Islamda evlenmeğe dâir(1)

Konu sahibi son olarak 2618 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Almanya’da bulunan bir koca, eşine mektupla boşadığını bildirse dinî nikâh sona erer mi?

Koca, açık boşama ifade eden sözleri kapsayan mektubu imzalar ve eşinin adresine gönderirse bununla boşama meydana gelir. Çünkü yazı ile hitap sözle hitap gibidir, ancak Şâfiîlere göre mektuba yazılan ifadeler açık olsa bile yazı ile boşama “kinâyeli sözcükle boşama” niteliğindedir. Bu yüzden de ayrıca boşama niyetinin bulunması gerekir. Yazı bilmeyen kimsenin başkasına yazdıracağı mektupla da boşama meydana gelir. Ancak mektubun yazana ve yazdırana ait olduğu da şüpheden uzak bulunmalıdır.( el-Fetâvâ’l-Hindiyye, I, 378, 379; eş-Şirâzî, el-Mühezzeb, II, 82)
 
İSLAMİ BİR DÜĞÜN NASIL OLMALIDIR.

Düğünün nasıl olması gerektiği hususunda.İslamın ve örfün öngördüğü
şekiller vardır.Öncelikle düğünlerde kadın ve erkeğin iç içe olmamasına
gayrı meşru şehvete içkiye isyana teşvik edecek müziklerin çalınmamasına
verilecek düğün yemeklerinde israfa kaçacak şekilde masraf yapılmamasına
özellikle dikkat edilmesi gerekir.Düğünün def veya müstahcen olmayan
Türkü ilahi marş ve şarkılarla ilan edilmesi sünnettir ki bötlece bu
evliliğin şahitleri çoğalsın.Düğün zamanında kadınların ayrı erkeklerin de
ayrı yerlerde eğlenmesi için ortam müsait hale getirilmelidir.Birbirlerini
görmemeleri için çaba sarfedilmelidir.Resulüllah (s.a.v.) bir hanımı bir
ashabın (sahabenin) düğününde hazır bulunur.Resulüllah (s.a.v.) ona
Siz türküler söylediniz mi diye sorar.Hanımı hayır deyince Resulüllah (s.a.v)
söyleseydiniz ya diye buyurmuşlardır.
Düğün yemeği vermek sünnettir.Bazı müçtehit alimlere göre vaciptir.
Çünkü Abdurrahman b Avf evlenince Resulüllah (s.av.) ona şöyle demiştir.
Bir keçi bile olsa düğün yemeği ver.Nitekim Resulüllah (s.a.v.) her
evlenmede düğün yemeği vermiştir.Davet edilen bir kimsenin düğün
yemeğine gitmesi vaciptir.Ancak düğün yerinde gayrı islami bir
münkerat ve haram olmamak şartı ile.
Son olarak kardeşlerime tavsiyem evlenmeden önce evlilikle ilgili
kitapları okumalarıdır.
 
Evliliği Sarsan Yanlışlar

Sevginin belli bir süresi yoktur, aksine sevgi yıllar geçtikçe daha da çoğalmakta, sağlamlaşmakta ve derinleşmektedir.

Yeter ki karşımızdakinin sevgisini kazanmanın yollarını bilelim ve sevgiyi yok edecek hatta nefrete dönüştürecek yanlışlardan kaçınalım. Bunlar da çok küçük şeylerde gizli, bize önemsiz gözüken tavır ve sözler aslında en büyük sevgilerin yahut nefretlerin nedenidir. Öyleyse bir bakın, eşinize karşı yaptığınız şu yanlışlar nasılda evliliğinizi sarsmaktadır:

1. Eşinin kişiliğine karsı ağır eleştiri de bulunma: Eşinin kişiliğini küçük düşürücü, onur kırıcı sözler sarf etmek sevgiyi zedeler. “Sen hep böylesin, hep beceriksizsin” suçlamalarına sitemkâr ve biraz da hakaret içeren “Hep kendi bildiğini okudun. Beni dinlemedin.” sözleri suçlayıcı eleştirilerdir.

2. Eşlerden birinin kendisini terapist yerine koyması: ‘Senin hasta olduğunu biliyorum, nedenlerini de biliyorum. Senin ne zayıflıkların var hepsini keşfettim, ne yapman gerektiğini söylüyorum, beni dinlesen doktora filan da ihtiyacın olmaz’ gibi sözler doğru değildir. Eş ne kadar bilgili, tecrübeli olursa olsun kendini doktor yerine koymamalıdır.

3. İşi yokuşa sürme: Günün birinde eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir. Diğeri ise “On yıldır sana söyledim; ama beni dinlemedin, başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?” biçimindeki konuşmalar eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır.

4. Genellemede bulunma: Eşinize bir kalıp biçerek o kalıba sokan ifadeler kullanmak, onu kötü bir fiille damgalamak da büyük hatalardan biridir. “Ben senin için değiştim, sen benim için hiçbir şeyden vazgeçmedin. Çok bencilsin...” sözleri evliliği yıpratır.

5. Eşinin aklını okuma: Çiftler arasında diyalog tek taraflı olmaya başladığında eşler birbirlerine mesafe koymaya başlarlar. Sürekli iğnelemeler, kavgalar, atışmalar artık kadın ve erkeği kendi dünyasına itmiştir. Erkek de kadın da kendi dünyasında eşiyle konuşmaya baslar. Kafalarında kurdukları şeyler zaman zaman birbirlerinin hareketlerine yorumlar çıkarmaya neden olur. “Senin ne demek istediğini biliyorum. Ben senin bakışından anlarım.” gibi sözlerle esinin mimik ve hareketlerinden anlamlar çıkarılmaya başlanılır.

6. Kendini hep haklı görme: Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde kim daha haklı, adeta “mahkeme” kuruluyor.

7. Konuşurken sözlerin kesilmesi ve ses tonunu yükseltilmesi: İletişimde en önemli husus konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralara girmektir. Dinlemek, anlamak ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek, ses tonunu yükseltmemektir.

8. Geçmişi hatırlatma: Evlilik hayati boyunca insanların olumsuz hatıraları olmuştur. Kavgalar, tartışmalar, atışmalar ya da unutulan anlar, yapılan yanlış davranışlar olagelmiştir. Evlilik hayati boyunca bu kötü hatıraların eşler tarafından tekrar tekrar ısıtılarak ortaya konulması ilişkileri zedeler.



(alıntıdır..)
 
Sen Bana Karışamassın

Hz. Aişe validemiz anlatıyor:

Bir gün geldi ve bana :

‘ya Aişe , dedi , müsaade eder misin, bu gece Rabbimle beraber olayım?’ ve arkasından da namaza durdu.

O gün sabaha kadar namaz kıldı, gözyaşı döktü…öyle ağladı ki, seccadesi sıkılsaydı, damla damla gözyaşı damlardı.

********


Görüyorsunuz kardeşlerim peygamberimiz gibi Allah aşığı bir insan bile ibadet etmek için eşinden izin alıyor.
O(s.av) hiçbir zaman eşlerinin hoşnut olmayacağı bir şey yapmamıştır.

