Kadın olduğu için rahat yaşayan insan modeli

Konu sahibi son olarak 3835 gün önce görüldü
Türkiye'deki kadınların birçoğunun bu modelden olduğu düşünülüyor efendim.

Birçok kadının,sadece kadın olduğu için; bazı alanlarda, kurumlarda, toplum içinde ayrıcalıklı ve avantaj sahibi olduğu iddia ediliyor.

Siz kadın olarak; böyle bir ayrıcalık yaşadınız mı toplum içinde herhangi bir kurum ya da insan tarafından?
Veya erkek olarak; bu modelden kadınlara denk geldiniz mi?

Bu forumda bir yazı yazmıştım; bkz
Yani amacım asla "Türkiye'de kadın rahat yaşıyor." gibi bir algı oluşturmak değil. Zira bir kadın olarak yazdığımdan da her koşulda kadının yanında olduğumu anlayabilirsiniz.

Şu da unutulmamalıdır ki; böyle bir durum söz konusuysa yine asıl sorumlu; kadına "sadece" kadın olduğu için bu tarz bir tutum içerisinde olan erkeklerdir. Ve tabi ki bu durum sadece "Türkiye" gibi gelişmemiş ve kadının bir birey olarak kabul görmediği ülkelerde görülür.

Fakat bu çok tartışılan ve aslında biraz da gerçeklik payı da olan bir konu. Sizin düşünceleriniz neler bu konuda peki?
 
Bazı pozitif ayrimciliklarin olmadığını söylersek haksızlık etmiş oluruz.
İş konusunda.
Anne olunca durum değişiyor.bunun dışında ben görmedim açıkçası. Ha bu durum ortamdan ortama da değişiyor.
 
Kadina kalkan eller kirilsin demi la
 
İş konusunda ayrıcalık oluyor arkadaslıklar konusunda oluyor, Yasayıp dile getiremediğimiz şeyler bunlar
 
Şöyle örnek vereyim Ben ve kız arkadasımın ortak yakın arkadasımızn bizim ayrılıgımızdan sonra benimle görüşmemesi ! Kadının kadının yanında erkegin kadının yanında olusunun, Erkege haksızlık oldugu düşüncesindeyim kim haklıysa onun yanında olunmalı
 
Ve tabi ki bu durum sadece "Türkiye" gibi gelişmemiş ve kadının bir birey olarak kabul görmediği ülkelerde görülür.

Bu durumu bile kendi ülkemize nasıl bağladınız Sevgili Maça Kızı
Kadına zaaf her ülkede , her alanda, her dinde , her ırktta mevcuttur.
Bu nu kullanan ve kullanmayanlar olarak ayırırsanız daha dayanaklı olur bence sorunuz .

Sevgiler ..
 
Klişelemiş olacağım ama. Toplum yargıları buna müsade etmiyor. Bir kadın ben kendi hayatımı kuracağım dediği zaman özel ilişkisi bile bitebiliyor. Toplum onu evliliğe zorluyor. Hatta kadını sosyal ortamlarda en çok kadınlar yargılıyor.

Çünkü öğretilmiş bir yaşam tarzı var. Evlenmek zorunda, veya bir ortama gittiğinde eşi yada ilişki yaşadığı insan yanında olmak zorunda. Evlendiği insanın ailesine uyum sağlamak zorunda. Eşini cinsel olarak tatmin etmek zorunda kendi istemese bile, bir dine mensup olmak zorunda. Gece geç saatlerde dışarıda olmamak zorunda. Arkadaşlık ilişkileri bile toplumun ön gördüğü sınırlarda.

Dayatılmış bireyselliğin oluşturduğu, toplum çatışmaları kişisel özgürlüğü kısıtlamaktan öte değil. Ve bunun sonucunda oluşan nesil çatışmalarının çok daha üstün boyutunda bir bireysel hak arayışı doğuyor. Bu kadar baskı altında kalmış hangi insan olursa olsun, baskılara karşı isyan ediyor.

