Türk milleti tarihinden karanlık devirlerinden itibaren uzun bir müddet kadını baş tacı yapmış, haklarını her zaman gözetmiştir. Kadın Türk için kutsaldır bunun en büyük kanıtı da destanlarımızın çoğunda kadınlara yüklenen uhrevi hava ve kadının kutsal bir ışık gibi tasvir edilmesi gösterilebilir. Bununla birlikte mitolojimizin en önemli karakterlerinden biri olan Umay Ana da Köktürklerin koruyucu ve onları darlıktan kurtaran bir figür olarak karşımıza çıkar. Yine buna ek olarak Orhon Yazıtlarında İlbilge Hatun'un da İlteriş Kağanla birlikte kut alması eski Türklerde kadının kıymetini net olarak ortaya koyar.
Türk budunug atı küsi yok bolmazun tiyin kangım kaganıg ögüm katunug kötürmiş tengri il birigme
Türk dünyasında bunlar yaşanırken komşu medeniyetlerde kadının varlığı bile başlı başına bir sorun teşkil etmiştir çoğu zaman. Çinliler kız çocuklarına isim vermezken Arap toplumunda kız çocuğu doğuran ayıplanır ve o çocuk utanç vesikası olarak görülür. Aksi belgeler var mı kontrol edemediğimden kesin bir şey diyemeyeceğim ancak son okuduklarım ışığında şunu söyleyebilirim, Türkler genelde tek eşli ve eşlerine bağlı bir millet olarak görünür. Evliliğin kötü gitmesi sonucu boşanmalar da az da olsa karşımıza çıkar ve burada kıymete değer husus Türkler çağının çok ötesinde bir yaklaşımla boşanmayı yalnız erkeklere değil kadınlara da bir hak olarak vermişlerdir ve yine kadınlar toplum içindeki konumları itibariyle mal mülk sahibi de olabiliyorlardı. Bu kısmı çok uzatmak istemiyorum sadede geleceğim ancak bu konuyu merak eden arkadaşlar için kaynak çok. Dergipark veya Google üzerinden araştırmalar yapabilir, Orhon Yazıtlarını okuyabilir ya da Bahattin Ögel kitaplarını inceleyebilir.
Bütün bunları anlatma sebebim bir bağlama oturtma çabasından ileri gelmekte. Türk kültürü Arap kültürüyle sıkı bir dirsek teması kurduktan ve softa takımının ortaya çıkışından sonra artık kadının yeri ve kimliği geri dönülmez şekilde değişmiştir. Bu da aşağı yukarı Kanuni sonrası bir döneme denk gelir. Osmanlının kuruluş dönemi ziyadesiyle Orta Asya Türklüğünden izler barındırdığından kadının rolü büyük oranda korunmuş ve kadın yine belli haklara sahip bir şekilde varlığını sürdürmüştür. Ancak Osmanlının duraklama ve yıkılış devirlerinde softa takımının ulemalık taslaması kadının toplumdaki yerini korkunç şekilde sarsmış ve kadın artık yarı köle bir halde evin içinde kafesin ardında tıkılmıştır ve Atatürk oradan kurtarana değin de orada kalmıştır.
Bütün bu girizgahı yapma sebebime geleyim, tarihinin en parlak devirlerinde kadını baş tacı eden Türk milleti komşu kültürlerin de tesirleriyle kadını değersiz bir "mal" gibi görme gafletine düşmüştür. Bugün İstanbul sözleşmesini tartışmak gerçekten rezalet bir durumdur. Kadın toplumun yapı taşıdır ve onu bu tartışmaların içine çekmek rezilce bir durumdur. Avrupa'nın ve dünyanın cinsiyet eşitliği ile yakın bir tarihte tanıştığını düşünürsek Türkler oldukça eski tarihlerde toplum içi cinsiyet eşitliğini çağının çok ötesinde uygulamış ve bu hususa dikkat etmiştir. Bugün geldiğimiz noktada bırakın cinsiyet eşitsizliğini,"kadınlar insan mıdır?" tartışmasından öteye gidemiyoruz. Biz ne daha götünü yıkamayan Arap ne de uygarlık denen olguyla yeni tanışmış Avrupalıyız. Ancak bugün cehalet ve softalık Türkiye'yi öyle bir hale getirdi ki gerçekten utanılası. Bir insanın bir diğerine şiddet uygulamaması, taciz veya tecavüz etmemesi için İstanbul Sözleşmesine gerek yok bunlar zaten olmaması gereken insanlık dışı olgular. Ne yazık ki üzülerek ifade ediyorum, Türk kadını değersizleştirilmeye, güçsüzleştirilmeye çalışılıyor ama Türk kadını bu kepazelere her zaman güçlü kalarak cevabı en iyi şekilde verecektir.
Yine üzülerek belirteyim ki Türkiye'nin dört bir yanına örümcek zihniyet ağlarını örmüş, insan gibi yaşamak isteyene zehirlerini salıyorlar. Bunlarla mücadele etmek hem de hiç yılmadan mücadele etmek aklı başında her Türk'ün asli görevidir. İstanbul Sözleşmesi bu mücadelenin sadece bir cephesi. Bu cephe aşılırsa sonraki cephe kadınlar nasıl giyinmeli, kaç kadınla evlenmeli gibi cephelerde savaşmak durumunda kalırız. Meşhur bir laf vardır taviz tavizi doğurur diye. İşte şu an bu kırılma noktasındayız. İstanbul Sözleşmesi kıymete değerdir, uygarlık yolunda atılmış bir adımdır.
Bu arada bunu da eklemeden geçmeyeyim, İstanbul Sözleşmesine kaşrı çıkan insanların çoğunun Başakşehir ve Kayaşehir dolaylarında muta nikahlı metresi oturmuyorsa ben de hiçbir şey bilmiyorum. Siyasal İslamcı ahlakı bunu gerektirir. Onların hayali bir haremdir. Haremde cariyelerle bir arada yaşamaktır.
Şunu da ekleyeyim, yukarıda bir arkadaş sadece 10 saniyelik bir Google aramasıyla bulunabilecek bir şeyi buraya taşıyarak farkında olmadan örümcek zihniyete hizmet ediyor. Türk milleti okumaz, okuduğu üzerine düşünmez, düşünse de doğruluğunu araştırmaz o yüzden insanın aklına önce yanlış bilgi kazınır. İşte bu var ya en tehlikeli şeydir. Sökülmesi çok zordur bu yarım yamalak bilginin.
Biraz dağınık oldu ama umarım ifade etmek istediğim şey anlaşılmıştır.