İşte Gerçek "Osmanlı"

Konu sahibi son olarak 3519 gün önce görüldü
son-osmanlilar-1.jpg



Popüler tarih okumalarında karşılaştığımız tezviratlardan bir tanesi Osmanoğlu ailesinin adeta birer IŞİD militanı gibi yaşadığı varsayımı. Gerçeklikten tamamen kopmuş bu mitolojik anlatıya göre Osmanlı Padişahları ve aileleri her türlü dünya nimetinden uzak bir şekilde yaşıyor, cinselliğe kata bulaşmıyor, içki içmiyor, seküler yaşam biçimlerinin tümünden alabildiğine kaçıyor. Öyle bir portre çıkıyor ki Osmanlı sülalesi İbn-i Teymiyye'nin itikadına göre selefi gibi yaşarken, birden "Cumhuriyet" diye bir bela geliyor, bütün itikadı yok ediyor, Halife Sultan ve ailesini memleketten kovuyor, başımıza türlü belalar getiriyor. Elbette hiçbir veri ile desteklenmesi mümkün olmayan bu mitolojik tarih okumasının tarihsel bir tarafı yok. İdeolojik bir bakış açısıyla kurgulanmış bu tarih anlatısı "İslam diniyle yönetilen bir Türkiye" talebini Osmanoğlu ailesi örneği üzerinden vererek, kurduğu karşıtlıkla mevcuda karşı bir tutum almaya çalışıyor. Gerçek nedir? Bazı fotoğraflarla göstermeye çalıştık.



Sultan Vahdettin'in 3. eşi Müveddet Kadınefendi


544ffef2a1585834141ab89b.webp


Ömer Faruk Efendi ve Sabiha Sultan

54500857d879c51133cbbb8b.webp



Neslişah Sultan

54500713ea796e7925610248.webp


Hanzade Sultan ve Kızı Prenses Fazile

5450067bfe1ee98824274549.webp


1923 yılında doğan Hanzade Sultan, son Osmanlı padişahı Sultan Vahdettin ve son halife Abdülmecit Efendi’nin torunudur. Mısır Hanedanı mensuplarından Mehmet Ali İbrahim ile evlenen Sultan, dünya sosyetesinin en güzel kadınlarından birisi olarak ün yapmıştır. Fotoğrafta kızı Prenses Fazile ile birlikte.

Sultan V. Murad ve Sultan II. Abdülhamid'in Torunları Bir Arada

54500ab847729c411abd77da.webp


Mihrimah Sultan



54500bbcea796e792561036f.webp


Osmanlı padişahı Sultan Reşad'ın torunu olan Mihrimah Sultan, hanedanın ‘yeşil gözlü prensesi’ olarak tanınırdı. 1923'te babası Şehzade Ziyaeddin Efendi'nin Çamlıca'daki köşkünde doğmuş, bir yaşındayken, hanedanın bütün mensuplarıyla beraber, Türkiye'den sürgüne gönderilmişti. Ailesiyle beraber Lübnan'a, oradan da Mısır'a giden genç prensese, 1940'lı yıllarda soylu bir talip çıktı: O devir Ürdün'ün kralı Abdullah'ın oğlu Prens Naif. Nikáhları Amman'da kıyılan çift, orada yaşamaya devam etti. Kral Abdullah'ın Kudüs'te bir suikastta can vermesinden sonra, Ürdün tahtına büyük oğlu Tallal geçti ve Mihrimah Sultan'ın eşi Prens Naif, kısa bir süre için Ürdün veliahtı oldu, Sultan da Ürdün'ün ‘iki numaralı hanımefendisi’ konumuna geldi. Ancak Kral Tallal'ın ‘akli dengesini kaybettiği’ gerekçesiyle tahttan indirilip, İstanbul'a getirilerek Ortaköy'deki Şifa Yurdu'na kapatılması üzerine Ürdün'de bütün taht dengeleri değişti. Mihrimah Sultan'ın tahta davet edilen eşi Prens Naif, ‘Siyaseti sevmiyorum’ diyerek krallığı reddedince, Tallal'ın küçük oğlu Hüseyin, Ürdün tahtına geçti. Prens Naif ve eşi Mihrimah Sultan ise Amman'da ‘kraliyet ailesinin en kıdemli mensupları’ olarak yaşamaya devam ettiler.