Evet hukukta kağıt üstünde kadının üstün tutulduğu durumlar var. Örnek olarak bir gece önce kocasıyla ilişkiye girmiş kadın evlilik içi tecevüzden dava açıp hem mahkemeyi kazanabilir. Hemde iyi tazminat alır. Ama bu daha önce böyle değildi. Ahmet necdet sezerin dahi imzası olan bir karar da kadın sadece vesikalı diye kaçırıp tecevüz edenler 3 te 1 i oranında ceza alıyordu.

İş hayatında göstermelik bir kadın nezaketi var. Ama bıuda pozitif ayrımcılığın doğurduğu negatif ayrımcılığı körüklemekten öte bir işe yaramıyor. Malesef ki önyargının iyiside kötüsüde ön yargı olmasını engellemiyor.
 
VERA
Türkiye' kadın asla başlı başına bir "birey" olarak kabul görmemiştir. Ülkenin çoğunluğu tarafından hala "cinsel obje" olarak görülen varlıktır Türkiye'de kadın. Tam tersi durumun geçerli olduğu; Kadının "birey" olarak kabul gördüğü, sosyal hayatta var olabildiği ülkelerde bu bahsettiğimiz durum söz konusu değil. Çünkü kadın ve erkek eşit olarak kabul görüyor. Yani kadına ayrımcılık söz konusu olmuyor.

" Kadına zaaf her ülkede , her alanda, her dinde , her ırktta mevcuttur." Haklısınız ama bunun topluma yansımış hali Türkiye'de pozitif ayrımcılığı yaratıyor. Benim anlatmak istediğim de tam olarak buydu.

Sevgilerimle.
 
@VERA
Türkiye' kadın asla başlı başına bir "birey" olarak kabul görmemiştir. Ülkenin çoğunluğu tarafından hala "cinsel obje" olarak görülen varlıktır Türkiye'de kadın. Tam tersi durumun geçerli olduğu; Kadının "birey" olarak kabul gördüğü, sosyal hayatta var olabildiği ülkelerde bu bahsettiğimiz durum söz konusu değil. Çünkü kadın ve erkek eşit olarak kabul görüyor. Yani kadına ayrımcılık söz konusu olmuyor.

" Kadına zaaf her ülkede , her alanda, her dinde , her ırktta mevcuttur." Haklısınız ama bunun topluma yansımış hali Türkiye'de pozitif ayrımcılığı yaratıyor. Benim anlatmak istediğim de tam olarak buydu.

Sevgilerimle.

Yapmayın lütfen bu cinsel obje kullanımı en çok hangi sektör ve yapımcılarla yayıldı dünyaya
Ve bunların çıkışı nereden ?
Diğer ülkelerde de birey olarak kabul edilsede hala mevcut cinsel ayrımcılık da istismarda .
Sorun sadece kendi ülkemizde olanlara kulak kesilmemizdir.
Türkiye'de yok demiyorum lakin her ülkede yaşanan bir durumdur bu.
 
VERA
Ben Türkiye'deki durumu tartışmak için açtım bu konuyu. Yani diğer ülkelerde olanlar bizi ilgilendirmiyor "bu" konu itibariyle.

Teşekkürler.
 
@VERA
Ben Türkiye'deki durumu tartışmak için açtım bu konuyu. Yani diğer ülkelerde olanlar bizi ilgilendirmiyor "bu" konu itibariyle.

Teşekkürler.

Bunu böyle yazarsan durum değişir zaten ..
Ama böyle yazarsan da farklı olur..Saygılarımla :hi:

Ve tabi ki bu durum sadece "Türkiye" gibi gelişmemiş ve kadının bir birey olarak kabul görmediği ülkelerde görülür.

