Kar tanesi

Konu sahibi son olarak 1007 gün önce görüldü
Kar tanesi

Bir varmış,bir yokmuş...
Eski çağlarda, kuzey ülkelerinden birisinde, ormanlar içindeki ufak Bir köyde, Daniel isminde Bir rençper ve Anna ismindeki karısı yaşıyorlarmış.
Artık genç sayılmayacak yaşa gelmiş oldukları durumda, Daniel ve Anna'nın çocukları yokmuş.
Halleri vakitleri yerinde olmasından, çocuksuz olmak, karı kocayı defa üzmekteymiş.
Ama her ikisi de iyi kalpli kişiler oldukları için, yalnızlıklarını gidermek için türlü yollara sapar, huysuz ihtiyarlar gibi yaşamazlarmış.
Daniel ve Anna, köyün tüm çocuklarına sevgi gösterir, her fırsatta komşu çocuklar için pastalar yapar, onları hanelerinde konuk eder ve ağırlarlarmış.
Ayrıca hanelerinde altı adet kedi, dört adet de köpekleri varmış.
Yalnız ev hayvanlarına değil, ormanda yaşam sürdüren yaratıklara da iyi davranırlarmış.
Bütün bunlara karşın, ihtiyar karı koca, Bir çocukları olsa henüz da neşeli olacaklarını düşünmekten kendilerini alamazlar mış.
Bir kış günü, Daniel ve Anna'nın hayat sürdürdükleri köyü karlar kaplamış.
O kadar kar yağmış ki,evlerin kapıları dışarda toplanan kar sebebinden açılamaz olmuş.
Çiftçiler tüm kış hazırlıklarını yazdan yapan oldukları için hanelerine çekilmiş, burunlarını dahi aut çıkarmıyor, gürül gürül yanan ocaklarının karşısın da oturup pencerelerinden aut bakıyorlarmış.
Çiftçi çocukları ise, kar yağmaya başlayınca sabırsızlan mışlar.Bir evvelki yılın kışında kar ve buzla kaplı oyun bölgelerinde oynadıkları oyunları anımsıyor ve aut çıkmak istiyorlarmış.

Nihayet sonrası günü kar dinince bundan sonra çocukları evde tutmak olası olmamış.
Her yönü diz boyu karla kaplı olan bahçeler, sabahın erken saatlerinde büyük küçük çocuklarla dolmuş.
Kimisi kar topu oynamaya, kimisi kayak kaydırmaya, kimisi de kardan erkek yapmaya başlayarak.
Daniel ve Anna pencerelerinden çocukları izlerken kendileri de aut çıkıp karlar arasında oynamak hevesine kapılmışlar.
Üstlerine kalın giysiler giyip bahçeye çıkmışlar.
Yumuşak, temiz Bir halı gibi ayakları altında ezilen karın içerisinde dolaşmak dahi başlı başına Bir eğlen ceymiş.
Karı koca, arkalarından köpekleri koşturarak bahçede kovalamaca oynamışlar.
Bir süre ardından yorulmaya başlayınca daha düşük dinamik Bir oyun oynamaya hüküm vermişler.
Komşu bahçede çocukların yaptığı koca bir kardan oğlana gözleri ilişen Anna, ellerini çırparak bağırmış:
--Daniel buldum...
Değişiklik olsun diye biz de kardan Bir bayan yapalım.
Daniel kafasını sallayarak itiraz etmiş:
--Hayır...
Kardan Bir çocuk yapalım.
Anna bu fikri defa beğenmiş.
Hemen ufak Bir kartopunu yerde yuvarlayarak büyütmüş ve Bir kıyıya ayırmışlar.
Bir yuvarlak kartopuna ufak kol ve bacaklar uydurmak için karları avuçlayıp biçim vermişler.
Sonra henüz ufak Bir kartopundan da baş yapıp gövdenin üzerine oturtmuşlar.
Usul usul kar parçasını yontarak kardan güzel Bir çocuk yapmışlar.
