Kadim Dolunay Şiirleri

Konu sahibi son olarak 2227 gün önce görüldü
Gidiyorsun… Vakit, kıyamete ramak kala..
Bağrıma öyle bir sur üflendi ki, daha birinci evrede yıkıldı gönlümün gülruh sütunları..
Sen bensizliğe giderken, ben şimdiden sensizlikte kök saldım gül yüzlüm..
Sessizliğe büründüm, sessizliğini dinledim attığın her adımda..
Gözlerine bakmamak için yumdum gözlerimi; ağladım, içime aktı gözyaşlarım..
Ömrümün sonuna benzeyen son bakışlarını esirge benden,
Bana kalan, ilk günki nazarın olsun…
Elveda demeye dönmesin dilin, yetmesin nefesin..
Birazdan geri gelecekmiş edasıyla git,
Bana bir ömür beklemek kalsın…

Gidiyorsun işte… Vakit bile kıyamete düştü…
Şimdi hangi vakit seni buluşturur benimle..
Çöktü bütün hayaller, gönlüme berzah düştü…
Bir harabenin içine atıp beni, nereye gidiyorsun böyle?
Alıştım yanında çocuk kalmaya, şimdi nasıl büyürüm..
Düşersem kanayacak dizlerim..
Bir cümleye döküp içimi, nice sırlar gizlerim..
Mahmur bakışlarımla yokluğuna düşüşümü izlerim..

Sen giderken bin damla yaş düştü mendilime,
Hem sevip, hem ayrılmayı dokudum kilime…

Sen gittin;
Hasret dağının gölgesinde kaldım,
Hasretinden Güneş görmedi yüzüm,
Yerimde saydım..

Sen gittin;
Bırakıp gittiğin günde esirim,
Gecelerime benzedi gündüzüm,
Müteessirim..

Ah şu gidişler yok mu; bin gelişlerin sevincini, bir gidiş tüketir.

Kadim Dolunay​
 
Hani bilirsiniz ya;
DUYGULAR VARDIR,
Kalemden kâğıda lehçe dökülen
Benlikten kaçırıp meçhule götüren

GÖNÜLLER VARDIR,
Değirmen misali kalbi öğüten
Kaktüsü kurutup güller büyüten

HAYALLER VARDIR,
Bir kırık bacakla yine de yürüten
Her gece kaynayıp sinede tüten

AYRILIKLAR VARDIR,
Baharın yüzünü kışa çeviren
Bir garip firari kuşa çeviren

DUALAR VARDIR,
Arz-ı halleri Rahman’a bildiren
Derinden titreyen ruhu dindiren

HASRETLER VARDIR,
Bekleyiş içinde aklını yitiren
Vuslatı başlatıp, firakı bitiren

VE AŞK’LAR VARDIR… Aşıklar vardır.

Kadim Dolunay​
 
Kalemin Sesi


Her yazılandan bir şeyler öğrenir insan..

Düşünceler kelimelere döküldüğü vakit, onları okuyan her kim olursa olsun bir şeyler fısıldandığını hisseder.
İşte yazar da yazdıklarının fısıltısını duymakla yetinen kişidir çoğu zaman…
Örnek verecek olursak;
Fırıncı hamuru yoğurup ekmek yapar ve bunu halka dağıtır. Fırıncıya kalan da, fırıncının yediği de halka dağıttığı ekmekten başka bir şey değildir; fakat arada bir fark vardır: “yiyen kişinin açlığına göre ekmek lezzet kazanır.”
Tıpkı suya teşke bir kişinin içtiği su acı dahi olsa, suya olan isteği miktarınca suyun tatlılık ve kıymet kazanması gibi…

Düşünceler un gibidir;
Savrulduğunda toparlanması zor, harf deryasında ıslatılmadığında anlam kazanması güçtür.. Kelimeler şekillenip bir duygu bütününe büründüğünde, artık sizin bakışınızla anlam kazanacak sözcükler bulursunuz karşınızda…
Unutmayınız ki, kelimelere ne kadar açsanız, kelimeler o kadar anlam kazanacaktır dimağınızda..

