Islamda evlenmeğe dâir(1)

Konu sahibi son olarak 2626 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Resmî nikâh olmaksızın yalnız dini nikâh ile yetinmek uygun mudur?

Akıllı ve ergen müslüman bir erkekle müslüman veya ehl-i kitap bir kadının evlenmesinde iki şahidin hazır bulunması, icap ile kabulün o anda akdi meydana getirecek siyga ile ifade edilmesi akdin sıhhati için yeterlidir. Kur’an’da, evlilikte kadını doğrudan muhatap alan ve veliden söz etmeyen âyetler vardır.( Bakara, 2/230; Ahzâb, 33/50) Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Dul kadın hakkında velinin yapabileceği bir iş yoktur.”( Ebû Dâvûd, Nikâh, 25; A. İbn Hanbel, I, 334) “Bekâr kadın, kendisi hakkında velisinden daha fazla hak sahibidir.”( Ebû Dâvûd, Nikâh, 25. Hadislerin kritiği için bk. Ebû Dâvûd, Çağrı baskısı, II, 577-579) Bu delilleri dikkate alan Hanefîler, evlilikte velinin onayını, nikâhın bir rüknü veya şartı değil, sünnet veya müstehap olarak değerlendirmişlerdir.

Hanefîler dışında üç mezhebe göre ise, akıllı ve ergen kız çocuğunun evlenmesinde, velisinin onayının bulunması bir sıhhat şartıdır. Onlar bu konuda, evlendirmekten söz eden kimi âyetleri (bk. Bakara, 2/232; Nûr, 24/32) ve Hz. Peygamber’in, “Veli ve iki adaletli şahit bulunmadıkça nikâh olmaz.”( Ebû Dâvûd, Nikâh, 19; Dârimî, Nikâh, 11; Serahsî, Mebsût, V, 31) “Bir kadın velisinin izni olmadan evlenirse, onun nikâhı batıldır.”( Ebû Dâvûd, Nikâh, 19; Tirmizî, Nikâh, 14; Dârimî, Nikâh, 11) hadisine dayanırlar. Hanefîler, karşı görüşte olanların öne sürdüğü, evlendirmekten söz eden âyetlerin gereklilik bildirmediğini, hadislerin ise zayıf, hatta kimisinin mürsel (râvî atlanarak nakledilen hadis) olduğunu ortaya koymuş ve evlilikte velinin bulunmasını vâcip değil, müstehap derecesinde görmüşlerdir.( bk. Geniş bilgi için bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, s. 287 vd)

Belediye memurunun veya bir din görevlisinin hazır bulunması nikâhın rükün veya şartlarından değildir.

Ancak resmî nikâh yaptırmaksızın yalnız dini nikâhla yetinmeyi, günümüz hukuk sistemi yeterli görmediği için, böyle bir nikâh yaptırımsız kalmaktadır. Taraflar İslâm’ın sağladığı hak ve yükümlülüklere tam olarak uydukları takdirde bir sakınca doğmayabilir. Ancak gerek doğacak çocukların nüfus kütüğüne kayıt problemi, gerekse bir anlaşmazlık durumunda kocanın mehir, nafaka, çocukların bakımı gibi mâlî yükümlülükleri yerine getirmemesi durumunda kadının onu kanun yoluyla zorlama imkânı bulunmaz. Vefat durumunda miras hakları da, daha önce güvence altına alınmamışsa, diğer mirasçıların insafına kalır.

Osmanlı döneminde 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi bu konuda ileri bir adım atarak Müslüman, Hıristiyan veya Yahudilerin kendi inançlarına göre evlilik akdi yapmalarına imkân sağlamıştır. Buna göre, daha önceden ilân edilen düğün salonu, kilise veya havrada, evlenecek eşlerden birisinin ikâmetğahı hâkiminin veya nâibinin nikâh memuru olarak hazır bulunması ve evliliği tescil etmesi sağlanarak, devletin üniter yapısına zarar vermeden dînî-medenî nikâh ikiliği ortadan kaldırılmıştır. Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve İskandinav ülkelerinde bu evlilik yöntemi uygulanmaktadır.( Bilgi için bk. Hamdi Döndüren, age, s. 125-128, 184, 185; H.A.K. metni için bk. Cerîde-i İlmiye, Yıl: 4, Sy. 34, Sh. 104, Takvîm-i Vekâyi, 31 Teşrîn-i Evvel 1333)

Ancak nikâh memurunun, evlenecek taraflarda din ayrılığı ve süt hısımlığı gibi dini şartları araştırma yetkisi bulunmadığı için nikâhın bir din görevlisinin denetiminde kıyılması, bu konuda yapılabilecek yanlışlıkları önler. Bu yüzden resmî nikâhtan sonra İslâmî nikâhın yapılması, uzman bir din görevlisinin nikâhın İslâmî kurallara da uygun olduğunu onaylaması anlamını taşımaktadır.

Şâfiî mezhebine göre, nikâhta kadının velisinin bulunması sıhhat şartı olduğu için günümüzdeki resmi nikâhlar İslâmî açıdan geçerli olmaz. Çünkü Hz. Peygamber; “velisiz nikâh akdi olmaz”( bk. Buhârî, Nikâh, 36; Ebû Dâvûd, Nikâh, 19; Tirmizî, Nikâh, 14, 17; İbn Mâce, Nikâh, 15; Dârimî, Nikâh, 11) buyurmuştur. Ancak Hanefîler yukarıda verdiğimiz başka delillere dayanarak, akıllı ve ergen kız çocuğunun evlenmesinde velinin onayını, bir sıhhat şartı değil, müstehap (güzel bir davranış) olarak görmüşlerdir. Belediye nikâhlarında, belirli yaştan sonra veliye yer verilmediği açıktır. Bu yüzden Şâfiî mezhebine mensup olan kimsenin, belediye nikâhından sonra İslâm’a uygun yeni bir nikâh kıydırması gerekir.
 
Kocası vefat eden bir kadının hakları nelerdir?

Böyle bir kadının haklarını şu başlıklar altında toplayabiliriz:

a) Kendisine ait hak ve alacaklarını tespit ettirmek: Kocası ölen kadın öncelikle kendisine ait çeyiz eşyasını, zinetlerini, kendi parasıyla satın alınmış olup kocasına bağışlamadığı ödünç niteliğindeki para, taşınır ve taşınmaz malları, varsa birikmiş nafaka alacağını alabilir. Kadın daha önce miktarı belirlenen mehrini almamışsa, bu mehir peşine dönüşür ve miras malından öncelikle bunu da alma hakkına sahiptir. Daha önce hiç mehir konuşulmamışsa, bilirkişinin belirleyeceği emsal mehir (mehr-i misl) kadar bir mehir alabilir.

b) Miras hakkı: Kocası ölen kadın, kocasının oğlu veya kızı, oğlunun ilânihâye oğlu veya kızı ile birlikte mirasçı olursa sekizde bir, bu belirtilen mirasçılardan hiçbirisi bulunmazsa dörtte bir miras alır. Kur’an’da şöyle buyurulur: “..Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şayet çocuğunuz varsa, bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır..”( Nisâ, 4/12)

c) İddet nafakası: Vefat iddeti bekleyen kadına nafaka gerekmez. Çünkü koca vefat edince tüm malı mirasçılarına geçer, bunlar arasında eşi de vardır ve miras hakkını alacaktır. İslâm’ın ilk dönemlerinde, kocası ölen kadının bir yıl süreyle evden çıkarılmamasına dair bir vasiyet düzenlenmesi şu âyetle isteniyordu. “Sizden karısını geride bırakarak ölecek olanlar, eşlerinin kendi evlerinden çıkarılmayarak bir yıl süreyle yararlanmasını vasiyet etsinler.”( Bakara, 2/240) Ancak bu âyetin miras âyetlerinin inmesiyle neshedildiği ve bir yıl olan iddet süresinin de başka bir âyetle (Bakara, 2/234) dört ay on güne indirildiği kabul edilir. Bununla birlikte kadının bir yıl süreyle ortak meskende oturma hakkının mâlî bir hak olarak devam ettiği görüşünde olan fakihler de vardır. Nitekim gebe kadının, boşanma olsa bile doğuma kadar geçiminin sağlanmasının istenmesi de bu görüşü destekler.( Talâk, 65/6)
 
Evlilikte kocanın hakları nelerdir?

Kocanın karısı üzerinde miras dışında bir mâlî hakkı bulunmamaktadır. Hatta kadın, kendisine ait bir evi ikametine tahsis etmesi için kocasına kiraya verebilir.( İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, III, 321-339; Kâsânî, Bedâyi’, IV, 14, 15) Karı kocanın birbirine karşı sevgi ve saygı ile davranması karşılıklı hak ve borçlardandır.

Evli eşler arasında, ev içi ev dışı işlerde bir görev bölümü eski çağlardan beri her devirde olmuştur. Bu konuda eşlerin ruh ve fizik yapıları, soysal ve kültürel çevre belirleyici olmuştur. Hz. Peygamber’in evin içindeki işleri kızı Fâtıma’ya, dışarıdaki işleri ise damadı Hz. Ali’ye öğütlemesi bu konuda geleneksel görev bölümünü İslâm’ın da onayladığı anlamına gelebilir. Buna göre dışarıda çalışmayan bir kadının evin içindeki işleri makul ve marûf ölçüler içinde yapması, “iyi geçim kuralları” na uyma olarak kabul edilebilir.
 
Evli bir kadının mâlî hakları nelerdir?

Evli bir kadının mâlî haklarını üç grupta toplayabiliriz:

a) Mehir: Erkeğin evlenirken karısına verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para veya mala “mehir” denir. Kur’an’da; “aldığınız kadınların mehirlerini cömertçe veriniz”( Nisâ, 4/4. bk. 4/24) buyurulur. Mehir evliliğin rükün veya şartlarından değil, nafaka gibi kocaya vacip olan mâlî bir haktır. Hz. Peygamber, Ali (r.a)’a kızı Fâtıma’ya mehir olarak fazla bir zırhını vermesini bildirmiştir.( Ebû Dâvûd, Nikâh, 35; Nesâî, Nikâh, 76; Ahmed İbn Hanbel, I, 80)

Birçok toplumda, erkek tarafı evleneceği kızın ailesine para ya da sair bir mal verme geleneği vardır. Eski Türkler’de “kalın” uygulaması da bu niteliktedir. Yalnız Hıristiyanlıkta mehrin aksine, kadının ailesi erkeğe drahoma adıyla bir meblağ verir.

Mehir nikâh sırasında belirlenip belirlenmemesine göre ikiye ayrılır. Evlilik sırasında miktarı belirlenmişse buna “mehr-i müsemmâ”, belirlenmemişse “mehr-i misil” denir. Yine evlilik sırasında peşin ödenen mehre “mehr-i muaccel”, ödenmesi sonraya bırakılan mehre ise “mehr-i müeccel” adı verilir. Ancak mehrin ödenme zamanı belirlenmemişse, ilke olarak boşanma anında veya eşlerden birisinin ölümü durumunda mehrin vadesi gelmiş sayılır.

Ebû Hanîfe’ye göre mehrin en az miktarı 10 dirhem (5 dirhem yaklaşık bir koyun bedeli), İmam Mâlik’e göre üç dirhemdir. Şâfiî ve Ahmed İbn Hanbel’e göre ise en azı için bir sınır yoktur. Mehrin en çok miktarı için bir sınır getirilmemiştir. Âyette; “onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız bile, ondan bir şey almayınız”( Nisâ, 4/20) buyurulur. Hz. Ömer mehirleri 400 dirhemle sınırlamak istemiş, fakat bir kadının yukarıdaki âyeti okuyarak karşı çıkması üzerine sınırlamadan vazgeçmiştir.( Şevkânî, Neyl, VI, 168; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, Mısır, ty, IV, 283 vd)

Kadın; nikâh sırasında bir mehir belirlenmişse buna, belirlenmemişse aileden emsal kızların mehri kadarına hak kazanır. Mehir kadının hakkı ve onun için iktisadî bir destektir. Onu veli alıp, kendisi için sarf edemez.

b) Nafaka: Evlilik içinde kadının yiyecek, giyecek ve mesken masrafı kocasına aittir. Evin tefrişi ve ev eşyasının temini de erkeğin görevidir. İslâm toplumlarında örf gereği, kadının da yeni evine belirli bir çeyiz getirmesi ve ev eşyası alımına katkıda bulunması yaygın hale gelmişse de, özellikle Hanefîlere göre kadın böyle bir katkıya zorlanamaz. Kocanın eve harcamaları örfe ve karı kocanın sosyal durumuna göre belirlenir.

