İstiklâl Mahkemeleri

Konu sahibi son olarak 2619 gün önce görüldü
İstiklâl Mahkemeleri

Millî Mücâdele dönemi ve sonrasında en fazla konuşulup tartışılan kurumlarından birisi İstiklâl Mahkemeleridir.

1920–1929 yılları arasında faaliyet gösteren mahkemelerin kuruluş gayesi ile sonradan yüklendikleri misyon arasında bazı farklılıklar vardır.

İstiklâl Mahkemeleri 1920 yılında Millî Mücadele'yi engellemeye çalışan, yağma faaliyetlerinde bulunan, devlete ve orduya ait emtiayı çalan, askerden firar eden, casusluk faaliyetlerine karışan kişileri cezalandırmak maksadıyla kurulmuştur.

Millî Mücadele'nin en yoğun yaşandığı günlerde, işlenen bazı suçlarda yargılamanın uzun sürmesi dolayısıyla cezaların caydırıcılığını yitirdiği görülünce, 29 Nisan 1920'de "Hıyanet-i Vataniye" kanunu çıkarılmış ve yargılama süreci hızlandırılmaya çalışılmıştır.

Fakat üzerinden dört ay geçmesine rağmen suçlarda azalma olmaması yönetimi yeni tedbirler almaya sevk etmiştir.

Neticede; Millî Savunma Bakanı Fevzi Çakmak'ın "şimdiki durum dolayısıyla görülen lüzum ve olağanüstü ihtiyaca dayanarak savaş zamanına ait olmak üzere firariler hakkında"ki teklifi üzerine 18 Eylül 1920 tarihinde casusluk, yağma, firar gibi savaş zamanında vatana ihanet olarak kabul edilen suçların acil şekilde cezalandırılması için, Millet Meclisi tarafından bu mahkemeler ihdas edilmiştir.

Mahkeme üyeleri Millet Meclisi üyeleri arasından seçilecektir.


İstiklâl Mahkemeleri ilk ikisi Millî Mücâdele, biri de Cumhuriyet'in ilânından sonra olmak üzere üç dönem görev yapmıştır.

18 Eylül 1920–17 Şubat 1921 tarihleri arasında Ankara, Eskişehir, Konya, Isparta, Sivas, Kastamonu, Pozantı ve Diyarbakır'da İstiklâl Mahkemeleri kuruldu. İkinci dönem mahkemeler ise; 30 Temmuz 1921–Ekim 1923 tarihleri arasında; isyan çıkaranları, düşmana yardım edenleri ve asker kaçağı olanları yargılamak maksadıyla Kastamonu, Samsun, Konya ve Yozgat'ta görev ifâ etti.


Cumhuriyet'in ilânından sonra kurulan İstiklal Mahkemeleri 1923–Mart 1929 tarihleri arasında faaliyette bulundu.

Bu dönem isyanların ve rejime karşı muhalefet hareketlerinin yoğun yaşandığı bir dönemdi. Doğuda ve Ankara'da özel olarak kurulan İstiklâl Mahkemelerinin kısa yargı neticesinde kesin idam yetkisi de vardı.

Ve bu yetki kararlı bir şekilde kullanılmıştır. İstiklâl Mahkemelerinden çıkan kararla uygulanan infaz sayısı hakkında muhtelif sayılar verilmiştir.

İstiklâl Mahkemelerinin temel karakteristiği; bir mahkemeden ziyade misâlleri başka ülkelerde de görülen "devrim mahkemeleri" olarak görev yapmaları sebebiyle genel hukuk kaide ve kurallarının uygulamasını ıskalayarak tamamen muhalifleri sindirme ve rejimin koruyuculuğuna soyunmalarıdır.
 

wjDqLm.jpg


Ankara İstiklâl Mahkemeleri üyeleri; soldan sağa: "Kılıç" Ali Bey, "Kel" Ali Bey, Necip Ali Bey ve Reşit Galip Bey