Statik enerjiyi, dinamik enerjiye çevirmek nedir bilir misiniz..?
Ruhun iç titreşimlerini yazıya çevirmek…
Kalem tutmaya başladı mı insan, içine doğru bir yolculuğa geçer o an..
Ne kadar derine inerse o kadar derin duygular bulup koyar heybesine..
Geri döndüğünde ise heybesine koyduğu duygularla kelime köprüsünden geçmek zorundadır. Köprü ne kadar sağlamsa, duygular da o kadar sağlam yansır kelimelere..
Köprü sallandıkça düşer duygular, ve hecelere dönüşmeden hissiyata karışır..

Yüreğinize çektiğiniz nefes miktarınca inersiniz derine..
Heybenizin büyüklüğü kadar duygu getirebilirsiniz derinlerden..
Ve köprünüzün sağlamlığı kadar kuvvetli olur sözleriniz..

Kadim Dolunay​
 
Kalbinin çirkinliğini seyreylemeyip,
Yüzünün güzelliğine mi kanayım?
Heyhat! Fani olanı sergiliyorsun önüme…
İnan diyorsun! Hangi ispatsız sözüne inanayım?
Yine gam iliştiriyorsun günüme..
Sevmiyorsan eğer sevda rahlesinde aşk okumayı,
Uçurum kıyılarında raks edeceksin…
Gözlerinin renginden midir
Hayata böyle solarcasına düşüyor bakışın.
Her düş kırıklığının sonuna lanetler diziyorsun.
Yüzünü değil, kalbini okumaya talip olan gönlüme,
Ne diye suretini çiziyorsun?
Bilmiyorsan eğer yürek mehtabında yürümeyi,
Su üstünde koşmayı deneyeceksin..

Aşk’ı nerede arıyorsun da,
Düşüyorsun her adımda bir çukura.
Sonra gururuna gömüyorsun her hatanın hesabını.
Haykırışlarına kurban ediyorsun vicdanının sesini…
Duymuyorsan eğer sükûtun feryadını,
Kıyametin gürültüsünde uyuyacaksın…

Kusur gören gözlerle bakma bana!
Yürek tahtına oturanlar arınırlar kusurdan.
Yüreğinin bir ayağı kırık tahtına her oturan düşecek..
İçin yansa da, ruhun üşüyecek…
Okuyamıyorsan eğer gözlerin manasını,
Söz üstünde lehçe lehçe döküleceksin..


Kadim Dolunay​
 
AŞK, dağları deldirten veya Mecnun eyleyen miydi..?
Yoksa AŞK, Fatıma’nın gözlerinde bir Ali tebessümü müydü..?
Ve anladım ki, sonu vuslat olsun, ayrılık olsun ne fark eder..
Aşk, bitmez tükenmez bir hasret biçimiydi..
Kadim Dolunay
 
a25C5259Fkoturup.png


Sen şimdi yağan karın düşüşünü izlersin pencere kenarlarında.
Bir kar tanesi olup gözlerinin baktığı yere düşsem ya!
An alıcı gözlerinle andan der beni…
Al götür bambaşkalara,
Yüreğinin en serinine yağdır beni.

Sen şimdi susmayı seçersin benli hayaller kıskacında.
Şu hayat sürgünlüğünde senli ha(ya)llere öyle düştü ki yüreğim…
Kör çığlıklar giydim yokluğunun çıplaklığında.
Kalemin uykusuzluğunu dökerken sayfalara,
Mürekkebi damladı hüznün
Gecenin en demli vaktine.

Sen şimdi yolların kalabalık yalnızlığında yürürsün…
Adımların, yıkık bir düşüncenin uçurumuna götürür seni.
Bir kalbin ilk bestesi için aşka dokunurken adınla,
Gözlerine düştü üşüyen bakışlarım…
Aç oturup, aşk kalktığım gözlerinde gurbeti de gördüm, sılayı da…
Neşeyi de gördüm, hüznü de…

Sen şimdi rüyalarını, uykusuz gecelerinin siyahına gömersin…
Yıldızları toplarsın her göz kırpışında.
Yağmurlu bir geceye yüzünü dayarsın,
Melekler yanaklarına bırakır
Bulutların sıla kokan damlacıklarını.

