Kaç çeşit ortaklık vardır?
İslâm’da şirketler genel olarak mülk ve akit şirketi olmak üzere ikiye ayrılır. Mülk şirketi; miras, bağış ve vasiyet gibi bir yolla, birden çok kişinin bir mala ortak olmasıdır. Burada her bir ortak diğerinin izni olmadıkça, ortak malda tasarruf edemez.
Akit şirketi ise, sözleşme ile meydana gelen ortaklıklar olup, sekiz çeşittir.
Ortaklık çeşitleri:
(1) Müfâvada ortaklığı:
İki ve daha çok kimse, aralarında tam eşitlik üzere,
şirket sözleşmesi yaparak, şirket sermayesi olabilecek bütün mallarını ortaklığa tahsis ettikleri halde, sermaye miktarları, kâr ve zarara katılma oranları eşit olarak belirlenmişse, böyle bir şirket türüne “Müfâvada şirketi “denir. Bu şirket; kardeşler ve birbirine çok güvenen sermaye sahipleri arasında kurulabilen, hadislerde bereketinden söz edilen bir ortaklıktır.( bk. İbn Mâce, Ticârât, 83) Burada ortaklar birbirinin hem vekili ve hem de kefilidir.( bk. Kâsânî, Bedâyi’, VI, 60 vd. ; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, III, 369 vd) Bu, günümüzde uygulanan Kollektif şirketlerden daha güçlü bir şirket türüdür. Çünkü ortakların sorumluluğu, şirket sermayesi olabilen bütün mal varlıklarını kapsar.
(2) İnan ortaklığı:
İki ve daha çok kimsenin eşit veya farklı miktarlarda sermaye koyarak, ticaret yapmak ve elde edilecek kârı aralarında paylaşmak üzere ortaklık kurmasıdır. Burada ortaklar kârı, aralarında belirledikleri şartlara göre paylaşırlar, zarara ise ilke olarak sermaye oranlarına göre katlanırlar. Şirketin işlerini yürüten veya şirkette çalışan ortak, maaş yerine kârdan pay alabileceği gibi, yıl sonu kârına mahsûben avans niteliğinde maaş da alabilir. Şâfiîlere göre ise, şirkette çalışan kişi maaş karşılığında çalışır.
Ortakların payları şirketin tüm mal varlığı üzerinde olduğu için, dönem sonlarında yapılacak “yeniden değerlemelerle”, şirketin anapara ve kâr miktarını hesaplamak gerekir. Bu reel değerlerin “hisse senetleri” ne yansıtılması durumunda gerçek bir piyasa, ya da borsa değeri ortaya çıkar. Başlangıçta anapara altın veya istikrarlı bir döviz olarak belirlenmişse, gerçek kârı hesaplamak güçlük doğurmaz.
(3) Kredi ortaklığı (Vücuh şirketi):
Sermayesi olmayan, fakat toplumda itibarı bulunan iki ve daha çok kişinin veresiye mal alıp peşin satmak veya mal pazarlamak yoluyla elde edecekleri kârı paylaşmaları esasına dayanır.
Kredi (vücuh) ortaklığının hükümleri:
a) Bu şirket türünde kâra hak kazanma, sermayeye değil, zarar riskini üstlenme ilkesine dayanır. Çünkü kredi şirketi temelde sermayeye dayanmaz.
b) Ortaklar fiilen şirket işinde çalışmasa bile kârdan pay alma hakkına sahip olur. Ancak yukarıda “işgücü ortaklığı”nda da belirtildiği gibi, şirket işlerinde fiilen çalışan ortaklar için ana sözleşme veya yetkili kılınmışsa yönetim kurulu ya da genel kurul kararıyla kârdan belirli bir pay veya ecr-i misil dikkate alınarak bir maaş ödenebilir. Böyle bir ücretin, yıl sonu gelirine mahsup edilmek üzere avans olarak verilmesi de mümkündür.
(4) İşgücü ortaklığı (Sanâyî’ veya ebdân şirketi):
İki ve daha çok kimsenin mal ve sermaye yerine iş ve mesleklerini ya da teşebbüs güçlerini birleştirerek kuracakları ortaklık türüdür. İki müteahhidin ya da konfeksiyon dikim atölyesi bulunan kişilerin imkânlarını birleştirerek, birlikte taahhüt işleri almaları durumunda böyle bir ortaklık meydana gelir.
