıca ölmüş ve hayatta olan imparatorlar için diktirilmiş olan yazıtlı yuvarlak sunaklar Kastabalada Roma imparator kültünün varlığını belgelemektedir. Kastabalada bulunan yazıtlarda imparatorlar Caracalla, III. Gordiannın yanı sıra Marcus Aureliusun karısı Faustinada Nea Hera olarak onurlandırılmaktadır.
Kastabala bugün bir arkeolojik ve doğal park olabilecek özellikleri taşımaktadır. 1994 yılında antik kentin içinden güney kilisesi ve sütunlu caddeyi tahrip olmasına yol açacak şekilde geçirilmek istenen birkaç metre genişliğindeki su kanalı kentin güney sınırında tahribata yol açmaya başladığı sırada fark edilerek ilgili makamların zamanında müdahalesi ile kentin batı kenarından beton taşıyıcı elemanlar üzerinde geçirilerek, tahribat en alt düzeyde tutulmaya çalışılmıştır.
Resimler