Çocuğun gözleri adına iki yuvarlak kömür parçası, burnu adına koni şeklinde Bir ufak havuç, saçı adına de Bir tutam kara beygir kılı yapıştırmışlar.
O vakit kardan çocuk henüz da güzelleşmiş.
İşin sonlarına doğru üşümeye başladığı için bundan sonra içeri girmeyi düşünen Anna,birden elinin üzerinde ılık Bir nefesin ısısını hissetmiş.
Hemen kafasını çevirip bakmış.
Bir de ne görsün?..
Küçük kardan çocuğun gözleri beyaz karların arasında pırıl pırıl parlayıp dönmüyor mu?
Anna heyecanla kocasına seslenmiş:
--Daniel..
Hayal mi görüyorum? Bu kardan bebeğin gözleri oynuyor gibi geldi bana..
Ama Anna hayal görmüyormuş, harbiden de kardan çocuk canlanmış.
Daniel kollarını kardan çocuğun boynuna dolayıp onu sevmek isteyince, parmaklarının değdiği yerlerden, inceli kalınlı, sıva gibi kar parçacıkları dökülmüş.
Bu döküntüler, tıpkı Bir yumurtanın kabuğuna benziyormuş.
Kabukların için den ufak, defa güzel Bir kardan bebek çıkmış.
Bebek gülüyor, sesler çıkarıyor ve kıpırdanıyormuş.
Anna derhal atılıp bebeği etekliğine sarmış:
--Çabuk içeri gidelim Daniel, diye bağırmış.
Tanrı dileğimizi kabul etti ve kendimize Bir çocuk verdi.
Ama onu hiç kimseye göstermeyelim.
Köy halkı kardan yaptığımız Bir bebeğin canlandığını duymasın..
Heyecanla derhal hanelerine kapanmışlar.
Kardan kızlarının ismini "kar tanesi" koymuşlar.
Bu ad ona defa da yakışıyormuş, zira tüm bedeni kar kadar beyaz olan bebeğin yalnız saçları ve gözleri siyahmış.
Kar tanesi o kadar ivedi büyüyormuş ki Bir hafta içerisinde on üç yaşlarında Bir kız kadar ilerlemiş, büyümüş.
Anna komşu bayanlara kar adedini yeğenleri olarak tanıtmış.
Kar tanesi her geçen gün büyüyor, güzelleşiyor ve tüm köylüler doğrulusunda defa seviliyormuş.
Her gün köyün çocukları kar tanesiyle oynamak için hanelerine geliyormuş.
Bahar ayları yaklaştıkça, çocuklar farklı oyunlar oynamaya başlayarak.
Ama kar tanesi kışın mümkün oldukça sevinçli görünmüyormuş.
Durumu farkeden Anna ve Daniel telaşlanmaya başlamışlar, zira kar tanesi bundan sonra her zamanki gibi yemek de yemiyormuş.
Anne ve baba çocuğa sordukları durumda Bir yanıt alamamışlar.
Kar tanesi bahar süresince gölgeli ve serin yerlerde pek başına dolaşmış ve her sabah bir miktar henüz solmuş.
Yaz ayları gelip çattığında ise kar tanesi haneden aut çıkmak istemiyor, davetleri reddediyormuş.
O ülkede her yıl yaz ortası devasa Bir bayram yapılırmış.
Yaz bayramı günü gelince, Daniel ve Anna, yanlarına kar adedini alarak bayram adına gitmişler.
Ormanın orta yerinde, ağaçlık ve çimenlik Bir alana yerleşmişler.
Bütün köy halkı ordaymış.
Herkes gülüp oynuyor, eğleniyormuş.
Yalnız kar tanesi günün güneşli bulunduğu saatler süresince hiç Bir eğlenceye katılmamış.
Serin Bir ağaç gölgesinde oturmayı seçenek etmiş.
Ortalık karardığı vakit, kankaları gelip kar adedini saklandığı yerden almış ve oyuna götürmüşler.
