Kaptan

Konu sahibi son olarak 2218 gün önce görüldü
Olmak istediğimiz insanı anlatırız hikayelerimizde, yaşamak istediğimiz olayların, keşke dediklerimizin içinde yer almak, o hikayenin kahramanı olmak isteriz. Yaptığımız hataları silmek isteriz, pişmanlıklarımızı denize atıp sonsuza kadar görmemek isteriz. Kaptan da bunu gerçekleştirebileceğini düşünerek, en azından o umudu kalbinin derinliklerinde bir yerlerde barındırarak yıllardır çıktığı uçsuz bucaksız bu yolculuklarda bunu yapıyordu, yazıyordu. Başından geçenleri, geçmeyenleri, geçemeyenleri… Artık neyi neden yapacağına, yaptıklarına bir anlam veremeyecek kadar yaşlanmıştı, belki de anlamlandırmak için çok geçti artık. Gözlerinin etrafındaki çizgiler, biraz önce ağlamış gibi bakan gözleri, çatlamış dudakları, nasır tutmuş elleri her şeyi anlamlandırmak için yetiyordu artık belki de. Küçük bir çocukken daha aklında tek bir şey vardı, o da kaptan olmaktı. Büyüdükçe içindeki kaptan olma tutkusu daha da artıyordu, hayatını hep bir kaptan gibi yaşamıştı, yalnız ve özgür. Her sabah yalnız uyanmanın getireceği ağır yükü kaldırabileceğini düşünüyordu, her gece yatağına uzandığı zaman kendisine yetebildiği bir günü daha bitirmenin verdiği gururla rahatça uyuyabileceğini düşünmüştü. Yola çıktığı ilk günden beri yaşadıklarının düşündüklerinden daha da ağır olduğunu acı bir şekilde öğreniyordu. Bugünü düşleyen çocukluğuna geri dönmek istiyordu. Bu ona hep komik gelmişti, küçük bir çocukken bir an önce büyüyüp kaptan olmak istiyordu ama koca bir kaptan olmuşken belki de en çok istediği şey tekrar o çocuğu yaşayabilmekti. Yalnızlığını kaldıramaz olmuştu omuzları. Yalnızlık… Bu kelime ona hep gençken okuduğu şu satırları hatırlatırdı, asla unutamayacağı o satırları, kaptan olmak için ona güç veren o sözcükleri; her insanın kimliğine doğuştan yazılı tek uğraşıdır belki de bir yaşamı sırasında, tek mirasıdır, sahip olduğu tek şeydir ve değerini de bilmelidir. Yalnızızdır aslında. Sürekli kalabalıklara karışmamızdır bizi kurtaracak olan diye düşünürüz bu yalnız yaşamımızda. Yalnız kalabalıklar, kalabalık yalnızlıklar oluşur sokak sokak, cadde cadde ve kalabalıklar arttıkça yalnızlar, yalnızlıklar da artmaktadır. İnsanlar iki şeyi istemez yaşamında, yalnız yaşamında; biri ölüm, diğeri de ondan beter bir yalnızlığı ama ikisi de muhakkak gelir bulur onu bir yalnız yaşama sırasında. Ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çözümü vardı, o da aşık olmak. Aşık olmaktır insanın nefes alabilmesini sağlayan yalnızlığında. Aşk da zaten iki yalnızın birbiriyle ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır, birbirlerine yalnızlıklarını göstermesidir. Her aşkın sonunda ölüm gibi bekleyen bir ayrılık da vardır. Ayrılık da zaten insanın kendi yalnızlığına duyduğu özlem değil midir? İşte bu yüzden ayrılık da ölüm gibi yaşamın bir emridir. Yaşamıştı bunları kaptan, aşkı da ayrılığı da. Belki de yaşanabilecek en güzel aşkı yaşamıştı ve yine belki de bu yüzden en zor ayrılığı tatmıştı. Birbirlerini gördükleri o ilk ana dair hatırlayabildiği tek şey oydu. Simsiyah çocuk gibi bakan, karanlıkta aydınlık arayan, her baktığında kaptanın hala anlam veremediği, sert yüzünde hiç görmediği bir gülümseme yaratan gözleri, bakışları… Ellerini tuttuğunda denizin tüm sert lodosuna rağmen ellerini sıcacık yapan, biraz bakımsız ama avuçlarında hissettiği en huzurlu elleri… Kaptana kendisini sonsuza kadar ölmeyeceğini, hep birlikte olacaklarını hissettiren, girdiği en sıcak, en huzurlu liman olan sarılışı… Tüm hatırladıkları yazılanlar gibi hep üç nokta ile bitiyordu, daha yetmemişti