Peki günümüzdeki insanlar ne yapıyor?

Öyle kadınlar var ki bütün gününü ibadetle geçiriyorlar hem de kocalarının rızası olmadan…

Aynı şey karşı taraf tarafından da yapılmış olabilir

Sonuçta ne oluyor?

Eşlerin arası soğuyor ve boşanmalar meydana geliyor

Allah ın en sevmediği helal olan olay=boşanmalar…

İslam her şeyden önce eşlerin arasının iyi olmasına önem vermiştir


Hatta bir bayan namaz kılarken kocası tarafından çağırılırsa namazı kesip cevap verme hakkı bile verilmiştir…

Tabi ki bu söylediklerim nafile olan ibadetler için geçerli
Farz olan ibadetleri yapmak her müslümana farzdır ve eşler izin vermiyor diye bunlar asla terk edilemez

Sadece nafile ibadetleri fazla abartmamak ve her zaman bu ibadetleri eşlerin izinleri alınarak yapılması gerekir

İslamda hiçbir zaman ‘sen bana karışamazsın’ lafı yoktur eşler arasında…

 
Alyansı Neden 4. Parmağımıza Takarız?

Başparmak:anne-babanızı,

İşaret parmağı : kardeşlerinizi,

Orta parmak: sizi,

Dördüncü parmak (yani yüzük parmağı) : hayat arkadaşınızı,

Ve serçe parmak, çocuklarınızı temsil eder.

İlk önce avuçlarınızı birbirine bakacak şekilde açın. Orta parmakları bükün ve sırt sırta birleştirin.

(ellerinizi orta parmak bükük bir şekilde uç uca birleştirin)


Şimdi, anne babanızı temsil eden başparmaklarınızı ayırmaya çalışın...

Açılacaktır, çünkü anne babanız sizinle birlikte ömür boyu yaşamayacaktır. Er ya da geç onlardan ayrılmak zorundasınız.

Başparmaklarınızı önceki gibi birleştirip, kardeşlerinizi temsil eden işaret parmaklarınızı ayırın.

Onlar da ayrılacaktır, çünkü kardeşleriniz kendi ailelerini kurup, ayrı bir hayat seçer.

İşaret parmaklarınızı birleştirip, çocuklarınızı temsil eden serçe parmaklarınızı ayırın.

Onlar da ayrılacak, çünkü çocuklar da evlenir ve bir gün kendi hayatlarını kurar.

Son olarak serçe parmaklarınızı birleştirip, eşlerinizi temsil eden yüzük parmaklarınızı ayırmaya çalışın.

Ayıramadığınızı görünce şaşıracaksınız. Çünkü karı-kocalar hayat boyu bir arada yaşarlar... İyi günde ve kötü günde...

 
EVLENMEK İSTEDİĞİ KADINA BAKMANIN SINIRI

Bir delikanlı ile birbirimizi görerek sözleştik. Nişanımız Birbirimizin arzusu üzerine aynı anda ve yerde olacak. Ben şu ana kadar giyimde-kuşamda ve namahreme görünmede Şer`i ölçüleri uygulamaya çaba göstermiş bir kızım. Ama nişanım için diktiğim elbiselerimi de bugünümde giymek istiyorum. Nişanlım olacak gencin yanında bu elbiselerimle oturabilir miyim?

Sorunuzu kitaplarımızda bu konuda yer alan bilgileri özetleyerek cevaplamaya çalışacağız:

Bir adam Ensâr`dan bir kadınla evlenmek istedi de Rasûlüllah ona: "Onu gör, çünkü Ensâr`ın gözlerinde bir şey (küçüklük ya da çakırlık) vardır." buyurdular..(Müslim nikâh 12)

Câbir`in rivâyetinde: "Biriniz bir kadına talip olur da onun hoşuna gidecek ve kendini ona çekecek taraflarına bakma imkânı bulursa baksın." denmiştir.(Ebû Dâvûd, nikâh 19; Hadîsi ayrıca Hâkim, Beyhâki ve A.b. Hanbel`de rivâyet etmişlerdir.)

Ebû Hümeyd`den nakledilen Hadîs-i Şerîfte: "Biriniz kadına tâlip olduğunda, evlenme gayesiyle bakmış olduktan sonra ona bakmasında günah yoktur." buyurulmuştur. (Müsned (Tertîbü`1-müsned) XVI/154; Hadîsi ayrıca Bezzâr ve Taberânî de rivâyet etmişlerdir. bk. Heysemî, Mecma`uz-zevâid IV/278)

Mugîre b. Şu`be: "Bir kadına tâlip olmuştuk. Rasûlüllah, "Ona baktın mı?" diye sordu. "Hayır", dedim. "Öyleyse onu gör. Bu, aranızı bulmada etkili bir yoldur" buyurdular." diye rivâyet etti.(Müsned (Tertîb) agy.)

Muhammed b. Mesleme (Mebsût`ta Muhammed b. Ümmi Seleme deniyor) gözüyle Dahhâk kızı Büseyne`yi takip ediyordu. Niyeti onunla evlenmekti. Kendisine: "Sen Rasûlüllah`ın ashâbından olasın da böyle yapasın, yakışır mı?" dendi de o şu cevabı verdi: Ben Rasûlüllah`ın şöyle dediğini duydum: "Allah bir adamın kalbine bir kadınla evlenme niyeti koyarsa, artık ona bakmasında bir beis yoktur."(Müsned (Tertîb) agy.; Hadîsi ayrıca Sâid b. Mansûr, Ibn Mâce, Ibn Hibbân ve Beyhakî rivâyet etmişlerdir.) Buraya kadar verdiğimiz hadîs-i şerifler Hanefi fıkıhçıları Cessâs ve Serahsî`nin görüşlerine delil olarak zikrettikleri hadîslerdir.(bk. Cessâs, Ahkâmü`1-Kur`ân V/173; Serahsî, Mebsût X/155)

Bunlara dayanarak Cessâs der ki:
"Bütün bunlar, evlenmek istediğinde kadının yüzüne ve ellerine şehvetle de olsa bakılabileceğini gösterir." "Güzellikleri hoşuna gitse de âyet-i kerîmesi de" (Ahzâb 33/52) buna işaret eder. Çünkü görmeden güzelliğini bilemez. Serahsî de şunları ilâve eder: Bu durumdaki erkek, kadının üzerinde elbise bulunduktan sonra onun vücûdunu hayal etmesinde de bir sakınca olmaz. Ancak, elbisesinin vücûduna yapışık (çok dar) olup organlarını olduğu gibi ortaya koyan ve şeffaf bir elbise olmaması da şarttır.(Serahsi agy.)

Bu konuda başka rivâyetler de vardır:
Mugîre b. Şu`be`nin yukarıya aldığımız hadîsinin devamında: Rasulüllah`ın "gör" demesi üzerine talip olduğum ensarlı kadının ebeveynine gidip durumu onlara anlattım. Biraz hoşlanmaz gibi oldular. Kadın da mahfilinden beni duymuş: "Görmeni Rasulüllah emretmişse gör. Ama öyle değilse, seni Allah`a havâle ederim." dedi. Bunu mühim bir olay olarak görür gibiydi. Onu gördüm ve evlendik, der.

