İslami Vahdet

Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
İslami Vahdet

“Ey Resulum! Biz seni hakikaten bir şahid, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik. „

Bu ilk iki ayette Peygamber için beş tane sıfattan bahis etmekte; Onlardan birincisi için şöyle buyurur; “ Ey nebi!.. biz seni şahit olarak gönderdik.” Oldukca pur mana ve kalpleri titreten bir haber; Allah Peygamberini insanların yapmakta oldukları amellerine şahit olarak tayin etmiştir. Herşey onun mahzerinde olduğu halde ve kiramen katibin melekleri de bizim amellerimizi yazmakla görevli olmalarına rağmen Allah, Peygamberinde bizim amellerimize ve ahvalımıza şahit olarak gönderdiğini haber vermektedir. Bu haber, Resul-i Ekrem’in biz insanlarla çok yakın bir mesafede olduğunu ve bizim tüm amellerimizi bir rasathaneden gözetlediğini beyan etmektedir. Bütün insanlık için gönderilmiş olan Resul-i Ekrem kendisinden önceki ümmetler içinde şahit olarak mahkeme-i kübra’da onların amellerine de tanık olacaktır. Bu ayet, Resul-i Ekrem’in beşeriyetin hayatında manevi bir işlev yaptığına işaret etmektedir. Tüm insanlara Huzur-i Hakk’ta onların amellerine tanıklık yapacağını teyid eden “ Biz seni ancak alemlere rahmet olasın diye gönderdik” ayeti celilesidir.

Şahit, yani birinin işlemiş olduğu işi gözüyle gören kimseye denilmektedir. Peygamber mahşerde ilahi huzurda bizim yaptığımız amellere şahitlik edecektir. Öyle ise Peygamberin insanlarla görülmeyen bir irtibatının olduğuna bu ayette belirtmektedir. Çok garipsememek gerekir bugün uydular vasıtası ile yer küre kontrol edilmektedir. Ve insanlar buna hayret etmektedirler. Halbuki Peygamber-i Ekrem hiç bir beşerin ulaşamayacağı mirac olayını bin dörtyüz yıl önce bi’iznillah gerçekleştirmiştir. Ve oradan insanlığın geçmiş ve geleceğine tanık olmuştur. Bugün ve yarında insanlığın amellerine tanıklık (şahitlik) yapmaktadır ve” ila yevmuddine” kadar da yapacaktır.

İkinci olarakta Peygamberin şahitliği genel bir ifadesiyle geçmişteki Peygamberlere ve ümmetlerine de şahit olarak ilahi huzurda bulunacaktır.

“Ey Resulüm! Her ümmetten haklarında tanıklık edecek bir şahid (peygamber) celbettiğimizde ve seni de bütün onlara şahit olarak getirdiğimizde, bakalım onların hali nice olacak.”

Ayet, kıyamet gününde oldukça geniş ve edebi bir sahne oluşturuyor. Resuli Ekrem (s.a.a) kendisinden önceki zamana (Hz.Adem’ den ta kendi zamanına), kendisinden sonra da ta kıyamete kadar tüm insanlara ilahi huzurda şahitlik edecektir. Her Peygamber ümmet ile ilahi huzura çağırıldığında yüce divanda amellerine şahitlik yapacak olan Hz.Muhammed’i (s.a.a) görecekler. İlahi rahmet Peygamberi kendisinden önceki peygamberlerin vazifelerine, ümmetlerinin de amellerine şahitlik edecektir.

 
Bu nasıl olur? Bu mümkün mü?

“Biz seni ancak; bütün alemlere rahmet için gönderdik (Ya Muhammed!)”


İnsanlar ve cinlerin, bütün yaratılmışların rahmet kaynağı olan Resuli Ekrem (s.a.a) bizim amellerimize şahit olması çok rahattır. Bütün alemlere, zerreden kulle her ne varsa Resuli ekrem (s.a.a) onlara rahmet olarak gönderilmiş ise, bu varlıklar onun rahmetiyle tenefüs etmekteyse ve onların hayat kaynağı ise, bizim amellerimize şahitlik etmesi çok rahattır.