Osman Osmanoğlu ve Ailesi

54500cc2fe6e471b1b3da59b.webp


Osman Selahaddin Osmanoğlu, Osmanlı şehzadesidir. Ali Vâsıb Osmanoğlu'nun oğludur. İngiltere’de yaşayan Osmanoğlu, İstanbul’da bir ev aldı. TRT için hazırlanan ’Osmanlı Hanedan Ailesi’ belgeseline danışmanlık yaptılar.

Osman Osmanoğlu Kızı Ayşe ve Torunlarıyla

54500d220aa4d7072774e952.webp


Arkada yer alan portredeki Padişah, "Tanzimatçi" ve "Gazi" olarak bilinen Abdülmecid'dir. 1839'dan 1861'e kadar hükmetti. 3 Kasım 1839'da Osmanlı demokratikleşmesinin ilk adımı olan (Gülhane Hatt-ı Şerif-î) Tanzimât Fermânı’nı yayımladı, 18 Şubat 1856'da (Islâhat Hatt-ı Hümâyûn-u) Islâhat Fermânı’nı ilân etti.

Osmanlı Torunları Bodrumda

54500e150aa4d7072774e992.webp


Yaz aylarını Bodrum Yalıkavak'taki villasında geçiren 3 çocuk 7 torun sahibi Osman Selaheddin Osmanoğlu için kızı Ayşe Gülnev Sutton 2003 yılında bir parti düzenledi. Partiye ailenin Suriye, İngiltere, Mısır ve Ürdün'de yaşayan 19 üyesi katıldı. Kutlama sırasında jandarma, villanın çevresinde geniş güvenlik önlemi aldı.

Son Jenerasyon Osmanlılar

54500f60fe6e471b1b3da686.webp


Fotoğrafta yer alanlar, Osman Selahattin Osmanoğlu'nun kızı Ayşe Gülnev Osmanoğlu'nın çocukları, son jenerasyon Osmanlılar. Soldan sağa, Prens Lysander Cengiz, Prenses Tatyana Aliye, Prens Maximillian Ali, Prens Ferdinand Ziya ve Prens Cosmo Tarık. Hepsini sevgiyle selamlıyoruz.

Son Söz

20. yüzyılın başında da, daha öncesinde de Osmanlı Hanedanı anlatıldığı gibi adeta Selefi bir İslam inancıyla yaşayan bir aile hiç olmadı. Son Halife Abdülmecid'in dediği gibi içki içenler olduğu gibi, Osmanlı ailesi içinde sanatın her dalıyla ilgili, tarih ve kültürel zevkleri gelişkin bir çok kişi bulunmaktaydı. Fatih Sultan Mehmet 19 yaşında 4 dil biliyordu. Yunanca, Arapça, Farsça ve Sırpçayı kusursuz şekilde konuşuyordu. "Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana / Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana" (Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu) dizelerinde ifade ettiği gibi romantik bir gönlü de vardı. Avni mahlasıyla bir çok şiir yazdı. Kanuni "Muhibbi" lakabı ile aşk şiirleri kaleme alırken, Dördüncü Murad'ın lakabı "Muradi" idi. Şah Murad mahlasıyla 15'e yakın saz ve söz bestesi bulunmaktadır. Üçüncü Selim Türk musikisinin en büyük bestekârlarından birisiydi. Ney üfleyip, tambur çalan bir padişahtı. Sultan Abdülaziz ney ve lavta çalardı, son Osmanlı Padişahı Vahdettin piyanistti, Sultan 3. Mehmet kaşık ustasıydı, 2. Abdülhamid kakma ve süsleme sanatıyla ilgiliydi.