Ormanın açıklık Bir yerinde koca bir ateş yakılmış.
Bütün çocuklar ateşin üzerinden atlayarak mutluluk çığlıkları atmaya başlamışlar.
Kar tanesi bu oyunu seyretmekle yetinmiş.
Arkadaşlarına katılmayı düşünmüyormuş fakat başka kızlar zorla kar adedini ateşin yanına götürmüşler.
Sıra kar tanesine gelince, arkalarından gelen Bir "Ahh" sesi duymuşlar.
Dönüp bakınca hiç bişi görememişler.
Kar tanesinin aralarında olmadığını görünce onun ailesinin yanına gittiğini sanmışlar.
Oysa bu sırada Daniel ve Anna da kar adedini arıyorlarmış.
Bütün Bir gece herkes kar adedini aramış fakat bulamamışlar.
Üzüntü içerisinde hanelerinin yolunu tutmuşlar.
Bir gece, kar tanesinin kayboluşundan Bir ay kadar ardından, Anna'nın uykusu kaçmış.
O sırada korkunç Bir fırtına başlayarak.
Rüzgar çatıları sarsıyor, pencereleri çarpıyormuş.
Hava ansızın bire soğumuş Karı koca oturup fırtınanın dinmesini beklerken, pencereden Bir tıkırıtı duyulmuş.
Ne olduğunu anlamaya gayret gösteren Anna ve Daniel, kar adedini pencereden kendilerine bakarken görmüşler.
Hemen koşup kızlarını içeri alabilmek istemişler, fakat kız gülerek karşı koymuş.
Onlara demiş ki:
--Ev defa sıcak.
Sizin defa sevdiğiniz yaz aylarından ben hoşlanmıyorum.
Ben kardan yapılmış olduğum için sıcağa dayanamıyorum.
Yaz bayramında ateşin üzerinden atlarken eriyip yok olmuştum.
Benim için ne kadar üzüldüğünüzü gördüğüm durumda, gelip sizinle beraber yaşayamadım.
Bu günkü fırtına benim amcamdır.
Ondan rica ettim, havayı bir miktar soğuttu.
Ben de sizi görmeye geldim.
Yaz aylarında sizinle beraber oturmama olanak yok.
Ama kış gelip de ilk kar kanaat, kardan Bir çocuk yaparsınız, yeniden sizin yanınıza gelirim.
Bu sözleri gözleri yaş dolu olarak dinleyen Anna, kış gelene kadar beklemeye razı olmuş.
Ama Daniel'in aklına henüz iyi Bir düşünce gelmiş.
--Senin tüm korkun sıcak havalardan ve güneş ışığından değil mi kar tanesi? diye sormuş.
Kız evet demek ister gibi kafasını sallamış.
O vakit Daniel şunları söylemiş.
--Öyleyse yarından tezi yok, hanemizi ve tarlalarımızı satıp, henüz kuzeyde, henüz soğuk Bir yere taşınıyoruz.
Kışın senede on ay sürdüğü o kuzey ülkelerinde, yaz aylarında dahi kar bulunmaktadır.
Orada bizler ile birlikte yaşarsın değil mi?
Bu düşünce kar tanesinin defa hoşuna gitmiş.
Sevinçle ellerini çırpmış.
Aradan Bir ay atlattıktan ardından, Daniel ve Anna, kuzeyde, soğuk Bir yere, halkı balıkçılık ve avcılıkla geçinen Bir köye taşınmışlar.
Aynı gün, kar tanesi onların yanına gelmiş.
Hep beraber yaşamış ve ömürlerinin bitimine kadar neşeli olmuşlar.
Bu masaldan alıncak ders: Şayet kişiler defa kuvvetli Bir sevgi bağıyla birbirlerine kenetlenmişlerse; beraber alabilmek ve neşeli yaşayabilmek için önlerine çıkan her engeli basitçe geçerler.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Geri