O mübarek kalp aynasından, temiz nurani çehresinden bütün bizleri seyretmekte olan Resuli Ekrem (s.a.a)’in huzurunda günah işlememeyi Cenabı Allah bu ayetle bize haber veriyor.

Dikkat et! O alemlere rahmet olan peygamber, senin yaptıklarından (gizli veya aşikar) haberdardır. Öyleyse dikkatli ol! Resuli Ekrem(s.a.a)’ın huzurunda günah işleme!

Allahu Teala bir başka ayette de Allah, Resulu ve müminler (masum imamlar) sizin amellerinizi görecektir diye buyurmaktadır.

Cenabı Allah insanları onarma ve tekamüle doğru sürükleme ve insaniyet mektebinde kemalet derecesine gidebilmesi, ve hakikatle aşina olup delaletten uzak durması için bir takım vesileler koymuştur.

Eğer bir insan kendisi takip edildiğini hissetse, mahcup olmaması, utanmaması için bütün hareketlerine dikkat eder. Öyleyse müminlere düşen görev, kendisini takip edildiğini hissederek hayatına güzel bir düzen vermeleridir.

Allahın rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Ama tüm eşyayı rahmetiyle kuşatan Allah, Muhammed’i (s.a.a) rahmet peygamberi olarak göndermiştir. Allah bütün varlıkların rızkını veriyor, ama insanı çocukların rızkının temini için kefil ediyor.

Eğer Kiramen Katibin olan melekler bizim amellerimize şahit ise, Muhammed (s.a.a)’ın şahit olması neden olmasın! Çünkü Allahın Resulü bunlardan daha üstün bir kimliğe sahiptir. O rahmeten lil alemindir. Allah Ona Lev lake lev lake lemma halaktul eflak demiştir. Sen olmasaydın ben bu kainatı yaratmazdım.

İşte böyle yüce bir peygambere ümmet olmanın şerefiyle müşerref olan bizler bütün amellerimize dikkat etmeliyiz.

Üçüncü vasfını şöyle beyan eder Allah! “Mübeşşiren ve nezira” Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.”

Yine insanların onarmasında, terbiye edilmesinde ve insanları doğru yola sevk edilmesinde bu iki etken oldukça önemlidir. Cenabı Allah kullarını zulmet karanlığından Kur’an’ın nurunun aydınlığı ile ve Muhammed (s.a.a)’ın nuruyla tanışabilmeleri için müjdeleyici ve uyarıcı olarak insanları davet etmiştir.

Cenabı Allah müminlerin sıfatlarını sayarken bunlardan biri, iyiliğe davet ve kötülükten insanları sakındırmaktır. Mümin bir insan kendini onardığından sonra, insanları hakka davet etmeyle vazifelidir. Peygamberi Ekrem (s.a.a)’ın insanları hakka davet etmesi, müminler de peygamberin davetçileri olarak insanları hakka davet etmelidirler.

“siracen munira” O aydınlatıcı bir nur ve kandildir. Dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki, peygamberi Ekrem (s.a.a)’ın nuru zati olmasıdır. Herhangi bir yerden alıntı değildir. Örneğin güneşin nuru kendi zatındandır ama ayda olan ışık ise güneşten yansıtılmadır. Resuli Ekrem (s.a.a)’ın nuru kendi zatındandır. Öyleyse o insanları şirkten, küfürden nifaktan, cehaletten ver her türlü fesattan kurtaran ilahi bir nurdur.

Eğer bir insan Peygamberi Ekrem (s.a.a)’ı kendi hayatına alır, Onun hayatıyla hayatını şekillendirmiş olur, ve onun takip ettiği yolu takip ederse, bu nur ekseninde kemalete hareket etmiş olur. Bu ayetler bize bir terbiye metodu vermektedir.

Eğer bizler bugün Resuli Ekrem (s.a.a)’ın doğumu münasebetiyle burada toplanmışsak, onun doğumu bize bu aşkı vermiş ise, o zamam Onun nuruyla yaşayıp hayatımızı Onun nuruyla şekillendirmemiz gerekir. Onu sevdiğimizi kanıtlayabilmemizin tek yolu budur, aksi takdirde kendimizi aldatmış oluruz.

“Allah Resulu size ne getirmişse onu alın, ve neden sizi sakındırmışsa ondan sakının.”

