Japon kültürünün vazgeçilmezi: Geyşalar!

  • Kullanıcı huri
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Forum Meydanı
Konu sahibi son olarak 1422 gün önce görüldü
1584542382219.jpeg

Edilgen ve itaatkâr hizmetkârlar mı, bağımsız ve güçlü kadınlar mı? Geyşalar, kırılgan görüntülerinin ardında Japon toplumunun finansal ve duygusal olarak en bağımsız kadınları olageldiler. Geleneksel Japonya’nın aksine, geyşa dünyasının bütün müesseselerini kadınlar yönetiyor. Kadınların ilk ve son sözü söylediği bir dünya burası.


Soğuk bir ocak akşamı Şinto tapınağı Yasaka’nın dingin atmosferinden çıkıp Kamo Nehri’ne doğru yürümeye başladığımda saat akşamın 6’sına yaklaşıyordu. Önce Shijo’dan geçiyorum. İki yanında dükkânların sıralandığı, geçmiş ve geleceğin müthiş biçimde harmanlandığı estetik, canlı bir çarşı burası. Cadde üstündeki Kyoto Kanji Müzesi’ni geçtikten biraz sonra Hanamikoji sokağına sapıyorum. İsmi, yaklaşık olarak 'çiçek sefası yeri' anlamına gelen bu sokaka girmekle, sadece mahremiyeti teşhire ve loşluğu ışığa tercih eden bir iklime adım atmakla kalmıyorsunuz, adeta 19’uncu yüzyıla ışınlanmış gibi oluyorsunuz. Bazıları iki katlı ahşap kyomaçiya’ların (geleneksel Kyoto evleri) dizili olduğu, Japon fenerleriyle hafifçe aydınlatılan sokağın derinliklerinde, karşıdan yürüyerek gelen kaliteli ipek kimonolar içindeki üç kadın, doğru zamanda, doğru yerdeyim hissi veriyor. Beyaz pudrayla boyalı yüzleri, saç tokaları, tahta takunyaları ve ipek kimonoları ile geyşa olduklarını belli oluyor. Nazikçe gülümseyerek selam verip geçiyorlar. Akşam saatleri evlerinden çıkıp misafirlerini ağırladıkları mekânlara gidiş vakitleri olduğu için, birçok fotoğrafçı ve turistin de mahalleye doluştuğu bir zaman dilimi bu. Ama bugün hafta içi ve hava soğuk olduğu için normalde turistlerle dolu sokaklar boş. Bu, her dışarı çıktıklarında turistlerden bunaltıcı derecede ilgi gören geyşalar için sokaklarda artık nadir yakaladıkları keyifli bir yürüyüş, benim içinse yaşayan tarihi, kendi doğallığında gözlemleme fırsatı demek. 19’uncu yüzyıl ortalarına kadar yaklaşık bin yıl boyunca Japonya’nın başkentliğini yapan Kyoto’nun Gion semtindeyim. Arthur Golden’ın Bir Geyşanın Anıları (1997) romanının geçtiği ve bu kitaptan uyarlanan 2005 yapımı filmin birçok sahnesinin çekildiği yer olmasıyla ünlenmiş tarihi bir semt burası. Romanın Gion’da geçmesi boşuna değil, çünkü bu semt, samuray ve ninjalar ile Japon kültürünün küredeki en popüler üç figüründen biri olan geyşalığın doğduğu yer. Samuray ve ninjalar tarihte kaldı. Ama geyşalar hâlâ gerçek anlamıyla var olmaya devam ediyorlar.

1584542472695.jpeg

Geyşalar ve çırakları maiko’lar, bu bölgede 'okiya' denilen evlerde birlikte yaşıyorlar. Bu evler de misafirleriyle buluştukları oçaya’lar (çayhaneler), ryotei’ler (geleneksel Japon restoranları) veya izakaya’lar (Japon meyhaneleri) ile aynı bölgede bulunuyor. Bu tür geyşa bölgelerine 'hanamaçi' (çiçekköy) deniyor (Kyoto’da 'kagai' ismi de kullanılıyor). Gion da Kyoto’nun beş kagai’sinden dördünü barındırmasıyla, dünyada geyşa kültürünün en güçlü yaşatıldığı yer. Geyşalığın tarihi birkaç yüzyıl geriye gidiyor. Kendileri hakkında 'geyşa' ifadesini kullanan ilk sahne performansçıları erkekti. Görevleri, popüler hayat kadınları ile randevularını bekleyen erkekleri eğlendirmekti. Kendisine 'geyşa' diyen ilk kadın olan Fukagawa ise 1751’de Kyoto’da performans sergilediğinde sansasyon yaratmıştı. Sırf bu performansları izlemek için müşteriler gelmeye başladıkça, iki mesleğin yolları ayrıldı. Kyotolular kadın geyşalara 'sanat kadını' anlamında 'geiko' adını verdiler, ki bugün bile Kyoto’da geyşa yerine bu isimlendirme kullanılıyor. Bugün, Japonya’da erkek geyşa sayısı (taikomoçi) sadece altı. 1800’lere girerken geyşalık, sanatçısından patronuna ve mekân işletmecisine kadar ne- redeyse tamamen kadınların hâkim olduğu bir mesleğe dönüşmüştü. 19’uncu yüzyıl ise geyşalığın altın çağıydı. Vincent van Gogh resimlerini yaptı, Auguste Rodin ise heykellerini… Birçok moda ve kozmetik ürününe ilham kaynağı olan tarihin en ünlü geyşalardan Sadayakko’nun günümüze kalan birkaç fotoğrafı Pablo Picasso tarafından çekildi. 20’nci yüzyıla girilirken, 'geyşa' sözcüğü neredeyse bütün dünya dillerine girmişti. Ancak görkemli şöhretine rağmen, hakkında en fazla yanlış bilgi olan mesleklerden biri olmaktan da kurtulamadı. Geyşalar, hayat kadını veya metres değiller. Müşterilerine geleneksel Japon çay töreni, müzik ve dans performansları sergileyerek, çeşitli oyunlar oynayarak ve hepsinden önemlisi etkili sohbetleriyle birkaç saatliğine ev sahipliği sanatı (omotenaşi) sergileyen olağanüstü etkili sanatçılar. Geyşalık, sadece bir meslek de değil, bir yaşam tarzı. Müşterileri ile ayrıldıktan sonra, veya makyajlarını silince çıktıkları bir rol değil. Birçoğu ölünceye kadar geyşa olarak kalıyor. Bekâr kalmak zorunda oldukları için evlenirlerse geyşalıktan emekliye ayrılıyorlar.

ALINTI
 
Eskiden hayat kadınıymışlar daha sonra resmi davetlere vs katılmışlar o yüzden kültürel açıdan , çay partilerine çevrilmiş ve güncel konuları müşterileriyle konuşarak iyi vakit geçirmelerini sağlayan sohbetçiler haline gelmişler.
 
Eski köpeğimin adı "geyşa" konuyu görünce hüzünlendim.
 
O kadar boya bana ters düşer. Çok yapmacık görünümleri var. Oyuncak gibi.
 
Geri