Kur’an’da şöyle buyurulur: “Annelerin yiyecek ve giyeceği gücünün yettiği ölçüde çocuğun babasına aittir.”( Bakara, 2/233) “Varlıklı olan kimse, nafakayı varlığına göre versin. Rızkı kendisine daraltılan yoksul da nafakayı Allah’ın ona verdiğinden versin. Allah, hiç kimseye ona verdiğinden başka bir şey yüklemez. Allah, bir güçlüğün arkasından kolaylık verir.”( Talâk, 65/7) “Boşanan kadınları, gücünüzün yettiği kadar ikamet ettiğiniz yerin bir bölümünde oturtun..”( Talâk, 65/6)

Kocanın ev masraflarını karşılamaması durumunda kadın mahkemeye başvurarak kendisine nafaka takdir ettirebilir. Bunun belirlenmesinde karı kocanın mâlî ve sosyal durumları birlikte dikkate alınır. Yalnız kocanın durumu dikkate alınır, diyen fakihler de vardır. Kadın takdir edilen nafakayı gerektiğinde icra yoluyla alır. Nafakayı ödemeyen koca hapisle buna zorlanabilir. Ancak yoksul olan kocayı hapisle zorlama uygun olmaz. Çünkü Kur’an’da, dara düşen borçluya, eli genişleyinceye kadar süre tanınması tavsiye edilir.( Bakara, 2/280)

Karı koca, nafaka borcu ve miktarı üzerinde anlaşmamışsa veya hâkim tarafından takdir yapılmamışsa, taraflardan birinin ölümü, boşanma veya kadının itaatsiz (nâşize) duruma düşmesi ile ödenmeyen nafaka düşer.

Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise nafaka hâkimin takdirine bağlı olmaksızın kuvvetli bir alacak sayılır ve ancak ödenmekle veya nafaka alacaklısının kendi hakkından vazgeçmesi (ibrâ) ile düşer.

c) Mal ayrılığı rejimi: İslâm’da genel olarak eşler arasında mal ayrılığı rejimi esas alınmıştır. Koca gelir getirici bir işte çalışarak kendisinin, eşinin ve çocuklarının geçimini sağlamakla yükümlüdür. Kadın, geliri olduğu takdirde bu harcamalara katılmaya zorlanamaz. Ancak kendi isteğiyle çalışarak veya miras yoluyla elde ettiği geliriyle aile harcamalarına katılırsa, bu onun ahlakının güzelliğinden olup, ayrıca sadaka ecri alacağında şüphe yoktur. Nitekim kocanın İslâmî ölçüler içinde aile fertleri için yaptığı bütün harcamaların da ona sadaka ecri kazandırdığı hadislerle sâbittir.

Bununla birlikte kadın, kendisine ait gelirleri aile harcamalarına karıştırmayarak tasarruf da edebilir. Bunları karz (ödünç) olarak kocasına kullandırabilir. Kendisine ait parayla satın alınan taşınır veya taşınmaz malların kendi mülkiyetinde kalmasını isteyebilir. Kocasının ölümü veya boşanma durumunda, kendisine ait mal ve haklarını ayrıca hesaplattırarak, miras dışı kalmasını sağlayabilir.
 
tesekkürler,yararlı bilğiler.
 
Mehr nedir

Sual: Mehr nedir? Dinimizde mehrin önemi nedir?
CEVAP
Mehr, erkeğin evlenirken kıza vermesi gereken altın, mal veya bir menfaattir. İstanbul’da genel olarak 11 Reşat altını mehir olarak verilir. Mehrin altın olması şart değildir. Herhangi bir mal [ev, apartman, bağ, araba, fabrika] veya bir menfaat de olabilir. Dul kadınla evlenen de mehr verir.

Mehr söylenmeden yapılan nikah da sahihtir. Fakat evlendikten sonra da erkeğin hanımına Mehr-i misil vermesi gerekir.

Bir kız veya kadın evlenirken, (Benim nikahım mehirsiz olsun) diyemez. Bir mehirde anlaşılır. Bu mehir kadının hakkı olduktan sonra, henüz almadan da kocasına bağışlayabilir. Bağışlaması ise çok sevaptır.

Hanım, mehrimi helal ettim dedikten sonra, haram olsun demesi ile haram olmaz, hediyesini geri isteyemez.

Düğünden önce, kıza verilen takılar, nikahta mehirden söz edilmemişse, mehr yerine geçer. Erkek, nişan için gönderdiğim şeyler mehr idi dese, kadın ise, hediye idi dese, yenilen şeyler hediye olur. Başka şeyler, mehr olur.

Mehr iki kısımdır. Mehr-i muaccel ve mehr-i müeccel. Her iki mehr, nikahta bildirilmedi ise, Mehr-i misil verilmesi gerekir. Kadının baba tarafından akrabasına verilen kadar verir.

Mehr-i muaccel:
Acele verilmesi gereken mehr demektir. Bir bilezik, bir küpe, bir buzdolabı vesaire olabilir. Nikah yapılınca, verilmesi vacip olur. Zifaftan veya halvetten önce verilir. Mehr-i muacceli geciktirmek caiz değildir. Hanım ayrılmaya sebep olan bir şey yaparsa, mesela mürted olursa, hürmet-i müsahere’ye sebep olursa, mehr-i muaccel verilmez. Erkek boşarsa veya ayrılığa sebep olanı yaparsa, yarısı verilir.

Önce kıza takılan takılardan hangisinin mehri muaccel olduğu bilinmeli. Nikah kıyılırken o zaman (malum olan) denilir. Bilinmiyorsa, malum olan demek yanlış olur. En uygunu ise, mehri müeccel gibi muaccel de tespit edilip, şu kadar mehri muaccel ve şu kadar mehri müeccel ile denmelidir. Taraflar, mehri muacceli tespit ettikleri halde söylemek istemezlerse o zaman, (aralarında malum olan mehri muaccel ile) ifadesi kullanılır. İleride boşanma vaki olunca takılan takıların hangisi emanet, hangisi hediye, hangisi mehri muaccel olduğu bilinmeli, herhangi bir uyuşmazlığa sebep olmamalı.

Mehr-i müeccel:
Hemen verilmeyip daha sonra verilmesi gereken mehr demektir. Halvet olmuşsa veya ikisinden biri ölmüşse, mehr-i müeccelin verilmesi vacip olur. Hanımının istediği zamanda verilir. Eğer istemedi ise, ikisinden biri ölünce, verilmesi vaciptir. Hanım ölünce, kocası, hanımının vârislerine verir. Kocası ölünce, mirasından hanımına verilir. Mehrin başlık parası ile ilgisi yoktur. Başlık parası almak haramdır.

Boşanma halinde, zifaf veya halvet olmuşsa, müeccel mehrin tamamı, olmamışsa yarısı verilir. Bir âyet-i kerime meali:
(El dokunmadan boşadığınız kadınlara, mehrin yarısını verin!) [Bekara 237]

Nikah kıyılırken mehr söylenip de, ne kadarı muaccel olduğu bildirilmedi ise, âdete ve hanımının emsaline göre, söylenilenin bir miktarı muaccel olur. Nikah kıyılırken, mehr-i müeccelin belli bir tarihte ödenmesini şart etmek caizdir. Boşanma halinde, mehrin ödeme tarihi beklenir. Ödeme tarihi belli değilse, boşarken hemen ödenir. (Fetava-yı Hindiyye)

İslamiyet’te mehr parası, evlenmek için değildir. Evliliğin düzenli, mutlu olarak devam etmesi, kadının hak ve hürriyetlerinin korunması, din cahili huysuz erkeğin elinde oyuncak olmaması içindir. Mehr parasını vermek ve çocukların nafaka paralarını her ay ödemek korkusundan, erkek, hanımını boşayamaz. Bu korkunun olmadığı yerlerde, mahkemeler boşanma davaları ile dolup taşar. Bunun için, evlenecek kızın, İslam’ın güzel ahlakını ve kadına verdiği kıymeti bilen ve bunlara önem veren erkekten az miktarda, böyle olmayandan ise, fazla miktarda mehr istemesi efdaldir.

Mehr parası, kadın için bir sigorta sayılır. Erkeğin zor ödeyeceği veya hiç veremeyeceği bir mehr ile evlenen kadını, erkek boşayamaz. Boşarsa, maddi hayatı felce uğrar. Mehr vermek korkusu, erkeğin iyi geçinmesine de sebep olur. Şayet erkek, mehr parasını verir de, hanımından ayrılırsa, hanımın kimsesi de yoksa, bu mehr parası ile geçinme imkanı bulabilir. İmkanı olan erkeğin, saliha kız veya kadına çok mehr vermesi iyi olur. Habeş imparatoru Necaşi, Ümm-i Habibe validemiz ile Peygamber efendimizin nikahlarını kıyınca, mehr olarak yaklaşık 2 kilo altın vermişti. (Nesai)

Mehr biçilmeden yapılan nikah da sahihtir. Ama daha sonra mehr-i misil vermek gerekir. Mehrin çoğunun bir sınırı yoktur. Fakat en azı, 5 gram altındır.

Boşadığı kadına mehrini ödememek kul hakkıdır. Ödemezse, ahirette azabı çok şiddetlidir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kadınlara mehrlerini gönül rızası ile verin; kendi arzuları ile mehrin bir kısmını size hediye ederlerse, onu da afiyetle yersiniz.) [Nisa 4]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Mehr vermemek niyeti ile evlenen, kıyamette hırsızlarla haşrolur.) [R.Nasıhin]

(Hanımını bırakıp mehrini vermemek haramdır.) [Hakim]

(Mehr olarak, bir yüzük olsa da verin!) [Müslim]

(Mehr parası hayırlı maldır.) [Deylemi]

(En iyi mehr kolay ödenendir. Mehirde kolaylık gösterin. Çok mehr istemek düşmanlığa sebeptir.) [Abdürrezzak]

Karı koca arasında olan meşru halvet, yabancı kadın ile olan haram halvet gibi değildir. Yanlarında hissen veya şeran yahut tabiaten cinsi münasebete mani bir sebep bulunursa, meşru halvet olmaz. İkisinden birinin hasta olması, ihramlı olması, farz namazda, Ramazan orucunda olması, kadının hayız veya nifas halinde olması, yanlarında akıllı [7 yaşında] bir çocuk bulunması bu halvete mani olur. Fakat akıl baliğ olmayan bir çocuk, haram olan halvete mani olamaz. (Mezahib-i erbea)

Bir kız ile bir erkek nikahlanıp, sonra boşanırlarsa, böyle meşru bir halvet de olmamışsa, mehrin yarısını verir. Halvet olmuşsa mehrin tamamını verir.

Zifafa girmeyen ve halvet de olmayan kız, bir kere boşanınca, bain [kesin boşanmış] olur. Erkeğin buna hemen yarım mehir vermesi lazım olur ve iddet beklemez. Boşandığı gün bile, başkası ile evlenebilir.

Mehirsiz nikâh
Sual: Mehirsiz kıyılan nikâh sahih olur mu?
CEVAP
Nikâh sahih olur. Daha sonra da anlaşabilirler. Anlaşamayıp erkek mehir vermezse, mehr-i misil vermesi vacib olur. Yani kadının baba tarafından akrabasına verilen miktar kadar verir. Hiç vermezse kul hakkı olur, fakat kadın isterse, alacağı mehrini hediye edebilir.

Boşanmada mehir
Sual: Evlenirken, hanımımın kapalı ve namaz kılan biri olmasını istedim. Açık bir kıza teklif ettim. Kabul etti ve evlendik. Sonra açılıp saçıldı. Namazı bıraktı. Müslümanlığı kabul etmiyorum, dedi. Beni bırakıp gitti. Yani boşandık. Mehir borcumu vermem gerekiyor mu?
CEVAP
Vermek gerekmez. Çünkü kadının mürted olması veya hürmet-i musahereye kasten sebep olması gibi, kadının sebep olduğu ayrılmalarda, mehri vermek gerekmez. Verilmişse, erkek hepsini geri alır.

Düğünde verilenler
Sual: Düğünden önce, kıza altın bilezik vesaire veriliyor. Nikâhta mehir konuşulmazsa, mehir yerine geçer mi?
CEVAP
Evet, geçer.

Dul kadına mehir verilir
Sual: Dul kadınla evlenen de mehir verir mi?
CEVAP
Evet, verir.

Mehri muaccel
Sual: S. Ebediyye’de, nikâh kıyılırken, (Şu kadar mehri müeccel ve aralarında malum olan mehr-i muaccel ile) deneceği bildiriliyor. Eğer mehr-i muaccel aralarında malum değilse, yani hiç mehr-i muaccel konuşulmamışsa yine böyle söylenebilir mi?
CEVAP
Hayır. O zaman önce her iki mehri de malum hâle getirmek gerekir. Mehir konuşulmadan yapılan nikâh sahih olursa da, doğrusu önceden bunları belirlemektir. Belirlenmemişse, nikâhtan sonra belirlenir.

