BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,600
-
- Tepkime puanı
- 3,180
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
elif şafak yazıları - istanbulda yangın - istanbul galatasaray üniversitesi yandı - istanbul yazıları
İstanbul Yanarken
Elif Şafak
REŞAD Ekrem Koçu, nur içinde yatsın, kültürel tarihimizi ve tarih okumayı kim bilir kaç kuşağa sevdirmeyi başaran yazar, araştırmacı ve bir kalembazdı. Kimsenin önemsemediği konuları o muhabbet ve özenle yazdı. Birçok eseri ve o eşsiz İstanbul Ansiklopedisi'nin yanı sıra "Tulumbacılar" kitabı da unutulmazdı. Osmanlı İmparatorluğu boyunca, bilhassa İstanbul'da zuhur etmiş yangınları ve alevleri söndürmek için çırpınan "sıradan" insanları anlattı. Onların hikâyelerini, heves ve hüzünlerini... Hiç bilmediğimiz yönleriyle bambaşka bir Osmanlı.
Ve bir de çeşitli semtlerde binalar yanarken, tarihimiz ve zaten zayıf olan hafızalarımız kül olurken; bir kenarda durup bakan, eğlence seyreder gibi alevleri seyre dalan insanlardan bahsederdi Koçu. Muazzam bir kültürün adım adım yok oluşunu umursamayan, sadece kendine ve gününe bakan, ortak trajedileri bile seyirlik malzeme addeden insanlar... Her yangında onlar da olurdu muhakkak.
Bilgisayar ekranımda 2 fotoğraf karesi duruyor. Gözümü alamıyorum. Galatasaray Üniversitesi Beşiktaş kampusundaki o canım, güzelim bina alevler içinde, ister karadan ister denizden çabalar güdük kalıyor ateşin dinmeyen iştahı yanında. Bir sonraki fotoğrafta aynı üniversitede okuyan öğrenciler görülüyor; gözyaşlarına boğulmuşlar. Ellerinden bir şey gelmiyor.
İstanbul bir parça daha yitirdi canından. Etinden et kopardık elbirliğiyle. Peş peşe yaşanan yangınlar silsilesinde bir isim daha ekledik listeye. Bu kaçıncı? Hiçbir şeyle açıklayamadığımız kaçıncı ihmal/kaza/talihsizlik? Son tahlilde neden biz kendi geçmişimize karşı bu kadar vefasızız?
Gene aynı güzergâh üzerinde yanıp kül olan o muhteşem ilkokulu unutamıyorum. Senelerce önünden geçtiğim, her seferinde yüzümde tebessüm bırakan, çocuk ve martı sesleriyle özdeşleştirdiğim o kadim bina. Ortaköy'deki Gaziosmanpaşa İlkoğretim Okulu da yandı bitti kül oldu. Ardından yapılan incelemelerde yangının son derece şaibeli olduğu ortaya çıktı. Polis raporunda "Kasıt var" dendi. Bilerek yakıldığı anlaşıldı. Peki sonra?.. Dosya rafa kaldırıldı, konu da duyarlılık da tavsadı zaman içinde.
Ne ilk, ne de son olacak bu gidişle. Neler yanmadı ki İstanbul'da. Yalılar, yüzlerce yıllık arşivleriyle devlet binaları. Bakırköy'de Taş Mektep 2009'da yandı. Bu sıra dışı okulun mezunları arasında tanınmış simalar vardı: Adile Naşit, Münir Özkul, Şener Şen, Cem Karaca, Cahit Sıtkı Tarancı, Neriman Köksal kültür ve sanat dünyamıza muazzam emekleri geçen isimler.
Beyazıt Camii'nin içindeki Hünkâr Kasrı yandı. Ve tabii ki 2010'daki o korkunç yangın. Bu kez Haydarpaşa Garı alevler içinde kaldı. Bina kurtarılsa da hasar büyük oldu. Kapalıçarşı'da çıkan yangınları da listeye eklemek lazım elbette...
Belki eskiden olduğu gibi yangın seyretmeye gitmiyor ahali. Televizyonlarımız var zira. Dünden daha duyarlı, daha itinalı olduğumuzu iddia etmek ne mümkün. Bunca zaman bu kadar insan elbirliğiyle uğraşa uğraşa çirkinleştirmeye çalışıyoruz İstanbul'u. O hâlâ güzel. Bizimle değil. Bizlere rağmen.
Tarihi binaların aslına sadık bir şekilde restorasyonu yapılmalı. Aynı zamanda Büyükşehir Belediyesi'nin "İstanbul'a hafıza kazandırma kampanyası" olmalı. Hangi sokakta kimler yaşamış, hangi bina neredeymiş yahut oradan kimler geçmiş, hangi siyasetçilerin, yazarların, şairlerin evleri neredeymiş... Bütün bunları irili ufaklı tabelalarla anlatmalı. Dünyanın önemli metropollerinde hep yapıldığı gibi. İstanbul'u sevmek İstanbul için bir şey yapmadan olmuyor. Küllerinden doğsun istiyorsak bu şehir, işe önce hafızadan başlamalı.