Konumuz hakkında Asr-ı saâdetten ilginç bir olay da şudur: Halîfe Ömer b. Hattâb, Hz. Ali ve Fâtıma`nın kızları Ümmü Gülsümü Babasından istemişti. Babası küçük olduğunu söylediyse de Ömer, "onu sen bana ver, ben ondan başkasının beklemediği şeyler bekliyorum", dedi. Ali de, "onu sana gönderirim, beğenirsen sana nikâhlarım", dedi... Hz. Ömer`in begendiği haberini alınca da Babası onu ona nikâhladı. Hz. Ömer`in gayesi, ondan Rasulüllah`ın nesebine ortak olmaktı. (Haberi Sâid b. Mansûr, Ibn Abdilber, Ibnül-esir, Ibn Hacer ve Ibn Sâd naklederler. Kaynakları için bk. Ebu`n-nûr, Menhecü`s-sünne fiz`i-zevâc 351.)

Meselenin mezheplerarası münakaşasını yapan Ibn Kudâme de şunları söyler: Evlenmek istediği kadına bakmanın mubahlığı konusunda ilim ehli arasında ihtilâf bilmiyoruz. (hepsine göre helâldir)... Kadının izni olsa da olmasa da bakabilir. Çünkü Rasulüllah, "bakın" diye mutlak emrediyor ve onun izin verip vermemesini sözkonusu etmiyor. Ama bakmanın ötesinde birşey söylemediğinden onunla yalnız kalması ve dokunması câiz değildir... Bu konuda kadının yüzüne bakabileceği konusunda ilim ehli arasında ihtilâf yoktur. Çünkü yüz avret değildir ve güzelliklerin merkezi ve bakılacak yerdir. Âdeten açık olmayan yerine bakması helâl olmaz. Evzaî etli yerlerine bakabileceğini söylemiş, Dâvûd (ez,Zâhirî)`den de bütün bedenine bakabileceği rivâyet edilmiştir. Çünkü, diyor, Rasûlüllah`ın, "ona bak" sözünün dış (zâhir) anlamı bunu gerektirir.(Ibn Kudâme, el-Mugnî VI/553) Onun bu görüşte "hatâ ettiği meydandadır, çünkü bu söz sünnetin kâidelerine ve icmâa muhâliftir"(Davudoğlu, Sahi`h-i Müslim Şerhi VN/271)

Yüz, eller ve ayaklar konusunda, kadının evinin içinde genellikle açık tuttuğu kısımlarına gelince, bir görüşe göre: Oralara bakmak helâl değildir. Çünkü hiç açılmayan kısımları gibi oralara bakmak da helâl kılınmamıştır ve ihtiyaç, eller ve yüz ile giderilir. Diğer bir görüşe göre; oralara da bakılabilir. Çünkü başına açık olarak bakılabileceği rivâyeti vardır. (Ibn Kudâme, age VI/553-54) Imam Mâlik, avret bölgeleri görülür korkusu ile habersizce bakmayı kerih görmüştür. Ondan diğer bir rivâyete göre, kadına izinsiz bakmak câiz değildir. Fakat bu görüş zayıftır. Çünkü Peygamber (s.a.s.) tâlip olunan kadına bakmaya mutlak surette izin vermiş ve bu konuda onun müsaâdesini şart koşmamıştır. Hâttâ kadın genellikle bu izinden utanır. Bakan kimsenin o kadın beğenmemek ihtimalı vardır. Izin şart olursa beğenilmeyen kadın gücenir. Onun içindir ki ulemâdan bazılârı: "Kadına dünür göndermeden önce onu görmek ve bakmak... Bu bizzat mümkün olmazsa güvenilir bir kadın göndermek müstehaptır." demişlerdir.( Davudoğlu, age, Vll/271-72)

Özetlersek, erkeğin evlenmek istediği kadına tâlip olduğu zaman bakabileceği gibi, evlenme niyyeti devam ettiği sürece daha sonra da bâkabileceği anlaşılıyor. Yeter ki; henüz nikâhları yapılmamışken halvette kalmasınlar, yanlarında başka yabancı erkek bulunmasın, vücudunun normal ev kiyafeti dışındaki yerleri açık olmasın, elbisesi çok dar ve şeffaf bulunmasın. Çünkü bu durumdaki kadın ve erkek -niyetleri gerçekten evlenmek olduğu sürece birbirine büsbütün yabancı olan kadın ve erkekler gibi değildirler. Duyguları hırsızlama şehevî hislerden değil, sevgi ve muhabbetten kaynaklanır.
 
Evliliğin ilk ,yıllarının zor ,geçmemesi için ne, yapmalı?

Evliliğin ilk günlerinden itibaren eşler kendi aileleriyle yeni kurdukları yuva arasında ne kadar uyumlu bir denge kurmuşlarsa evlilik müessesesi de o kadar sağlam temeller üzerine oturur. Genellikle evliliğin ilk yılları evliliğin gidişatı açısından çok önemlidir. Bilimsel çalışmalar da evliliğin ilk yıllarının ailenin temelini oluşturması açısından önemli olduğunu göstermektedir.

Evlilik ekonomik, duygusal, sosyal, fikrî, pek çok yönü içine aldığından eşlerin bu konulardaki değerleri, kalıplaşmış düşünceleri açısından ilk yıllar bir uyum dönemidir ve bazıları için zor geçebilir. Bu uyum döneminde her iki tarafın ailesi önemli rol oynarlar. Aile, kişinin hayata bakışında davranışlarında sahip olduğu değerlerin ve kalıplaşmış düşüncelerin 1. dereceden belirleyicisidir. Kişinin düşünce yapısında hayat felsefesinde arkadaşlarının, aldığı eğitimin, okuduğu kitapların etkisi olsa da en etkili kaynak ailedir.

Sosyokültürel benzerlik uyumu kolaylaştırıyor

Evliliğin ilk yıllarındaki sorunların çoğu sosyokültürel açıdan farklılıklardan kaynaklanabilmektedir. Bununla beraber bazı durumlarda yakın akraba evliliklerinde sorunlar görülebilirken birbirine yabancı ailelerde sorun olmayabilir. Bunda kişisel farklılıklar ve ekonomik durum etkili olmaktadır.



Farklılıklara saygıyla bakın

Evliliğin başında yaşanan sorunlar kişinin bütün evlilik hayatında derin izler bırakabiliyor. Çatışma hayatın bir parçası olsa da seviyeli olması önemli. Ailelerin birbirine gösterdiği saygı kadar eşlerin birbirinin ailesine karşı gösterdiği saygı da etkili olmaktadır.