Yol haritamızı bu şekilde belirleyen yüce Rabbimiz, peygamberine itaat kendisine itaat olduğunu beyan etmiştir. “Kim Allah’ın Resulüne itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.”

Allah’a itaatın yolu, Resule itaattan geçmektedir. Allah’a gitmenin yolu, Muhammed (s.a.a)’ ın kapısından geçmek gerekir. Muhammede gitmemiz için ise, Ali (a.s)’ın kapısından geçmemiz lazım. Dikkat etmemiz gerekir ki, eğer bundan başka bir kapıdan gidilirse, çıkmaza girmiş olunur. Ümmetin batıla sapmaması, delalete düşmemesi için kendisinden sonra ümmetin yol haritasını beyan etmiştir. Ben size iki ağır emanet bırakıyorum bunlara bağlanırsanız benden sonra delalete uğrayamazsınız (çıkmaza giremezsiniz). Kur’an ve Ehl-i Beyt’im.

Öyleyse Peygamberin bize beyan ettiği yolda yolumuza devam etmemiz gerekir. Çalacağımız kapıyı iyi bilmemiz gerekir. Yanlış bir kapıdan içeri girmememiz lazım, Allah’ın bize emrettiği kapıyı çalmamız lazım. Yanlış bir yolda yürümememiz lazım, Resulümüz Muhammed (s.a.a)’ın bize emrettiği yoldan yürümemiz lazım. İşte bu başarının ve saadete kavuşmanın tek ve en güzel yoludur.
 

Vahdet ve birlik de ancak bu ilkeler üzerinde gerçekleşebilir.

Bugün bütün müslümanlar “Hepiniz Allah‘ın Kitabı olan Kur’an’ı Kerime sarılın sımsıkı sarılın ayrılmayın” diyor. 1.5 milyar müslüman hep bir ağızdan biz Kur’an’la beraberiz ona sarılmışız diyorlar. Oysa 1.5 milyar Müslüman darmadağın tefrika içerisinde birbirlerini boğazlar ve birbirlerinin kanını döktüğünü görüyoruz.

Peki vahdet nasıl gerçekleşebilir?


Zaman ve asrımızın ümmetinin birlik ve beraberliğini sağlayacak Resulün çizgisinde ve Kur’an’ın yolunda hareket eden bir lidere ihtiyacımız vardır.

Allah bize lütfedip işte böyle bir önder gönderdi, İmam Humeyni (r.a). Eğer ümmet bunun davetine icabet etseydi, eğer onun etrafında toplansaydı, bugün İslam topraklarında dökülen kanlar dökülmeyecekti. Bugün yine de ümmet çok geç kalmadan, İmam Hamaneyi mihver alıp onun ekseninde toplanıp hareket ederse, düşmanlarımızın bizim üzerimizde sermaye yapılmasını engellemiş olacağız.

Denilebilir ki 1.5 milyar müslüman nasıl bu eksende toplanabilir?

Bugün hakikatle aşina olmuş, gönlünü Resuli Ekrem (s.a.a)’e açmış, kalpleri Onun nuruyla aydınlanmış müminler bu eksen ve mihver etrafında zaten toplanmışlardır. Bugün bu davetin ekseninde yer alanlar, vahdeti gerçekleştirmişlerdir. Vahdet bugün oluşmuştur. Bugün bütün dünya müstekbirleri karşısında, Lailahe illallah bayrağını açmıştır.

Bugün vahdet olmuş, ama vahdetin devamı için bize düşen vazife vardır ki, bizler gönüllerimizi birleştirerek, ellerimizi birbirimizle kenetleştirerek, kalplerimizi kaynaştırarak bir cephe ve bir saf tutarak buraya (Velayeti Fakihe) hizmet etmeyi kendimize vazife bilmemiz gerekir. Gece gündüz demeden her yerde bu görevimizin bilinci içerisinde Muhammedi Mektebe hizmet etmeliyiz.

İşte bu toplantının bize kazandıracağı en önemli şey, Peygamberin bıraktığı mirasa sahip çıkıp, bugünkü Veliyyi Emrin ekseninde hareket etmemizdir.
 
Geri