İşgücü ortaklığının hükümleri:
a) İşgücü ortaklığında, her ortağın taahhüt ettiği iş diğer ortak ya da ortakları da bağlar. İstihsan deliline göre, işin sahibi, işin yapılmasını dilediği ortaktan isteyebilir. Aynı şekilde her ortak da iş sahibinden ücretin tümünü talep edebilir. Ancak ortaklar ana sözleşmeye bu konuda düzenleyici hükümler koymuşlarsa şirketin yönetimi bu hükümlere göre olur.
b) İşgücü ortaklığında kârın paylaşılması ve zarara katlanma, yapılan işe göre değil, taahhüdü tazmin yükümlülüğüne göre olur. Meselâ; %20 zarar riski üstlenen ortak, kârın %20’sine hak kazanacağı gibi, doğabilecek zararın da %20’sini üstlenmiş bulunur. Bu ölçüyü değiştiren ana sözleşme veya yönetim kurulu kararı İslâm’ın şirket ilkeleri ile çelişir. Çünkü tazmin sorumluluğu üstlenilmeyen şeyin kârını almak, hadisle yasaklanmıştır.( . Ahmed İbn Hanbel, II, 179, 205; Nesâî, Büyû’, 71, 72; Tirmizî, Büyû’, 19; İbn Mâce, Ticârât, 20) Bu yüzden, fiilen şirkette çalışmayan ortak da zarar riskini üstlendiği oranda kâra hak kazanır. Çünkü böyle bir ortaklıkta kâra hak kazanma, fiilen çalışma karşılığında değil, zararın tazminini göze almakla olur.( es-Serahsî, a.g.e, XI, 107, 170, 218; el-Kâsânî, VI, 76 vd.; İbn Âbidîn, a.g.e, III, 361, 363; Hamdi Döndüren, Ticaret ve İktisat İlmihali, s.424, 425) Bununla birlikte, gerek ana sözleşmeyle ve gerekse bu konuda yetkili kılınan yönetimin vereceği karar uyarınca, fiilen işi yürüten ortaklara emeklerinin karşılığı olarak, kârdan belli prim veya ecr-i misil olarak maaş verilmesi de İslâm’ın genel şirket hükümleri ile çelişmez.
(5) Emek- sermaye ortaklığı (Mudârabe):
Bir tarafın iş gücünü, diğer tarafın sermayeyi koyarak oluşturdukları şirket türü olup, kârın paylaşılma oranları sözleşmeyle belirlenirken, zarara yalnız sermaye tarafı katlanır. Ancak zarar olursa, emek tarafı bir şey alamayacağı için onun emeği de boşa gitmiş olur. Zararın meydana gelmesinde işletmecinin (emek tarafı) kasıt, kusur veya ihmali (teaddî) olursa, onun da zarara katlanması gerekir. Mudârâbede, sermaye sahibi; yapılacak ticaret çeşidi, yerle ilgili sınırlama ve süre koyma gibi bir takım şartlar koymuşsa, işletmecinin bunlara uyması gerekir. Ayrıca sermaye sahibi, işletmecinin anlaşma esaslarına uyup uymadığını her zaman denetleme hakkına sahiptir.
Günümüz finans kurumları emek- sermaye ortaklığı (mudârabe) esasına göre çalışmaktadır. Kurum, işletmeci (mudârib) sıfatıyla, yatırılan tasarrufları fâizsiz yollarla vade sürelerine göre işletip, dönem sonlarında elde edilen kârın yaklaşık %20 kadarını almaktadır. Kârın geri kalan %80 lik bölümü de, mevduat sahiplerine sermaye oranlarına göre dağıtılmaktadır.
(6) Ziraat ortaklığı (Müzâraa):
Bir taraftan arazi, diğer taraftan çalışma olmak üzere, çıkacak ürünün tarafların serbestçe belirleyeceği oranlarda paylaşılması esasına dayanır. Toprak sahibi ve işletmeci yanında, işletme masraflarını üstlenen üçüncü bir kişi veya finans kurumu ile birlikte de böyle bir ortaklık tesis edebilir. Bu takdirde tarım kredisini veren kişi veya kurum, faiz yerine, çıkacak üründen pay alacağı için bereketli ve helâl bir kazanç almış olur.