Ailelerinizin aleyhinde konuşmayın

Evlilikte yapılan en büyük hatalardan birinin eşlerden birinin diğerinin ailesini olumsuz şekilde eleştirmesidir. Ailesi eleştirilen eş bu durumda ya kendisi de eşinin ailesini eleştirmekte ya da savunucu pozisyona geçmektedir. Böylece ya tatsızlık büyümekte ya da kişi eşine hak verir görünse de içine atmakta ve bu birikim oluşturmaktadır. Kişi her ne kadar kendi ailesinden birisinin hatalı olduğunu bilse de bunun yüzüne karşı söylenmesi üzücü olmaktadır.



Eşinizin ailesiyle iyi geçinin

Yine yapılan çalışmalar göstermektedir ki eşler karşılıklı birbirinin ailesiyle ne kadar iyi ilişkiler içinde olurlarsa sevgi ve ilgi gösterirlerse o kadar mutlu olmaktadırlar.



Arkadan konuşmaları engelleyin

Hiç kimse arkasından konuşulup eleştirilmek istemez.

Bununla beraber maalesef bu insanlar arasında sıklıkla yapılmaktadır. Bazen yaşlılık, bazen ruhsal hastalıklar ya da düşünmeden hareket etme sonucu anne-babası ve eşi hakkında konuşan kişi bunu yerine göre anlayışla dinlese de eşine bunu yansıtmamalıdır. Eşi ailesi hakkında konuşursa bunu da kibarca engellemelidir. Bu tür hatalar evliliğin ilk yıllarında ciddi sorunlara ve sevgi eksikliğine sebep olmaktadır. Eşiyle ailesi arasında sevgi ve saygıyı artıracak şekilde iletişim becerisine sahip olmak, evliliğin ilk yıllarından itibaren sağlam temeller üzerine oturmasını sağlamaktadır.



Eşinizi eleştiriler karşısında yalnız bırakmayın

Bazı aileler stresli ailelerdir. Evliliklerde az sayıda da olsa psikolojik problemlere bağlı olarak yüze karşı hakaret ve yersiz eleştiriler gibi hiç olmaması gereken durumlar görülmektedir. Bu da ne kadar uygun şekilde engellenir ve mağdur olan yalnız bırakılmazsa evlilik o kadar seviyeli bir şekilde devam eder.


FARİKA TEYMUR ARTIR

Ailem Dergisi​
 
Ailede Hayırlı Erkek Ve Hayırlı Kadın Nasıl Olunur?


Hayırlı bir aile misiniz?

Bu suali aile içinde kime sorabiliriz?

Elbette aileyi teşkil eden iki temel direğe.

Kimdir bu iki temel direk?

Bey ile hanımefendiden başkası olamaz. Çünkü ailenin hem temeli, hem de ayakta tutan direkleridirler bu iki insan. Öyle ise aile demek, hanımla bey demektir.

Ailenin, içinde bir ömür tükettiği yuvanın bir bakıma cennet bahçesi haline gelmesi, yahut da cehennem çukuru durumuna düşmesi bu iki insanla olur.

Başka bir ifade ile, aile, ömrünü tamamlayacağı çatının altında ya bir cennet benzeri hayat yaşarlar ya da cehennem misali bir yaşam tüketirler.

Bir hayatı ya cennet misali ya da cehennem benzeri şekle sokan fertler ise, ya hayırlı insanlar ya da şerli kimseler olma vasfını da kazanmış olurlar.

Bundan dolayıdır ki, Efendimiz Hazretleri, "Ailenize hayırlı olsun" şeklinde hem beye, hem de hanıma tembihlerde bulunmuş, ikazlardan geri kalmamıştır.

Bakınız, Efendimiz (sav) hayırlı beyi nasıl tarif buyurmuştur:

"Hayırlı bey, eve girince hanımın yüzü asılmaz, çocuklar da köşe bucak ondan kaçışmaz!"

Evet, kendisi kısa; fakat manası uzun ve kapsamlı bir tarif.

Bunun zıt anlamı nedir?? diyecek olursanız, onu da arz edeyim:

Hayırsız bey eve girince hanımın yüzü asılır, çocuklar da köşe bucak kaçışır!

Öyle ise bey, bu tarifi iyi düşünmelidir. Hayırlı bir bey mi, hayırsız bir aile reisi mi, bu tarife göre kendisini test etmelidir.

Hayırlı beyi arz etmiş olduk..

Öyle ise hayırlı hanıma ait ölçüyü de arz edeyim. Yine Efendimiz (sav) buyuruyor ki:

"Hayırlı hanım da odur ki, bey eve gelip de onun yüzüne bakınca huzur duyar, mutluluk hisseder!"

Bunun zıt anlamı da şudur:

"Hayırsız hanım da odur ki bey eve gelip de ona bakınca huzuru kaçar, mutsuzluk hisseder, geldiğine pişmanlık duyar!"

Öyle ise hanımefendi de kendini kontrol etmeli. Hayırlı bir hanım mı, yoksa hayırsız bir hanım mı olduğuna kendisi karar vermeli. Beyine huzur mu veriyor, yoksa huzursuzluk mu? İyi düşünmeli.

Hadisten mülhem olarak arz ettiğimiz bu tarif ve tavsiflerin iki tarafa da mesajı şudur:

**Beyefendi! Eve gelince güleryüzlü, tatlı dilli ol, hanımın yüzü gerilmesin, çocukların korku ve endişe ile kaçışmasın.

**Hanımefendi! Sen de sabırlı ve anlayışlı ol, bey eve gelince hemen dertleri sıralayıp, sıkıntıları ortaya yığma. Bey senin yanında huzur duysun, mutluluk hissetsin.

Efendimizin bu mesajından sonra ayrıca derim ki:

Aile içinde ortaya çıkması mümkün sitemleri, nazlanışları olağan şeyler olarak görüp geçiştirmek mümkünken, büyütüp de içinde boğulacak hale getirmeyin.

Bakın ne büyük anlaşmazlıklar, belâlar, hastalıklar, imtihanlar vardır bu alemde.

Bazen öylesine büyük imtihanlarla karşılaşılıyor ki, çaresi olmayan bir dert, ilacı bulunmayan bir hastalık insanların dünyasını karartıyor; bu gibi geçimsizlikler o zaman şeker, bal gibi geliyor. Ama iş işten geçmiş, büyük bela ve musibet kapıyı çalmıştır. Onun için meselenizi büyütmeyin. Sabırla, tahammülle, sevabını düşünerek, hikmetini hesaba katarak geçiştirin.

Daha çok sıkılırsanız, o meşhur cümleyi tekrar edip rahatlayın.

Bu da geçer yâ hû!?.

Göreceksiniz ki, sıkıntı gitmiş, sevabı kalmış; yine siz kârlı çıkmış, huzuru mutluluğu yakalamışsınız...
 
Anlayışlı bir eş misiniz?

images


“Çok başım ağrıyor” dedi kadın telefonla…

“Bir hap al geçer” diye cevapladı eşi.

“Geçmek bilmiyor öleceğimi hissediyorum.”

“Biraz dinlen, bir şeyin kalmaz.”