İstiklâl Mahkemeleri, Türk Kurtuluş Savaşı sırasında ayaklanma çıkaran ve yağmaya girişenleri, bozguncuları, orduya ait silah ve mühimmatı çalanları, casusları, asker kaçaklarını ve bağımsızlık hareketini engelleme amacıyla propaganda yapanları yargılamak için, çıkarılan özel bir kanunla ilk olarak 18 Eylül 1920 tarihinde kurulan mahkemelerdir. İlk dönem İstiklâl Mahkemeleri, Ankara'daki hariç olmak üzere 17 Şubat 1921 tarihinde kapatıldı. İkinci dönem İstiklâl Mahkemeleri, çalışmalarına 30 Temmuz 1921'de başladı ve 1923'ün Ekim ayına dek faaliyetlerini sürdürdü. Üçüncü ve son dönem İstiklâl Mahkemeleri ise 1923 ile 1927 yılları arasında etkin oldu.

Kurtuluş Savaşı yıllarında görev yapan birinci dönem İstiklâl Mahkemeleri dışında daha sonraları da dönemlerine göre farklı vazifeler yürüten İstiklâl Mahkemeleri kurulmuştur. Sonradan kurulan bu mahkemeler birer devrim mahkemesi niteliğindedir. Uğur Mumcu'ya göre bu kurumlar mahkeme değil, savaş ve ihtilal gibi özel durumlarda isyancı, bozguncu ve karşı devrimcilerin yargılandığı anti-demokratik "infaz kurulları"dır.

Arka plan

Yunan ordusu karşısında asker kaçakları sebebiyle düzenli bir ordu kurulamıyordu. Karşılarında duracak bir güç olmadığından Yunan ordusu hiçbir direnişle karşılaşmadan ilerleyebiliyordu. Halife ve saltanat propagandası yapanlar halkın millî direniş kuvvetlerine katılmasını olumsuz etkiliyordu.[kaynak belirtilmeli] Cemiyet-i Müderrisin tarafından yayınlandığı izlenimi veren, Kuvayı Milliye hakkındaki olumsuz bir fetva, Yunan uçakları tarafından Anadolu'ya atılıyordu. Asker kaçaklarından meydana gelen çeteler köy ve kazaları soyuyordu.

Büyük Millet Meclisi tarafından 29 Nisan 1920 tarihinde Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarılmıştı. Bu kanun cürümleri ve vatana ihanet niteliğindeki suçları önlemeye yeterli gelmemişti. İhtilal ve savaş koşullarında sivil mahkemelerin ve harp divanlarının çalışma usulleri bir caydırıcılık unsuru taşımıyordu. Kanunsuzlukların önüne geçilemiyor en önemlisi hem Yunan ordusunun Anadolu'daki ilerleyişi karşısında düzenli bir ordu çıkarılamıyor hem de asker kaçakları çeteler oluşturarak soygun yol kesme gibi suçlar işliyor ve iç isyanların insan kaynağı oluyordu. Asker kaçağı yakalansa bile cephede ölmek yerine hapse girmek daha çok işine geliyordu.

Kuruluşu

Hiyânet-i Vataniye Kanunu, 4 aydır yürürlükte olduğu halde Dr. Tevfik Rüştü Bey, asker kaçakları, bozguncu ve casusların ve çoğunlukla firarilerden kurulu çetelerin önlenebilmesi için İhtilal Mahkemelerinin kurulmasını önerdi. Refik Şevki Bey bu fikre destek verdi ancak isminin İstiklâl Mahkemeleri olmasının daha uygun olacağını bildirdi. 2 Eylül 1920 tarihinde "Firar Ceraimini İrtikâp Edenler Hakkında Kanun Tasarısı" isimli yasa teklifi incelenmek üzere Milli Savunma encümenine verildi. Encümen bir karara varamadığı için Milli Savunma Bakanı Ferik Fevzi (Çakmak) meclise Şimdiki durum dolayısıyle ve görülen lüzum ve olağanüstü ihtiyaca dayanarak savaş zamanına ait olmak üzere firariler hakkındaki kanun önergesini meclise sundu.