Mehrin en azı nedir?
Sual: Mehri müeccelin en çoğu ve en azı ne kadar olmalıdır?
CEVAP
Çoğunun bir sınırı yoktur, anlaşmaya bağlıdır. En azı ise, 5 gram altındır. Eğer nikâhta mehir anlaşması yapılmamışsa, o zaman, erkeğin, mehr-i misl vermesi vacib olur. Mehr-i misl, kızın baba tarafından akrabasına verilen miktardır. En azı ise, 5 gram altındır.

Mehr söylemeden, hattâ mehr vermemek şartıyla yapılan nikâh sahihtir, fakat şart fasid olur. (S. Ebediyye)

Mehr iki kısımdır:
a- Mehr-i muaccel: Nikâh yapılınca, verilmesi vacib olur. Zifaftan önce verilmesi gerekir. Kadın, mehr-i muacceli almadıkça, düğünü, halveti ve birlikte sefere çıkmağı istemeyebilir.

b- Mehr-i müeccel: Verilmesi, şu üç şeyden biri hâsıl olunca vacib olur:
1- Halvet,
2- Vaty [Zifaf],
3- İkisinden birinin ölmesi. Kadın ölünce, mehir kadının varislerine verilir. Koca ölünce, mirasından hanımına verilir. (Kitab-ül-fıkh alel-mezahib-il-erbea)

Mehri az istemeli
Sual: Çok mehir istemek iyi midir?
CEVAP
Mehir, evlenecek kızın sigortası gibidir. Mehri çok isterse, erkek basit şeyler yüzünden karısını boşayamaz. Güvenilemeyen erkekten mehri çok istemekte mahzur olmaz. İstediği zaman kadın mehrini kocasına hediye edebilir. Bu bakımdan çok istemesinin bir zararı olmaz.

Salih, güvenilir biriyle evlenen kız, fazla mehir istememeli. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(En iyi mehir kolay ödenendir.) [Hâkim]

(Mehirde kolaylık gösterin! Çok mehir istemek düşmanlığa sebeptir.) [Abdurrezzâk]

Hazret-i Ömer buyurdu ki:
(Mehri çok istemeyin! Mehri çok almak fazilet olsaydı, Resulullah bunu yapardı.) [Tirmizî]

Bir kadının mehri, bir çift ayakkabıydı. Peygamber efendimiz, bu kadının mehrinden memnun olup olmadığını sordu. Kadının memnun olduğu bildirilince, Peygamber efendimiz de sevindi. (Tirmizî)

Mehir olarak ne verilir?
Sual: Evlenirken mehr-i müeccel olarak neler istenebilir?
CEVAP
Altın, gümüş, kâğıt para veya herhangi bir mal yahut bir menfaat istenebilir. (Kitab-ül-fıkh alel-mezahib-il-erbea)
Kadın, mehr olarak kendisine Kur’an-ı kerim öğretmesini de isteyebilir. Bir ev, bir araba isteyebilir. Basit bir şey yüzünden erkeğin boşamasını önlemek gayesiyle mehri çok istemek iyi olur.

İslamiyet’te mehr parası, evlenmek için değildir. Evliliğin düzenli, mesut olarak devam etmesi, kadının hak ve hürriyetlerinin korunması, din cahili huysuz erkeğin elinde oyuncak olmaması içindir. Mehr parasını vermek ve çocukların nafaka paralarını her ay ödemek korkusundan erkek, hanımını boşayamaz. Bu korkunun olmadığı yerlerde, mahkemeler boşanma davalarıyla dolup taşmaktadır. Bunun için, evlenecek kızın, İslam’ın güzel ahlakını ve kadına verdiği kıymeti bilen ve bunlara ehemmiyet veren erkekten az miktarda, böyle olmayandan ise, fazla miktarda mehr istemesi efdaldir. (S. Ebediyye)

Mehir nisabı
Sual: (Fakir kıza nisabın üstünde mehir istenince, o da kurban kesemeyeceği için günaha girer. Böylece kadına zulmedilmiş olur) deniyor. Fazla mehir istemekle kadına niye zulmediliyor ki?
CEVAP
Mehri çok istemekle kadına zulmün ne alakası vardır? Kadın, alacağı olan mehri nisaba katar, fakat parası yoksa, zekât da vermez, kurban da kesmez. Bundan dolayı ne günaha girer, ne de zulme uğrar. Kurban kesecek kadar parası varsa, kurban keser ve kurban sevabına kavuşur. Kadın sevaba kavuştuğu için ona zulmedilmiş olmaz. Aksine elinde nisab miktarı kadar parası veya altını olmadığı hâlde, mehir alacağını nisaba dâhil ettiği için zengin olduğundan kestiği kurbana vacib sevabı veriliyor. Bu ise büyük bir nimettir. Bu bakımdan çok mehir istemenin hiç mahzuru olmaz, aksine kadın için maddî ve manevî faydası vardır.
 
aro.gif
 
Sual: Bir erkeğe, ana-babasının hala ve teyzesi, bir kadına da, ana-babasının amca ve dayısı mahrem midir? Kimler kimlerle evlenemez?
CEVAP
Önce usül ve füru meselesini bilmek gerekir.
Usül, ana-baba, bunların ana-baba, dede ve büyük anneler. [Ananın anası ve babanın anası, bunların anaları.]
Füru ise, evlatlar, bunların çocukları ve torunlarıdır.

İlmihallerdeki (Hala ve teyze ile evlenilmez) ifadesinden, ana-babanın da, hala ve teyzesiyle evlenilemeyeceği anlaşılır. Çünkü bir kadına, erkek ve kız kardeşlerinin oğulları ve bunların erkek torunları mahremdir. [Mahrem demek, evlenmesi haram demektir. Mesela annemiz, bacımız, halamız, teyzemiz bize mahremdir.]

Erkeğe de, erkek ve kız kardeşlerinin kızları ve bunların kız torunları mahremdir. Baba, halanın erkek kardeşidir. Halamıza, babamızın oğulları ve erkek torunları mahremdir. Teyzemize de annemizin oğulları ve erkek torunları mahremdir.

Erkeğe mahrem olan kadınlar
Soydan olan ve evlenilmesi erkeğe caiz olmayan yedi akraba şunlardır:
1- Analar:
Anası, ana-babasının anaları, onların da anaları mahremdir.

2- Kızlar:
Kızı, oğlunun ve kızının kızları ve torunlarının kızları mahremdir.

3- Kız kardeşler:
Ana-baba bir veya ana bir veya yalnız baba bir kız kardeşler de mahremdir.

4- Halalar:
Halası, ana-babasının halaları, dedelerinin, büyük annelerinin halaları da mahremdir.

5- Teyzeler:
Kişiye teyzesi, ana-babasının teyzeleri, dede ve büyük annelerinin teyzeleri de mahremdir.

6- Erkek kardeş kızları:
Ana-baba bir, sadece ana bir veya yalnız baba bir erkek kardeşin kızları ve bunların kız torunları da mahremdir.

7- Kız kardeş kızları:
Ana-baba bir veya sadece ana bir yahut yalnız baba bir kız kardeşin kızları ve bunların kız torunları da mahremdir.

Bu yedi kişi soydan olmayıp, süt ile de olsa yine mahremdir. Zina ile de olursa, yine haramdır. Mesela bir kimse, zina ettiği kadının kızı ile, torunu ile veya anası ile evlenemez. Sadece oğlunun sütkardeşi olan kız ile ve erkek kardeşin sütannesi ile evlenmek caizdir.

Nikah sebebi ile haram olanlar
Nikah sebebi ile sonradan akraba olan şu 4 kadınla da evlenmek erkeğe haramdır:
1- Kayınvalideler:
Kayınvalidesi haram olduğu gibi, kayınvalidesinin ve kayınpederinin anneleri de haramdır.

2- Üvey kızlar:
Hanımının, başka erkekten olan kızları, torunları, üvey oğlunun kızları ve torunları da haramdır.

3- Gelinler:
Oğlunun hanımı haram olduğu gibi, torunlarının hanımları da haramdır. Sadece üvey oğlun hanımı namahremdir.

4- Üvey analar:
Babasının hanımı, yani üvey annesi haram olduğu gibi, dedelerinin evlendiği bütün kadınlar da haramdır. Zina sebebiyle de olsa haramdır. Yani bir kimsenin, babasının veya dedesinin zina ettiği kadınla evlenmesi haram olur.

Amca kızı, dayı kızı, hala kızı ve teyze kızı ve yenge, yani kardeş zevcesi (Zirahm-i mahrem) değildir. Yani bu beş kadın, yabancı demektir. Bu beş kadın yabancı olduğundan, bunlarla evlenmek caizdir. Fakat, bunlardan ilk dördü ile evlenmek tenzihen mekruhtur. (K.Saadet)’teki, hadis-i şerifte, (Bunların çocukları zayıf, hastalıklı olur) buyuruldu. Fakat amca kızının kızı ve amca oğlunun kızı ile, hala kızının kızı veya hala oğlunun kızı ile, dayı oğlunun kızı ve dayı kızının kızı ile, teyze kızının kızı ve teyze oğlunun kızı ile evlenmek mekruh olmaz.

Bazı kimseler, Hazret-i Ali’nin amcasının kızı ile evlendiğini söylüyorlar. Bu yanlıştır. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ali’nin amcası değil, amcasının oğludur. Yani Hazret-i Ali, amcasının oğlunun kızını aldı. Bu bakımdan tenzihen de mekruh olmadı.

Erkeğe neseb ile haram olanlar:
1-
Anası
2- Büyük analar [Annesinin ve babasının annesi ve onların anneleri]
3- Kızı, oğlunun ve kızının kızları
4- Bacısı
5- Bacısının ve biraderinin kızları
6- Halası
7- Teyzesi.

Erkeğe süt itibariyle haram olanlar:
1-
Süt anası
2- Süt büyük anaları
3- Süt kızı, süt oğlunun ve süt kızının kızları,
4- Süt bacısı
5- Süt bacısının ve süt biraderinin kızları
6- Süt halası
7- Süt teyzesi.

Erkeğe nikah sebebi ile haram olanlar:
Kaynanası, üvey kız, üvey anası, gelini.

Erkeğe geçici haram olanlar:
1-
Hanımının bacısı,
2- Hanımının halası,
3- Hanımının teyzesi,
4- Hanımının erkek veya kız kardeşinin kızları,
5- Hanımının süt bacısı, süt halası, süt teyzesi, erkek veya kız süt kardeşinin kızları,
6- Kitapsız kâfir kadınları.

Sual: Annemin dayısı, amcası ya da babamın dayısı, amcası bana haram oluyor mu? Yani onlar benim öz dayım gibi oluyor mu?
CEVAP
Onlar sizin de öz dayınız, öz amcanız gibidir.

Sual:
Hanımım üvey babam yanında bizimle benimle, bensiz annemle birlikte yemek yemek, sohbet etmek vb gibi nedenlerle bulunabilir mi?
CEVAP
Üvey babanız hanımınıza yabancıdır.

Sual:
Dedemin üvey kızını nikah edebilir miyim?
CEVAP

Evet nikah edebilirsiniz.Babanızın üvey kızını da nikah edebilirsiniz. Çünkü baba ve anne tarafından sana akraba değil.

Sual:
Gelinin kocası ölse, kayınpederine olan mahremliği devam eder mi?
CEVAP
Kayınpeder öz baba gibi mahremdir.

Sual:
Torunun hanımı dedeye mahrem midir?
CEVAP
Torunun hanımı, dedenin gelinidir, yani mahremdir.

Sual: Annemin üvey annesi bana ve babama yabancı kadın mıdır?
CEVAP
Evet yabancı kadındır.

Sual: Benim amcam hanımıma yabancı erkek hükmünde midir?
CEVAP
Evet, yabancı erkek hükmündedir.

Sual:
Kuzenlerle evlenmek caiz midir?
CEVAP
Kuzenden kastınız amca, dayı, hala ve teyze çocukları ise, hepsi ile evlenmek caizdir. Fakat tenzihen mekruhtur. Yeğene de kuzen denebiliyor. Onlarla evlenilmez.

Sual:
Üvey oğlun hanımı mahrem mi?
CEVAP
Mahrem değildir. Yabancıdır.

Sual:
Üvey kızın kızı da mahrem mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Benim üvey babam, hanımıma yabancı mı?
CEVAP
Evet.

Sual:
Bir babanın üvey kızı, kendi öz kızı gibi mahrem midir?
CEVAP
Evet.

