Kadının İslam'daki Yeri

Konu sahibi son olarak 2620 gün önce görüldü

İslam’da Kadının Değeri, İslamiyet’in Kadına Verdiği Önem, Değer Nedir

İslâm Dîni, kadına en büyük değeri vermiş ve onun namuslu, temiz, vakarlı, haysiyetli ve şerefli bir tarzda yaşamasını sağlamıştır.

İslâm nazarında kadın, şefkat, merhamet, hürmet duyulması ve nezâket gösterilmesi gereken asîl ve nezîh bir varlıktır.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kadınların nârin, nâzik ve kibâr olduklarına işâretle, onların hiç kırılmaması ve incitilmemesi gerektiğini tavsiye etmişlerdir. Bir hadîs-i şerîflerinde:

"... Kadınlar hakkında hayırlı olup nezâketle muâmele etmenize dâir vasiyetime itâat ediniz! Çünkü onlar eğe kemiğinden yaratılmıştır. Eğe kemiğinin en eğri tarafı üst kısmı (ortası) dır.

Eğer sen onu doğrultmaya uğraşırsan, kırarsın; kendi hâline bırakırsan, daima eğri kalır. O halde kadınlar hakkında hayır öğüdüme dikkat ediniz!" (1) buyurur.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ilk defâ inanan ve O’na en büyük desteği veren Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemizdir. Nitekim Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemiz hakkında şöyle buyurur:

"Allâh bana Hatîce’den hayırlı bir kadın vermemiştir. Bütün insanlar beni yalanlarken, O beni tasdik etmiş; insanlar benden kaçarken, O beni malı ile desteklemiştir. Ve Allah bana başka hanımlardan değil, O’ndan çocuk ihsân etmiştir." (2)

Kadın, aynı zamanda ilk İslâm şehididir. Hz. Ammâr (r.a.)’ın annesi Hz. Sümeyye (r.anha), Mekke’de müslümanlığı ilk kabul edenlerden ve bu yüzden dayanılmaz işkencelere uğrayanlardandı.

Kendisine İslâm’dan ayrılması için yapılan her türlü eziyet ve zulme rağmen, hak yoldan dönmedi. Sonunda Sümeyye (r.anha), Ebû Cehl’in süngüsü altında can vermiş ve Allah yolunda ilk İslâm şehîdi olmak şeref ve mertebesine erişmiştir. (3)

Kur’ân-ı Kerim’de "en-Nisâ"(Kadınlar) isimli, yüz yetmiş altı âyetlik uzun bir sûre olduğu gibi, ayrıca "Meryem" diye Hz. Îsâ (a.s.)’ın annesine atfedilen doksan sekiz âyetlik müstakil bir sûre daha vardır.

Bunlardan başka; "en-Nûr, el-Ahzâb, el-Mümtehine, et-Tahrîm ve et-Talâk" sûreleri de kadınlarla ilgili çeşitli konuları içine almaktadır.

İslâm Dîni’nde kadın, âile ocağında temel eğitimi veren ilk öğretmen ve mükemmel bir eğitimcidir.

Çocuğun terbiyesi, yetişmesi, her yönden gelişmesi, daha küçük yaşta iken güzel alışkanlıklar kazanması ve faydalı bilgilerle donatılması hususunda annenin rolü çok büyüktür.

Baba, evin nafakasının temini için ömrünün ekserisini âilesinden dışarıda geçirmekte, çocuğu ile yeteri kadar meşgul olamamaktadır.

Bu durumda, çocuğu asıl yetiştiren ve terbiye eden anne olmaktadır. Nitekim peygamberler, mürşidi kâmiller, veliler, sultanlar ve daha nice büyük insanlar, hep mümtaz annelerin kucaklarında yetişmişlerdir.

Ahlâk kitaplarımızda; çarşıdan alınan değişik yeni bir şeyi, çocuklara bölüştürürken önce kızlardan başlanarak ikrâm edilmesi tavsiye edilmiş, kız çocukları daha hassas ve nâziktirler, diye düşünülmüştür.

