Kaderleri kader sanmak, kaybetmeye alışmaktandır.

Konu sahibi son olarak 3944 gün önce görüldü
Aklımı kazandığım an -yani beynimi kullanmayı öğrendiğim an- anladım;
düşünmek sağlığa zararlıydı ve bir an önce cahilliğin verdiği mutluluğa geri dönmeliydim.
Yapamadım. Çiğnenen yolların tozu ciğerlerime dolmuştu bir kere.
 
Çünkü nefret ediyordum sınırlardan.
Çünkü insanlığa, midemi bulandıracak kadar maruz kalmıştım.
Evet, kaçtım. Saklanmayı oldum olası sevemedim zaten.
Beden denen kafesi etrafta sürüklemenin bedeli de ağırdı.
-sadece doğmak bile bunu anlamak için yeterliydi-​
 
Bin çile çektir bana da
bir gülmeni esirgeme n’olur.
 
Olgunluk kusup yorgunluk yedim.
Gündüze yavşadım da geceyle seviştim.
Düş kurmak adem işi ya, düşmeleri ezberledim.
Çünkü insandım. Çünkü insanlığı taşıyamayacak kadar insandım.
Çünkü değil şehir, değil ülke, değil gezegen, evren dahi yetmiyordu bana.
 
O sabah, seni sevdiğimi söyleyecektim. -sanki bilmiyormuşsun gibi- kadınsın, bilirim ki sevildiğini anlarsın. ama öyle değil mi, duymak da ister insan sevildiğini. istersin elbet. ama gel gör ki, ben bir korkağım.
o sabah, seni sevdiğimi söyleyecektim. gülmeseydin öyle, söylerdim de. şaşırıyor insan, -hiç beklemediği bir anda- cenneti görünce. susuyor da üstelik. nefesler çığlık olsa şayet boğulur. öyle susuyor.
o sabah, seni sevdiğimi söyleyecektim. yaz, usulca terk ederken kasabayı, kışlıklarımı arar gibi diziyordum kelimeleri. gözlerin baktı sonra. göğüs kafesinde bir kuş oldu yürek, çırpındı içimde. ağzım açık, kelimeler yetim kaldı.
o sabah, seni sevdiğimi söyleyecektim. kendimi çiğneyip de ‘‘sen’’ diyecektim. şiir yazacak, boş caddelerde şarkı söyleyecektim. dans etmeyi bilmesem de deli gibi tepinecektim. sensiz akan her saniyeyi israf belleyecektim.​
 
‘‘Onlar’’ diye birileri var. Sanki düşmemizi bekliyorlar.
Tüm işleri bizi izlemek, ne yaparsak yapalım eleştirmek, ne dersek diyelim dalga geçmek.
Onlar; kendi mutluluklarını bir başkasının hüznünde bulan, gülmek için birilerinin ağlamasını bekleyen, empatiden ölümüne korkan, konuşmayı, sırf üstünlüklerini belirtmek için öğrenmiş, susmayı ise henüz öğrenememiş, özgürlük emen insan müsvetteleri. Onlar…
Ki yetmiyoruz. Bir oluyorsak da yeniliyoruz. Birlere karşı on(lar) oluyorlar.
‘‘Elalem ne der’’ diyoruz.
Patronum, öğretmenim, arkadaşlarım veyahut sevgilim ne der ? Onların onaylamayacağı adımlardan korkuyoruz.
Yasalardan, dinden, fizik kurallarından… Her şeyden korkuyoruz. Hatta kitaplardan bile.
Çünkü aydınlık saçıyorlar ve bizlerin karanlığa aşina gözleri, acıyor onları yüzümüze tutarken.
Onlar var. Korktukça olacaklar. Korktukça büyüyecek, korktukça keskinleşecekler. Ama bir gün bir kelime yapışacak zihnimize. Bir kelime ki, bizden büyük, bizden kat ve kat değerli…
Anlayacağız; korkunun tedavisi o korkuyu yaşamaktır. Yaşayacağız. Çünkü zihnimize yapışan o kelime haykıracak bize.‘‘Yaşa !’’ Ve susturamayacağız onu.
Bir manzarayı izlerken sessizce, kulaklarımızı tıkayacağız ellerimiz ile. Bağırarak konuşacak, son ses müzik dinleyeceğiz.
Lakin biz fısıltı, o çığlık olacak.
‘‘Yaşa !’’

An gelecek, katledeceğiz onları. Umurumuzda olmamalarını sağlayacağız.
Ve yaşamak denen aşamaya -işte o vakit- adım atacağız.
 
Geri