Sual:
Gelin, insanın kendi kızı gibi midir? Nerelerine bakmak caiz, nerelerine bakmak caiz değildir?
CEVAP
Gelin, insanın kendi kızı gibidir. Kızının neresine bakması caiz ise, gelinin de aynı yerine bakması caizdir. Erkek, nikahla alması ebedi haram olan 18 kadının, mesela annesinin, kızının ve gelininin saçına, yüzüne, gerdanına, kollarına, dizden aşağı bacağına, şehvetten emin ise, bakabilir. Göğüslerine, koltuk ve yanlarına [böğürlerine], uyluk ve dizlerine ve sırtına bakamaz. (Bedayı)

Sual: Bir kadın, mürted amcanın yanında başı açık oturabilir mi?
CEVAP
Hayır.

Sual:
Gayrı müslim kardeş, kayınpeder, mürted amca dayı yabancı sayılır mı?
CEVAP
Evet.

Sual:
Kayınvalidenin annesi de, kayınvalide gibi mahrem mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
Kardeş torunu mahrem mi?
CEVAP
Evet.

Babamın teyzesi
Sual:
Erkeğe göre, annesinin veya babasının teyzesi ve halası kendisine namahrem midir? Kadına göre de, annesinin veya babasının dayısı ve amcası kendisine namahrem midir?
CEVAP
Erkeğe göre, kendi teyzesi ve halası gibidir, yabancı değildir. Kadına göre de, kendi dayısı ve amcası gibidir, yabancı değildir. Yani namahrem değil, mahremdir.

Sual:
Damadımın yanında başı açık durabilir miyim?
CEVAP
Kayınvalide, aynen anne gibidir. Başınız açık, kollarınız açık, diz kapağınızdan altı yani bacaklarınız açık olarak damadınızın yanında durabilirsiniz. Hiç mahzuru olmaz. Ancak genç iseniz, fazla açık durmanız iyi olmaz.

Sual: Kaç yaşındaki kadına ihtiyar kadın denir?
CEVAP
55 yaşından büyük olana ayise [ihtiyar kadın] denir.

Sual: Bir erkeğe, hanımı mahrem midir, yoksa namahrem midir?
CEVAP
Mahrem, nikah düşmeyen, evlenmesi haram olan demektir. Hala, teyze gibi evlenilmesi haram olan kadınlara mahrem denir.

Namahrem, yabancı, nikah düşen demektir. Evlenilmesi haram olmayanlar, başkalarının hanımları ve bütün yabancı kadınlar namahremdir.

Bir erkeğin hanımı, onun mahremi olmadığı gibi, namahremi de değildir. Onun nikahlısı, yani helalidir.

Sual:
Bir kadını kendim, kızını da oğlum için almam caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
Nikahlısını, halvet olmadan boşayan erkek, bu kadının kızı ile evlenmesi caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
16 yaşında baliğ olmayan, baliğ hükmünde midir?
CEVAP
Evet.

Sual: İki kız kardeşle aynı anda evlenmek caiz mi?
CEVAP
Caiz değildir. Caiz demek âyeti inkâr olur. Harama helal demiş olur. Kendi kız kardeşi ile evlenenin durumu da aynıdır. Annesi ile evlenenin durumu da aynıdır. Anne ile kardeş ile evlenmek caiz diyen kimse, Allah’ın bildirdiği âyeti inkâr etmiş olur. Harama helal demiş olur. Meşhur bir harama helal diyen de kâfir olur.

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Analarınız; kızlarınız, bacılarınız, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, bacılarınızın kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada alarak evlenmek, size haram kılındı.) [Nisa 23]

Sual: Öz ablamın kızı ile evlenmem caiz midir?
CEVAP
Abla kızı da, aynen abla gibidir. Evlenmek asla caiz değildir. Nisa suresinin 23. âyet-i kerimesinde haram olduğu yazılıdır. Ablanızın kızının kızı ile de ve bütün torunları ile evlenmeniz caiz değildir.

Hıristiyanlık ve Yahudilikte bile abla kızıyla evlenmek caiz değildir. Amca ve dayı ile, hala ve teyze ile de evlenilmez. (Nisa 23)

Sual: Üvey ağabeyim ile üvey ablam evlenebilir mi? Yani Babamın hanımı ölünce, dul bir kadınla evlendi. Bu kadının bir kızı var. Babamın da ölen karısından bir oğlu var. Bu oğlan bu kız ile evlenebilir mi?
CEVAP
Evlenebilir. Çünkü hiç akrabalığı yoktur.

Sual:
Çocuklu dul bir kadınla evlendim. Bu kadının oğlunun hanımı bana yabancı mı?
CEVAP
Evet, yabancıdır. Ama bu kadının kızları size yabancı olmaz.

Sual: Hanımımın üvey annesi, bana namahrem mi?
CEVAP
Evet yabancıdır.
Sual: Bir hoca, süt bacı, genç kayınvalide, başka bir kocadan olma kızı ve benzerleriyle halvetin caiz olmadığını bildiriyor. Bunlar mahrem değil mi, bunlarla halvet caiz olmaz mı?
CEVAP
Bu kadınlar ebedi mahremdir. Ebedi mahrem olan kadınlarla halvet caizdir. Süt kardeş ile, Genç kaynana ve Gelin ile, fitne şüphesi yani insanların suizan edip yanlış anlaması söz konusu olunca, mekruhtur. Fitne şüphesi olmayınca mekruh olmaz.

Sual: Bir erkeğin ölen hanımından olan kızı ile evli olan damadı, sonraki evlendiği hanımına mahrem mi, namahrem mi? Yani bir erkeğe, karısının üvey annesi mahrem midir?
CEVAP
Namahremdir yani yabancıdır.

Sual: Bir kadın için, kayınpederinin ve kayınvalidesinin babası, bir erkek için kayınvalidesinin ve kayınpederinin annesi kendisine mahrem midir?
CEVAP
Evet, kayınvalide ve kayınpederin ana, baba, dede ve nineleri de, kendi öz dedesi ve öz ninesi gibi mahremdir.

Sual: Bir erkeğe, ana babasının hala ve teyzeleri mahrem midir?
CEVAP
Evet, mahremdir. Süt hala, süt teyze de böyle mahrem olur.

Sual: Bir kadına ana babasının dayı ve amcaları mahrem midir?
CEVAP
Evet, mahremdir. Süt amca, süt dayı da böyledir.

Sual: Bir erkeğe, kardeşinin çocuklarının kızları mahrem midir?
CEVAP
Evet, mahremdir. O kızların kızları da mahremdir. Kendi kızı gibidir.

Sual: Bir kadına, kardeşinin çocuklarının oğulları mahrem midir?
CEVAP
Evet, mahremdir.

Mahrem akraba
Sual:
Babanın hala ve teyzesi, kardeş çocuklarının torunları mahrem midir?
CEVAP
Evet, mahremdir. Babanın hala ve teyzesi, bizim hala ve teyzemiz demektir. Kardeşimizin torunları da, bizim yeğenimizdir.

Üvey kardeşler
Sual:
Babamın eşi ölünce, dul ve çocuklu olan annemle evlenmiş. Annemle gelen üvey ablam var. Babamın ölen eşinden de bir abim var. Bunlar, birbirleriyle evlenebilirler mi?
CEVAP
Elbette evlenebilirler; çünkü ikisinin de, ana babaları ayrıdır. Hiçbir akrabalıkları yoktur. Babanız, ileride anneniz olacak kadına, (Oğluma kızını ver, seninle biz evlenelim) demiş oluyor. Bu gayet normaldir.

Akraba ve hısım
Sual:
Kitaplarda hısım ve akraba ifadesi geçiyor. Bunların ikisi aynı değil mi?
CEVAP
Hayır, ikisi farklıdır. Ana, baba ve dedelerden, çocuklardan ve torunlardan başka olan yakınlara akraba denir. Mesela erkek kardeş, erkek yeğen ve amca, kadın için mahrem akrabadır. Kız kardeş, kız yeğen ve hala erkek için mahrem akrabadır.

Amcaoğlu, halaoğlu kadın için namahrem akrabadır. Amcakızı, halakızı da erkek için namahrem akrabadır.

Hısım, kadın tarafından, evlilik sebebiyle doğan akrabalık demektir. Kayınpeder, kayınvalide, gelin ve damat, mahrem hısımdır. Baldız, erkek için namahrem hısımdır. Enişte, kadın için namahrem hısımdır.

Arapçada hısımlar için eshar deniyor. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Esharımın Cennetlik olmasını istedim. Rabbim de bu isteğimi kesin olarak kabul etti.) [Hakim]

(Esharıma sövüp sayana, Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun!) [Hakim]

Peygamber efendimize Eshardan, akraba olmakla şereflenip, Cennetlik olanlardan bazıları şunlardır:
1- Kayınpeder olanlar: Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Ebu Süfyan. (Radıyallahü anhüm.)
2- Damat olanlar: Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali. (Radıyallahü anhümâ.)
3- Kayınvalide olanlar: Âişe validemizin annesi Ümmi Ruman, Hafsa validemizin annesi Hazret-i Zeyneb, Ümmi Habibe validemizin annesi Hazret-i Hind. (Radıyallahü anhünne.)
4- Kayınbirader olanlar: Hazret-i Abdullah bin Ömer, vahiy kâtibi Hazret-i Muaviye. (Radıyallahü anhüm.)

Bu dört grup hısımdan birini sevmemek münafıklık alametidir, çünkü bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin sevgisi, bir münafığın kalbinde toplanmaz) [İ. Asakir]
 
Sual: Halvet nedir?
CEVAP
Halvet, yabancı bir kadınla bir erkeğin bir odada, bir yerde yalnız kalmaları demektir. Bu haramdır.

Eşi dostu memnun etmek için
Sual:
Eşin dostun gönüllerini almak, onları kırmamak için namahremle tokalaşmak, kucaklaşıp öpüşmek caiz mi?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri, (Eşin, dostun gönüllerini yapmak için, kendini günaha sokmak ve âhiretin sonsuz azaplarına atılmak, aklı olanın yapacağı iş değildir) buyuruyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Bir kimse kötü insanların kızacakları şeyde Allahü teâlânın rızasını ararsa, Allahü teâlâ onu, insanlardan geleceklerden korur. Eğer, Allahü teâlânın kızacağı şeyde, insanların rızasını ararsa, Allahü teâlâ onun işini insanlara bırakır.) [Tirmizi]

Bir zaruret olmadıkça, bu günahlardan uzak durmalıdır.

Sual: Yenge, baldız, amca ve dayı hanımları gibi akraba kadınlarla yalnız bir odada bulunmak günah mıdır?
CEVAP
Bahsettiğiniz kadınlar namahremdir. Böyle kadınlarla halvet haramdır. Halvet, yabancı bir kadınla bir erkeğin, bir yerde yalnız kalmasıdır. Kadın çok olsa da halvete mani değildir. Erkeğin hanımı veya annesi, bacısı gibi mahrem bir kadın bulunursa halvet olmaz.

Müslüman kadın, fâsık kadınların yanında da saçı açık duramaz. Mürted amca ve dayının yanında da açık duramaz. Mürted ana-babanın yanında, başı açık durmak caiz ise de, ellerini öpmek caiz değildir.
Zaruret olmadıkça namahremle konuşmamalıdır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Ey kadınlar, mahreminiz olan erkeklerle konuşunuz, namahremle konuşmayınız!) [İ.Sa’id]

[Mahrem, kendisi ile evlenmek haram olan yakın akraba demektir. Namahrem, kendisi ile evlenmek haram olmayan yabancı veya uzak akraba demektir.]

