teksas tombis
Bronz Üye
-
- Katılım
- Temmuz 25, 2015
-
- Mesajlar
- 4,356
-
- Tepkime puanı
- 4
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 42
Kalbleri bağlıyan bağ, muhabbetdir (1)
Sohbet-i salihîn;
Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (İnsanlar, kendilerine ihsân, iyilik edenleri sever. Bu sevgi, insanın yaratılışında vardır.) Yapılan ihsân, ne kadar kıymetli ve ne kadar çok olursa, sevgi de o kadar fazla olur. Bunun için, herkes anasını, babasını, hocasını, ustasını, hükûmetini, vatanını, din kardeşlerini çok sever. Bir müslimânın mürşidi, ya'nî hocası, kendisine, din ve dünyâ bilgilerini, îmânını, Allahını, Peygamberini, güzel ahlâkı öğretdiği için, onu herkesden, çok sever. Bu sevgi, cibillîdir. İnsanın doğuşunda vardır. Bu sevgiden mahrûm olan kimse, hakîkî insan değildir. Hayvân gibidir. Çok sevilen kimse, insanın kalbinden, hâtırından çıkmaz. Onun şekli, kalbine yerleşir. Bu hâle (Râbıta) denir. Bir insanın kalbinde, bir Mürşidin, bir Velînin râbıtası hâsıl olursa, onun kalbine, kendi mürşidlerinden gelmiş olan (Feyz)ler, bunun kalbine de akar. Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın râzı olduğu şeyleri yapdıran nûrdur, bir kuvvetdir.
NOT;
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki;
Mürşid, ulûm-i nakliyyeyi (islamın 20 ana ve kolları 80 ilmi), ulûm-i akliyyeyi (fen ilimlerini) ve bir mürşidin terbiyesinde de ulûm-i bâtıniyyeyi (Allahü tealanın zatına ve sıfatlarına ait marifetleri) tahsil etmiş olan zata denir. Böyle olmayıp da insanları irşad etmeğe kalkanlara ''kâtı-ı tarîk-i ilâhî'' yani Allaha giden yolu kesici denir.
Sohbet-i salihîn;
Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (İnsanlar, kendilerine ihsân, iyilik edenleri sever. Bu sevgi, insanın yaratılışında vardır.) Yapılan ihsân, ne kadar kıymetli ve ne kadar çok olursa, sevgi de o kadar fazla olur. Bunun için, herkes anasını, babasını, hocasını, ustasını, hükûmetini, vatanını, din kardeşlerini çok sever. Bir müslimânın mürşidi, ya'nî hocası, kendisine, din ve dünyâ bilgilerini, îmânını, Allahını, Peygamberini, güzel ahlâkı öğretdiği için, onu herkesden, çok sever. Bu sevgi, cibillîdir. İnsanın doğuşunda vardır. Bu sevgiden mahrûm olan kimse, hakîkî insan değildir. Hayvân gibidir. Çok sevilen kimse, insanın kalbinden, hâtırından çıkmaz. Onun şekli, kalbine yerleşir. Bu hâle (Râbıta) denir. Bir insanın kalbinde, bir Mürşidin, bir Velînin râbıtası hâsıl olursa, onun kalbine, kendi mürşidlerinden gelmiş olan (Feyz)ler, bunun kalbine de akar. Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın râzı olduğu şeyleri yapdıran nûrdur, bir kuvvetdir.
NOT;
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki;
Mürşid, ulûm-i nakliyyeyi (islamın 20 ana ve kolları 80 ilmi), ulûm-i akliyyeyi (fen ilimlerini) ve bir mürşidin terbiyesinde de ulûm-i bâtıniyyeyi (Allahü tealanın zatına ve sıfatlarına ait marifetleri) tahsil etmiş olan zata denir. Böyle olmayıp da insanları irşad etmeğe kalkanlara ''kâtı-ı tarîk-i ilâhî'' yani Allaha giden yolu kesici denir.