Tam tersi durumun geçerli olduğu; Kadının "birey" olarak kabul gördüğü, sosyal hayatta var olabildiği ülkelerde bu bahsettiğimiz durum söz konusu değil. Çünkü kadın ve erkek eşit olarak kabul görüyor. Yani kadına ayrımcılık söz konusu olmuyor.

 
Klişelemiş olacağım ama. Toplum yargıları buna müsade etmiyor. Bir kadın ben kendi hayatımı kuracağım dediği zaman özel ilişkisi bile bitebiliyor. Toplum onu evliliğe zorluyor. Hatta kadını sosyal ortamlarda en çok kadınlar yargılıyor.

Çünkü öğretilmiş bir yaşam tarzı var. Evlenmek zorunda, veya bir ortama gittiğinde eşi yada ilişki yaşadığı insan yanında olmak zorunda. Evlendiği insanın ailesine uyum sağlamak zorunda. Eşini cinsel olarak tatmin etmek zorunda kendi istemese bile, bir dine mensup olmak zorunda. Gece geç saatlerde dışarıda olmamak zorunda. Arkadaşlık ilişkileri bile toplumun ön gördüğü sınırlarda.

Dayatılmış bireyselliğin oluşturduğu, toplum çatışmaları kişisel özgürlüğü kısıtlamaktan öte değil. Ve bunun sonucunda oluşan nesil çatışmalarının çok daha üstün boyutunda bir bireysel hak arayışı doğuyor. Bu kadar baskı altında kalmış hangi insan olursa olsun, baskılara karşı isyan ediyor.

Evet hukukta kağıt üstünde kadının üstün tutulduğu durumlar var. Örnek olarak bir gece önce kocasıyla ilişkiye girmiş kadın evlilik içi tecevüzden dava açıp hem mahkemeyi kazanabilir. hemde iyi tazminat alır. Ama bu daha önce böyle değildi. Ahmet necdet sezerin dahi imzası olan bir karar da kadın sadece vesikalı diye kaçırıp tecevüz edenler 3 te 1 i oranında ceza alıyordu.

İş hayatında göstermelik bir kadın nezaketi var. Ama bıuda pozitif ayrımcılığın doğurduğu negatif ayrımcılığı körüklemekten öte bir işe yaramıyor. Malesef ki önyargının iyiside kötüsüde ön yargı olmasını engellemiyor.



Bence konuya yanlış yerden girmişsin dostum.
Konuyu toplumun kadın üzerindeki baskısı ekseninden çıkarıp değerlendirmekte fayda var. Çünkü iş dünyasında olan bir kadın bu baskıyı bir şekilde ekarte etmiş, geleceğini ,kariyerini inşa etmek için hayata atılmış oluyor.
Yani bir statü kazanmış ve dayatılmış baskıları bir bilince kavuşarak aşmış oluyor.


Bahsettiğin konuların özünde kadının eğitimden, öğretimden yoksun bırakılması ve hayatını bir erkeğin hegomanyası altında talep edilen kadar çocuk doğurarak yaşaması vardır.

Daha 20 yıl öncesine kadar kadınlar için "okusa ne olacak" kafasını yaşayan ebeveynler vardı.
Hatta doğuda bu kafa hala yaşıyor ve kadınların bir statüye erişmesi engelleniyor. Kadınlar da doğurganlıklarını kullanarak toplumda bir statüye sahip olmaya çalışıyor.
Neyse, bu konuda yazmaya devam edersem kendimi kaybedip dağa çıkma konusuna da geleceğim : )

Tartışma konusu ile bu konu muhakkak bir yerde birleştirilebilir , ancak birbirine paralel bir şekilde ilerler diye düşünüyorum.

Konuyu tartışabilmek, anlayabilmek için önce istatistiklere göz atmak gerekir. İstatistikler üzerinden gitmezsek defansta top çevirip dururuz.

Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerin sadece yüzde 13'ü kadın üst düzey yönetici tercih ediyor. Orta düzey kadın yönetici oranı ise yüzde 24.