Peygamber efendimiz, (Kadınlarla beraber olmaktan, onlarla yalnız kalmaktan sakının) buyurunca, oradakiler, bir kadının, kayınbirader, enişte gibi akrabalarla yalnız kalmasının hükmünü sorunca, Resulullah efendimiz, (Kayınbirader daha tehlikelidir, ölüm gibidir) buyurdu. (Buhari)

Bunun sebebi, toplumda kayınbirader, enişte yabancı sayılmadığı için, yengesinin, baldızının yanına teklifsiz girip çıkar. Bunlar yalnız kalınca üçüncüleri şeytan olur. Sonra da, (Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü) derler. Bayram da olsa, yalnız bir yerde kalmak, zaruretsiz konuşmak, tokalaşmak haramdır. Şeytan insanı kadınlarla aldatmaya çalışır. Zaruretsiz, akraba da olsa, yabancı kadınlardan uzak durmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir erkekle bir kadın yalnız kalınca, aralarına şeytan girer. Yabancı bir kadınla sıkışık durmak, üstü pis bir hınzırla sıkışık durmaktan daha kötüdür.) [Taberani]

(Şeytanın, takva sahiplerini avlamakta, kadınlardan daha uygun bir tuzağı yoktur.)
[Deylemi]

(İblis, şeytanlara der ki: Et, kadın ve içki ile insanları aldatmaya çalışın! Bu işte bunlardan daha etkilisi yoktur.)
[Deylemi]

(Ümmetim için en korktuğum şey, kadın ve içki fitnesidir.)
[İ. Süyuti]

(Bir fâcire
[kötü] kadının fücuru [kötülüğü] bin erkeğin fücuru gibi ve bir iyi kadının iyiliği, yetmiş sıddıkın iyiliği gibidir.) [Ebu Nuaym]

(Gençlik, delilikten bir şubedir, kadınlar da şeytanın tuzağıdır.)
[E.Nuaym]

(Kadın avrettir ve dışarı çıkınca şeytan onu gözetler.) [İbni Hibban]

(Bir genç kız ile genç bir erkek beraber idi. Onları şeytandan emin görmedim.) [Tirmizi]

Sual: Eniştemle veya beyimin kardeşi ve hanımı ile veya damadım ile uzun yola gitmemiz caiz midir?
CEVAP
Enişteniz, yani kız kardeşinizin kocası size yabancı olduğu gibi beyinizin kardeşi de yabancıdır. Mahrem akraba olmadığı için bunlarla beraber uzun yola gitmeniz caiz olmaz, haram olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında babası veya oğlu veya kocası veya erkek kardeşi veya bir mahremi olmadan üç günlük ve daha fazla bir yola, gitmesi helal olmaz.) [Buhari, Müslim]

(Kocası veya mahremi olmayan müslüman bir kadının hacca gitmesi helal olmaz.)
[Taberani]

Damadınız size mahrem olduğu için uzun yola gidebilirsiniz. Ancak bir zaruret veya ihtiyaç olunca, mesela mahrem kimse bulamayıp sefere de çıkmak gerekince, yanında mahrem erkekleri bulunan saliha hanımlarla beraber gitmek caiz olur. Fâsık akraba yerine, salih olan yabancılar tercih edilir. Salih kimse, insanın düşmanı bile olsa, haram işlemekten korktuğu için malımıza, canımıza, ırzımıza zarar vermez. Seferde olan bir hanım ise, yanında mahrem akrabası olmasa da, beyinin ikamet ettiği yere gelebilir.

Sual:
Baldızımı veya yengemi İstanbul’un bir semtinden öteki semtine arabamla götürebilir miyim?
CEVAP
Yenge de baldız da yabancı kadındır. Zaruret olmadıkça da onları yalnız olarak bir yere götürmenizi tavsiye etmeyiz.

Sual: Yanlarında yedi yaşında akıllı bir çocuk olursa yine de halvet olur mu?
CEVAP
Evet yine halvet olur.

Sual: Yirmi yaşın üzerinde, akıl-baliğ olmayan, kadın-erkek münasebetlerini bilmeyen, konuşamayan zararsız deli olan biri erkek, diğeri kız olmak üzere iki çocuğum var. Kadın-erkek münasebetlerindeki durumları nedir? Komşu kadınlar, oğlumun yanında başı açık oturabilirler mi? Bunlarla halvet olur mu?
CEVAP
Kızınız, her ne kadar, kadın-erkek münasebetlerini bilmese de, netice itibarıyla bir kadındır. Ona şehvetle bakmak, onunla halvet etmek haramdır. Açık gezmesinin ona günahı olmaz ise de, bakanlara günah olacağı için, tesettüre riayet ettirmeye çalışmalı! Yabancı kadınların oğlunuzla halvet etmeleri ve yanında açık durmaları haramdır.

Sual: İnançsız bir dayım var. Yanımda da 8 yaşında bir oğlum ve 10 yaşında da bir kızım var. Oğlumla beraber veya oğlum kızım ve dayımla birlikte İstanbul’dan Trabzon’a gidebilir miyiz? Yahut kızımı dayımla gönderebilir miyim?
CEVAP
Kendiniz oğlunuzla veya dayınızla gidemediğiniz gibi, kızınız da dayınızla gidemez.

Müslüman bir kadın, dinsiz veya emin olmayan mahremiyle ve baliğ olmamış çocuk mahremiyle sefere çıkamaz. Baliğa olmamış, gösterişli kız da, kadın gibidir. Yani mahremsiz sefere çıkamaz. (Hadika)

Sual:
Hadım olan erkekle, felçli ve deli ile de halvet olur mu?
CEVAP
Evet, olur.
Sual: 20 yaşında ihtilam olmayan dilsiz bir deli ile halvet olur mu?
CEVAP
Halvet olur.

Sual:
Şehir otobüsünde ve caddedeki dükkanlarda halvet olur mu?
CEVAP
Olmaz.

Sual:
Salih erkek birden fazla olunca halvet olur mu?
CEVAP
Halvet olmaz.

Sual:
Muayenehanede başkaları yoksa, dışarıdan da görülmüyorsa halvet olur mu?
CEVAP
Olur.

Sual:
Hastanenin özel bir odasında yatarken, erkek doktor gelince halvet olur mu?
CEVAP
Hastalık zaruri olduğu için hastaya günah olmaz.

Sual:
Hastanede yanımdaki hasta şuursuzdur. Refakatçi olarak hanımı var. Benimle halvet olur mu?
CEVAP
Hanımınızı getirmek veya tek odada kalmak mümkün olmazsa, zaruret olur, caiz olur.

Sual:
On yaşında bir oğlum var. Bu oğlum yanımda iken eniştemle bir odada oturmamız halvet olur mu? Günah mıdır?
CEVAP
Evet günahtır. Çünkü bu yaştaki çocuk, halvete mani değildir.

Sual:
Yabancı bir erkek ile yabancı bir kadın ahiret kardeşi olur mu? Komşumuz bir kadın, yabancı bir erkek ile ahiret kardeşi olmuş. Beraber bir odada kalıp, yiyip içiyorlar. "Namahremlik şartları aradan kalktığı için bize günah olmaz" diyorlar. Bu hususun dinimizdeki yeri nedir?
CEVAP
Bir erkek, yabancı bir kadınla "Ahiret kardeşi" olup onunla yalnız kalamaz. O kadın ona yine yabancıdır. Onunla evlenebilir. "Aradan namahremlik şartları kalkar" demek, dinsizlerin, mülhidlerin, zındıkların uydurdukları şeylerdir. Nikah olmadan hiç bir yabancı kadın, bir erkeğe helal olmaz. Beraber bir odada bulunmaları haram olur.

Dinimizin hükümleri ortadadır. Haram belli, helal bellidir. Hiç kimse, haramı helal, helali haram yapamaz. Harama helal diyen kâfir olur. İslamiyet’te din kardeşliği vardır. Din kardeşiyle de evlenebilir. Ahiret kardeşi olmak da, din kardeşi olmak demektir. Bir kimse, ahiret kardeşiyle de evlenebilir. (Hadika)

Sual: Bir kızla birbirimizin kanını yaladık. Kan kardeşi olduğum bu kız ile evlenmem uygun mudur? Kan vermekle de kan kardeşliği olur mu?
CEVAP
Kan yalamak, kan içmek haramdır. Eti yenen koyun, sığır gibi hayvanların da kanlarını içmek haramdır. Birbirinin kanını yalamakla veya birbirine vermekle kan kardeşi olunmaz. Yani birbirinin kanını yalayan veya birbirine kan veren kimseler, birbiriyle evlenebilir.

Sual:
Babam yengemin yanında kal diyor. Kalmazsan hakkımı helal etmem diyor. Ne yapmalıyım?
CEVAP
Asla yenge ile oturulmaz. Babanın haksız bedduası da tutmaz.

Sual:
Ana-baba ve mahrem dinsiz akrabayla, emr-i maruf gayesiyle görüşmek caiz mi?
CEVAP
Bu niyetlerle caiz, bu niyet olmadan caiz olmaz.

Sual:
Uygunsuz namahrem akrabalarımın ziyaretlerine gitmeyişim günah oluyor mu?
CEVAP
Dinimizdeki şu ölçü iyi bilinmeli:
Günah işlenerek farz yapılmaz. Farz ile haram bir araya gelirse farz tehir edilir. Mesela bayanların hacca gitmesi farz, fakat yanında mahrem akrabası yoksa başka kadınlarla gitmesi haramdır. Kadın bu halde hacca bile gidemez. Haram işlenecekse, akrabaların evine gitmezsiniz. Amca dayı gibi mahrem akrabalarınıza telefon edersiniz, telefonla bayramlarını tebrik edersiniz.

Sual:
Eşim, yabancı erkeklerle çok nazik konuşuyor. Ciddi konuş diyorum. Benim kötü niyetim yok ki diyor. İyi niyetle nazik konuşmakta mahzur var mı?
CEVAP
Tam İlmihal’dediyor ki:
Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde kadınların, kızların, yabancı erkeklerle yumuşak sesle, nezaketle konuşmalarını, böylece kötü adamların kalblerine kötülük getirmelerini yasaklamakta, buna sebep olmayacak şekilde söylemelerini istemektedir. Kadınların, yabancı erkeklere süslenmelerini yasak etmektedir. Bileziklerinin sesini duyurmamak için, yavaş, sessiz yürümelerini emretmektedir. Yani günaha sebep olan her şey de günahtır. O halde günaha, harama sebep olan şeylerden kaçmak gerekir

Sual:
Şehvetsiz olarak bir kadınla iyi niyetle konuşmak, mesela din bilgisi vermek caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir.

Sual: Benim çok sevdiğim hıristiyan bir yengem var. Hıristiyan arkadaşlarım da var. Yengeme Müslümanlığı anlattık, daha Müslümanlığı seçmedi. Diğer arkadaşlar da Müslümanlığı seçmezse onlarla ve yengemle mükemmel bir şekilde devam ettirdiğim dostluğumu bozmam mı gerekecek?
CEVAP
Dost olmak ayrı, onlarla arkadaşlık etmek ayrıdır. Onların dinini sevmek yanlıştır. Bir hıristiyan kızı sevip onunla evlenmek de caizdir. Kendisini sevmek ayrı, dinini sevmek ayrıdır. Âyet-i kerimede kastedilen mana dinlerini sevmektir. Normal arkadaşlık dinlerini de sevmeye sebep olabilir. Onun için dikkatli olmak gerekir. Mesela onların bayramlarını falan tebrik etmek caiz değildir.

Sual:
İslamiyet’i öğrenmek isteyen bir bayana yabancı bir erkek nasıl yardımcı olabilir?
CEVAP
Sadece kitap verebilir veya gönderebilir.

Sual:
Müslüman kadının, kâfir kadınla tokalaşması caiz mi?
CEVAP
Zaruretsiz caiz olmaz. İhtiyaç olunca Hanbeli mezhebi taklit edilir.

Sual:
Hadis-i şerifte, bir kadının evinden başka yerde başını açmasının günah olduğu bildiriliyor. Namahremin yanında mı kastediliyor?
CEVAP
Evet.

Sual: Bir erkek, evleneceği kızı daha iyi tanımak için konuşması haram mıdır?
CEVAP
Evlenmek için kız görmeye gidildiği zaman kıza bakmak ve konuşmak sünnettir, günah değildir.

Sual:
Kız görmeye gidince, babamın da bakması caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
İstenilecek kızın neresine bakmaya izin vardır?
CEVAP
Yalnız yüzüne bakılır.

Sual:
Nikahtan önce sadece oğlanın kızı görmesi kâfi mi?
CEVAP
Birbirini görmek sünnettir.

Sual:
Evlenecek kızı ikinci defa görmek caiz mi?
CEVAP
Üçüncüsü bile caizdir.

Sual:
Bir kadın, şeyhinin elini öpebilir mi?
CEVAP
Peygamber efendimiz, yabancı kadınlara el öptürmemiştir. Kadınlar, kızlar şeyh denilen kimselerin elini öpemezler. Böyle zamane şeyhlerinden uzak durmalı.