“Vaziyetim kötü, bildiğin gibi değil, anlamıyorsun?

Lütfen beni doktora götürür müsün?”

“Bu iş saatinde nasıl izin alabilirim? Bitmesi gereken öyle çok iş var ki!..”

Çoğu eşler arasında yaşanır bu tür konuşmalar. Eşler çoğu kez, birbirlerini ya anlamaz, ya anlamak istemez, ya da yanlış anlar.

Kimi zaman da birbirlerini suçlayarak tartışırlar. Birisi, “eşim beni ciddiye almıyor” der. Diğeri ise kimi zaman bunun farkına bile varmaz.

Bazen eşlerden birisi çok alıngan olur. Her sözden bir mana çıkararak eşini suçlar. Özellikle kendine güven duygusu olmayan eşler, normal konuşmalardan bile anlam çıkarırlar.

Hanım “ay bu domatesler çürük” dese eşi, “Ben aldım ya kötü olur. Zaten sen benim aldığım hiçbir şeyi beğenmezsin!” cevabını verir.

Veya “Bu yemek tuzsuz olmuş” diyen beye, hanım, “Sen de benim yaptığım hiçbir şeyi beğenmezsin. Ben hiçbir şeyi başaramam” sözleriyle işi tartışmaya kadar götürür.

Genelde tartışmalar basit şeylerden çıkar. Tartışma bittiğinde ise eşler niçin tartıştıklarını bile unuturlar.

Eşler birbirlerinin hatalarına gözlerini yumup, kulaklarını tıkamalı.. Ama birbirini anlamak için gözlerini dört açıp, kulaklarını kabartmalıdırlar.

Çünkü bu tür problemlerin çözümü ‘sen beni anlamıyor, anlamak istemiyorsun” şeklindeki suçlamalardan değil, diyalogdan geçer. Aralarında iyi bir diyalog kurup konuşmayı başaramayan eşler, davranışlarını kötüye yormaya başlar, sonra da bunu kötü davranış takip eder.

Bu yoldan gitmeye devam ettikleri takdirde varacakları yer elbette anlaşmazlık durağı olur.

Olumsuzluklara son vermek için:

* Eşler, aralarında kopmuş olan, ya da yeterince olmayan diyaloğu geliştirmelidir.

* Eşler, birbirlerinin söz ve davranışları arkasındaki sebebi araştırmadan hemen karşılık vermeye kalkışmamalıdır.

* Sözleri iyi tahlil etmeli, yanlış anlayıp birbirlerini hırpaladıktan sonra özür dilemek zorunda kalmamalı.

* Karşı tarafı suçlamak, ya da bir suçlu icat etmek yerine -şayet varsa- suçu ortadan kaldırmanın yolları aranmamalıdır.

* Fazla alıngan olmamalı. Her sözden, her davranıştan kötü bir mana çıkarmamalıdır. Bazen eşlerden birinin kazara sarf ettiği bir söz, silah olarak kullanılıp diğer eş yaylım ateşine tutulmamalıdır. Bilhassa “filan zaman sen şöyle demiştin” diyerek cerbeze yoluna gidilmemelidir.

* Hiçbir eş buz üstünde düşme korkusuyla yürüyen, ya da tepesinde kristal bardaklar taşıyan gibi olmak istemez.

Özetle, eşinizin söz ve davranışlarını yargılamakta acele etmeyin ki, Rabb’imizin “Halim” ismi üzerinizde tecelli etsin.

GÜLAY ATASOY
 
'Sen benim sadece eşimsin'

Evlilik hayatında en büyük hayal kırıklıklarını eşine "Sen benim her şeyimsin!" diyen kişiler yaşıyor.

Psikolog Yasemin Uçal, "Kimseye taşıyamayacağı bir rol yüklenmemeli." diyerek, "Her şeyimiz ancak Rabbimiz olabilir." şeklinde konuşuyor.

Bir insanın sevdiği birine 'sen benim her şeyimsin' demesi, ilk başta verilen kıymeti ifade etmek açısından çok güzel gelebilir. Ancak, bu sözün fiil olarak karşılık bulmasını beklemek muhatabında aynı hoş duyguları uyandırmıyor.

Çünkü, bir kişinin "anne-baba, eş, arkadaş, evlat" rollerini aynı anda karşılaması çok zor. Bu imkânsızlık, beklentileri karşılanamayan tarafı üzdüğü gibi, kendisinden çok şey beklenen tarafta da boğucu bir etki yapabiliyor. Hayatımızda sadece bir tane rolü olabileceği halde 'her şeyimizi' üstüne yüklediğimiz kişiden 'ben senin beklentilerini karşılamak zorunda değilim' cevabını aldığımızda yıkılabiliriz.

O, bunu diliyle ifade etmeyip hiçbir beklentimizi vermeyerek de gösterebilir. Özellikle eşler arası ilişkide makul olan, herkesi kendi konumunda kabullenmek ve fazla beklenti içine girmemektir.

Psikolog Yasemin Uçal'a göre, bu idrak seviyesine ulaşmanın yolu 'karşımızdakinin de kendimiz gibi birçok konuda aciz, eksikleri olan, mükemmel olmayan' bir insan olduğunu kabullenmekten geçiyor. Bir tane rolü olan insana, başka görevler de yükleyip onu her şeyimiz yapma isteğinin altında sorumluluktan kaçma arzusu yatıyor.

Çünkü biri her şeyimiz olursa kendi işimizin azalacağını düşünüyoruz. Mesela, 'eşim benim her şeyim' diye düşünen kişi için eşinin varlığı, hayatta çok şeye sahip olmak demektir. Onu sadece eş olarak görse birçok şeyi kaybediyor ve kendisine daha çok iş düşüyor. Kendini geliştirmesi ve daha güçlü olması gerekiyor. Çünkü, hayatta huzurlu ve mutlu olmak için herkesin sorumlulukları vardır. Eksikliğini hissettiği maddi ve manevi ihtiyaçları gidermesini tek bir kişiden beklemek kişinin kendi üzerinde değişim ve gelişim yapmasını da engelliyor.

Hiç kimsenin mutlak güç sahibi olmadığını hatırlatan Yasemin Uçal, eşimizin her şeyimiz olmasını beklemenin inancımıza da ters düştüğünü söylüyor. Evlenen insanların bir taşla sayısız kuş vurmak istediğini belirten Uçal şöyle konuşuyor:

"Biri her şeyimiz olacağına, sadece rolü neyi gerektiriyorsa o olsun. Eşimiz eş, çocuğumuz çocuk, annemiz anne, babamız baba olarak kalsın. Onlardan farklı roller beklemek hayatımıza birçok olumsuzluk getirir. Eş de şefkat gösterebilir; ama anne-baba yerine konulamaz. Eşimizle bütünleşiyoruz; ama dünyaya tek gelip tek gittiğimizi unutmayalım. Herkes yaptığından kendisi sorumlu. Bizi yaratan ve huzuruna dönecek olduğumuz ALLAH (Celle celaluhu)) ancak her şeyimiz olabilir. Karşımızdakinin sadece kendine düşen sorumluluğu bilmesi ve ona göre davranması hayatı düzenleyen bir durumdur."