Türkiye bu oranla 130 ülke içinde 94. sırada yer alıyor. Endonozya , İran ve Zimbabwe gibi ülkelerin gerisinde. ( Konumuz için gereksiz bir istatistik, bilgi amaçlıdır. )

Neredeyse Yüzde 77 oranında erkek yöneticinin tercih dildiği bir sektörde kadınların avantaj yakalamasının bir nedeni de bu oranlar olabilir.

Zaten hizmet sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin verilerini de incelersek müşteri ile bire bir ve yüz yüze ilişki gerektiren görevlerde kadınlar daha çok tercih ediliyor.

Kadınların empati yetenekleri daha çok gelişmiştir. Bu yetenekleri ile yüz yüze ilişkilerde daha başarılı oluyorlar bana göre ve bu başarıları da konuda bahsedildiği üzere pozitif ayrımcılık olarak göze çarpıyor.

Aslında bu tür konular 3-5 satır yazılarak dile getirilemez , ben sadece konu başlıklarından özetler vererek örneklendiriyorum.
 
Sen erkek olarak "kadın kadınlığını kullanıyo" dersin
Kadın "erkekler buna sebep oluyor izin vermesinler" der.
peki kim şikayet ediyo bundan erkekmi yoksa erkeğin şikayet ettiğini söyleyen kadın mı :D
ben kadının en aptalının bile zekasına hayranım kullanmasalar bile bazilari, fazlasıyla var.yoksa asıl felsefeyi sokrat diil karısı yapmış olurmuydu :D
 
VERA

Tekrar belirteyim; Bu durumu "Türkiye'de" incelemek için açtım konuyu. Bundan dolayı ilk yazımda, normal olarak bu konuda "Türkiye'ye" bir eleştiri getirmişim.

Fakat siz sadece bu durumun Türkiye'de olmadığından, diğer ülkelerde de böyle olduğundan bahsedince, size diğer ülkeler ve Türkiye'deki durumun farklılığını açıklamak için yazdım.

Yani iş "Diğer ülkelerde de var." noktasına gelince, "Türkiye'de de olsun o zaman ne olacak sanki." gibi bir algı oluşuyor. Asıl konumuz Türkiye, ama açıklamalarda diğer ülkelerle karşılaştırma yapabiliriz.

Umarım anlatabilmişimdir derdimi.
Sevgilerimle, iyi forumlar.
 
Hayta
bkz: Nedret kanunu
Çok olan değersizdir, az olan değerlidir. Değeri yaratan kıtlıktır.
Konuya iktisatı da uyarlamış olduk böylece, haha.
 
Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim Sayın Hayta.

Konunun bir çok noktadan ele allabiliriz aşağıda ki istatistiki bilgilere girmeden önce sosyolojik olarak yaklaşmayı sosyal bir canlının toplum içindeki kadının yok sayılan biresyelliği açısından daha kayda değer olarak görüyorum. Ki bakış açınıza saygısızlık olarak almanızı istemem.

Bence konuya yanlış yerden girmişsin dostum.
Konuyu toplumun kadın üzerindeki baskısı ekseninden çıkarıp değerlendirmekte fayda var. Çünkü iş dünyasında olan bir kadın bu baskıyı bir şekilde ekarte etmiş, geleceğini ,kariyerini inşa etmek için hayata atılmış oluyor.
Yani bir statü kazanmış ve dayatılmış baskıları bir bilince kavuşarak aşmış oluyor.

İş hayatına girmiş kadının bireysel bilinç kazanması ile toplum içindeki kadının bireysel yaşam özgürlüğünü değiştirmemiş olduğu kanaatindeyim. Aksine iş dünyasının kadını objeleştirmesi söz konusudur bunu aşağıda örneklemeler ile daha iyi anlatacağım.