Kız çocuklarının bakımı ve terbiyesi için her türlü fedakârlıkta bulunan anne ve babaların, büyük fazîlet ve ecir sâhibi olacaklarını Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, şu hadîs-i şerîfleriyle beyân buyurmuşlardır:

"Kim, (iki veya üç) kız çocuğunu erginlik çağına erişinceye kadar besleyip büyütürse, kıyamet gününde -iki parmağını birleştirerek- onunla şöylece beraber oluruz." (4)

Bu da, yüce dinîmizin kadına verdiği üstün değeri gösterir.

Osman Ersan / Altınoluk Dergisi
 

Bir fıtrat dini olan İslam, insana şerefli bir mahluk olduğu için diline, dinine, milliyetine, ırkına, cinsiyetine, sosyal statüsüne ve rengine bakmaksızın Allah’ın yarattığı kul kabul eder adalet terazisi karşısında da herkesi eşit kabul etmektedir.

İslam dini, kadını yalnız bir yaratık olarak algılamamış kadına da erkekler gibi değer vererek toplumdaki değerini artırmıştır.

Öyle ki İslam anlayışında:”Cennet annelerin ayakları altındadır.” Bu anlayışta cennete girmenin bir yolu da insanların doğmasına sebep olan kadınları/anneleri sevindirmek ve razı etmekten geçtiğini belirtirken bir anlamda da bu yol ile kadını yüceltmektedir.

İslam dininin önerdiği hayat anlayışında muhatap olarak insan alınmıştır. Onun için İslam dininde kadın erkek ayrımı söz konusu değildir.

İslam inancında kadın yaratılış itibarı ile erkeğe göre ikinci derecede bir değere sahip değildir.

Zira İslam’da ilke olarak kadın- erkek fark etmeksizin insanların en değerlisi takvada en üstün olandır.

İslam’ın mukaddes kitabı Kur’an-ı Kerim’de farklı fizyolojik ve psikolojik yapıya sahip olan kadın ve erkekten biri diğerinden daha üstün veya ikisini birbirine eşit tutmak yerine birbirinin tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir.

Nitekim Kur’ani buyruk şu mealdedir:” onlar sizin için bir elbise sizde onlar için bir elbisesiniz.” yani kadın ve erkek tabiri caizse bir elmanın iki yarısı gibi kabul edilmiştir.

Biri olmadan diğeri olmaz. Hz. Âdem bütün insanların babası olduğu gibi Hz. Havva da insanların annesidir.

İslam dininin kadına bakış açısını daha iyi anlamak için Kur’an-ı Kerimin inişinden önceki ve inişinden sonraki çeşitli toplum ve medeniyetlerdeki kadının durumuna bir göz atmamız gerekir.

Bu medeniyetler etüt edildiğinde İslam’ın evrensel planda kadına kazandırdığı statü ve değer şüphesiz daha iyi anlaşılacaktır. Mesela: Eski Hind inancında kadın, yaratılış olarak zayıf karakterli kötü ahlaklı ve murdar bir varlıktır.

Budizm’in kurucusu başlangıçta kadınları kendi dinine kabul etmemiştir.

İsrail hukukunda baba kızını satabilirdi. Ailede erkek evlat varsa kızlar mirastan faydalanamazlardı.

Burada şu soru sorulabilir: Bugün İslam toplumunda da bu durum yok mu?

Evet Müslümanlar arsında bu son madde var. Bu inkar edilemez bir gerçektir. Lakin şunu ayırmak lazım. İsrail hukuku gibi değil örfte olan bir durumdur. Bunu da İslam yasaklamıştır.

İslam kadına miras hakkı da tanımış, adına başlıkta deseniz satmayı da yasaklamıştır. Yani kanunen yasak ama Müslümanların yanlışlığından kaynaklanan bir durum söz konusudur.

Eski Yunanda koca dilerse karısını başkasına devredebilir. Kendisi öldükten sonra eşinin başkasına devredilmesi için anlaşma yapabilirdi.

Çinlilerde Kadın insan sayılmadığı için ona isim bile verilmezdi.

Cahilliye Arapları kız çocuklarının ileride kendilerine utanç ve ar getirecek bir duruma düşmesinden kaygı duyduğundan yeni bir kız çocuğunun doğumunu utanç verici bir olay sayarlardı. Bunu önlemek için de kız çocuğu diri diri toprağa gömerlerdi.

Evrensel din İslam: “Çocuklarınıza haksız yere kıymayın” ayeti ile bu vicdansızlığa, son vermiştir.

Günümüz yaşam dünyasında bu normal karşılana bilir. Gayet normaldir bir dinin yapması gereken denilebilir. Bunu günümüzde söylemek kolay:

Ama 14 Asır evvel bunu görmek, yasaklamak, kız çocuğa yaşam hakkı vermek büyük bir olaydır.

İslam, Kız evlat ile erkek evlat arasında hiçbir değer farkının bulunmadığını Nahl Suresi56-59 ayetlerinde ortaya koymuştur.

İslam’da kadının fizyolojik açıdan erkeğe göre zayıf olduğu gerçeği kabul edilmekle beraber “erkekler kadınlar üzerinde koruyucudur.”(Nisa34) ilkesi benimsenmiştir.

Bu kuruma kadın için bir horlanma sebebi sayılmayıp aksine bu vesile ile erkeğe, kadını himaye etme, sevgi ve şefkat gösterme, ihtiyaçlarını karşılama gibi görevler yüklemiş.

Bütün bunların ötesinde başta da ifade ettiğimiz gibi İslam kadına anne olması hesabiyle hiçbir medeniyette benzeri görülmeyen bir yücelik ve değer vermiştir.

Cennete girmenin bir yolu da bu kutsal varlığı razı etmekten geçmektedir. Dahası 20. Asırda İtalya’da Mussolini kadınlara yüksek öğrenimi yasaklarken, Hitler kadınların Üç K’dan (kindar=çocuk, kuche=mutfak, kriche=kilise) başka şeylerle uğraşmamasını istemiştir.

Oysa İslam 14 Asır önce İlim öğrenmeyi erkeğe farz kıldığı gibi kadına da farz kılmıştır. İslam hukukunda bir insan olarak erkeğe tanınan temel insan hakları kadına da tanınmıştır. Hayat hakkı mülkiyet hakkı, kanun önünde eşitlik, canı, malı, ırzı, erkek gibi değerli kabul edilmiştir.

İslam’ın kadına tanıdığı bunca hak ve hukuk varken bilmeden yada insanların dinle bağdaşmayan davranışlarını örnek göstererek İslam’a saldırmak, İslam dinini kadına karşıymış gibi göstermek haksızlık bir o kadar da insafsızlıktır.

Bugün İslam toplumunda kadınlara karşı şiddet, zor kullanma, hak yeme, ikinci planda bırakma… gibi davranış ve düşünceler varsa İslam’ın değil Müslümanların yanlışı ve eksikliğidir.

M. Zeki UYANIK
 
İslamiyet’in kadına verdiği değer

Sual: Ateistler, (İslamiyet, kadınlara değer vermediği için onların güzelliğini örtmeye çalışıyorlar. Kadınlara süslü, ziynetli elbise giydirmiyorlar) diyorlar.

Kapanmaları ve kötü bakışlardan uzak tutulmaları, kadınlara verilen değerden dolayı değil midir?

CEVAP

Elbette, kadına verilen değerden dolayıdır. Müslümana, Allahü teâlânın emaneti olduğu için, kadın çok değerlidir.

Değerli olunca, onu bir hazine gibi saklamak, kötü gözlerden uzak tutmak gerekir. Kıymetli şey, gelişigüzel yere, ortaya atılmaz.

Kıymetli mücevher yedi kat bohça içinde saklanır. Kimsenin değer vermediği kullanılmış, eskimiş kötü şeyler de çöplüğe atılır.

Çok kişi, toplu nakit parasını çantaya değil, dikkati çekmemesi için bir poşete, çuvala veya benzeri bir şeye koyarak götürür.

(Birini öldürmek için verilen zehir, teneke kupa içine konarak takdim edilmez) buyuruluyor. Onu en iyi ambalajla, en iyi gıdaların içine katarak verirler.