Sen şimdi, ezan seslerinde muştular taşırsın yüreğine…
Sen şimdi yollarda hasret ve vuslat arasındasın…
Sen şimdi sükûtu ağır caddeleri yürürsün; bir başınasın…

Ve ben şimdi, bir gecenin muammasındayım…
Ve ben şimdi,
Bir lahzalık ömrü
Sayfaların dalgalı yüreğine
Dökme çabasındayım.

a25C325A7oturupa25C5259Fkkalkt25C425B1m2.png


Kadim Dolunay​
 
Bizler, hep birlikte bir coğrafyanın deseni;
Bizler, bir nakışın farklı renkleriyiz…
Nakış ve renk öyle bütünleşmiştir ki
Onları ayırmak, desenin çirkinleşmesine neden olur…
Hepimiz, aynı kelimenin manası, aynı kalemin ahengiyiz…
Aynı kalemle yazılmış farklı harfler, manidar kelimeler gibiyiz…
Birimiz aradan çıkarılsa manamız değişiverecek veya anlamsızlaşacağız…


Kadim Dolunay​
 
bir-hC3BCzC3BCn-bir-filistin.jpg


Hüzün ve Filistin


Ben, Filistinli çocuk..
İnsanların gülmeyi unuttuğu, sevinçlerin gömüldüğü yerden yazıyorum..
İçimdekileri kalem taşıyamaz, kırılır gider; gözlerimi kapatıp da yazıyorum…
Ben, Filistinli çocuk..
Bakışlarımda özgürlük nidası, adımda direniş rayihası…
Bitmez bir burukluk biçimindeyim.. Acı benim değil; ben acının içindeyim…
Bir çocuk çığlığı düşer uykunun en rüyalı yanına..
Açılır gözlerimiz karanlık sokakların en soğuğuna…
İçim hüzün, dışım hüzün… Gözlerim, yüzüm hüzün..
…Söyler misiniz, hangi çocuğun yüzüne yakışırdı ki hüzün?
Ben, Filistin’de annesinin kucağında mütebessim çehresiyle uyuyan bir bebeğin, bomba sesleriyle irkilip ağlamasını betimlemiş hazin bir tabloyum…
Kanla kirletilmiş hayallerin, kurşun yemiş heyecanların sahibi benim..
Bir çıkış noktası arıyorum, dört yanım keder..
Toplasam cümle ömrümü, ancak bir Ah’ım eder..

Neden ölüm kokar bu karanlık..?
Ve neden öz yurdumda eğreti bu gündüzler..?
Bir kabir miktarı toprak parçam olsa kâfi bana…
Orada oynar, orada ölürdüm…
Ne hayallerimle sizi rahatsız eder, ne de çığlıklarımı üflerdim kulaklarınıza…
Lale soğanları gömerdim toprağın yüreğine.. Sevgiyle…
Ekmeğimden bir parça koparıp yerken, kuşları izlerdim.. Sevinçle…

Biliyor musunuz, ellerimizin ekmek tutan yanıydı taşlar.
Semadan indirdiğim ellerimi bir taşa uzattım..
Öyle sıkı tuttum ki.. Bedenim taş kesildi, taş oldu..
Taşa verdim kalbimi, taş, ben oldu.. Öfkem boşaldı taşa doldu…
Derin bir nefes sonrasında ‘A L L A H’ dedim ve kendimden bir parçayı savurdum balçık yutmuş vicdanlara..!
Ah… Taşların suretine gizlenmiş gözlerimizi görebilseydiniz kalbiniz titrer, soluğunuz kesilirdi…

Taş taşıdım, katran vicdanların sa/vurdum beline…
Taş taşıdım, şu insanlığın yıkık temeline!
Taş taşıdım bunca zaman, yüküm ağırdı..
Sayfalar “gel” dedi, kalem çağırdı…

Bu, kırıp attığım kaçıncı kalem.. Bilmem..
Üç noktaya sığar mı dersiniz hüznümüz?


Kadim Dolunay​
 
Üç noktam…
Noktasız cümlelerimiz vardı seninle.
Ve üç nokta miktarınca susuşlarımız…
Hüznün, sevincin, sinirin…
Her duygunun ritmi başkaydı sende.
Kalbinden kalbime dolanınca aşk kokulu nergislerin,
Sen susardın ben seni dinlerdim, konuşurdum seni söylerdim.
Sedef gözlüm, dolunaylı bir gecenin rengini taşırdı gözlerin…
Santur nağmeleri gibi lerzan üslubunla, aşk’a kürek çeker sözlerin.

Sitarem…
‘Teşbihinde hata var’ heyecanı kurşunlanmış duygularımın.
Bir ölüm kıyısında bencileyin titrer kalemim…
Yıldızları şiirlerle uyuttuğum gecelerin sabahında,
Sağ yanıma kıble, sol yanıma karayel eser.
Doğu- batı arasında, o şedit kulvarda gidip gelmekteyim…
Kırık bir taburede,
Ufkun kızıllığında kaybolan günaydınları beklemekteyim.

Sürurum…
Ayak altı uçurumlar çizdim,
Hayallerime bıraktım naçiz bedenimi.
Düşüşümü izledim, kurşun renkli kubbelerden…
İçime yürüdüm ayak izlerime gebe patikalardan…
Her gidişim bin bir offf yüklü,
Her gelişim, topukları çatlamış ihtiyar hüznü…
Kâğıttan uçakların arasına sıkıştırıp, savurduğum dualarım vardı,
Çocukluğumun vazgeçilmez hüznünü yüzüme yakıştırıp
Uyuduğum hûlyalarım vardı.

Firuzendem…
Melankolik halime hicran melodileri eşlik eder,
Rabıtasız sesler çınlar kulaklarımda.
İçime sen düştüğünden beri,
Yastığımı ıslatan her damla yaş, faylarla çevrili yüreğimden sızıp gelir.
Can parçası yüzüne doymadan başladı imsak,
İçten içe bir hicran kokusu yayılır sana teşne yüreğimde…
Sana aç ne vakitler geçirdim,
Etsem gönül sofrandan bir iftar…
Somon balıkları döner doğdukları limana,
Ben yine gurbetlere giriftar!


Kadim Dolunay​
 
Şair, suretinle dizerdi o ahsen kelimeleri
Yazar, kor düşürürdü romanına, zatını görseydi
Gülçehre kalemler yazardı o engin ferasetini
Dondukça tüten, yandıkça üşüten O muamma neydi..?
Gül çağı başlar adınla, Melekler hazırlar yerini
Namdar Mecnun’un adı da kalmazdı aşkına düşseydi
Lehfan dokunuşlar çizerdi o nurefşan hallerini
Aktıkça dinen, çıktıkça inen; o aşk nasıl bir şeydi..?

Kadim Dolunay
 
İçimdeki boşluk seninle damla damla dolarken,
Gözlerim yıldızların seyrine daldı, baktı öyle, Gülefşan…

Bir hüznün son çırpınışlarını hissettim sevince dönüşürken.
Bakışlarının ahusuna tutundum senli hülyalara düşerken.
Aynı şehrin havasını içime çekerken
Nefesin doldu ciğerlerime ey Gülefşan…

Öp beni kalbimden,
Gülüşün düşsün siretini okuyup hatmeden yüreğime…
Gecenin karanlığına örülürken ruhum hüzünlerle,
Arşın perdesine işlenir gözlerinden dökülen inciler…
Zamanın avucuna bırakılır herbir şey,
Ben kendimi sana bıraksam, tutmaz mısın Gülefşan..?

Annemi ocak başında ekmek yaparken
Seyredişlerimde bulduğum huzuru duydum sesinde;
Ekmek kokusu gibi güven verdi varlığın…

Sevdanın başladığı yerde hasrete alışırken,
Külfetin sonuna düştüm..
Aşk’ın senli halini yaşamaya çalışırken,
Hasretin koruna düştüm Gülefşan…

Islanan yastığım şimdi kurumaya çekilir ümit güneşinde.
Seccadeleri yıkayalım birlikte, gözyaşı ırmağında yâr…
Hadi, tut ellerimden, dua dua yürüyelim ey Gülefşan…

Kadim Dolunay​
 
İstanbul’un Beklediği Şiir

İstanbul… Ah seni bir an görebilmek..
Hasretim suzan gibi…
Kalbinin henüz hiç kimsenin göremediği,
Henüz hiç kimsenin giremediği sokaklarında dolaşmak..
İklimim hazan gibi…
Kalbinin en suskun, en sevgili, en güzel caddesinde bir yer ver bana;
Hayallerimi işte tam oraya inşa edeyim,
Orada büyüteyim mahzun çocukluğumu,
Orada gidereyim uykusuzluğumu ve orada tüketeyim suskunluğumu..
Sükûtum, fizan gibi…
Ah İstanbul… Güven dolu hayaller sakladım sana.
Kimseye güvenemem, hiç- mi dersin..?



İstanbul… Özümden özüne kanat çırpınca bütün duygular,
Adına merhaba diyerek savruldular, aşk’a selam durdular..
Fatihin fetih gemisini karadan yürütenler,
Marmara’dan vuslata uzanıp, aramıza köprüler kurdular…
Çevirme benden uzaklara o efsunlu bakışını..
Hangi karanlık sökebilir yüzünün şems nakışını..
Ah İstanbul… En safi duygularla bağlandım sana.
Unutursun geçer, of- mu dersin?

14jvuxf.png


stanbul… Aktın gönül fezasına, kusursuzca yankılan..
Umutlarıdır gönlümün, umutsuzca yakılan.. Fütursuzca yıkılan…
Puslu fotoğraflarda seyrettim taşını, toprağını..
Gözlerini göremesem de, en soğuk iklimlerinde gözlerini hayal ettim, gözlerinle ısındım..
Hep gecelerine çizdim yıldız yıldız sevgimi, gecelerine sığındım..
Bir uykusuz düş gibi nefesine sarıldım..
Ah İstanbul… Derya oldum, sel oldum ağladım sana.
Sızlanma boşuna, git- mi dersin?

1632881876887379167461693219897534215921337915332n.jpg


İstanbul… Hayallerim var, ve bu hayaller senindir!
İçine düşse de har, yinede hüsün dolu haller senindir.
Engeller çıkarma önüme! Engelleri sen indir.
Şiirler yazdım sana, satır satır senindir…
..Bir ev hayal ettim can var içinde.
Kalbimi koydum en güzel yerine; yâr içinde..
Kış görmez yüzümüz, bahar içinde…
Ah İstanbul… Demet demet şiirler topladım sana.
Sözlerin yetersiz, kes- mi dersin..?

İstanbul… Sözlerim kâfi değil has sesine, ferasetine..
Alıştı şu yüreğim hasretine, esaretine…
Ah nefesin.. Üfle yüzüme, gözlerime dolsun rengin..
Yok dengin.. Gölgen, Güneşten de engin..
Rüzgara meydan okuyan yaprağa benzer ahengin…
Hadi, bir sen dol içime, bir de hüzün..
Ah’ı öğretir özüme yüzün…
Ah İstanbul… Kalbimi besteleyip söyledim sana.
Bu kadar yeter, sus- mu dersin..?

Susarım…

Bir suya, bir de sana susuyorum..
Prangalar yedi dilim; susuyorum..


Kadim Dolunay

İstanbul’un duygu ikliminden aziz bir Aşk’a doğru yolculuğa çıkıyoruz…
Gönülleri Fethedebilmek Umuduyla…
Kadim Sevgiler…​
 
Önüme düşen bakışlarımdan yakala beni..
Sana takılıp yırtılan bir yüreğin gönüllü hamalıyım…
Kesilince dünyanın sesi, yalnızlığım guruldar içimde,
Aklıma düşersin en beyaz halinle…

Senin bir ‘elveda’na kaç gecelik gözyaşı ‘merhaba’ları getirir?
Susma sözüne gül kaçmış yâr..!
Sensizliğin acısını hangi sevinçler bitirir?

Sana gelmek istiyorum ey yâr..!
Sen, meleklerin öpücükleri arasında nazlı nazlı uyurken,
Ankara Otogarına düşer ayaklarım bir gece vakti..
Sabah ezanına doğru ulaşırım caddelerin en gül kokulusuna…
Çalarsam kalbini, konuk olmak istersem yüreğine; korkma..
Aç gözlerini usulca..
En yakın mesafede, seninle duaya durmaya geldim..
Sen, minare karşısı evinizde duaya açınca ellerini,
Avuçlarına düşen gözlerinle yakala beni..!

Ve ben gözlerine selamet… Ve ben Allah’a emanet…
……….

Kadim Dolunay​
 
Geri