Ben konuya sadece kadın açısından da bakmıyorum bireye dayatılmış ve kabul ettirilmiş toplumsal yargı ve görevler olduğunu iddia ediyorum. Bu çalışan bir kadına evlenme baskısı, tek başına tatil yapmama baskısından hatta kendi evini ve özel hayatını kuramama baskısına kadar gitmektedir.

Türk toplumunda kadın bir kırmızı çizgidir. Korumak görev olarak bilinir ama hayatında alacağı kararlar ve adımlar aileler ve mahalle baskısı tarafından şekillenir. Bunu yurdun farklı bölgelerinde farklı şekillerde görürsünüz. Bu da toplumun ekonomik geçim kaynağıyla birebir ilişkilidir.


Bahsettiğin konuların özünde kadının eğitimden, öğretimden yoksun bırakılması ve hayatını bir erkeğin hegomanyası altında talep edilen kadar çocuk doğurarak yaşaması vardır.

Daha 20 yıl öncesine kadar kadınlar için "okusa ne olacak" kafasını yaşayan ebeveynler vardı.
Hatta doğuda bu kafa hala yaşıyor ve kadınların bir statüye erişmesi engelleniyor. Kadınlar da doğurganlıklarını kullanarak toplumda bir statüye sahip olmaya çalışıyor.
Neyse, bu konuda yazmaya devam edersem kendimi kaybedip dağa çıkma konusuna da geleceğim : )

Mesela turizm odaklı ekonomiye sahip şehirler ile sanayi odaklı ekonomiye odaklı şehirler, tarım ve hayvancılık ile büro ve teknolojiye odaklı ekonomiler toplumlarda ki bireysel hak ve yargıları değiştirirler. Hatta bazı şehirlerde bu durumda eğitim düzeyi bile toplumsal yargılarda ikinci planda etken olarak görülebilir.

İşte kastım buydu. Kadının doğurganlığı kullanılabilir bir olgu değildir. Kadına af edilen bir toplumsal yargıdır. Evlendiyse doğurmak zorunda, çocuk yetiştirmek zorunda. Halbuki Türk toplumunda bir çok ailenin geçim sıkıntısı yaşarken nede olsa yaratan rızkını verir diyerek çocuk sahibi olması icra avukatlarını sevindirmekten öte bir şey değildir.

Her kadın ve erkek anne ve baba olmak zorunda değil. Aksine bence anne ve baba olmak için belirli kıstaslar olmalıdır. Yetiştirilen her bireyin toplumda siyasi ve sosyal bir yeri varken bu çok elzem bir konudur.


Tartışma konusu ile bu konu muhakkak bir yerde birleştirilebilir , ancak birbirine paralel bir şekilde ilerler diye düşünüyorum.

Konuyu tartışabilmek, anlayabilmek için önce istatistiklere göz atmak gerekir. İstatistikler üzerinden gitmezsek defansta top çevirip dururuz.

Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerin sadece yüzde 13'ü kadın üst düzey yönetici tercih ediyor. Orta düzey kadın yönetici oranı ise yüzde 24.

Türkiye bu oranla 130 ülke içinde 94. sırada yer alıyor. Endonozya , İran ve Zimbabwe gibi ülkelerin gerisinde. ( Konumuz için gereksiz bir istatistik, bilgi amaçlıdır. )

Neredeyse Yüzde 77 oranında erkek yöneticinin tercih dildiği bir sektörde kadınların avantaj yakalamasının bir nedeni de bu oranlar olabilir.

Zaten hizmet sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin verilerini de incelersek müşteri ile bire bir ve yüz yüze ilişki gerektiren görevlerde kadınlar daha çok tercih ediliyor.

Kadınların empati yetenekleri daha çok gelişmiştir. Bu yetenekleri ile yüz yüze ilişkilerde daha başarılı oluyorlar bana göre ve bu başarıları da konuda bahsedildiği üzere pozitif ayrımcılık olarak göze çarpıyor.