(7) Bağ- bahçe ortaklığı (Müsâkât):
Meyve bahçesi sahibi ile, bu bahçenin sulama ve bakım işlerini üstlenecek kişi arasında, elde edilecek ürünü paylaşmak üzere yapılan bir ortaklık çeşididir. Burada da üçüncü bir ortak olarak sermaye sahibi veya finans kurumu fonu devreye sokulabilir. Çıkan ürün paylaşılacağı, ürün olmazsa, ortaklar ürünü paylaşma oranlarına göre zarara katlanacağı için burada da fâiz söz konusu olmaz.
(8) Ağaç dikimi ortaklığı (Mugârase):
Meyvesi olmayıp, yalnız kerestesinden yararlanılan meşe, kavak, çam vb. ağaç türleri üzerinde de ortaklık sözleşmesi yapılabilir.( Geniş bilgi için bk. Hamdi Döndüren, İslâmî Ölçülerle Ticaret Rehberi, İstanbul 1998)
Sonuç olarak, yukarıda belirttiğimiz şirket çeşitleri ve nitelikleri dikkate alınarak, Müslümanlar arasında kurulacak bir ortaklıkta, şirket ana sözleşmesi hazırlanırken helâlı haram, haramı helâl kılacak maddelerin konulmamasına özen gösterilmelidir. Bununla birlikte günümüz ticaret şirketlerinde kâr dağıtımı, hisse senetlerinin değeri, alım- satımı, sermaye artırımı, şirketin yönetimi, faizli kredi kullanımı, holdingleşme, holdinge bağlı şirketlerin kendi aralarındaki ticaret ilişkileri, şirketin devri, fesih veya tasfiyesi gibi ortakların birbirinin hakkına tecavüz etmesine imkân veren muâmelelerin İslâmî hükmünü uzmanından sorup araştırmak, işadamının hedefi olmalıdır.
İslâm’da şirketler genel olarak mülk ve akit şirketi olmak üzere ikiye ayrılır. Mülk şirketi; miras, bağış ve vasiyet gibi bir yolla, birden çok kişinin bir mala ortak olmasıdır. Burada her bir ortak diğerinin izni olmadıkça, ortak malda tasarruf edemez.
Akit şirketi ise, sözleşme ile meydana gelen ortaklıklar olup, sekiz çeşittir.
Ortaklık çeşitleri:
(1) Müfâvada ortaklığı:
İki ve daha çok kimse, aralarında tam eşitlik üzere,
şirket sözleşmesi yaparak, şirket sermayesi olabilecek bütün mallarını ortaklığa tahsis ettikleri halde, sermaye miktarları, kâr ve zarara katılma oranları eşit olarak belirlenmişse, böyle bir şirket türüne “Müfâvada şirketi “denir. Bu şirket; kardeşler ve birbirine çok güvenen sermaye sahipleri arasında kurulabilen, hadislerde bereketinden söz edilen bir ortaklıktır.( bk. İbn Mâce, Ticârât, 83) Burada ortaklar birbirinin hem vekili ve hem de kefilidir.( bk. Kâsânî, Bedâyi’, VI, 60 vd. ; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, III, 369 vd) Bu, günümüzde uygulanan Kollektif şirketlerden daha güçlü bir şirket türüdür. Çünkü ortakların sorumluluğu, şirket sermayesi olabilen bütün mal varlıklarını kapsar.
(2) İnan ortaklığı:
İki ve daha çok kimsenin eşit veya farklı miktarlarda sermaye koyarak, ticaret yapmak ve elde edilecek kârı aralarında paylaşmak üzere ortaklık kurmasıdır. Burada ortaklar kârı, aralarında belirledikleri şartlara göre paylaşırlar, zarara ise ilke olarak sermaye oranlarına göre katlanırlar. Şirketin işlerini yürüten veya şirkette çalışan ortak, maaş yerine kârdan pay alabileceği gibi, yıl sonu kârına mahsûben avans niteliğinde maaş da alabilir. Şâfiîlere göre ise, şirkette çalışan kişi maaş karşılığında çalışır.
Ortakların payları şirketin tüm mal varlığı üzerinde olduğu için, dönem sonlarında yapılacak “yeniden değerlemelerle”, şirketin anapara ve kâr miktarını hesaplamak gerekir. Bu reel değerlerin “hisse senetleri” ne yansıtılması durumunda gerçek bir piyasa, ya da borsa değeri ortaya çıkar. Başlangıçta anapara altın veya istikrarlı bir döviz olarak belirlenmişse, gerçek kârı hesaplamak güçlük doğurmaz.
(3) Kredi ortaklığı (Vücuh şirketi):
Sermayesi olmayan, fakat toplumda itibarı bulunan iki ve daha çok kişinin veresiye mal alıp peşin satmak veya mal pazarlamak yoluyla elde edecekleri kârı paylaşmaları esasına dayanır.
Kredi (vücuh) ortaklığının hükümleri:
a) Bu şirket türünde kâra hak kazanma, sermayeye değil, zarar riskini üstlenme ilkesine dayanır. Çünkü kredi şirketi temelde sermayeye dayanmaz.
b) Ortaklar fiilen şirket işinde çalışmasa bile kârdan pay alma hakkına sahip olur. Ancak yukarıda “işgücü ortaklığı”nda da belirtildiği gibi, şirket işlerinde fiilen çalışan ortaklar için ana sözleşme veya yetkili kılınmışsa yönetim kurulu ya da genel kurul kararıyla kârdan belirli bir pay veya ecr-i misil dikkate alınarak bir maaş ödenebilir. Böyle bir ücretin, yıl sonu gelirine mahsup edilmek üzere avans olarak verilmesi de mümkündür.
(4) İşgücü ortaklığı (Sanâyî’ veya ebdân şirketi):
İki ve daha çok kimsenin mal ve sermaye yerine iş ve mesleklerini ya da teşebbüs güçlerini birleştirerek kuracakları ortaklık türüdür. İki müteahhidin ya da konfeksiyon dikim atölyesi bulunan kişilerin imkânlarını birleştirerek, birlikte taahhüt işleri almaları durumunda böyle bir ortaklık meydana gelir.
İşgücü ortaklığının hükümleri:
a) İşgücü ortaklığında, her ortağın taahhüt ettiği iş diğer ortak ya da ortakları da bağlar. İstihsan deliline göre, işin sahibi, işin yapılmasını dilediği ortaktan isteyebilir. Aynı şekilde her ortak da iş sahibinden ücretin tümünü talep edebilir. Ancak ortaklar ana sözleşmeye bu konuda düzenleyici hükümler koymuşlarsa şirketin yönetimi bu hükümlere göre olur.
b) İşgücü ortaklığında kârın paylaşılması ve zarara katlanma, yapılan işe göre değil, taahhüdü tazmin yükümlülüğüne göre olur. Meselâ; %20 zarar riski üstlenen ortak, kârın %20’sine hak kazanacağı gibi, doğabilecek zararın da %20’sini üstlenmiş bulunur. Bu ölçüyü değiştiren ana sözleşme veya yönetim kurulu kararı İslâm’ın şirket ilkeleri ile çelişir. Çünkü tazmin sorumluluğu üstlenilmeyen şeyin kârını almak, hadisle yasaklanmıştır.( . Ahmed İbn Hanbel, II, 179, 205; Nesâî, Büyû’, 71, 72; Tirmizî, Büyû’, 19; İbn Mâce, Ticârât, 20) Bu yüzden, fiilen şirkette çalışmayan ortak da zarar riskini üstlendiği oranda kâra hak kazanır. Çünkü böyle bir ortaklıkta kâra hak kazanma, fiilen çalışma karşılığında değil, zararın tazminini göze almakla olur.( es-Serahsî, a.g.e, XI, 107, 170, 218; el-Kâsânî, VI, 76 vd.; İbn Âbidîn, a.g.e, III, 361, 363; Hamdi Döndüren, Ticaret ve İktisat İlmihali, s.424, 425) Bununla birlikte, gerek ana sözleşmeyle ve gerekse bu konuda yetkili kılınan yönetimin vereceği karar uyarınca, fiilen işi yürüten ortaklara emeklerinin karşılığı olarak, kârdan belli prim veya ecr-i misil olarak maaş verilmesi de İslâm’ın genel şirket hükümleri ile çelişmez.
(5) Emek- sermaye ortaklığı (Mudârabe):
Bir tarafın iş gücünü, diğer tarafın sermayeyi koyarak oluşturdukları şirket türü olup, kârın paylaşılma oranları sözleşmeyle belirlenirken, zarara yalnız sermaye tarafı katlanır. Ancak zarar olursa, emek tarafı bir şey alamayacağı için onun emeği de boşa gitmiş olur. Zararın meydana gelmesinde işletmecinin (emek tarafı) kasıt, kusur veya ihmali (teaddî) olursa, onun da zarara katlanması gerekir. Mudârâbede, sermaye sahibi; yapılacak ticaret çeşidi, yerle ilgili sınırlama ve süre koyma gibi bir takım şartlar koymuşsa, işletmecinin bunlara uyması gerekir. Ayrıca sermaye sahibi, işletmecinin anlaşma esaslarına uyup uymadığını her zaman denetleme hakkına sahiptir.
Günümüz finans kurumları emek- sermaye ortaklığı (mudârabe) esasına göre çalışmaktadır. Kurum, işletmeci (mudârib) sıfatıyla, yatırılan tasarrufları fâizsiz yollarla vade sürelerine göre işletip, dönem sonlarında elde edilen kârın yaklaşık %20 kadarını almaktadır. Kârın geri kalan %80 lik bölümü de, mevduat sahiplerine sermaye oranlarına göre dağıtılmaktadır.
(6) Ziraat ortaklığı (Müzâraa):
Bir taraftan arazi, diğer taraftan çalışma olmak üzere, çıkacak ürünün tarafların serbestçe belirleyeceği oranlarda paylaşılması esasına dayanır. Toprak sahibi ve işletmeci yanında, işletme masraflarını üstlenen üçüncü bir kişi veya finans kurumu ile birlikte de böyle bir ortaklık tesis edebilir. Bu takdirde tarım kredisini veren kişi veya kurum, faiz yerine, çıkacak üründen pay alacağı için bereketli ve helâl bir kazanç almış olur.
(7) Bağ- bahçe ortaklığı (Müsâkât):
Meyve bahçesi sahibi ile, bu bahçenin sulama ve bakım işlerini üstlenecek kişi arasında, elde edilecek ürünü paylaşmak üzere yapılan bir ortaklık çeşididir. Burada da üçüncü bir ortak olarak sermaye sahibi veya finans kurumu fonu devreye sokulabilir. Çıkan ürün paylaşılacağı, ürün olmazsa, ortaklar ürünü paylaşma oranlarına göre zarara katlanacağı için burada da fâiz söz konusu olmaz.
(8) Ağaç dikimi ortaklığı (Mugârase):
Meyvesi olmayıp, yalnız kerestesinden yararlanılan meşe, kavak, çam vb. ağaç türleri üzerinde de ortaklık sözleşmesi yapılabilir.( Geniş bilgi için bk. Hamdi Döndüren, İslâmî Ölçülerle Ticaret Rehberi, İstanbul 1998)
Sonuç olarak, yukarıda belirttiğimiz şirket çeşitleri ve nitelikleri dikkate alınarak, Müslümanlar arasında kurulacak bir ortaklıkta, şirket ana sözleşmesi hazırlanırken helâlı haram, haramı helâl kılacak maddelerin konulmamasına özen gösterilmelidir. Bununla birlikte günümüz ticaret şirketlerinde kâr dağıtımı, hisse senetlerinin değeri, alım- satımı, sermaye artırımı, şirketin yönetimi, faizli kredi kullanımı, holdingleşme, holdinge bağlı şirketlerin kendi aralarındaki ticaret ilişkileri, şirketin devri, fesih veya tasfiyesi gibi ortakların birbirinin hakkına tecavüz etmesine imkân veren muâmelelerin İslâmî hükmünü uzmanından sorup araştırmak, işadamının hedefi olmalıdır.