TBMM'nin, 18 Eylül 1920 tarih ve 42 sayılı kararı ile kaçak erat ve casusların yargılanmasıyla görevli olmak üzere İstiklâl Mahkemeleri kurulması kararına dayanmaktadır. Mahkeme üyeleri, Millet Meclisinden oluşmuştur. Savaş şartlarında bozgun, yağma ve casusluk gibi vatana ihanet niteliğinde kabul edilen suçları önleyebilmek ve acil hükümler verebilmek için Millet Meclisi tarafından özel kanunla ihdas edilmiştir.

Birinci dönem

18 Eylül 1920 ile 17 Şubat 1921 tarihleri arasında görev yaptı. İstiklâl mahkemeleri yasasının kabulünden sonra Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa 14 İstiklâl Mahkemesi kurulması için öneride bulundu. Fakat sayı çok görüldüğü için 7 mahkeme bölgesi saptandı. Bir ay sonra Diyarbakır'a da bir mahkeme kurulması kabul edilince sayı sekize yükseldi: Ankara, Eskişehir, Konya, Isparta, Sivas, Kastamonu, Pozantı, Diyarbakır.

İkinci dönem

30 Temmuz 1921 tarihi ile 1923 Ekim ayı arasında çalışmıştır.İlk olarak 19 Ağustos 1921 tarihinde Kastamonu'da, 12 Ağustos 1921 tarihinde Konya'da, 17 ağustos 1921 Samsun, 22 Eylül 1921 tarihinde Yozgat'da kuruldu. İkinci İstiklâl Mahkemelerinde asker kaçakları, Kurtuluş Savaşında düşmana yardım edenler ve isyan çıkaranlar yargılandı.

Üçüncü dönem

1923 ile 1927 yıllarında çalıştı. İsyanlarda ve olağanüstü hallerde kurulmuştur. 6 Nisan 1925 tarihinde Diyarbakır'da Şeyh Said İsyanı sonrasında Şark İstiklâl Mahhkemesi, kurulmuştur bu mahkemeler hilafet ve saltanat yıkılmasına itiraz edenleri, kılık kıyafet ve şapka kanunu red edenleri ve Cumhuriyetin ilanını eleştirenleri yargılamak için İstanbul ve Ankara kurulmuştur. Mustafa Kemal Paşa'ya 14 Haziran 1926 tarihinde yapılması planlanan İzmir Suikastı'nın ardından önce İzmir'de, birkaç gün sonra ise Ankara'da kurulmuştur.

Cezalar

Cezalardaki amaç asker kaçaklarını cepheye döndürmekti. Ancak ağır suç işlemiş olanlar, askerden firar etmeyi alışkanlık haline getirenler ile firarları teşvik edenler ve yardım edenler suçlarının ağırlığına göre cezalar alıyorlardı. Sadece birkaç kez kaçmış askerlere halka açık bir yerde ve doktor gözetiminde 40-100 değnek cezası veriliyor, künyelerine de kaçak olduğu tekrar kaçması halinde idam edileceği yazılıyordu.

Kaçağın idam edilmesi en ağır cezaydı. Bunun dışında evinin yakılması, firari dönene kadar ailesinden birisinin kendisi yerine asker alınması yanında eğer yaşadığı mahallenin muhtarı veya imamı kaçağı yetkililere haber vermezse ağır para ve hapis cezası alıyordu. Rüşvet karşılığı firari askeri koruyan devlet görevlileri görevlerinden alınıyor ve 15-25 sene ağır hapis cezası veriliyordu. Eğer kaçağı hem haber vermemiş hem de saklamışsa daha ağır hapis cezası alıyordu. Rum asıllı Osmanlı vatandaşları esir düştüklerinde haklarında soruşturma yapılıyor Osmanlı vatandaşı olanlar sadece asker kaçağı değil aynı zamanda vatan haini olarak yargılanıyor ve suçlu bulunursa idam ediliyordu. Türk askeri birliklerine sabotaj yapan yerli Rumlar da yargılandı. Bu mahkemelerde 59 yerli Rum bu suçtan vatan haini olarak yargılandı ve idam edildi.