Bugün bu niteliklere sahip olmak "monşerlik" diye aşağılanırken, bir çoğu hiçbir komplekse kapılmadan batı dillerini öğrendiler, sanatla ve zanaatin değişik kollarıyla haşır neşir oldular. Sherlock Holmes çevirileri yaptıran 2. Abdülhamid, Fatih Sultan Mehmet'in bir rönesans aydını gibi bir çok eseri bir çok farklı dilde okumasından çok uzak değildir. Hanedanın sürgündeki üyeleri de bu gelenekleri devam ettirmeye çalıştılar. Çelebiliği bırakıp kabadayı, nezaketi bırakıp küfürbaz, zerafeti bırakıp hodbin olmadılar. Basbayağı değersizleşmeye karşı çıkmak için çok sebebimiz var.
 
1113.jpg2703.jpg


Bunlarda çakmaları

Öyle bir portre çıkıyor ki Osmanlı sülalesi İbn-i Teymiyye'nin itikadına göre selefi gibi yaşarken, birden "Cumhuriyet" diye bir bela geliyor, bütün itikadı yok ediyor, Halife Sultan ve ailesini memleketten kovuyor, başımıza türlü belalar getiriyor. Elbette hiçbir veri ile desteklenmesi mümkün olmayan bu mitolojik tarih okumasının tarihsel bir tarafı yok. İdeolojik bir bakış açısıyla kurgulanmış bu tarih anlatısı "İslam diniyle yönetilen bir Türkiye" talebini Osmanoğlu ailesi örneği üzerinden vererek, kurduğu karşıtlıkla mevcuda karşı bir tutum almaya çalışıyor.

işte bütün mesele bu dostum.
 
bunlar niye sararmış lan acaba?
Yoksa Dolmabahçe'de oturan Churchill bi haltlar mı karıştırdı?
 
osmanlı'da kerhane ve meyhaneler. osmanlı bir şeriat devleti miydi ?

[YOUTUBE]SrQ0Qbc8LdI[/YOUTUBE]
 
Tarihimiz ideolojik etkilerle oldukça çarpıtılmıştır zaten, sadece Osmanlı tarihi değil.
Osmanlı Devleti ise sayfalarca makaleler yazsak yetmeyecek bir geçmişe sahip. Ve bu geçmişten iyi-kötü bir çok hikaye çıkar.
Fakat bu konuda konuya giriş dikkatimi çekti. Padişahların bir İşid militanı gibi yaşadığı zannı nasıl ortaya çıkıyor anlayamadım. Anlamamanın nedeni de İşid ve Osmanlının arasında bağ kurulabilecek pek bir şey olmaması.
İşid , İslamı kelle alarak, katliamlar yaparak yaymaya çalışan sapkın bir örgütken, Osmanlı Devleti topraklarını genişleteye amaçlayan bunu yaparken de islamı yaymaya çalışan bir yapı.
Hatta hoşgörü devleti olduğu da söylenmekte. Mesela zamanında Ortodoksları Katoliklere karşı korumaları , Fatih zamanında Fener Rum patrikhanesinin himayelenmesi gibi oldukça çok örnek çıkarılabilir bu tanıma uyacak. Tabii müslümanlaştırma çabaları da olmuş, ama İşid gibi gaddarca değil.
Biraz ilginç ve kafası karışık bir yönetim biçimi.
Neyse..
Aslında insanları "ben osmanlı torunuyum" söylemine iten bu devletin zamanında oldukça ihtişamlı ve güçlü bir devlet olmasıdır. Tabii tek neden bu değil. Osmanlıyı özleyenlerin içinde şeriat isteyen dinciler de azımsanmayacak kadar az değil.
Bu tür insanların Osmanlı dendiğinde akıllarına padişahlardan ve yaşantılarından ziyade "güç ve dini yönetim" gelir. Bu güce ve yönetime özlem duyanlar "ben Osmanlı torunuyum" söylemini dile getiriyor.
Bu söylemin padişahların yaşantısı ile ne kadar alakası var bilemiyorum ama bana göre çok yok.
Söylem, Devlet özleminin kelimelere dökülmüş bir şeklidir bana göre.