Sual: Üniversitede okuyoruz. Ben de, erkek arkadaşım da namaz kılıyoruz. İkimiz de haramdan kaçıyoruz. İkimizin de kötü niyeti yok. Beraber aynı evde, ayrı odalarda kalıyoruz. Bir arkadaş, erkekle kadının aynı odada kalması halvet olur, haram olur dedi. Biz gündüz beraberiz ama gece ayrıyız. Gündüz aynı odada kalmak gerçekten haram olur mu?
CEVAP
Bahsettiğiniz olay, dinimize aykırı olduğu gibi eşyanın tabiatına da aykırıdır. Siz ne kadar namuslu olursanız olun, yabancı bir kadınla bir erkek aynı odada halvet edemez, yalnız kalamaz. Yalnız kalmaları haramdır. Şeytan bunları rahat bırakmaz. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Bir erkekle bir kadın yalnız kalınca, aralarına şeytan girer.) [Taberani]

(Bir erkekle bir kadın halvet ederse, [yalnız kalırlarsa] üçüncüleri şeytan olur.) [Tirmizi]

Kadınla erkek, iki zıt varlıktır. Ateşle barut gibidir. Ne kadar masum olurlarsa olsunlar, barut ateşe yaklaşırsa yanar. Ateşle suya da benzer. Ateş suyun içine girerse söner. Aç kurtla kınalı kuzuya da benzer. Ormanda taze otlar var diye kuzuyu götürür. Sonra kuzunun canına okur. Ateistler, feministler, (aynı odada kalsalar ne olur) diyebilirler, yani onlar için bu normaldir ama Müslüman bir kızla Müslüman bir erkek için normal değildir, yani dinimize aykırıdır. Dinimize aykırı bir husus için de niyetimiz iyi demek doğru değildir. Haram bir iş, iyi niyetle de yapılsa haramlıktan çıkmaz. İçki içen, zina eden veya her türlü haramı işleyen de, iyi niyetle yapıyorum diyebilir. Böyle iyi niyet insanı kurtarmaz. Hadis-i şerifte, (Cehennem iyi niyetlilerle doludur) buyuruluyor. Bir kimse, iyi niyetle işlediği harama alışır, sonra bunu dinin emri zanneder. Hazret-i Ömer, (Dininizi doğru öğrenip, buna uygun yaşayın. Yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz) buyuruyor. İyi ve halis niyete bir örnek verelim:

Odunların arasına ayağı sıkışan bir ayıyı adamın biri kurtarır. Ayı da, adam uyurken, benim de ona bir iyiliğim dokunsun diye, yüzüne konan sinekleri öldürmek ister. Kocaman taşı, adamın yüzündeki sineklere vurur. Evet, ayı iyi niyetiyle sinekleri öldürmüşse de, adamın başını da ezmiş oldu. Görüldüğü gibi tek başına iyi niyet insanı kurtarmıyor, ilim de şarttır. Ayının ilmi olsaydı, sineğe vurduğu taşın adamı öldüreceğini bilirdi. Bir kadınla bir erkek halvet edince, halvetin günahı ve zararı bilinirse, elbette halvetten, nikâhsız görüşmekten uzak durulur.

Sual: Bir kadın, günah olur diye, erkek doktora gitmese, hastalığı ilerleyip ölse, günaha girmiş olur mu?
CEVAP
Bu hususta kitaplarımızdaki bilgiler şöyledir:

İlaç kullanmayıp ölen, günaha girmez. Çünkü, ilacın faydası kesin değildir. (Redd-ül-muhtar)

Yemeyip, içmeyip, açlıktan, susuzluktan ölen, günaha girer. Halbuki, ilaç almayıp ölen, günaha girmez. Fakat, faydası kesin olan ilaçları kullanmak farzdır. (S.Ebediyye)

Etkisi kesin olan sebeplere yapışmak lazımdır; bu sebeplere yapışmayıp zarar görmek günah olur. (Hadika)

Kadın doktor bulunmazsa, hastalık tehlikeli veya çok ağrılı ise, (Zaruretler haramları mubah kılar) hükmüne uyularak erkek jinekologa da gidilebilir.

Yaşlılarda halvet
Sual:
Yaşlı erkekle yaşlı kadının, beraber yolculuğa çıkmaları ve yalnız bir odada kalmaları günah olur mu?
CEVAP
Yabancı kadınla, bir yerde yalnız kalmaya halvet denir ki, haramdır. Fakat ihtiyar kadınla müsafeha etmek ve yalnız kalmak caiz olur. (S. Ebediyye)

Çok ihtiyar kadınla, ihtiyar erkek sefere çıkabilir ve yalnız kalabilir. (Eşbah)

Halvete mani olmak için
Sual:
Tesisat veya tamir işleri için gidilen bir evde, evin hanımı yalnızsa, halvet olur mu?
CEVAP
Evin hanımı başka odada durursa veya bu işleri yapmak için, iki kişi gidilirse, halvet olmaz.

Kuzen yabancıdır
Sual:
Benim bir kuzenim var. Bana namahrem olduğu hâlde, devamlı mail yazıyor, uygunsuz şeyler yazıyor, hem kendi günaha giriyor, hem de beni günaha sokuyor. (Amca oğlu, dayı oğlu, hala oğlu ile yapılan görüşmeler günah olmaz) diyor. Öyle bir şey var mıdır?
CEVAP
Nikâh düşen kimse, ne kadar yakın akraba olursa olsun yabancı hükmündedir. Ablasının kocası, yani eniştesi de, baldız da yabancıdır. Yabancılarla flört etmek veya halvette bulunmak caiz olmaz.

Asansörde halvet
Sual:
Asansörde halvet olur mu? Yani asansörde bir erkekle bir kadın bulunsa günah olur mu?
CEVAP
Bu, asansörün durumuna göre değişir. Mesela dışarıdan içi görülen asansörlerde halvet olmaz. Görünmeyen asansörlerde, katların birinde başka birinin girme ihtimali varsa veya asansörde kamera olduğu biliniyorsa halvet olmayacağı gibi, iki veya daha fazla erkek varsa yine halvet olmaz. Eğer dışarıdan asansöre müdahale imkânı yoksa, tamamen içeriden idare ediliyorsa, kapalı asansörde bir kadınla yabancı bir erkek varsa, o zaman günah olur.

Ölüm gibidir
Sual:
Yenge ve baldızla aynı odada yalnız kalmanın dinen bir mahzuru var mıdır?
CEVAP
Yenge ve baldız namahremdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Bir erkek, namahrem bir kadınla yalnız kalmaktan çok sakınsın! Eğer kalırsa üçüncüleri şeytan olur.) [Tirmizî, Taberanî]

Üçüncüleri şeytan olunca, her ikisine de vesvese verip günah işlemelerine zemin hazırlar. Bunlar akraba diye dikkati çekmez. Bunun için onların bir odada yalnız kalmaları daha tehlikelidir. Peygamber efendimiz, (Yabancı kadınla yalnız kalmaktan sakının!) buyurunca, oradakiler, (Bir kadının, kayınbiraderi, eniştesi gibi akrabalarla yalnız kalması da mı uygun değil?) diye sordular. (Kayınbirader daha tehlikelidir, ölüm gibidir) buyurdu. (Buharî, Müslim)

Enişte de, kayınbirader gibi tehlikeli olur. Hanımını bırakıp baldızıyla evlenenleri işitiyoruz, görüyoruz. (Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?) sözü meşhur olmuştur. Önce bayram seyran diye kılıfına uydurulup öpülüyor, sonrası malum...

İhtiyarın elini öpmek
Sual:
Genç bir erkek, yaşlı bir ninenin; genç bir kız da, pirifâni bir dedenin elini öpse bir mahzuru olur mu?
CEVAP
Nine ve dede etkilenmez, ama gençler belki etkilenebilir. İhtiyarlar, mecbur kalmadıkça ellerini öptürmemeli, gençlerin günah işlemesine sebep olmamalı. Gençler de, mecbur kalmadıkça, ihtiyarların ellerini öpmemeli.

İhtiyar bir kadınla ihtiyar bir erkek, tokalaşabilir, bir odada kalabilir, beraber yolculuğa çıkabilirler, ama ihtiyaçsız bunları da yapmamaları iyi olur.
 
Sual: Günümüzde evlilik zararlı mı? Evlilikte dikkat edilecek hususlar nelerdir?
CEVAP
Evlenmenin fayda ve mahzurları, şahıstan şahısa göre değişir. Kimisi için evlenmek dünya ve ahiret saadetine sebeptir. Kimisi için ise mahzurlu olabilir. Birisiyle nikahlanmak isteyen, birkaç defa istihare etmeli, Hak teâlâya sığınmalı, nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından korunmak için, yalvarmalıdır.
Evlenmenin faydalarından birkaçı şunlardır:
1- Evlilikten çocuk olabilir. Evladı salih olursa, kendisi için dua eder. Onun sebebiyle birçok nimetlere kavuşur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Öldükten sonra sevabı kesilmeyen iyi işlerden biri de, salih evlat yetiştirmektir. Ana-babası öldükten sonra böyle evladın ettiği dualar, ana-babasına ulaşır.) [Müslim]

Çocuk, ana-babasından önce küçükken ölür, ebeveyni de bu acıya katlanırsa, çocuk onlara şefaatçı olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Çocuğa Cennete gir, denir. Öfke ile "Ana-babamı almadan girmem" der. Sonra ana-babası ile Cennete girer.) [Nesai]

(Çocuklar Cennet kapısının önünde toplanıp, hep birden bağırıp, ana-babalarını isterler. Bağırmaları, ana-babaları oraya gelinceye ve her biri ana-babasının elini tutup Cennete girinceye kadar devam eder.)
[İ.Gazali]

2-
Evlenmeyen kimse, gözünü haramlardan koruyamayabilir. Evlilik, şeytanın kötülük yapmasından uzaklaştırabilir ve dinini korumaya yardım edebilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Evlenen, dininin yarısını korumuştur. Artık diğer yarısını korumak için de Allahü teâlâya karşı gelmekten sakının!) [Taberani]

(Şükreden kalbe, zikreden dile ve ahiret hususunda size yardımcı olacak saliha bir hanıma sahip olmaya çalışın!)
hadis-i şerifinde hanımın, zikir ve şükürle beraber buyurulması, saliha hanımların bir nimet olduğunu göstermektedir. Dinini korumakta yardımcıdır. (Tirmizi)
Hazret-i Ömer buyurdu ki:
(İmandan sonra, iyi bir hanımdan daha büyük nimet yoktur.)
Günümüzde bekâr kalarak dini korumak zordur. Evlenmek, dini korumaya yardımcıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir genç evlenince, şeytan şöyle der: "Eyvah, dinini benden korudu.") [İ. Asakir]

Başka bir hadis-i şerifte de, evlinin 2 rekat namazının, bekârın kıldığı 80 rekattan daha fazla sevaba kavuşacağı bildirilmiştir. (Ramuz)

3-
Kadınların huysuzluklarına ve onların ihtiyaçlarını temin için sabretmek, üstün ibadetlerdendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Günahlardan bir günah vardır ki, ailesinden çektiği sıkıntıdan başka bir şey ona kefaret olmaz.) [Taberani]

Kötü kadınlar arasına düşerek, nefsine aldanıp haram işlemekten korkan gencin, afif, temiz müslüman bir kız bulup evlenmesi farz olur. Böyle sıkışık durumda olmayan genç, ilim ve ahlak edinmek için çalışıp kadınlara ait özel bilgileri öğrendikten sonra evlenmelidir. Çoluk çocuğuna helalden nafaka kazanmaktan aciz olanın evlenmesi doğru olmaz.

Müslüman bir gencin önce dinini iyice öğrenmiş olması gerekir. Ondan sonra sünneti yerine getirmek niyetiyle evlenebilir. Edebi, hayası, ahlakı güzel olan, dinini, imanını, İslam’ın şartlarını öğrenmiş, İslamiyet’e uyan, sokakta dinin emrettiği şekilde giyinen bir kızla nikahlanmalıdır! İffet sahibi, dinini kayıran bir kız aramalıdır! İllâ da (Malı çok, güzel bir kız olsun) dememelidir! Mal için, güzellik için iffeti ve salahı elden kaçırmamalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kadın, ya malı için veya güzelliği için, yahut da dini için alınır. Siz dini olanını alınız! Malı için alan malına kavuşamaz. Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır.) [Müslim]

Din ile güzelliğin birlikte bulunması çok iyidir. Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Güzelliği ve malı için bir kadınla evlenen, ikisinden de mahrum kalır. Dini için evlenene, mal ve güzellik de verilir.) [Taberani]

Nikahtan önce kızı görmek sünnettir. (Görmeden olan evliliğin sonu, üzüntü ve pişmanlıktır) hadis-i şerifi, nikahtan önce kızı görmenin önemini bildirmektedir.

Evliliğin külfetleri çoktur. Ailenin ve çocukların mesuliyetleri vardır. Her babayiğit bu mesuliyetlerden kurtulamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İkinci asırdan sonra insanların en hayırlısı, gailesi az ve çoluk çocuğu olmayandır.) [Ebu Ya’la]

(Gün gelir, kişinin helakı, hanımının, ana-babasının ve çocuklarının elinden olur. Bunlar onu, fakirlikle ayıplar. Gücünün yetmediğini kendisinden isterler. Kişi bu sebeple tehlikeli işlere girer ve dini gider, helak olur.)
[Beyheki]

(Kulun dağlar gibi iyiliği, sevabı olduğu halde, Kıyamette aile hakkından, onların bakımından, malını nereden kazanıp nereye sarf ettiğinden sorulur. Böylece bütün hasenatı borçlarına ödenir. Bir şeyi kalmaz. Sonra bir melek şöyle der: İşte şu, çoluk çocuğu dünyada bütün sevaplarını yiyip bitiren ve bugün rehin olarak kalan kimsedir.)
[İ.Gazali]
Evliliğin külfetlerinden bazıları şunlardır:
1- Helal nafaka temininde güçlük çeken kimse, harama sapar ve kendini helake sürükler. Bekâr olursa kendini geçindirmesi daha kolay olur.

Kıyamette insanın ilk hasmı aile efradıdır. Derler ki: (Ya Rabbi, bundan hakkımızı al! Biz bilmiyorduk. O bize haram yedirdi.) Çoluk çocuğun hakkı alınır. Sadece mal bakımından değil, ilim bakımından da aile efradını cahil bırakmamalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kişi, ehlini cahil bırakmaktan daha büyük günahla huzur-i ilahiye çıkamaz.) [Deylemi]

2-
Ailesiyle hoş geçinememek, kötü huylarına sabredememek felakettir. Çünkü erkek çoban gibidir, âmir gibidir, maiyetinden mesuldür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kişiye, tekeffül ettiği kimseye bakmaması günah olarak yeter.) [Nesai]

Allahü teâlâ, kendimizi ve aile efradımızı Cehennemden korumamızı emrediyor. Halbuki insan kendini korumaktan aciz iken, mesuliyeti altındakileri nasıl koruyabilir? Geçimsiz, sinirli kimseler hanımlarının kötü huylarına sabredemeyeceği için evlenmemeleri daha uygun olur.

3-
Çoluk çocuk kalbi meşgul edebilir. Kendisini ibadetten alıkoyabilir. Ebu Süleyman-i Darani hazretleri buyurdu ki: (Bekârlığa dayanmak, ailenin çilesine dayanmaktan daha hayırlı, onların eziyetine katlanmak, Cehennem ateşine dayanmaktan daha hayırlıdır.)

Güzel ahlaka sahip olan, helal nafaka kazanabilen, hanımını üzmeyecek olan, evlenmesi ibadetine mani olmayan kimsenin evlenmesinde mahzur yoktur. Helal nafaka kazanması zor ise, geçimsiz ve huysuz ise, evlenmesi hayırlı işlerine mani oluyorsa evlenmesi mahzurlu olur.
 
Sual: Yakında evleneceğim. Evlilik, özellikle ilk gece hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Evlenmek isteyenler, eşlerinin dinimizin bildirdiği ahlâka sahip olmalarına önem vermelidir. Dış görünüşe aldanıp da yanlış karar vermekten sakınmalıdır. Çünkü evlilik hayatına başladıktan sonra, geri dönmek zordur ve kötü huylu kimsenin, bundan sonra düzeltilmesi de kolay değildir.

Aradığımız vasıfların çoğu karşı tarafta var ise, karar vermek için yeterli sayılabilir. Lüzumundan fazla ince eleyip sık dokuyan, kendine bir türlü aday beğenemeyen, kolay kolay evlenemez.

Müstakbel eşler birbirinde aradıkları vasıfları bulurlarsa, sonraki devreler için iyi bir başlangıç teşkil eder. Bulunması zaruri lazım olan vasıflar yoksa, (Ben seviyorum) diyen gençlerin, bu yolda şuursuzca hareketlerle ebeveynlerini üzmeleri çok yanlıştır. Ana-babalar da, aranan vasıflar var ise sebepsiz yere mesela maddi menfaatler yüzünden gençlerin evlenmesine mani olmamalıdır.

Aşırılıktan uzak durmak gerekir. Dört dörtlük bir talip bulmak zor, hatta imkansızdır. Unutmamalı ki, kusursuz dost arayan dostsuz kalır; noksansız eş arayan eşsiz kalır.

Gençlere tavsiyemiz, salih ana-babanın tavsiyelerine mutlaka uymalıdır! Ana-baba, oğlunun veya kızının evleneceği kişiye, evlatlarının gözü ile bakmaz. Acı tecrübelerin verdiği firasetle bakar.

Yeni evliler için faydalı olabilecek aşağıdaki yazıları çeşitli kitaplardan derledik:

Lüzumlu (ilk) evlilik bilgileri

Nikahtan sonra, zifaf (gerdek) gecesi, evlilik hayatının en mühim bir dönemidir. Eşler mümkün mertebe temizliğe riayet etmelidir. Temiz ve güzel kıyafet, ilk gecede etkili olur. Zifaf odası tenha, emniyetli bir yerde olmalıdır. Damadın, evlilik tecrübesi olan, güvenilir bir sağdıçın tavsiyelerinden istifade etmesinde mahzur yoktur. Fakat, sağdıç olmasa da olur.

Damat şunu yapmayı ihmal etmemeli:
Resulullah efendimiz, Hazret-i Fatıma’yı Hazret-i Ali’ye tezvic ettiklerinde buyurdu ki:
(Ya Ali! Gelini kendi evine götürdüğün zaman, çorabını ayağından çıkar. Ayağını yıka. O suyu evin bütün köşelerine saç. Böyle yapınca, Allahü teâlâ senin evinden yetmiş türlü fakirliği dışarı çıkarır. Yetmiş türlü bereketi evine dahil eder. Yetmiş rahmeti sana nazil kılar. O gelin ile ve onun bereketi evin köşelerine erişir. O gelin, delilikten ve diğer hastalıklardan emin olur.) [Menakıb]

İlk gecede eşlerin dikkat etmeleri gereken bazı hususlar:
İlişki konusunda çok kimse bilgisizlikten bunalımlara düşmektedir. Bunun için önce cimanın ne olduğunu iyi bilmek gerekir. İyi bilinmez ve yanlış yapılırsa huzursuzluk zamanla artarak ailenin yıkılmasına sebep olabilir. Bunun için bu mahrem bilgileri lüzumu kadar öğrenmek gerekir.

Her şeyden önce, eşler birbirine çok samimi, nazik ve yumuşak davranmalı, sevgi ve şefkatle yakınlaşmalıdır. Erkek, eşini gerdeğe psikolojik yönden iyice hazırlamalıdır. Ona cesaret vermeli; endişelerinin yersiz olduğunu, onu da rahat bir atmosferde konuşturarak izah etmeli. Eşini incitecek küçük davranış, hatta imadan sakınmalı. Eşinin, özellikle bu gecede sevgi ve şefkat görmeye, iltifat işitmeye çok ihtiyacı olduğunu bilmeli.

Erkek aceleci ve kaba olmamalı. "Artık evlendik, ona istediğim gibi sahip olurum" gibi bir düşünce son derece yanlıştır. Cima, sevgi oyunları sırasında meydana gelen bir olaydır. Temasa her iki tarafın da aktif şekilde katılması gerekir. Nitekim Resulullah efendimiz de bu hususa dikkat çekerek, erkeğin, eşinin haklarına da riayet etmesini istemiştir. Cinsi tatmin, kadının da hakkıdır.

Genç kız da eşinin heyecan ve sevgisini paylaşmalı, kendisini ona tabii ve fıtri bir şekilde, isteyerek teslim etmeli. Cimanın bir yaratılış vazifesi olduğunu düşünmeli, mana ve hikmetlerini hatırlamalı, sevgisine ve yaratılış özelliklerine güvenip, yersiz korku ve endişelerden sıyrılmalı.

Düğünün stresli ve gergin ortamından sonra eşler, uykusuz, yorgun düşebilir. Bu bakımdan cimaya çoğu zaman hazır olmazlar. Bu durumda, ilk cima tehir edilebilir. Bunun hiç mahzuru yoktur; aksine çok faydası olabilir.

İlk gece
, eşler için en meraklı heyecanların yaşandığı andır. Yıllar yılı beklenen, hasretle gözetlenen, genç kız ve delikanlının rüyalarını süsleyen, sevinçli, tatlı ve heyecanlı bir zaman. Daha önce gayrı meşru hayat yaşayan bu duygudan mahrum kalır.

Damat, tebessüm ve nezaketle içeriye girmeli, geline selam vermeli ve onu tebrik etmeli. Moral verici sözlerle gelinin gönlü alınmalı, heyecanını yatıştırmaya çalışmalı. Gelin de ona güler yüzle karşılık vermeli, lüzumsuz somurtkanlık ve çekingenlik göstermemeli.

Bu gece, iki rekat nafile namaz kılıp dua edilir. Gelinin ayağı bir leğende yıkanır, odanın köşelerine serpilir. Bugünlere kavuşmanın şükrü ve gelecek günlerin saadeti için, Allahü teâlâya dua edilir. Bu arada, oturup, bir müddet sohbet etmeli. Böylece, fazla heyecan atılmaya çalışılır.

Her kız, bu ilk gecede, az-çok ürkeklik ve çekingenlik gösterir, utanır, sıkılır. İlk defa bir erkekle baş başa buluşmanın, ona açılmanın utancını hisseder. Bu hâli, gayet tabiidir, hoş karşılanmalı.

Erkek kızı hiç sıkmadan ve zorlamadan, samimi bir yakınlık göstermeli, ürkekliğini gidermeye çalışmalı. Kız konuşmaktan, ona açılmaktan çekinse bile, erkek samimi sohbet ve yakınlığı sabırla sürdürmeli, onun gönlüne yavaş yavaş girmeli. Kızın sessizce dinlemesi ve ara sıra hafif karşılık vermesi de kâfidir. Bütün mesele, öpüp okşayarak kızı cimaya hazır vaziyete getirmektir! İlk gecenin değişmez bir ölçü olmadığı unutulmamalı. İlk gece yalnızca bir başlangıçtır. İlk deneme başarısız olabilir, bu normal kabul edilmeli.

İnancı gereği kadından uzak kalan erkek, çoğu zaman kadını yakından gördüğünde veya dokunmasıyla hemen boşalabilir. Ümitsizliğe kapılmayıp, yarım saat kadar sonra ön hazırlıktan sonra, tekrar harekete geçilir. İkinci halde ilk heyecan geçip hemen boşalma olmayacağı için ön hazırlık daha rahat şekilde yapılabilir. Bu durum çok önemlidir. Bu durumu bilip kendilerini buna göre ayarlayan eşler rahat eder. Olduydu olmadıydı endişesine kapılmaz. Çünkü bu normal bir olaydır. Birkaç saat dinlenilebilir veya ertesi güne tehir edilebilir. Böyle bir durumda genç kız da durumu kabul etmeli, anlayışla karşılamalı.

Temas başarıyla sonuçlanınca, erkek mutluluk hislerini eşiyle paylaşmalı, ona teşekkürlerini sunmalı ve bütün bir hayat boyunca saadetlerinin devamı için dua etmelidir.
Zifaf gecesinde kızda ürkeklik ve çekingenlik görüldüğü zaman, erkek, ilk karşılaşmanın normal bir neticesi olan bu hâli hoş karşılamalı, lüzumsuz telaş ve sabırsızlık göstermemeli. İlk geceki kabalıktan doğacak ürkeklik, incinme ve tatsızlık, daha sonra uzun müddet silinmeyen etkisini gösterir. Bunun gibi, o gecenin sabır ve nezaketinin mükafatı da sonradan görülür.

İlk olarak bir erkekle buluşmak, yıllarca barındığı ailesinden ayrılıp, yeni bir aile hayatına girmek, bir kız için elbette çok önemli bir olaydır. O anda, erkeğin geniş şefkat ve sevgi kanatlarına ihtiyacı vardır. Bir kadın, kendisiyle buluştuğu ilk erkeği asla unutmaz. Eğer kadın ilk zifaf gecesinde tatlı heyecanlar yaşamışsa, sevgi, sabır, nezaket ve geniş bir anlayışla karşılaşmışsa, o erkeğe ömür boyu minnettar kalır. Bu ilk olay, kadın için unutulmaz bir hatıradır. Hatta o adam o kadını sonradan terk etse, hayal kırıklığına uğratsa bile, kalbindeki o esrarlı hatıra daima yaşar.

Gerdek gecesi
Erkeklik gösterisi sanılan, "kedinin bacağını ayırmak" gibi kabalık uygun değildir. Bilhassa bu gece, erkek de çok nazik olmalı!

"Bir kadın, on senedir kocasıyla garip bir şekilde yaşıyor Ancak ayda bir defa temasta bulunuyor ve bu temas esnasında da kadın tamamen soğuk davranıyor. Gerdek gecesi, kocası bu kadının kalbini kırmış. (Ne zayıfmışsın, hem de çirkinmişsin) demiş. Kadın bunu unutamamış. Kadını yaralayacak, zayıfsın, şişmansın, uzunsun, kısasın, yaşlısın gibi sözlerden uzak durmalı!

Ön hazırlık:
Gerdek gecesinde diğer önemli husus da, ön hazırlığın gelini ürkütecek ve gönlünü soğutacak bir vaziyette olmamasıdır. Bunun için bir de, soyunma sırasında dikkatli olmak gerekir. Bir kere damadın gelini kendi eliyle soymaya kalkması doğru değildir. Gelin ve damat, kendi kendine soyunmalı. Çırılçıplak soyunmak da uygun değildir. Ekseriya gelin, erkeğin karşısında ilk defa çıplak olarak görünmekten ve erkeği çıplak olarak görmekten dehşet ve sıkıntıya düşebilir.