Yasemin Uçal, psikoterapi öykülerine yer verdiği 'Kendinize Hoşgeldiniz' (Timaş Yayınları) kitabında bu ve buna benzer çelişkilerimizi ele alıyor. Herkesin yaşayabileceği sorunlara dair gerçek öyküleri ve yaşanan değişimleri anlatıyor
 
Evlenecek gençlerın dikkatine

Her genç hayaller kurarak evlenir. Kimi''kalbine mukabil bir kalp'' ''bularak mutluluğu yakalar, kimi yakalayamaz. Hayat arkadaşına ''İyi ki evlendim.'' diyenler olduğu gibi; ''Ah! Keşke evlenmeseydim..''diye feryad ü figan edenler de vardır...Yeni evlenecek olan gençler sonradan ''keşke'' demek istemiyorlarsa şu noktalara dikkat etmelidirler:

1) KENDİNİZİ TANIYIN


Eşinizi tanımadan önce kendinizi tanıyın. Evlilikten ne bekliyorsunuz? Evlilik sizin için ne ifade ediyor? Neden evleniyorsunuz? Evlilik bir fantezi mi? Yoksa hayat arkadaşlığı mı?

2) RUHEN OLGUNLAŞIN


Belirli bir ruhî olgunluğa gelmeden evliliğe yanaşmayın. Çünkü evlilik, evcilik oyunu değil. ''Biraz oynar usanırsam eşyalarımı alıp eve dönerim.'' diyemezsiniz. Evlenirken her zorluğa ve fedakârlığa katlanmayı göze alın.

3) EĞİTİMİNİZİ TAMAMLAYIN

Mesleki eğitiminizi ya da kariyerinizi tamamlamaya özen gösterin.

4) REALİST OLUN

Gözünüzdeki pembe gözlüğü bir kenara bırakıp, realist olmaya çalışın. Çünkü hayal üzerine kurulan evlilik, ilk hayal kırıklığıyla yıkılabilir.

5) ''DEĞİŞTİRİRİM'' DİYE DÜŞÜNMEYİN

Bazı şeyleri içime katlarım, beğenmediğim huylarını değiştiririm diye düşünmeyin. O zaman evliliğiniz bir şeyleri değiştirme savaşına dönüşür. Sürekli ''Neden öyle yaptın? Niye böyle yapmıyorsun? Ben şundan hoşlanmıyorum. Ama sen yapmaya devam ediyorsun. Şu huyundan vazgeç.'' demekle geçer.

6) İNANÇLARINIZA UYGUN OLANI SEÇİN


Kendi dini inançlarınıza uygun birisini tercih edin. Kadın namaz kılar kocası içki masası hazırlatırsa, ya da erkek namaz kılarken eşi tersini yaparsa mutluluk oranı o ölçüde azalır. Eşler sürekli ''sen yanlış yapıyorsun, ben doğru yapıyorum'' tartışması yapar.

7) HUY, AHLAK VE MİZACA DİKKAT!


Huy, ahlak, mizaç ve hatta zevklerde bile uyum içinde olan kişileri tercih etmek evlilikte mutluluğa bir adım atmış olmak demektir.

SEVGİ ÖNEMLİ


Aşık olmadan evlenmem demek ne kadar yanlışsa; sevginin sıfır olduğu bir evliliği de mantık evliliği yapıyorum diye yapmak yanlıştır. Sevmediğiniz, içinizin ısınmadığı komşunuzla bile yapamazken hayat arkadaşıyla hiç yapamazsınız.

9) AİLENİZİN GÖRÜŞÜNE ÖNEM VERİN


Sonradan ''Ben nerede yanlış yaptım?'' dememek için ilk anda yanlış yapmayın. Çünkü kimi gençler ailelerin denk görmediği eşlerle evleniyorlar. O an hisleri mantıklarını örtüp aileyi dinlemiyorlar.
 
Cinsel ilişki hakkında bilinmesi gereken herşey

Bu konu başlıbaşına bir kitap ve araştırma konusu olduğundan, ben bu mevzuda söylenmesi gerekenlerin tümünü söylemeye çalışmayacagim, bazı tereddütlü ya da önemli noktalara deginmekle yetinecegim. Bu konuda hiç unutulmaması gereken en önemli nokta, insanın yaradılış gayesidir. Insan Allah'ın yüceligi karşısında kendi güçsüzlügünü kabullenmesi ve her hareketini Allah'a kulluk olarak yapması için yaratılmış bir varlıktır. Öyleyse yemesi, giymesi yatması ve kalkması gibi, cinsel ilişkisi de ibâdet olarak yapılmalıdır.

Haramdan sakınmak, Allah'ın nimetinden helâl olarak yararlanmak, yapacağı hayırlı işler için fikrini meşgul eden cinsel arzuyu, sağlam düşünebilmek için gidermek, koca karının, karı da kocanın hakkını ödemek ve en önemlisi müslüman nesli yetiştirmek amacıyla yapılan meşru bir cinsel ilişki ibâdettir ve insana aldığı zevkler yanında sevap da kazandırır. "Kişinin zevkini yaşamasında hiç sevap olur mu ?" diye soran sahabiye Allah Rasûlü Efendimiz; "O suyu haram bir yere akıtsaydı, günah olmayacak mı idi? Öyleyse helâlından akıtması da sevaptır" buyurmuştur.(Müslim, zekât 52; Ebû Dâvûd, tatavvu' 12; edep 160; Müsned V/167,168.)

Öbür yönüyle insan, arzu ve şehvetinin esiri olup, sırf zevki için yaşar hale gelmemelidir. Bu, ondaki hayvanî güçleri geliştirir, melekî güçleri zayıflatır ve insanı alçaltır. Halbuki, bütün zevkler gibi cinsel ilişki zevki de bir gaye değildir, bir gaye için yaratılmış insana Allah'ın bir hediyesidir. Insandan, neslini sürdürmesini istemiş ve bunu Allah'ın istediği doğrultuda yapması halinde kendisine cennet vadedilmiştir. Ise cinsel ilişki zevki gibi peşin bir avans da verilmiş ve sanki öbür âlemde alabildiğine tadacağı zevklerden, daha dünyada iken ona parmak ucuyla hafifçe tattırılmıştır. Ya da yorucu çabalarla yüce bir gayeye ulaşması istenen insana, gönül eglendirme türünden çerez takdim edilmiş ve asıl ziyafetin sonda olduğu bildirilmiştir. Tıpkı zor birise kosulan çocuklara, işi sonuna kadar götürmeleri için verilen oyuncaklar gibi. O çocuğun verilen işi bırakıp bu oyuncakla eglenmesi, oyuncağın veriliş amacına ne derece zitsa, insanın cinsel zevklerini gaye olarak görüp, sırf onlarla meşgul olması da yaratılış gayesine o derece zittir.

Şimdi vereceğimiz bilgilerde bu açının göz önünde bulundurulması gerekir.