birlikte yaşadıkları zaman, hiçbir zaman da yetmeyeceğini düşünürdü onun yanındayken. En son ne zaman karaya ayak basmıştı farkında bile değildi, farkında olmamak İstiyordu belki de, karada yaşadığı her şeyi unutmak, onu unutmak istiyordu. Bıkıp usanmıştı Artık her sabah kendisine ‘’neden’’ diye sormaktan. Hiçbir neden yokken neden gittiğini, sadece onu değil kendisini de sonu gelmeyen bu yalnızlığa hapsettiğini anlayamıyordu. Başka birisi mi vardı, yoksa denizi mi sevmemişti, kaptanın yaşamı mıydı yoksa arkasına bakmadan gitmesine sebep olan, korkmuş muydu? Nerede hata yaptığını aramaktan yorulmuştu, gerçeği bulmuştu ama kendisine bile söylemekten çekiniyordu belki de. Gemisinden vazgeçemiyordu, onsuz bir hayat düşünemiyordu, deniz kokusu olmadan nefes alamayacağını biliyordu. Düzenli bir hayat yaşayamazdı diğer karadakiler gibi çünkü o bir kaptan olarak doğmuştu, tam anlamıyla sudan çıkmış bir balığa döneceğini biliyordu ama anlatamıyordu ya da kimse onu anlayamıyordu. Onunla bir adım daha ileriye gitmekten korkuyordu, evlenmekten, düzenli bir hayattan ya da karadan değil, bunları yapamayacağı için onu incitmekten. Karşısında şu anda bile insan olduğuna inanamayacağı kadar güzel birisi vardı, hiç kimsenin göremeyeceği kadar, anlayamayacağı kadar beyazdı kaptan için ama kaptan beyaz doğmamıştı, maviydi o, denize aitti. Onun için maviden başka her renk siyah ve beyaz kadar zıttı, bir arada olamazlardı. Kalabalık yalnızlıklar ona göre değildi, yalnız kalabalıklar da… O sadece kendi yalnız yalnızlığında var olabilirdi, yapamadı, elindeki en kıymetli şeyi kaybetmek zorunda kaldı. Denizkızına aşık olmak gibiydi bu. Her gece yattığında istediği tek şey vardı, sabah uyanamamak, ölmek, gözlerini açtığında cennette onunla sonsuza dek yasayabilmekti. Her sabah uyanmaktan da bıkmıştı artık, o olmadan uyanmaktan, yatağında yanına uzanmış sımsıcak kucağında olmamaktan… Onu çok özlüyordu ve yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu pişmanlık değildi, hayatında yaşadığı en büyük acı olmasına rağmen bu hata değildi bu sadece kaderdi, kaptanın kaderi… Kaptan o gece yazısını yazmak için masasını başına geçti, artık eskisi gibi sayfalarca yazamıyordu. Sadece birkaç satır dökülüverdi kaleminden; ’’birlikte olduğumuz zamanlarda bana gemime bir isim vermemi söyleyip dururdun. İsimsiz bir geminin şanssızlık getireceğini söylerdin bana ama ben bunu yapmadım, yanındayken hiç olmadığım kadar şanslı hissederdim kendimi. Artık gemimin bir adı var, tüm bu şansızlıklar içinde bana biraz da olsun uğur getireceğini umarak ona bir isim verdim, bana hep dediğin gibi. Dünyadaki en güzel ismi verdim ona, Doğa… Umarım beni unutmuşsundur, umarım ben hiç olmamışımdır senin için ve umarım yaşadıklarımı, hissettiklerimi yalnızca ben hissetmişimdir, ben yaşamışımdır. Seni çok seviyorum, Kaptan…’’ Yatağına uzandı sayfalarca onu, hayatını anlattığı kalın, eski, tozlu defterini kapatarak, gözlerini kapattı ölmeyi dileyerek, onunla sonsuz mutluluğu dileyerek . Gözlerini ilk açtığında gördüklerine inanamadı, karşısında duran, aklından yıllardır çıkmayan o gözleri gördüğüne inanamadı, mavilikler içinde, gemisinde ikisi de duruyordu işte, hayalleri, tüm istekleri gerçekleşmişti. Her şeyden çok sevdiği gemisinde birbirlerine huzur ve mutluluk dolu gözlerle dakikalarca baktılar. Kaptan gözlerini açtığında ölmek isteyeceği bir gün çoktan başlamıştı, her gün gördüğü rüyanın artık gerçek olmasını dileyeceği bir güne daha selamını çoktan vermişti kaptan. Yatağından kalktı, dümeninin başına geçti ve yola devam etti, nereye gittiğini bilmiyordu.
 
Geri