Suçlar

Vatana ihanet, ayaklanma
Casusluk
Bozgunculuk ve aleyhine propaganda
Görevi kötüye kullanma
Halka eziyet ve baskı
Asker ailesine saldırı
Tekalif-i Milliye'den mal kaçırmak
Cinayet
Düşman işgalinin yarattığı koşullardan istifade edip kanunsuz hareketlerde bulunmak
Düşmana yardım ve düşmanla işbirliği
Düşman ordusununa katılmak

İstanbul Hükûmeti, İngilizler ile işbirliği yapıp iç isyanlar çıkarıyorlardı.Sait Molla'dan ele geçen belgelerde isyan bölgelerine paralar gönderildiği ve İngiliz Muhipler Cemiyeti Başkanı Rahip Frew'a gelişmeleri bildirdiği ortaya çıkmıştı. İngili ajanı Mustafa Sagir Ankara'da yakalanmış ve deşifre edilmişti.

Damat Ferit Paşa, sadrazam olduğunda Kuvayı Milliye'ye karşı alınacak tedbirleri görüşmek üzere İngiliz Başkomiseri Robbeck ile görüştü.Bu isyanlara katılan elebaşılara idam cezası veriliyordu.

Casuslara eğer suçu sabitse idam cezası veriliyordu. Delil yetersizse sürgün veya beraat kararı veriliyordu. Bunlardan en tanınmışı Hint asıllı Müslüman bir İngiliz vatandaşı olan Mustafa Sagir'di.

Tartışmalar

Kurtuluş Savaşı sırasında savaşın kazanılması için ve sonra Türk Devrimi'ne karşı yapılan saldırı ve müdahalelerin önlenmesi gayesiyle çalışmıştır. Dünyadaki devrim mahkemeleri örneklerine göre verdiği cezalar bakımından enaz ölüm cezası vermiş mahkemelerdir. Örneğin Fransız Devrimi'nde 1793 yılında 17 000 kişi yargılanıp idam edilmiştir. Yargılanmadan idam edilenler ile birlikte Fransız Devrimi'nde bir yılda 40.000 kişi infaz edilmiştir. Rus Devrimi'nde ise aristokrat ve burjuva sınıfından milyonlarca kişi öldürülmüştür.

Ergün Aybars İstiklâl Mahkemeleri isimli çalışmasında bu mahkemelerinin Türk Devriminin bir parçası olduklarını ve bu devrimi gerçekleştirmek için çalıştıklarının unutulmaması gerektiğini yazmıştır. [2] İstiklâl Mahkemeleri'nin verdiği idam kararı Ergün Aybars'a göre birinci dönemde resmi kayıtlara göre gerçekleşen infaz 1054, İsyan bölgesi dahil ikinci ve üçüncü dönem mahkemlerin verdiği azami infaz sayısı ise 576'dır. Toplamda bütün idam kararlarının sayısı 1.630 kişidir.

Mahkemelerin karakteri

İstiklâl Mahkemeleri'nin en temel karakteri yargılananların itiraz yani temyiz hakkının bulunmamasıdır. Mahkemelerde yargılananların birçoğu aynı gün-hafta içerisinde tutuklanır, yargılanır ve cezaları infaz edilirdi.

Ergün Aybars, 1975 baskılı İstiklâl Mahkemeleri adlı kitabında şu yorumda bulunur: Dünyadaki devrim mahkemeleri içinde en adil hüküm verdiklerini ve yasalara en çok bağlı çalıştıklarını ve az kıyıcı olduklarını söyleyebileceğimiz İstiklâl Mahkemeleri, Türk Devrimi'ne, rejime karşı koymak isteyen her gerici ve olumsuz girişimi sert şekilde bastırmış, hiyânet-i vataniye, casusluk, karşıdevrimci ayaklanma, siyasi suikast gibi önemli davalar yanında eşkıya, şehir kabadayılığı, yolsuzluk ve rüşvet suçlarına karşı amansız bir çalışma göstermiştir.

Uğur Mumcu ise , 11 Kasım 1992 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanan "İstiklâl Mahkemeleri" adlı makalesinde İstiklâl Mahkemeleri "mahkeme" sayılmazlar. Bunlar, savaş ve ihtilal dönemlerinde rastlanan anti-demokratik "infaz kurulları"dır yorumunda bulunur.
 
Geri