İstanbul Yanarken
Elif Şafak
REŞAD Ekrem Koçu, nur içinde yatsın, kültürel tarihimizi ve tarih okumayı kim bilir kaç kuşağa sevdirmeyi başaran yazar, araştırmacı ve bir kalembazdı. Kimsenin önemsemediği konuları o muhabbet ve özenle yazdı. Birçok eseri ve o eşsiz İstanbul Ansiklopedisi'nin yanı sıra "Tulumbacılar" kitabı da unutulmazdı. Osmanlı İmparatorluğu boyunca, bilhassa İstanbul'da zuhur etmiş yangınları ve alevleri söndürmek için çırpınan "sıradan" insanları anlattı. Onların hikâyelerini, heves ve hüzünlerini... Hiç bilmediğimiz yönleriyle bambaşka bir Osmanlı.
Ve bir de çeşitli semtlerde binalar yanarken, tarihimiz ve zaten zayıf olan hafızalarımız kül olurken; bir kenarda durup bakan, eğlence seyreder gibi alevleri seyre dalan insanlardan bahsederdi Koçu. Muazzam bir kültürün adım adım yok oluşunu umursamayan, sadece kendine ve gününe bakan, ortak trajedileri bile seyirlik malzeme addeden insanlar... Her yangında onlar da olurdu muhakkak.
Bilgisayar ekranımda 2 fotoğraf karesi duruyor. Gözümü alamıyorum. Galatasaray Üniversitesi Beşiktaş kampusundaki o canım, güzelim bina alevler içinde, ister karadan ister denizden çabalar güdük kalıyor ateşin dinmeyen iştahı yanında. Bir sonraki fotoğrafta aynı üniversitede okuyan öğrenciler görülüyor; gözyaşlarına boğulmuşlar. Ellerinden bir şey gelmiyor.
İstanbul bir parça daha yitirdi canından. Etinden et kopardık elbirliğiyle. Peş peşe yaşanan yangınlar silsilesinde bir isim daha ekledik listeye. Bu kaçıncı? Hiçbir şeyle açıklayamadığımız kaçıncı ihmal/kaza/talihsizlik? Son tahlilde neden biz kendi geçmişimize karşı bu kadar vefasızız?
Gene aynı güzergâh üzerinde yanıp kül olan o muhteşem ilkokulu unutamıyorum. Senelerce önünden geçtiğim, her seferinde yüzümde tebessüm bırakan, çocuk ve martı sesleriyle özdeşleştirdiğim o kadim bina. Ortaköy'deki Gaziosmanpaşa İlkoğretim Okulu da yandı bitti kül oldu. Ardından yapılan incelemelerde yangının son derece şaibeli olduğu ortaya çıktı. Polis raporunda "Kasıt var" dendi. Bilerek yakıldığı anlaşıldı. Peki sonra?.. Dosya rafa kaldırıldı, konu da duyarlılık da tavsadı zaman içinde.
Ne ilk, ne de son olacak bu gidişle. Neler yanmadı ki İstanbul'da. Yalılar, yüzlerce yıllık arşivleriyle devlet binaları. Bakırköy'de Taş Mektep 2009'da yandı. Bu sıra dışı okulun mezunları arasında tanınmış simalar vardı: Adile Naşit, Münir Özkul, Şener Şen, Cem Karaca, Cahit Sıtkı Tarancı, Neriman Köksal kültür ve sanat dünyamıza muazzam emekleri geçen isimler.
Beyazıt Camii'nin içindeki Hünkâr Kasrı yandı. Ve tabii ki 2010'daki o korkunç yangın. Bu kez Haydarpaşa Garı alevler içinde kaldı. Bina kurtarılsa da hasar büyük oldu. Kapalıçarşı'da çıkan yangınları da listeye eklemek lazım elbette...
Belki eskiden olduğu gibi yangın seyretmeye gitmiyor ahali. Televizyonlarımız var zira. Dünden daha duyarlı, daha itinalı olduğumuzu iddia etmek ne mümkün. Bunca zaman bu kadar insan elbirliğiyle uğraşa uğraşa çirkinleştirmeye çalışıyoruz İstanbul'u. O hâlâ güzel. Bizimle değil. Bizlere rağmen.
Tarihi binaların aslına sadık bir şekilde restorasyonu yapılmalı. Aynı zamanda Büyükşehir Belediyesi'nin "İstanbul'a hafıza kazandırma kampanyası" olmalı. Hangi sokakta kimler yaşamış, hangi bina neredeymiş yahut oradan kimler geçmiş, hangi siyasetçilerin, yazarların, şairlerin evleri neredeymiş... Bütün bunları irili ufaklı tabelalarla anlatmalı. Dünyanın önemli metropollerinde hep yapıldığı gibi. İstanbul'u sevmek İstanbul için bir şey yapmadan olmuyor. Küllerinden doğsun istiyorsak bu şehir, işe önce hafızadan başlamalı.