KAHROLSUN PKK ..diye bağırıyordu..
Hayatımız karışık mutfak gibi, halil ibrahim sofraları kurulmuyor artık evlerde..
kim kimin etinden ne koparırsa kardır sayıp doyuruyor aç ruhunu bu alemde..
baldırımızda bi yabancı kaşık..kalbimizde bıçak yarası..
afiyet bal şeker olsun aşklar satılıyor cafelerde yarım ekmek arası..
taşıyın beni...hürriyet yok bu ülkede..
taşıyın beni..adımı yaşatacak minik bedenlere...
az daha dayan açacak yaprakları toprak ananın..
kırılgandır kollarım kanatlarım..serçeler misafirim..
ev sahibesi olmuş kuşlara eğreti dallarım
dilim susakalmış kesik uzuvlarım da açmış kır çiçekleri..
bize yine söylemsiz sözler..
bize yine kendimizle elele boğuk bi yanlızlık kalmış...
kaynar kazan cehennem atmosferde..
okyanus derinliği panik depresifiyim..
tarumar eylesinler bedeni mi umurumda mı..
bana yürekte inşaa edilmiş ruh gerek.
ve sen kadınsın..rengin ırkın inancın ayrı olsa da..
topukları toprak çatlağı, yüreği evlat yangını anasın..
ve sen senn..
sen utançsın bu kodaman dünyanın apış arasına gizlediği açlıksın..
bakıyor ve görüyormusunuz..bunca gözlek rengi önemli mi..yeter ki görsün..
yoksa sen de mi bakar körsün?
ve görmek için insan olmak yetersiz kaldığı an..
bazen ağlarsın AİZO misali..
bazen de bakarsın denize ben gibi..
ah be kuşum..nereden bilecektin kanat açtığın sular bir damla gibi görünse de..aslında okyanusa dikleniyosun..senin ruhun anka kuşu, kanatlarım güçlü sanıyorsun..yoruluyorsun...
kurulacak çok cümle var aslında..hepsi de yetersiz kalacak bu resimde..
oysa ki ben..dünyaya merhaba demek istiyordum..
sihirli bir kapıdan geçip kendimce sana merhaba demek anne..baba..
niye taş kesildi elim..bedenim..
ben niye doğamadım anne?
hiç dönüp gölgenize baktınız mı..
orada viraneleri görebildiniz mi..
gölgenizle hayat oyunları oynadınız mı.
oyun başladı..kim ebe..?
oyunu baştan yazalım ister misin
oyunun kuralını bozup..
gölgelerimize yeni hayatlar inşaa etsek
ve saklanıp bir hayalin ardına
hiç ebelenmesek..
ölsek..ve yeniden doğsak..
öyle saf..öyle günahsız..
yalandan..riyadan sıyrılıp..
biz toprak ana gibi doğurgan olsak...
haydi cancağızım..gidelim insanlıktan nasibimizi aldık..
koşmak bizim neyimize..ardımızda salyangozlar misali yapış yapış bir yaşam bıraktık..
haydi cancağızım..gidelim..
1963 Malcolm W. Browne, ABD
Budist rahip Thich Quang Duc, Güney Vietnam Hükümeti'nin din adamlarına eziyet etmesini kendini yakarak protesto ediyor. Rahip yanarak ölürken hiç ses çıkarmadı ve kıpırdamadı
ben sana destanlar yazıyorum..sen toprağı kaz..
her bahar sürgün verir köklerim..bana bu ceza azz
hey sevdiceğim..bakışlarını al heybemden..yoksa bu diyarlarda görev yapamam ben..senin altında jipin, masanda pc'in cebinde 3g olacak..ya bu çocuklara a.b.c. yi kim okutacak..bakma öyle sevdiceğim..senin karnın nişantaşında benim ruhum bu köhne kasabada doyacak..
zamansız gelişler vardır..ve zamansız gidişler..bazen keşke hiç gelmeseydide alışmasaydım gidişine dersin..ama beklenen yolcu geldiği gibi gider..akşam kızıllığı çöker göz bebeklerine..zamanın alnına sıkarsın..otogar..terminal.liman..ne farkeder..cumartesiler hep ayrılıkla biter..
bu gün burada cumartesi..sende beni benim gibi özledin mi?
sadakat mi dedin..uyuyor bir park kuytusunda evlere ocaklara sığamamış..ne verdin ki bana der gibi hayata inadına sokağa düşmüş sadakat aslında bankın altında tetikte yatıyor..kimseler görmüyor rüyalarında bir aşk var bir de yorgun yıllar...
o bir şehit oğlu..3 saat önce şehrimde yapılan teröre lanet mitinginde çektim bu fotoğrafı..annesi albayrağa sarılmış..kardeşi henüz 9 aylık..
yağan yağmura inat küçücük ellerinde dev bir milleti taşıyordu..gözlerinde anlamını bilemediği bir öfke..anasının eteğine tutunup KAHROLSUN PKK ..diye bağırıyordu..
