KANIN BİLEŞİMİ VE MİKTARI
Kan polifazik bir dispers sistemdir. Hücresel elemanları plazma içinde süspansiyon halinde bulunur. Normal erişkinde dolaşım kanı vücut ağırlığının yaklaşık %6-8′i kadardır. Bu miktar kadında 4.5 – 5.5 lt. erkekte 5-6 lt eder. Damardan alındıktan sonra bazı maddelerle pıhtılaşması önlenen kan santrifüj edilirse, hücresel elemanların tüpün dibine çöktüğü; plazmanın üstte kaldığı görülür. Dibe çöken hücresel elemanlar tüm kanın % 46′sını , plazma ise % 54′ünü oluşturur. Plazmanın % 90-92′si su, % 8-10 kadarı katı maddelerden oluşur.
HEMATOKRİT DEĞERİ
Kandaki eritrositlerin tüm kana oranına hematokrit denir. Erişkin erkekte % 47 , 5, kadında % 42 , 5 dir. Normal hematokrit değeri yaşa, cinsiyete ve vücutta kan örneğinin alındığı yere göre değişiklik gösterir. Örneğin; arteryal kanda venöz kandan hafifçe azdır. Dokularda da farklıdır ve buralardaki hematokrit değeri genellikle, sistemik arter ve venöz kandakinden daha düşüktür. Hematokrit değeri normalin altındaysa anemi, üzerindeyse polisitemi gelişir. Hematokrit ölçümlerinde hatırlanması gereken şey; kanın santrifüjünden sonra daima plazmanın % 4′nün eritrositler arasında kaldığıdır. Dolayısıyla gerçek hematokrit değeri ölçülen hematokritin % 96′sıdır.
PLAZMA
Pıhtılaşması önlenerek santrifüje edilen kanın, içindeki şekilli elemanların deney tüpünün dibine çöktüğünü ve üstte kalan sıvıya plazma denildiğini biliyoruz. Plazmanın % 90-92′si su, %8-10′u katı maddelerden oluşur. Plazmadaki katı maddeler organik ve inorganik olarak iki bölümde incelenebilir.
1- Organik Maddeler:
a- Proteinler (7-8 g/dl): Albumin, globulin ve fibrinojen olarak üç ana grupta toplanır.
b- Lipidler (500-700 mg/dl): Nötral yağlar, fosfolipid, kolesterol ve kolesterol esterleri
c- Karbonhidratlar: Glukoz (90-110 mg/dl) ve laktik asit (4-10 mg/dl)
d- Nonprotein azotlu maddeler: Üre, ürik asit, ksantin, hipoksantin, kreatin, kreatinin, amonyak ve aminoasitler
e- Hormonlar, antikorlar,çeşitli enzimler (amilaz, proteaz, lipaz, esteraz v.s.), vitaminler
2- İnorganik Maddeler (% 0.9):
Sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, bakır, iyot, klor, bikarbonat, fosfat, sülfat. Plazmada çözünmüş gazlar: Oksijen, nitrojen, karbondioksit.
PLAZMA PROTEİNLERİ
Tipleri ve Genel Fonksiyonları
Elektroforez, ultrasantrifüj, immünoelektroforez ve diğer ayrıştırma yöntemleri ile plazma proteinleri şu fraksiyonlara bölünebilir: Albumin, globulinler (alfa-1, alfa-2, beta-1, beta-2 , gamma) ve fibrinojen. Plazma proteinleri büyük moleküllerdir. Molekül ağırlıkları 44.000-1.300.000 arasında değişir. Konfigürasyonları (atomların yerleşmesi veya dizilim) ise sferikal (-lipoprotein) yapılan elipsoid (albumin,globulin) yapıya kadar çeşitlilik gösterir. Büyük yapılarından dolayı plazma proteinleri kolloidler olarak isimlendirilir.. Plazma proteinleri çok farklı şekillerde fonksiyon gösterirler. Bunları kısaca açıklayacak olursak:
Birincisi: Hücre beslenmesi için amino asitlerin önemli rezerv kaynağı olarak hizmet ederler. Gerekirse; retiküloendotelyal sistem hücreleri (KC, dalak, akciğer ve lenfatik dokulardaki makrofajlar) plazma proteinlerini içlerine alırlar, yıkıma uğratırlar ve amino asit komponentlerini kana salgılayarak diğer hücrelerin bunları yeni protein yapımında kullanmalarını sağlarlar.