Tutma ve bakma konusunda karıkoca arasında avret olan bölge yoktur.(Ibn >bidin VI/367) Hz. Ömer'in oğlunun; "bana göre birbirinin organlarına bakmaları daha iyidir, çünkü bu cinsel ilişkinin tadıni artırır," dediği nakledilir. Fakat Aynî; "bu sözün, onun sözü olduğu kesin değildir" der. Tutma konusunda câiz değildir diyen yoktur. Ebû Yûsuf; "Ebû Hanife'ye sordum ki, erkek karısının organını tutsa, kadın da kendisine karşı tahrik etmek için kocasının organını ellese, bunda bir sakınca var mıdır2 O da bana; hayır, yoktur. Hattâ bu sevaptır ve ecrin büyük olmasını sağlar dedi".

Hanımı ile ilişkide bulunurken, onu tanıdığı güzel bir kadın diye hayâl edip, onunla sevişiyor gibi cima yapmasının haram olmadığını söyleyenler vardır. Ancak Ibn Âbidîn; bizim kurallarımıza göre bunun helâl olmaması gerekir, çünkü bu, suyu şarap olarak düşünüp içmeye benzer. Onun haram olduğu açıktır. Öyleyse öbürü de helâl olmamalıdır" der. ( Ibn ilbidin VI/372.) Doğru olan da bu olsa gerektir.

Cinsel ilişkide kullanılan kremler, ya da yağlandırıcıların, domuz yağı gibi haram madde içermedikten sonra, helâl olmadığını gösteren bir delil yoktur. Ancak bu normal eşlere tavsiye edilmeyecek bir durumdur. Allah bu iş için tabi nemlendirici yaratmayı ihmal etmemiştir.

Cinsel ilişkinin yasaklanan, ya da tavsiye edilen bir şekli yoktur. Ne var ki, tabiîlik dinî olan İslam'ın, bu konuda da tabiî olanı tercih edeceği açıktır. Üreme organından olmak üzere, karı ile koca hangi tür ilişkiden zevk alıyorlarsa onu uygularlar. Ayakta, otururken, yatarken, arkadan, önden, altta, üstte; hangisini isterlerse öyle yaparlar. Ancak üzerlerinin örtülü olması Islâmî bir edep ve emirdir." Allah ise utanmaya en lâyık olandır"(Fetâvây-i Hindiyye'de: "Oda küçük olursa (5-10) zira' yani yaklaşık(3 x 6 m2) koca böyle bir odada cima maksadıyla karısını soyabilir. Bir kısım ulema karı kocanın bir odada tek başlarına soyunmalarında mahzur olmadığını söylemişlerdir." (Ibn Âbidîn, Kunye'den, V/288). Ama bu, elbette cima ederken açık olabilecekleri anlamına gelmez. Hadîs için bk. Buhârî, ilm 15, edep 68.)

Karısına dübüründen yaklaşmak çok çirkin bir hareket ve haramdır. Insanın tabiatina, şeref ve onuruna aykırıdır.

Erkeğin, şehvetini uyandırmak ve zevk duymak için, eliyle ya da butlarıyla kendi kendini tatmin etmesi helâl görülmemiştir. (Bu konuda Mü'minûn (23) 7 ve Me'âric (70) 31 âyetleri ve tefsirlerine bakılabilir.) Haramlığını bazıları hafif, bazıları da kaba olarak nitelemişlerdir. Ancak erkeğin yanında karısı yoksa, ya da evli değilse, kalbi bununla meşgul oluyorsa ve harama düşme endişesi varsa, kendisini boşaltmanın, bunu âdet haline getirmemek şartıyla câiz olduğunu söyleyenler vardır. Hattâ, ciddî olarak harama düşme endişesi varsa ve bu yolla buna engel olunacaksa, bunun vâcip olduğunu söyleyenler de vardır. (Geniş bilgi için bk. Mahlûf, Fetâvâ I/117,118.) Ancak Peygamberimizin bu konudaki tavsiyesinin, şehveti oruç tutmakla yatıştırmak olduğu unutulmamalıdır. (Söz konusu hadîslerinde Rasûlüllah Efendimiz: "Gençler! Evlilik külfetine hanginizin gücü yetiyorsa evlensin." Yapamayan oruç tutmalıdır. Çünkü onun (nefsi dizginleyici) kamçısı vardır" Buhârî, savm 10, nikâh 2, 3; Müslim, nikâh 1, 3; Ebû Dâvûd, nikâh 1) Bu yolla hem haramdan kurtulacak hem de sevap kazanacaktır.

Erkeğin eli vb. şeylerle kendini tatmin etmesi caiz olmadığı gibi, kadının da bu yolla tatmin araması câiz değildir. Ancak koca, karısının eli ile ya da vücudunun diğer yerleri ile tatmin olabileceği gibi, karısını da bu yolla tatmin edebilir. (Serahsî, Mebsût X/159.)

Hastalık, zayıflık ve güçsüzlük gibi sebeple cinsel ilişkiye dayanamayan ve bu yüzden istemeyen kadınla cima etmek haramdır. (Ibn Âbidîn, el-Ukûdü'd-dürriyye I/26.)

Evlendiğinde karısıyla ilişkiye güç yetiremeyen erkek bir yıl beklenir. Bir yıl boyunca da, bir defa olsun, güç yetiremezse, karısı, istemesi halinde ayrılır, erkeği beklemeye zorlanamaz. (Ibn Âbidîn, el-Ukûdü'd-dürriyye I/30.)

Mushaf(Kur'an_ı Kerim) bulunan odada cima(cinsel bieleşme) etmenin sakıncası yoktur. Çünkü müslümanlann evlerinde ve odalarında genellikle Mushaf bulunur. Ancak Allah'ın kelâmına karşı saygı duyulduğunu göstermek için Mushafin örtülmesi gerekir. (Ibn Âbidîn, I/266, el-Hediyyetü'l-Alâiyye 268.)

Cimaya(Cinsel birleşme) başlarken "besmele" çekerek,hadîste geçen "Bismillâh, Allahümme cennibnâ'ş-Şeytâne ve cennibi'ş-Şeytâne mâ-razektenâ" duasını okuması müstehaptır ve cimanın edeplerindendir. (Örnek olarak bk. Buhârî, bed'ul-halk 11; Müslim, talak 6, nikâh18)

Kocası kendisini cimaya çağırdığında, karısının bunu özürsüz olarak reddetmesi, câiz değildir. Hattâ âdetli olması da bir özür değildir. Çünkü kocası onun, âdetli iken haram olan bölgesi dışında bir yerinden yararlanabilir. (Fetâvây-i Hindiyye (yazma) 611/45 Müslim, hayz 16, Nesâî, taharet 180; Ibn Mâce, taharet 124) Bu konuda özellikle kadının sözkonusu edilmesi, cimada erkeğin, kadından daha sabırsız olduğundandır. Yoksa kadının, kocasından cima isteme hakkıyok demek değildir.