Hayatımız karışık mutfak gibi, halil ibrahim sofraları kurulmuyor artık evlerde..
kim kimin etinden ne koparırsa kardır sayıp doyuruyor aç ruhunu bu alemde..
baldırımızda bi yabancı kaşık..kalbimizde bıçak yarası..
afiyet bal şeker olsun aşklar satılıyor cafelerde yarım ekmek arası..
taşıyın beni...hürriyet yok bu ülkede..
taşıyın beni..adımı yaşatacak minik bedenlere...
az daha dayan açacak yaprakları toprak ananın..
kırılgandır kollarım kanatlarım..serçeler misafirim..
ev sahibesi olmuş kuşlara eğreti dallarım
dilim susakalmış kesik uzuvlarım da açmış kır çiçekleri..
bize yine söylemsiz sözler..
bize yine kendimizle elele boğuk bi yanlızlık kalmış...
kaynar kazan cehennem atmosferde..
okyanus derinliği panik depresifiyim..
tarumar eylesinler bedeni mi umurumda mı..
bana yürekte inşaa edilmiş ruh gerek.
ve sen kadınsın..rengin ırkın inancın ayrı olsa da..
topukları toprak çatlağı, yüreği evlat yangını anasın..
ve sen senn..
sen utançsın bu kodaman dünyanın apış arasına gizlediği açlıksın..
bakıyor ve görüyormusunuz..bunca gözlek rengi önemli mi..yeter ki görsün..
yoksa sen de mi bakar körsün?
ve görmek için insan olmak yetersiz kaldığı an..
bazen ağlarsın AİZO misali..
bazen de bakarsın denize ben gibi..
ah be kuşum..nereden bilecektin kanat açtığın sular bir damla gibi görünse de..aslında okyanusa dikleniyosun..senin ruhun anka kuşu, kanatlarım güçlü sanıyorsun..yoruluyorsun...
kurulacak çok cümle var aslında..hepsi de yetersiz kalacak bu resimde..
oysa ki ben..dünyaya merhaba demek istiyordum..
sihirli bir kapıdan geçip kendimce sana merhaba demek anne..baba..
niye taş kesildi elim..bedenim..
ben niye doğamadım anne?
hiç dönüp gölgenize baktınız mı..
orada viraneleri görebildiniz mi..
gölgenizle hayat oyunları oynadınız mı.
oyun başladı..kim ebe..?
oyunu baştan yazalım ister misin
oyunun kuralını bozup..
gölgelerimize yeni hayatlar inşaa etsek
ve saklanıp bir hayalin ardına
hiç ebelenmesek..
ölsek..ve yeniden doğsak..
öyle saf..öyle günahsız..
yalandan..riyadan sıyrılıp..
biz toprak ana gibi doğurgan olsak...
haydi cancağızım..gidelim insanlıktan nasibimizi aldık..
koşmak bizim neyimize..ardımızda salyangozlar misali yapış yapış bir yaşam bıraktık..
haydi cancağızım..gidelim..
1963 Malcolm W. Browne, ABD
Budist rahip Thich Quang Duc, Güney Vietnam Hükümeti'nin din adamlarına eziyet etmesini kendini yakarak protesto ediyor. Rahip yanarak ölürken hiç ses çıkarmadı ve kıpırdamadı
ben sana destanlar yazıyorum..sen toprağı kaz..
her bahar sürgün verir köklerim..bana bu ceza azz
hey sevdiceğim..bakışlarını al heybemden..yoksa bu diyarlarda görev yapamam ben..senin altında jipin, masanda pc'in cebinde 3g olacak..ya bu çocuklara a.b.c. yi kim okutacak..bakma öyle sevdiceğim..senin karnın nişantaşında benim ruhum bu köhne kasabada doyacak..
zamansız gelişler vardır..ve zamansız gidişler..bazen keşke hiç gelmeseydide alışmasaydım gidişine dersin..ama beklenen yolcu geldiği gibi gider..akşam kızıllığı çöker göz bebeklerine..zamanın alnına sıkarsın..otogar..terminal.liman..ne farkeder..cumartesiler hep ayrılıkla biter..
bu gün burada cumartesi..sende beni benim gibi özledin mi?
sadakat mi dedin..uyuyor bir park kuytusunda evlere ocaklara sığamamış..ne verdin ki bana der gibi hayata inadına sokağa düşmüş sadakat aslında bankın altında tetikte yatıyor..kimseler görmüyor rüyalarında bir aşk var bir de yorgun yıllar...
o bir şehit oğlu..3 saat önce şehrimde yapılan teröre lanet mitinginde çektim bu fotoğrafı..annesi albayrağa sarılmış..kardeşi henüz 9 aylık..
yağan yağmura inat küçücük ellerinde dev bir milleti taşıyordu..gözlerinde anlamını bilemediği bir öfke..anasının eteğine tutunup KAHROLSUN PKK ..diye bağırıyordu..