Plazma proteinlerinin ikinci görevi: Diğer moleküllere taşıyıcı olarak hizmet etmeleridir. Küçük moleküllerin çoğu spesifik plazma proteinlerine bağlanarak barsaklardan yada depo edildikleri organlardan diğer dokulara kullanılmak üzere taşınırlar. Örneğin; demir kanda transferrin adı verilen transport proteinine bağlanarak taşınır. İlaçlar, pigmentler, hormonlar ve iyonların birçoğuda kanda plazma proteinlerine bağlanırlar.
Plazma proteinlerinin üçüncü görevi: Stabil kan pH"sının sağlanmasına yardımcı olmak üzere tampon etkisi göstermektedirler. Kanın normal pH"sı 7.35- 7.40 arasındadır. Proteinler amfoteriktirler (serbest NH2 ve COOH içerirler). Yani pH"ya bağlı olarak zayıf asit veya zayıf baz etkisi göstererek H+ yada OH- ile bağlanma yeteneğindedirler. Genellikle zayıf baz etkisi göstererek ortamdaki fazla H+ "ı bağlarlar ve böylece kanı hafif alkali durumda tutmaya yardım ederler. Plazma proteinleri kanın tamponlama yeteneğinin % 15′sinden sorumludurlar.
Dördüncü görevi: Birçok plazma proteini kan pıhtılaşmasını sağlayacak şekilde spesifik yollarla interaksiyona girer. Kanın pıhtılaşması, vücudun vasküler yaralanmaya verdiği yanıttır ve kan kaybının önlenmesi ile mikroorganizmalara karşı korunmaya yardım eder.
Beşinci görevi: Plazma proteinleri suyun kan ve interstisyel sıvı arasında dağılımını yönlendiren kolloid osmotik (onkotik) basıncı oluştururlar.
Normal plazmanın total osmotik basıncı yaklaşık 7.3 atm. (1 atm= 760 mmHg) ya da 5550 mmHg.dir. Plazma ile aynı osmotik basınca sahip olan solüsyonlar izotonik olarak adlandırılır. İzotonik solüsyon (örneğin; % 0.9" luk NaCl) içine yerleştirilen bir eritrosit ne su alır nede su kaybeder. Plazmadan daha yüksek osmotik basınca sahip olan solüsyonlar hipertonik, daha düşük osmotik basınca sahip olanlar ise hipotonik olarak adlandırılır. Hipertonik solüsyona yerleştirilen eritrosit su kaybedip büzülürken, hipotonik solüsyona konacak olursa şişer, patlar ve hemolize uğrar. Plazma, interstisyel sıvı ve intrasellüler sıvı normalde osmotik dengede olduğu için homeostasis kritik olarak plazmanın osmotik basıncının regülasyonuna dayanır. Normal ESS osmotik basıncından herhangi bir sapma hücrelerin hacminde artmaya yada kayba, dolayısıyla hücrelerin fonksiyon yapmamasına ve ölümüne neden olur.
Plazmanın total osmotik basıncının yaklaşık % 99.5′i su ile birlikte kapiller membranlar boyunca rahatlıkla geçen moleküllere (örn: elektrolitler, üre, glikoz ve diğerleri) bağlıdır. İnterstisyel sıvı için de durum aynıdır. Plazmanın total osmotik basıncına plazma proteinlerinin katkısı yaklaşık % 0.5′dir ve plazmanın normal kolloid osmotik basıncı 28 mmHg"dır (bunun 25 mmHg"sı proteinlerden, yaklaşık 3 mmHg"sı ise (-) yüklü proteinlerin Na+ iyonunu tutmasından kaynaklanır) Plazma ve interstisyel sıvı arasında su dağılımının regülasyonunda onkotik basınç önemli bir rol oynar, çünkü plazma proteinleri kapiller membranlardan geçemezler.
Kandan interstisyel sıvıya geçen az miktardaki protein interstisyel sıvı içinde toplanmaz çünkü bunlar lenfatik sistem tarafından uzaklaştırılır. Böylece kandan interstisyel sıvıya doğru bir protein konsantrasyonu gradyanı sağlanır ve osmotik olarak su ile küçük moleküllerin plazma ve interstisyel sıvı arasındaki hareketi yönlendirilir.
Bütün bu anlatılanların dışında plazma proteinlerinin bireysel tiplerinin spesifik özellikleri ve görevlerine de kısaca bakacak olursak şunları söyleyebiliriz.
Albumin: Plazma proteinlerinin yaklaşık %60′ını oluşturur. Plazmadaki miktarı normalde 3.5- 4.5 g/dl"dir. Molekül ağırlıkları çok düşüktür (69.000 dalton). Yapıca küçük, sayıca çok olmasından dolayı albumin plazma protein osmotik basıncının %80′inden sorumludur. Kan ile doku sıvıları arasında osmotik dengenin ayarlanmasında önemli rol oynar
Beslenme hastalıkları (örn: kwashiorkor), karaciğer hastalıkları ve böbrek hastalıklarına bağlı olarak plazma albumin miktarı düşerse bunun sonucunda kanda sıvı kaybı buna karşılık interstisyel boşlukta sıvı birikimi (periferal ödem) gözlenir.
Osmotik rolü yanısıra albumin plazmada birçok maddeye bağlanarak onların çözülmesini sağlar ve böylelikle plazma transportunda da önemli görev alır. Albuminin bağlandığı maddelerden bazıları: İlaçlardan; barbituratlar ve penisilin, pigmentlerden; bilirubin ve ürobilin, hormonlardan; tiroksin ve diğer maddelerden de yağ asitleri ile safra asit tuzlarını sayabiliriz.
Kan polifazik bir dispers sistemdir. Hücresel elemanları plazma içinde süspansiyon halinde bulunur. Normal erişkinde dolaşım kanı vücut ağırlığının yaklaşık %6-8′i kadardır. Bu miktar kadında 4.5 – 5.5 lt. erkekte 5-6 lt eder. Damardan alındıktan sonra bazı maddelerle pıhtılaşması önlenen kan santrifüj edilirse, hücresel elemanların tüpün dibine çöktüğü; plazmanın üstte kaldığı görülür. Dibe çöken hücresel elemanlar tüm kanın % 46′sını , plazma ise % 54′ünü oluşturur. Plazmanın % 90-92′si su, % 8-10 kadarı katı maddelerden oluşur.
HEMATOKRİT DEĞERİ
Kandaki eritrositlerin tüm kana oranına hematokrit denir. Erişkin erkekte % 47 , 5, kadında % 42 , 5 dir. Normal hematokrit değeri yaşa, cinsiyete ve vücutta kan örneğinin alındığı yere göre değişiklik gösterir. Örneğin; arteryal kanda venöz kandan hafifçe azdır. Dokularda da farklıdır ve buralardaki hematokrit değeri genellikle, sistemik arter ve venöz kandakinden daha düşüktür. Hematokrit değeri normalin altındaysa anemi, üzerindeyse polisitemi gelişir. Hematokrit ölçümlerinde hatırlanması gereken şey; kanın santrifüjünden sonra daima plazmanın % 4′nün eritrositler arasında kaldığıdır. Dolayısıyla gerçek hematokrit değeri ölçülen hematokritin % 96′sıdır.
PLAZMA
Pıhtılaşması önlenerek santrifüje edilen kanın, içindeki şekilli elemanların deney tüpünün dibine çöktüğünü ve üstte kalan sıvıya plazma denildiğini biliyoruz. Plazmanın % 90-92′si su, %8-10′u katı maddelerden oluşur. Plazmadaki katı maddeler organik ve inorganik olarak iki bölümde incelenebilir.
1- Organik Maddeler:
a- Proteinler (7-8 g/dl): Albumin, globulin ve fibrinojen olarak üç ana grupta toplanır.
b- Lipidler (500-700 mg/dl): Nötral yağlar, fosfolipid, kolesterol ve kolesterol esterleri
c- Karbonhidratlar: Glukoz (90-110 mg/dl) ve laktik asit (4-10 mg/dl)
d- Nonprotein azotlu maddeler: Üre, ürik asit, ksantin, hipoksantin, kreatin, kreatinin, amonyak ve aminoasitler
e- Hormonlar, antikorlar,çeşitli enzimler (amilaz, proteaz, lipaz, esteraz v.s.), vitaminler
2- İnorganik Maddeler (% 0.9):
Sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, bakır, iyot, klor, bikarbonat, fosfat, sülfat. Plazmada çözünmüş gazlar: Oksijen, nitrojen, karbondioksit.
PLAZMA PROTEİNLERİ
Tipleri ve Genel Fonksiyonları
Elektroforez, ultrasantrifüj, immünoelektroforez ve diğer ayrıştırma yöntemleri ile plazma proteinleri şu fraksiyonlara bölünebilir: Albumin, globulinler (alfa-1, alfa-2, beta-1, beta-2 , gamma) ve fibrinojen. Plazma proteinleri büyük moleküllerdir. Molekül ağırlıkları 44.000-1.300.000 arasında değişir. Konfigürasyonları (atomların yerleşmesi veya dizilim) ise sferikal (-lipoprotein) yapılan elipsoid (albumin,globulin) yapıya kadar çeşitlilik gösterir. Büyük yapılarından dolayı plazma proteinleri kolloidler olarak isimlendirilir.. Plazma proteinleri çok farklı şekillerde fonksiyon gösterirler. Bunları kısaca açıklayacak olursak:
Birincisi: Hücre beslenmesi için amino asitlerin önemli rezerv kaynağı olarak hizmet ederler. Gerekirse; retiküloendotelyal sistem hücreleri (KC, dalak, akciğer ve lenfatik dokulardaki makrofajlar) plazma proteinlerini içlerine alırlar, yıkıma uğratırlar ve amino asit komponentlerini kana salgılayarak diğer hücrelerin bunları yeni protein yapımında kullanmalarını sağlarlar.
Plazma proteinlerinin ikinci görevi: Diğer moleküllere taşıyıcı olarak hizmet etmeleridir. Küçük moleküllerin çoğu spesifik plazma proteinlerine bağlanarak barsaklardan yada depo edildikleri organlardan diğer dokulara kullanılmak üzere taşınırlar. Örneğin; demir kanda transferrin adı verilen transport proteinine bağlanarak taşınır. İlaçlar, pigmentler, hormonlar ve iyonların birçoğuda kanda plazma proteinlerine bağlanırlar.
Plazma proteinlerinin üçüncü görevi: Stabil kan pH"sının sağlanmasına yardımcı olmak üzere tampon etkisi göstermektedirler. Kanın normal pH"sı 7.35- 7.40 arasındadır. Proteinler amfoteriktirler (serbest NH2 ve COOH içerirler). Yani pH"ya bağlı olarak zayıf asit veya zayıf baz etkisi göstererek H+ yada OH- ile bağlanma yeteneğindedirler. Genellikle zayıf baz etkisi göstererek ortamdaki fazla H+ "ı bağlarlar ve böylece kanı hafif alkali durumda tutmaya yardım ederler. Plazma proteinleri kanın tamponlama yeteneğinin % 15′sinden sorumludurlar.
Dördüncü görevi: Birçok plazma proteini kan pıhtılaşmasını sağlayacak şekilde spesifik yollarla interaksiyona girer. Kanın pıhtılaşması, vücudun vasküler yaralanmaya verdiği yanıttır ve kan kaybının önlenmesi ile mikroorganizmalara karşı korunmaya yardım eder.
Beşinci görevi: Plazma proteinleri suyun kan ve interstisyel sıvı arasında dağılımını yönlendiren kolloid osmotik (onkotik) basıncı oluştururlar.
Normal plazmanın total osmotik basıncı yaklaşık 7.3 atm. (1 atm= 760 mmHg) ya da 5550 mmHg.dir. Plazma ile aynı osmotik basınca sahip olan solüsyonlar izotonik olarak adlandırılır. İzotonik solüsyon (örneğin; % 0.9" luk NaCl) içine yerleştirilen bir eritrosit ne su alır nede su kaybeder. Plazmadan daha yüksek osmotik basınca sahip olan solüsyonlar hipertonik, daha düşük osmotik basınca sahip olanlar ise hipotonik olarak adlandırılır. Hipertonik solüsyona yerleştirilen eritrosit su kaybedip büzülürken, hipotonik solüsyona konacak olursa şişer, patlar ve hemolize uğrar. Plazma, interstisyel sıvı ve intrasellüler sıvı normalde osmotik dengede olduğu için homeostasis kritik olarak plazmanın osmotik basıncının regülasyonuna dayanır. Normal ESS osmotik basıncından herhangi bir sapma hücrelerin hacminde artmaya yada kayba, dolayısıyla hücrelerin fonksiyon yapmamasına ve ölümüne neden olur.
Plazmanın total osmotik basıncının yaklaşık % 99.5′i su ile birlikte kapiller membranlar boyunca rahatlıkla geçen moleküllere (örn: elektrolitler, üre, glikoz ve diğerleri) bağlıdır. İnterstisyel sıvı için de durum aynıdır. Plazmanın total osmotik basıncına plazma proteinlerinin katkısı yaklaşık % 0.5′dir ve plazmanın normal kolloid osmotik basıncı 28 mmHg"dır (bunun 25 mmHg"sı proteinlerden, yaklaşık 3 mmHg"sı ise (-) yüklü proteinlerin Na+ iyonunu tutmasından kaynaklanır) Plazma ve interstisyel sıvı arasında su dağılımının regülasyonunda onkotik basınç önemli bir rol oynar, çünkü plazma proteinleri kapiller membranlardan geçemezler.
Kandan interstisyel sıvıya geçen az miktardaki protein interstisyel sıvı içinde toplanmaz çünkü bunlar lenfatik sistem tarafından uzaklaştırılır. Böylece kandan interstisyel sıvıya doğru bir protein konsantrasyonu gradyanı sağlanır ve osmotik olarak su ile küçük moleküllerin plazma ve interstisyel sıvı arasındaki hareketi yönlendirilir.
Bütün bu anlatılanların dışında plazma proteinlerinin bireysel tiplerinin spesifik özellikleri ve görevlerine de kısaca bakacak olursak şunları söyleyebiliriz.
Albumin: Plazma proteinlerinin yaklaşık %60′ını oluşturur. Plazmadaki miktarı normalde 3.5- 4.5 g/dl"dir. Molekül ağırlıkları çok düşüktür (69.000 dalton). Yapıca küçük, sayıca çok olmasından dolayı albumin plazma protein osmotik basıncının %80′inden sorumludur. Kan ile doku sıvıları arasında osmotik dengenin ayarlanmasında önemli rol oynar
Beslenme hastalıkları (örn: kwashiorkor), karaciğer hastalıkları ve böbrek hastalıklarına bağlı olarak plazma albumin miktarı düşerse bunun sonucunda kanda sıvı kaybı buna karşılık interstisyel boşlukta sıvı birikimi (periferal ödem) gözlenir.
Osmotik rolü yanısıra albumin plazmada birçok maddeye bağlanarak onların çözülmesini sağlar ve böylelikle plazma transportunda da önemli görev alır. Albuminin bağlandığı maddelerden bazıları: İlaçlardan; barbituratlar ve penisilin, pigmentlerden; bilirubin ve ürobilin, hormonlardan; tiroksin ve diğer maddelerden de yağ asitleri ile safra asit tuzlarını sayabiliriz.