Aslında bu tür konular 3-5 satır yazılarak dile getirilemez , ben sadece konu başlıklarından özetler vererek örneklendiriyorum.

Ülkemizde verdiğiniz istatistiklere dayaranak kadının iş hayatında kullanılma amaçları profosyonel olmaktan ziyade, bir obje olarak kullanılmasıdır. Bu yüzden hizmet sektörü ve reklamcılık en öne kadın ve kadın bedeni ortaya atılır. Bu da kadını objeleştiren bir olgudur aslında.

Mesela yeşil çamda sekreterlik mesleği yerin dibine sokulmuş, her sekretere hayat kadını muamelesi yapılmıştır. Mesela bir ayakkabı markasından güneş gözlüğü markasına kadar hatta parfümden çikolata reklamına kadar kadını cinsel obje olarak görebilirsiniz.

Veyahut bir şirketin sekreteryası şirketin yıllık cirosuna göre kapıdan girdiğinizde o kadar bakımlı bir kadın görürsünüz. Veyahut bir müşteri hizmetleri temsilcisi siz ne kadar sinirli olsanızda alttan alır.

Ama bu demek değildir ki kadının empatisi ve toleransları yüksek süper bir insan olması. Aslında kadının doğurganlığını kullan yargısına sahip çıkmasının sebebide budur. Çünkü iş hayatında objeleştirilmiş olmasıdır. Bu kadını iş hayatında başarılı, bilinçlenmiş olarak değerlendirmek değil, aksine oluşturulan sosyal algı çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Ki sosyal algıda ki mesaj açıktır kadın = seks objesi.

Bireysel kimliklerin toplumsal kimlikleri değiştirebilir olması gereklidir keza aksi durumda sosyal çatışmanın şiddeti tahmin sınırlarını zorlar. Zıt düştüğü her durumda toplum tarafından kültürel, ekonomik, eğitim, inanç kıstasları baz alınarak yargılama yapılır.
 
Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim Sayın Hayta.

Konunun bir çok noktadan ele allabiliriz aşağıda ki istatistiki bilgilere girmeden önce sosyolojik olarak yaklaşmayı sosyal bir canlının toplum içindeki kadının yok sayılan biresyelliği açısından daha kayda değer olarak görüyorum. Ki bakış açınıza saygısızlık olarak almanızı istemem.



İş hayatına girmiş kadının bireysel bilinç kazanması ile toplum içindeki kadının bireysel yaşam özgürlüğünü değiştirmemiş olduğu kanaatindeyim. Aksine iş dünyasının kadını objeleştirmesi söz konusudur bunu aşağıda örneklemeler ile daha iyi anlatacağım.

Ben konuya sadece kadın açısından da bakmıyorum bireye dayatılmış ve kabul ettirilmiş toplumsal yargı ve görevler olduğunu iddia ediyorum. Bu çalışan bir kadına evlenme baskısı, tek başına tatil yapmama baskısından hatta kendi evini ve özel hayatını kuramama baskısına kadar gitmektedir.

Türk toplumunda kadın bir kırmızı çizgidir. Korumak görev olarak bilinir ama hayatında alacağı kararlar ve adımlar aileler ve mahalle baskısı tarafından şekillenir. Bunu yurdun farklı bölgelerinde farklı şekillerde görürsünüz. Bu da toplumun ekonomik geçim kaynağıyla birebir ilişkilidir.




Mesela turizm odaklı ekonomiye sahip şehirler ile sanayi odaklı ekonomiye odaklı şehirler, tarım ve hayvancılık ile büro ve teknolojiye odaklı ekonomiler toplumlarda ki bireysel hak ve yargıları değiştirirler. Hatta bazı şehirlerde bu durumda eğitim düzeyi bile toplumsal yargılarda ikinci planda etken olarak görülebilir.

