Tayyip 2017 yılında “İstanbul’da tekleyen, Türkiye’de tökezler” ifadesini kullanmıştır.
31 Mart seçimleri MHP destekli AKP - Saray rejiminin sonunun başlangıcıdır.
İktidar değişimi asla ellerde çiçeklerle olmayacak, AKP iktidarı bırakmamak için iç savaş çıkartmak ta dahil her şeyi yapacaktır.
Devretmenin ertesi günü var da ondan!
Türkiye’yi uzun yıllardır yönetenler, iktidarı kaybettikleri an hesaba çekilecekleriniini biliyorlar.
Öyle olduğu için de her şeyi göze alabilirler.
Evet AKP yaptığı bunca yıkım sonrasında gitmeden önce de böyle bir tehdidi vadediyor.
Bütün bu davranışlar güçlü olmanın değil, güçsüzlüğün, güç kaybetmenin, yenilginin ve bu yenilgiyi hazmedememenin emareleridir. Devletin tüm olanaklarını tek taraflı kullanıp bu sonuca katlanmak kolay olmasa gerekir, ancak gerçeğin kendisidir. Erdoğan balkondan “4,5 sene seçim yok, bu ülkeyi biz yöneteceğiz” derken baskı ve devlet terörünün daha da artacağının işaretini vermiştir.
Kılıçdaroğluna yapılan saldırı iç savaş çıkartmak için yapılan provakasyonun başlangıcıdır ve iç savaş çıkartılıncaya kadar böyle provakasyonlar devam edecektir.
Türkiye'de iç savaş ihtimali azımsanacak seviyede değildir çünkü halk gerçekten kutuplaşmış ve iki tarafın da birbirine tahammulu kalmamıştır.
İktidar sonunun geldiğini anlamış, düştüğü bataklıktan iç savaş çıkartarak kurtulabileceği zehabına kapılmıştır, ancak böyle bir durumda kesinlikle sonlarının Kaddafiden veya Saddamdan farklı olmayacağını düşünememektedirler.
Tayyip iktidarı, militanlarını silahlandırarak muhalefeti sokaklarda boğmaya hazırlanıyor. Bundan sonra, AKP’li militanlar ellerine silah alıp bir evi bassalar ve oradakileri katletseler, ‘Terörü önlemek için öldürdük!’ deseler suçlanamayacaklar. 121. madde, bu dokunulmazlığı getiriyor.
Gerçeklerle bütün bağlantılarını kesmiş bir iç savaş çığırtkanlığıyla karşı karşıyayız. Bilinçsizliğin kol gezdiği her karanlık kuytuda o korku filmi gösterime girdi. Seyreden de seyretmeyen de, her an kapısını kırıp girecek eli satırlı yobazını bekliyor.
Dehşet yangınına odun taşıyanlar, niyetleri ne olursa olsun, iç çatışma kışkırtıcılarının hizmetindeler. Öyle ki karşıdan gelen sakallı, her an bıçağını koynundan çıkarıp boğazınızı kesebilir!
İç çatışma kışkırtmalarının en önemli dayanağı, 696 Sayılı KHK’nın 121. maddesi. Öyle yorumlar yapılıyor ki, ne hukuk bilgisine rastlanıyor, ne de okuduğunu anlama yeteneğine. Bu hüküm, gazete ve televizyonların yazdığına göre, “suçluya dokunulmazlık”, “sivillere yargı muafiyeti” getiriyormuş. “Yargı bitti” söylemleriyle yaratılan sanal dehşet ortamında, feleğini şaşıranların güveneceği bir savcı da yok, yargıç da.
Bütün bu hazırlıklara rağmen bilmedikleri bir şey vardır:
Bunlar Türkiyede yaşamalarına rağmen daha Türk milletini tanıyamamışlardır.
31 Mart seçimleri MHP destekli AKP - Saray rejiminin sonunun başlangıcıdır.
İktidar değişimi asla ellerde çiçeklerle olmayacak, AKP iktidarı bırakmamak için iç savaş çıkartmak ta dahil her şeyi yapacaktır.
Devretmenin ertesi günü var da ondan!
Türkiye’yi uzun yıllardır yönetenler, iktidarı kaybettikleri an hesaba çekilecekleriniini biliyorlar.
Öyle olduğu için de her şeyi göze alabilirler.
Evet AKP yaptığı bunca yıkım sonrasında gitmeden önce de böyle bir tehdidi vadediyor.
Bütün bu davranışlar güçlü olmanın değil, güçsüzlüğün, güç kaybetmenin, yenilginin ve bu yenilgiyi hazmedememenin emareleridir. Devletin tüm olanaklarını tek taraflı kullanıp bu sonuca katlanmak kolay olmasa gerekir, ancak gerçeğin kendisidir. Erdoğan balkondan “4,5 sene seçim yok, bu ülkeyi biz yöneteceğiz” derken baskı ve devlet terörünün daha da artacağının işaretini vermiştir.
Kılıçdaroğluna yapılan saldırı iç savaş çıkartmak için yapılan provakasyonun başlangıcıdır ve iç savaş çıkartılıncaya kadar böyle provakasyonlar devam edecektir.
Türkiye'de iç savaş ihtimali azımsanacak seviyede değildir çünkü halk gerçekten kutuplaşmış ve iki tarafın da birbirine tahammulu kalmamıştır.
İktidar sonunun geldiğini anlamış, düştüğü bataklıktan iç savaş çıkartarak kurtulabileceği zehabına kapılmıştır, ancak böyle bir durumda kesinlikle sonlarının Kaddafiden veya Saddamdan farklı olmayacağını düşünememektedirler.
Tayyip iktidarı, militanlarını silahlandırarak muhalefeti sokaklarda boğmaya hazırlanıyor. Bundan sonra, AKP’li militanlar ellerine silah alıp bir evi bassalar ve oradakileri katletseler, ‘Terörü önlemek için öldürdük!’ deseler suçlanamayacaklar. 121. madde, bu dokunulmazlığı getiriyor.
Gerçeklerle bütün bağlantılarını kesmiş bir iç savaş çığırtkanlığıyla karşı karşıyayız. Bilinçsizliğin kol gezdiği her karanlık kuytuda o korku filmi gösterime girdi. Seyreden de seyretmeyen de, her an kapısını kırıp girecek eli satırlı yobazını bekliyor.
Dehşet yangınına odun taşıyanlar, niyetleri ne olursa olsun, iç çatışma kışkırtıcılarının hizmetindeler. Öyle ki karşıdan gelen sakallı, her an bıçağını koynundan çıkarıp boğazınızı kesebilir!
İç çatışma kışkırtmalarının en önemli dayanağı, 696 Sayılı KHK’nın 121. maddesi. Öyle yorumlar yapılıyor ki, ne hukuk bilgisine rastlanıyor, ne de okuduğunu anlama yeteneğine. Bu hüküm, gazete ve televizyonların yazdığına göre, “suçluya dokunulmazlık”, “sivillere yargı muafiyeti” getiriyormuş. “Yargı bitti” söylemleriyle yaratılan sanal dehşet ortamında, feleğini şaşıranların güveneceği bir savcı da yok, yargıç da.
Bütün bu hazırlıklara rağmen bilmedikleri bir şey vardır:
Bunlar Türkiyede yaşamalarına rağmen daha Türk milletini tanıyamamışlardır.