Abaris
Elmas Üye
-
- Katılım
- Mayıs 24, 2016
-
- Mesajlar
- 37,867
-
- Tepkime puanı
- 3,895
-
- Puanları
- 353
Batmaya yüz tutan bir gemi gibi su alıyor ömrüm
Beni, bel kemiğimden kırdılar anne…
Adımlarını, yüreğimin arterlerine takıp çekildi usulca
Ve hazan, bir mevsim olmaktan çıkıp iklimleşti
Öfkemden değil talan edişlerim
Gidenin kim olduğunu izah edebilmek için
Bir şehrin kaldırımlarını yeniden inşa etmem gerekti
Anne, bak susmaya niyetlendim
Gelmiyor kelimelerimin iftar vakti
Sahi sen beni hangi sabır suyundan içerek büyüttün
O giderken, ben hicranımı öksüz bir saksının dibine döktüm
Parmaklarımın haberi kalmadı ütopyalardan
Havlu atıp, çekiliyorum bu ar damarı çatlamış hayattan
Biraz eksik biraz fazla
Bir valiz dolusu nasihatlerin
Evlat acısını basıp yüreğinin yarı yolda kalmış umutlarına
Anne…
Beni eski bir evmişim gibi kundakla
Ne kadar anlatmaya çalışsam eksik kalacak şimdi
Giderken sırtının öyle bir süzülüşü vardı ki
Yani gitmek bu kadar mı yakışırdı bir insana anne?
Üstelik, bana bile unutturdu neyi ezip geçtiğini
Ağlıyorsun…
Kâğıt kesiği yeni yaralar yazılıyor künyeme
Siyah dalgalar gibi vuruyor saçlarım dizlerinin kıyısına
Bu ben olamam anne
Yitiyorum tut beni…
Yaşadığım her şeyi avuçlarına istifra etmeli şimdi
Temizlenmeli
Göğsün bir körük gibi inip kalkarken başımın altında
Eskiden olduğu gibi büzüp dudaklarımı
‘’Acıttı beni anne’’ deyip, çocuk gibi şikâyetlenmeli
Yine de bil ki…
Hiç kimse O’nun kadar güzel gidemezdi
Görsen sen bile kızamazdın
Vedalaşırken
Kaburgalarımın arasında unuttu parmak izlerini…
ALINTI...
Beni, bel kemiğimden kırdılar anne…
Adımlarını, yüreğimin arterlerine takıp çekildi usulca
Ve hazan, bir mevsim olmaktan çıkıp iklimleşti
Öfkemden değil talan edişlerim
Gidenin kim olduğunu izah edebilmek için
Bir şehrin kaldırımlarını yeniden inşa etmem gerekti
Anne, bak susmaya niyetlendim
Gelmiyor kelimelerimin iftar vakti
Sahi sen beni hangi sabır suyundan içerek büyüttün
O giderken, ben hicranımı öksüz bir saksının dibine döktüm
Parmaklarımın haberi kalmadı ütopyalardan
Havlu atıp, çekiliyorum bu ar damarı çatlamış hayattan
Biraz eksik biraz fazla
Bir valiz dolusu nasihatlerin
Evlat acısını basıp yüreğinin yarı yolda kalmış umutlarına
Anne…
Beni eski bir evmişim gibi kundakla
Ne kadar anlatmaya çalışsam eksik kalacak şimdi
Giderken sırtının öyle bir süzülüşü vardı ki
Yani gitmek bu kadar mı yakışırdı bir insana anne?
Üstelik, bana bile unutturdu neyi ezip geçtiğini
Ağlıyorsun…
Kâğıt kesiği yeni yaralar yazılıyor künyeme
Siyah dalgalar gibi vuruyor saçlarım dizlerinin kıyısına
Bu ben olamam anne
Yitiyorum tut beni…
Yaşadığım her şeyi avuçlarına istifra etmeli şimdi
Temizlenmeli
Göğsün bir körük gibi inip kalkarken başımın altında
Eskiden olduğu gibi büzüp dudaklarımı
‘’Acıttı beni anne’’ deyip, çocuk gibi şikâyetlenmeli
Yine de bil ki…
Hiç kimse O’nun kadar güzel gidemezdi
Görsen sen bile kızamazdın
Vedalaşırken
Kaburgalarımın arasında unuttu parmak izlerini…
ALINTI...