İşte Müslüman kadın, çok kıymetli olduğu için sokakta süslenmemeli, aksine sokağa eski elbiseleriyle çıkmalıdır.

Hazret-i Ömer, (Kadınlar kıymetli elbiselerle süslenmezse, eski elbiselerle sokağa çıkmak istemezler) buyuruyor. (İhya)

Yine Hazret-i Ömer, (Bir kadının dışarıda görülecek bir ihtiyacı varsa, en eski elbisesini giyinip, kimseye görünmeden gidip gelebilir) buyuruyor. (Kurtubî)

Kadın, yakın bir akrabasına giderken, en eski elbisesiyle sokağa çıkmalıdır. (Şir’a)

Hazret-i Fatma-üz-Zehra, dışarı çıkmak zorunda kalınca, en eski elbisesini giyer, görenler yaşlı, beli bükülmüş bir kadın, nine sansınlar diye sırtına bir şey koyarak belini kamburlaştırırdı.Konuşması düzgün olmasın diye ağzına da çakıl taşı koyardı. En tenha yerlerden işini görüp gelirdi. (Tabakat-us-Sahabe)

Erkeklerin bile, önemli görevlerde bulunanları hariç, eski ve gösterişsiz elbise giymeleri iyi olur. Bir hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, elbiseye önem vermeyeni, eski, yamalı giyeni sever) buyuruluyor. (Deylemî)

Cemal için temiz, güzel giyinmek mubahtır. Kibir, gösteriş için giyinmek haram olur. (Bahr-ür-raık)

Dinimizde zina ve zinaya götürecek hâl ve hareketler yasaklanmıştır. Kadın, süslerini yabancılara gösteremez.

Örtülü olarak takınabilir. Ancak kapalı olarak da ayaklara takılan halhal gibi ses çıkaran takıları, şıngırdatıp da sesini duyurmak caiz olmaz. Bir âyet meali:

(Gizledikleri [örtülü] ziynetleri bilinsin diye, ayaklarını [yere, birbirine] vurmasınlar.) [Nur 31] Dikkat edilirse, (Ayaktaki örtülü ziynet) tâbiri geçiyor.

Yani ziynetlerin gizlenmesi gerekiyor. Koldaki bilezikleri ve eldeki yüzükleri de göstermemek gerekir.

Kolye, kına, sürme gibi diğer ziynetlerini de göstermemek gerekir. Âyetin başında buna da işaret edilmektedir.

Tesettürle ilgili bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Mümin kadınlara söyle, gözlerini [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, [kolye, küpe, bilezik, kına, sürme gibi] ziynetlerini [ve ziynet taktıkları baş, kulak, kol ve ayaklarını] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [indirerek saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31] (Celaleyn, Medarik)

Kur'an-ı kerimde mealen, (Fuhşun açığına da, gizlisine de yaklaşmayın) buyuruluyor. (Enam 151) Buradaki (Yaklaşmayın) demek, (Zinaya götürecek sebeplerden, hareket ve işlerden sakının, yabancı kadınları düşünmeyin, onlarla konuşmayın, onların seslerini dinlemeyin, onlara bakmayın!) demektir.

Yabancı kadınlara bakmak gözü zayıflatır, kalbi karartır.

Peygamber efendimiz, göz zinası hakkında buyuruyor ki:

(Yabancı kadına şehvetle bakmak göz zinasıdır, onu tutmak el zinasıdır, ona gitmek ise ayakların zinasıdır.) [Rıyâd-un-nâsihîn]

(Gözün zinası harama bakmak, dilin zinası fuhuş konuşmaktır.) [Buhârî]

(Bir kadın koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyabilecek bir topluluğun yanından geçerse, ona bakana da, kendisine de göz zinası günahını yüklenir.) [Nesaî]

(Kadına, şehvetle bakanın gözlerine erimiş kurşun dökülüp Cehenneme atılır.) [M. Enhür]

Erkeği de, kadını da zinadan korumak için böyle tedbirler alınmıştır. Kadının örtünmesi, sokağa çıkarken eski elbise giymesi, onu kötülüklerden korumak içindir.

 
Geri