İşte kastım buydu. Kadının doğurganlığı kullanılabilir bir olgu değildir. Kadına af edilen bir toplumsal yargıdır. Evlendiyse doğurmak zorunda, çocuk yetiştirmek zorunda. Halbuki Türk toplumunda bir çok ailenin geçim sıkıntısı yaşarken nede olsa yaratan rızkını verir diyerek çocuk sahibi olması icra avukatlarını sevindirmekten öte bir şey değildir.

Her kadın ve erkek anne ve baba olmak zorunda değil. Aksine bence anne ve baba olmak için belirli kıstaslar olmalıdır. Yetiştirilen her bireyin toplumda siyasi ve sosyal bir yeri varken bu çok elzem bir konudur.




Ülkemizde verdiğiniz istatistiklere dayaranak kadının iş hayatında kullanılma amaçları profosyonel olmaktan ziyade, bir obje olarak kullanılmasıdır. Bu yüzden hizmet sektörü ve reklamcılık en öne kadın ve kadın bedeni ortaya atılır. Bu da kadını objeleştiren bir olgudur aslında.

Mesela yeşil çamda sekreterlik mesleği yerin dibine sokulmuş, her sekretere hayat kadını muamelesi yapılmıştır. Mesela bir ayakkabı markasından güneş gözlüğü markasına kadar hatta parfümden çikolata reklamına kadar kadını cinsel obje olarak görebilirsiniz.

Veyahut bir şirketin sekreteryası şirketin yıllık cirosuna göre kapıdan girdiğinizde o kadar bakımlı bir kadın görürsünüz. Veyahut bir müşteri hizmetleri temsilcisi siz ne kadar sinirli olsanızda alttan alır.

Ama bu demek değildir ki kadının empatisi ve toleransları yüksek süper bir insan olması. Aslında kadının doğurganlığını kullan yargısına sahip çıkmasının sebebide budur. Çünkü iş hayatında objeleştirilmiş olmasıdır. Bu kadını iş hayatında başarılı, bilinçlenmiş olarak değerlendirmek değil, aksine oluşturulan sosyal algı çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Ki sosyal algıda ki mesaj açıktır kadın = seks objesi.

Bireysel kimliklerin toplumsal kimlikleri değiştirebilir olması gereklidir keza aksi durumda sosyal çatışmanın şiddeti tahmin sınırlarını zorlar. Zıt düştüğü her durumda toplum tarafından kültürel, ekonomik, eğitim, inanç kıstasları baz alınarak yargılama yapılır.

Yorumların için teşekkürler @Kızıl Mavi

Aslına bakarsan farklı pencerelerden bakıyoruz olaya.
Tespitlerine "Kadınların iş hayatındaki problemleri" şeklinde bir tartışma konusuna katılabilirim ama "Kadınların iş hayatındaki avantajları" konusunda katılamam.

Eğer yanlış anlamadıysam tartışma konusu bir dezavantajdan ziyade avantaj üzerine mantık yürütmekle alakalı. Dolayısıyla yorumlarım da bu yönde oldu.

Yani verdiğin örnekten yola çıkarsak Yeşilçam 'da sekterlik mesleğinin rezil bir şekilde kullanılması gerçek yaşamdan kesitler alınarak ortaya çıkmış bir durumdur.
Konuyla alakalı bu durum bize göre pek rezil gibi görünse de sekterlik mesleğini icra eden kişiye avantaj olarak geri dönüyor. Kadınlığını kullanarak patronuna karşı imtiyaz sahibi oluyor , kendi çapında bir statüye sahip oluyor yani.

Benim tartışma konusundan anladığım bu ve benzeri avantajlar oldu.

Tekrar teşekkürler : )
 
İş hayatında göstermelik bir kadın nezaketi var. Ama bıuda pozitif ayrımcılığın doğurduğu negatif ayrımcılığı körüklemekten öte bir işe yaramıyor. Malesef ki önyargının iyiside kötüsüde ön yargı olmasını engellemiyor.

Katılıyorum.
 
Geri