Bu arada iyi ki Atatürk bu lanet ! "cumhuriyeti" kurmuş. Eğer böyle bir hamle olmasaydı belki de şuan sıradan bir arap ülkesi gibi olacaktık.
 
bu onedio sitesi de mal, sanki herkes chrome kullanıyormuş gibi .webp uzantılı koyuyor fotoğrafları
 
Anlamamanın nedeni de İşid ve Osmanlının arasında bağ kurulabilecek pek bir şey olmaması.
Hatta hoşgörü devleti olduğu da söylenmekte.

Naber bebeyim? ehueheueh

Osmanlı ordusu vs Işid barzoları dersen bu noktada şunu atlamamak gerekir; İkisi de sünni temelli fetih mantıklı iki askeri hareket. Ortak noktaları olması çok normal, bunu yadırgamak ise anormal. Katleden, sömüren, el koyan ve bunların sonucunda doymak bilmeden zengileşen emir erleri.

Kardeş katlini, Kızılbaş katliamlarını falan ele alırsak konudan çıkamayız zaten. Bu noktada da "hoşgörü"den bahsetmek ziyadesiyle absürt kaçar.

Bir de "Anakronizm" diye bi kavram var, heh bu kavram bahsi geçen versusta ortaya konulan her türlü argümanı geçersiz kılabilir. Osmanlı sevicisi olmadığını biliyorum zaten, canımsın. kıps.
 
Osmanlı ve ışid he çok komiksiniz bizim ülkemize defalarca tecavüz eden Avrupa toplumları fetih mantıklı değil ama Osmanlıyı bununla itham ediyorsunuz ne kadar taraflı bir zihniyet yada işine geldiği gibi
 
Naber bebeyim? ehueheueh

Osmanlı ordusu vs Işid barzoları dersen bu noktada şunu atlamamak gerekir; İkisi de sünni temelli fetih mantıklı iki askeri hareket. Ortak noktaları olması çok normal, bunu yadırgamak ise anormal. Katleden, sömüren, el koyan ve bunların sonucunda doymak bilmeden zengileşen emir erleri.

Kardeş katlini, Kızılbaş katliamlarını falan ele alırsak konudan çıkamayız zaten. Bu noktada da "hoşgörü"den bahsetmek ziyadesiyle absürt kaçar.

Bir de "Anakronizm" diye bi kavram var, heh bu kavram bahsi geçen versusta ortaya konulan her türlü argümanı geçersiz kılabilir. Osmanlı sevicisi olmadığını biliyorum zaten, canımsın. kıps.

İyilik güzellik bebeğim. =)

Bana göre hala çok ortak noktaları yoktur. İki yapının da sünni olmasından dolayı amaçlarının aynı olduğu anlamını çıkaramayız. Bu iki kardeşin aynı kandan oldukları için aynı şeyi düşündüğünü iddia etmekten öteye gidemeyecek bir örnek olur.

Osmanlı fetihleri ile İşid fetihleri arasındaki farkı en meşhur fetihlerden biri olan İstanbul fethinde de görebilirsin.
Veya Osmanlı Devleti ile yüzyıllar boyu güvende yaşamış gayrimüslim topluluklarda da görebilirsin. Hal böyleyken mensup olduğu din dışında hiçbir dine tahammülü olmayan bir örgütle Osmanlı Devleti arasında fark görememek hatta hoşgörüsüz demek bence anormallikten ziyade delilik. =)
Yazının en başında da belirttiğim üzere iyi-kötü çok hikaye çıkar Osmanlı geçmişinden. Çünkü her padişahın dönemi ayrı bir hikayedir.
Sen sadece kötüleri dile getirerek hikayenin tamamın kaçıyorsun ve hikayeyi sapkın bir örgütle bitiriyorsun. Daha neler..

..ve sen de benim canımsın. =)
 
Geri