Karıkocanın, zaruret olmadıkça cinsel ilişki biçimlerini başkalarına anlatmaları haramdır. Peygamberimiz (s.a.s.) : "Şüphesiz ki, Kıyâmet Gününde, Allah'ın katında, emanete hiyanetin en büyüklerinden biri, karıkoca beraber düşüp-kalktıktan sonra, kocasının kadının sırrını yaymasıdır" buyurmuştur. (Müslim, nikâh 21; Davûdoğlu age VN/327 vd.)

Emzikli kadınla cimada bulunmak câizdir. (bk. Müslim, nikâh 24; Davûdoğlu age VN/342 vd.) Bir kadını görerek şehveti harekete gelen kimsenin, derhal karısı ile cima etmesi ve nefsini yatıştırması müstehaptır. (bk. Müslim, nikâh, 2; Davûdoğlu age VN/221.)

Cimada özellikle dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi de, temizliğe olabildiğince dikkat etmektir. Mümkünse ilişkiden önce eşlerin dış organlarını sabunla yıkamaları müslümanca bir davranış olur. Çünkü temizlik müslümanlığın ana temellerindendir. Kasıklarda yuvalanıp üreyen mikropların, ilişki yoluyla kadının rahmine ulaşıp, çeşitli rahim hastalıklarına sebep olabileceği, ya da mevcut hastalıkları artırabileceği hiç unutulmamalıdır. Peygamberimizin (s.a.s.) cima edeceklere abdest almayı tavsiye etmesi (bk. Ibn Kudâme, el-Mugni VN/26) bundan olsa gerektir.

Ilişkinin ne olduğunu bilecek kadar büyük çocukların bulunduğu odada, onlar uyurken bile cima etmek câiz değildir. (Nemenkânî, el-Fethu'r-Rahmanî N/2l3 HEPINIZ HAKKINIZI HELAL EDIN CUNKI ARASTIRMALARIM SONUCUNDA BU KONULARI ELDE EDINDIM:

Alıntıdır

 
Bende cok demisimdir neden insanlar bu sekilde cocuk sahibi olabiliyoki haram bisey degil mi pis bisey nasil helal olur. Anladimki bu konular hakkinda dusunmemek en iyisi :S :D
 
Siz Hiç Eşinizle ,Yarıştınız Mı?

Siz Hiç Eşinizle Yarıştınız Mı? YİNE BİR SEFER vaktiydi. Hz Peygamber ile, hanımı Ayşe gelmişti. Allah’ın Resulü her seferinde bir hanımını yanında götürürdü. Bu defa kura Ayşe’ye çıkmıştı. İslam ordusu çölün kızgın kumlarında yol alırken Hz Peygamber hanımına yavaşlamasını söyledi. Orduya da devam edin işareti yaptı. Nihayet ordu uzaklaşmış, Hz Peygamber ve eşi geride kalmışlardı. Kâinatın yüzüsuyu hürmetine yaratıldığı Allah elçisi hanımına sordu?


-Yarışalım mı ya Ayşe?


Ordu savaşa gidiyordu. Savaştan daha önemli bir mesele yoktu ve bu bir ölüm kalım meselesi idi. Bu durumda bile Allah’ın Resulü hanımını ihmal etmiyor ve hatta bugün için bile bize çok ayıp gelecek, hatta koca koca adamların hayatta yapamayacakları bir şeyi istiyordu hanımından.


-Yarışalım mı ya Ayşe?


Ordu silahlarını kuşanmış, düşman üzerine süzülüyordu. Dünyevi anlamda bundan daha büyük bir konu olamazdı. Savaş, ölüm ve kan belki de biraz sonra yollara dökülecekti. O ise hanımına soruyordu:


-Yarışalım mı ya Ayşe?


Geçenlerde bir arkadaşımız eşi ile çok şiddetli kavga etmişlerdi. Sebep evin beyi hanımına vakit ayırmıyordu. “Zaten bütün gün para peşinde koşuyorum, akşam bir de seninle mi uğraşayım” diyordu adam.

Yıllar sonra bir öğrencimle karşılaştım dün yolda. Altındaki güzel arabasıyla bizi eve bıraktı. Evlenmiş, çocukları olmuş. Neler yapıyorsun diye sordum. Hafta içi her gün sabahın yedisinde okula gidiyormuş. Öğlenden sonraları bir dershanede çalışıyormuş. Hafta sonları ise özel ders veriyormuş. Ailece sabah kahvaltısı yapmayalı üç ay oldu diyordu. Genç yaşında ev ve araba sahibi olmuştu. Gördüğümüzde yeni bir şeyler almayı planlıyordu. Ama onbir aylık çocuğunun nasıl büyüdüğünü fark edememişti.

Bir başka arkadaşımızın ailesi farklı şehirde, kendisinin işi farklı yerdeydi. İki haftada bir, iki üç günlüğüne eve gidiyordu. Niye böyle yaptığını sorduğumda, hanımı orada iyi bir işte çalışıyordu, çocuklarından biri de orada iyi bir dershaneye gidiyordu. “Peki hanımının ve çocuklarının sana on beş günde birkaç günlüğüne mi ihtiyaçları var” diye sordum. “Ne yapalım çocukların istikbali için katlanıyoruz” dedi. Nasıl bir istikbalse?


Sonunda Hz Ayşe de yarışa razı oldu. Bir çizgi çizip yarışa başladılar. Hz Ayşe ve âlemlere Rahmet olarak gönderilen yarışıyorlardı. Birden hanımımla hiç de yarışmadığım aklıma düştü. Acaba şu yan taraftaki boş arsada yarışacak olsak komşularımız ne derlerdi? Ya dostlarımız?

Niye bu kadar resmi olduk acaba? Meşru dairedeki pek çok şeyi kendi kendimize haram kıldık.

Bediüzzaman Münazarat’ta “Meşru daire içinde insanların ŞAHANE hür olmalarından” bahsediyordu. Biz ise kendi kendimize hürriyet kısıtlamalarında pek mahir olduk.


Ve yarışı Hz Ayşe kazandı.


Öylece orduya vâsıl oldular. Hz Peygamber iş olsun diye değil, bugün idrak dahi edemeyeceğimiz bir tarzda savaşa giderken dahi hanımına vakit ayırmıştı. O’nun gönlünü hoş eylemişti. Ve bu hadiseyi savaşa giden mücahitlerden hiç birinin kınadığına, aleyhine konuştuğuna dair bir kayıt yok.


Sonra bir başka seferde orduyu yine ileriye gönderdi Hz Peygamber. Hanımına yine sordu:


-Yarışalım mı ya Ayşe.


Ve hanımı yine tamam dedi. Yarıştılar kızgın kumların üstünde yürüyen orduya doğru. Bu defa Hz Peygamber kazanmıştı.


-Bu dedi, âlemlere Rahmet olarak gönderilen. Geçen seferkinin rövanşı idi ve tebessümle baktı hanımına.


Sahi siz hiç hanımınızla yarıştınız mı?


Yoksa böyle şeyler bizi bozar mı?
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri