Kanal İstanbul'un Stratejik Konumu ve Siyasal Etkileri

Konu sahibi son olarak 2087 gün önce görüldü
Son günlerde iktidar ve muhalefet cenahı tarafından sıkça konuşulan kanal istanbul projesi, oluşturalacak suni adanın genel adıdır. Bu ada İstanbul'un neredeyse tamamını yapay bir zemine mahkum etmektir. Bu olayın doğal boyutunu belediye başkanı zaten detaylı olarak anlattı. Ancak olayın stratejik ve jeopolitik konumu halen gizemini koruyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Lozan'dan sonra en büyük başarısı kuşkusuz Montrö Boğazlar sözleşmesidir. Bu antlaşma ile boğazların yönetimi bilfiil ülkemize geçmiştir. Bu antlaşma savaş ve barış hali olarak iki başlığa ayrılmıştır. Barış halinde ticaret gemileri turistik gemiler gibi askeri konumu olmayan araçlar herhangi bir bilgi paylaşmaksızın boğazdan geçebilir. Ancak çeşitli nedenlerden ötürü irtibat kurmak veya bir hizmet talebi ile kıyıya yanaşırsa gereken bilgileri paylaşmakla yükümlüdür.

Antlaşma savaş gemilerini kesin olarak sınırlıyor. Örneğin Askeri gemiler boğazları kullanmak isterse Karadeniz'e kıyısı olan ülkeler 1 hafta kıyısı olmayan ülkeler 2 hafta önceden ülkemize bilgi vermek zorundadır. Boğazları hiç bir şart ve ad altında uçak gemileri ve denizaltılar kullanamaz. Ayrıca Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkeler boğazlardan askeri gemileri geçtiği taktirde Karadeniz'de sadece 21 gün durabilir. 21 günden sonra Çanakkale'den tekrar çıkıp geri girmeleri gerekiyor.

Açıklandığı gün 250 metre genişliği olacak denilen Kanal İstanbul, bugün 150 metre genişliğe sahip olacak deniyor. Projenin aşırı muğlak olması, doğal ve siyasi risklerin fazla olması nedeniyle kimse bu ateşten gömleği giymek istemiyor. Ancak şunu belirtmekte fayda var;

Kanal İstanbul bir ABD projesiyse, ABD Karadeniz'de bir set kurmak için bütün Doğu Avrupa'yı riske atıyor. Çünkü o boğazları Rus güdümünde bir Türkiye Kontrol ederse tüm Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Rusya hegemonyasına teslim olur. Bu kadar büyük bir kumarı kimse oynamaz.

AKP kendisine rakip gördüğü Ekrem İmamoğlu ve onun arkasını dolduramayan muhalefet partileri ile kısır bir döngüye girdi. Her şeye rağmen doğrudan yana olan ve mantıklı konuşan Ekrem İmamoğlu ise tek başına bir blok olarak sağlam temeller üzerinde yükseliyor. AKP'nin nafile çabası Ekrem İmamoğlu'nu parlatmaktan öteye gidemiyor.
 
Geri