Soyunma sırasında, utanma duygularının korunması için, bu işin de perdelenmesi gerekir. Bunun için ya lamba söndürülmeli veya az ışıklı gece lambası bulundurulmalı. Çıplak vücutla ortada görünmenin vereceği sıkıntıyı hesaba katmalı. Bu durum edebe de aykırıdır. Âişe validemiz, (Ben Resulullahın edep yerini görmediğim gibi, o da benim edep yerimi görmedi) buyuruyor. Müslüman da bu sünnete uymaya çalışmalı!

Bazı erkekler, zifaf gecesinde hem kendi vücutlarını teşhir eder, hem de kadını tamamen soyarak, kaba ve hoyratça davranışlarıyla, gelini sıkıntı içinde bırakırlar. Bu çok yanlıştır.

Soyunma olayında, ayakta büsbütün soyunmaya kalkışmamalı, yalnız üstteki kaba elbiseler çıkartılmalı, iç çamaşırları, yorgan altına girdikten sonra çıkarılmalı.

İlk temas:
Zifaf gecesinde sevgi oyunu önemlidir. Sevgi oyunu nâzikâne, erkeğin gelini heyecana getirme tekniği mükemmel olduğu zaman, kadın ne kadar utangaç olursa olsun, yavaş yavaş eşine itimadı çoğalmaya ve rahatlamaya başlar. Ondan sonra teslimiyet duygusu artar, çekingenlik yerine arzu doğmaya başlar. Birçok gelini inciten ve ürküten şey, eşlerinin bu gece kaba ve anlayışsız davranmalarıdır. Henüz mahcubiyet içinde bulunan bir gelini, evlilik hayatına yavaş yavaş alıştırmalı. Damat, gelinde arzu uyandırma yollarını aramalı, utangaçlık hislerinden kurtulmasına yardımcı olmalı. Normal bir kadın, belki kocasının arzusunu tahrik etmek için önce çekingen davranır. Aslında o, fethedilmekten hoşlanır. Fakat mukavemetin kaba bir şekilde kırılma teşebbüsünü asla hoş görmez. Bunun için damat, nezâket, sabır ve incelik hususlarını asla gözden uzak tutmamalı. Gelin de, hayatının belki en heyecanlı anlarını yaşayan eşinin başarısını baltalayacak davranışlardan, mümkün olduğu kadar kaçınmalı.

Bekâretin izâlesi:
Normal vasıfları taşıyan kız ve erkek için, bunun bir zorluğu olmaz. Yapılacak iş; sevgi oyunlarıyla temas ortamı hazırlanır, gelin o safhaya geldikten sonra, yani ilişkiyi kolaylaştırıcı kaygan sıvı gelince, üstten aşağı hafif kuvvette bir tazyikle zifaf ilişkisini tamamlanır. Kız uyarılamaz, kaygan sıvı gelmezse, bir merhem kullanılmalı. Cinsiyet organlarına bir miktar vazelin sürmek bu işi kolaylaştırır. Kızlık zarının yırtılmasında, kanama ve acının hafifletilmesi için eşlerin yatakta alacakları pozisyon önemlidir. Bunun için, genç kız bacakları ayrık ve dizleri bükülmüş vaziyette sırt üstü yatmalı; erkek diz ve dirseklerinin desteğini kullanarak, cinsiyet uzvunu eşinin döl yoluna üst taraftan ve üst kenarı boyunca, aşağı doğru kaydırarak koymalıdır. Burada cinsiyet organının hazneye girişinde, eşinin hazne ağzının tabii açıklığı yardımcı olur. Bu esnada zar gerilir ve yapılan basınçla, umumiyetle iki yerden ve arkaya doğru yırtılır. İşte, sözü geçen hafif ağrı bu anda, zarın direnci ile erkeğin cinsi uzvunun yapacağı güçlü tazyik karşı karşıya geldiğinde duyulur. Böyle bir durumda genç kızın kalçalarını küçük bir hareketle kasarak eşine yardımcı olması iyi olur. Aslında temas öncesinde, genç kızın cinsi bakımdan başarılı bir şekilde uyarılması, temasın her iki taraf için de kolayca tahakkukuna yeterlidir. Cinsi tatmine erişen genç kızın ve erkeğin cinsi organlarında, girişi kolaylaştıracak kaygan sıvılar ifraz edilir.

Vazelin kullanmak birleşmeyi kolaylaştırır. Ama asıl çözüm, temas öncesi hazırlığın ideal şekilde yapılmasıdır. Kadın, okşama ve sevişme ile hazır vaziyete gelmiş olmalı! Bu olursa, başka bir tedbire ihtiyaç duyulmaz.

Tahriş, acıma gibi hallerde, sonraki temaslar için 1-2 gün ara vermek iyi olur. Ama bu da şart değildir. Karşılıklı istek varsa, ertesi gün veya birkaç saat sonra temas yapılabilir. Aşırı istek acıyı hissettirmez. Zarın yırtılmasıyla gelen kan durmazsa telaşa mahal yoktur. Genç kız sırt üstü vaziyette dizlerini kaldırıp bacaklarını kasarak bitiştirirse, kanama çoğu zaman kendiliğinden durur. Nadiren de olsa durmayıp aktığı da görülür.

Gerçekten de cinsi temasa her iki tarafın da ruhen ve bedenen çok iyi hazırlanmış olmaları, erkeğin eşini başarılı bir şekilde uyarması ve her ikisinin de cinsi heyecan bakımından tatminkâr bir seviyeye çıkmaları hâlinde neredeyse hiç acı duyulmaz. Aşırı heyecan, aşırı zevk ağrı hissini ortadan kaldırır. Savaşta ve kavgada yaralanma, neden sonra kan görülmesi ile anlaşılır. Bu arada, eşlerin birbirine yardımcı olması, bilhassa erkeğin çok sabırlı, anlayışlı ve şefkatli olması gerekir.

Zifaf gecesinde acı duymak korkusu, yabancı bir erkekle en mahrem buluşmanın verdiği utanma hissi ve kızlıktan kadınlığa geçiş gibi, çok önemli bir dönüm noktasında bulunuşu dolayısıyla, kadının göstereceği çekingenliği anlayışla karşılamalı.

Onu samimiyetle kendisine alıştırdıktan ve ürkeklik hislerini teskin ettikten sonra, nâzik ve yumuşak bir surette birleşmelerini temin etmek, erkeğin vazifesidir. Netice olarak; zifaf gecesinin ilk teması ve sonrasında, dikkatli, sabırlı ve ihtiyatlı olmalı. Bu hususlara dikkat edilmezse, cinsi temastan kadın, zevk yerine acı ve ıstırap duyabilir. İlk zifaf ilişkisinde, arzulanan cinsi zevkin bulunamaması tabiidir.

Zifaf engelleri:
Zifaf gecesi, ciddi bir engelle karşılaşıldığı zaman, ilişkinin daha sonraki gecelere tehir edilmesi gerekir. Mesela kızın hayız hâli devam ediyorsa, beklemeyi tercih zarureti vardır. Esasen gerdek gecesinin, kızın hayızdan temizlendiği zamana getirilmesi gerekir. Zifaf ilişkisinin de, illâ ilk gecede tamamlanmış olması gerekmez. Sabır ve anlayışla hareket edilirse, sonraki gecelerde güçlük ve engeller ortadan kalkar.

Bazı erkekler, bu gece kapıldıkları aşırı heyecan sebebiyle, geçici iktidarsızlığa düşebilirler. Gerdek gecesi böyle bir olayla karşılaşılırsa, teşebbüsü birkaç saat geciktirmek veya sonraki gecelere bırakmak gerekir. Çünkü bu durum geçici bir başarısızlıktır; bir müddet sonra heyecan ve engellerin çözülmesiyle geçer. Duruma göre birkaç saat veya birkaç gece sürebilir.

Zifaf engellerinin başlıcaları:

Kızın aşırı ürkekliği:

Bu durum, birçok kızların öteden beri sahip olduğu zifafın çok sıkıntılı geçeceği gibi bazı yanlış kanaatten dolayı olabileceği gibi, o gece erkeğin kaba bir "erkeklik" gösterisiyle, sabırsız, nezâketsiz ve hoyrat davranışlarından da ileri gelebilir.

Erkeğin endişesi:

Bazı erkeklerin, zifafta başarısız kalma endişesinin içlerinde yer etmesi, bu duygular içinde telaş ve heyecan göstermesi; ayrıca temas esnasında "erken boşalma" hâliyle karşılaşmaları, geçici bir başarısızlık sebebi olabilir.

Çeşitli etkiler:
Birçok yerlerde görülen zifaf neticesini bekleme âdetlerinin, erkek üzerindeki psikolojik baskısı, zifaf mekanının elverişsiz, gürültülü ve görüntülü bir yerde oluşu, o anda kadında beklenmedik tatsız bir hâlin görülmesi, o kadına karşı duyulan sevgi, şefkat ve hürmet duygularının aşırı dereceye varması, geçici iktidarsızlık sebeplerine dahildir. İşte bu gibi hallerle gerdekte cinsi başarısızlığa uğrayan, bunun geçici olduğunu idrak edip, ilişkisini daha sonraki gecelere ertelemelidir.

Zifaf âdetleri:
Her memleketin, çeşitli ve farklı özelliklerde evlenme ve zifaf âdetleri vardır. Ekserisi anormal ve lüzumsuzdur. Dinimize aykırıdır.

Zifaf gecesinde, gelin ve güveyin yakınları tarafından dışarıda nöbet tutulması veya sabahleyin çarşaf kontrolü tuhaf ve kaba bir âdettir. Bazılarında ise, neticeyi ilan cinsinden silah atma, belli bir işaret ve alamet gösterme gibi farklı usuller vardır. Bunun doğuracağı zararlardan bazıları şöyledir:
1- Gerdeğe giren eşler, o akşam heyecanlı olur. Erkek, bir kontrol durumuyla karşılaştığı zaman daha da endişe duyacak, belki bu sebeple o gece iktidarsızlık gösterebilir.

2-
O gece kapı bekleyenler, ilişkinin vaki olmadığını anladıkları zaman, hem damadın maneviyatı kırılır, hem de yanlış bir kanaatin dedikodusu yapılır. Böyle bir baskı ve kontrol altındaki ilişkiden, beklenen netice alınamayınca, gelin-damat ve diğer akrabalar arasında, üzücü ve kırıcı olaylar ve kavgalar meydana gelebilir.

3-
Zifafta bekâret işareti açıkça görülmeyen bazı kızlar da vardır. Bu görülmeyince yanlış hüküm verebilirler. Böylece evliliğin başında, günahsız bir kızın, "iffetsiz" olarak ilan edilmesine sebep olurlar. Bu da namuslu bir kız için, gerçekten çok çirkin bir suçlamadır.

4-
Eşler arasındaki mahrem sırlar, çevreye yayılmış olur. Dilden dile dolaşırken herkes bir şey ilave eder. Yanlış dedikodulara sebebiyet verir.

5-
Zifaf gecesinin mahremiyeti, gelin-güvey arasında kalmalı. Şayet gerdek sonrası, ciddi şüpheler hasıl olup da, erkek müşkül durumda kalırsa, kimseye ifşa edilmeden, bu meselede tecrübesi olan ebeye veya kadın doktoruna gidip, gizlice öğrenebilir.

Bekâret özellikleri:
Bâkire kızın zifaf gecesinde, yanlışlıkla haksız bir muameleye uğramamasına dikkat etmelidir. Bazı kızların zifafında -kızlık zarının özelliğinden dolayı- yırtılma olmaz, bekâret işareti açıkça görülmez. Bu incelik bilinmezse, yanlışlıkla töhmet ve hataya düşülebilir. Böyle bir duruma meydan verilmemelidir. Bekâret hususunda kuvvetli şüphe hasıl olup da, iffetsizlikle itham durumu ortaya çıkarsa, kadın doktoruna başvurulabilir.

Sayıları, % 5 gibi az da olsa, bazı kızların ilk cinsi temasında, bekâretlerinde bir değişiklik olmadığı bilinmektedir. Bunlar daha çok "halkalı, hilâlli" kızlık hâllerinde olur. Bunlardan bir kısmı, ilk doğuma kadar bâkire kalabilir. Tabii ki bu özelliklere sahip olup da zifaf hâlinde zedelenme olmayan kızlıklardan, genelde beklenen kan işareti de görülmez. İşte böyle bir durumda, bu işin inceliğini bilmeyen ve "bâkire" bir kızla evlendiği inancıyla zifafa giren bir erkek, burada beklediği işareti göremeyince, telaş ve endişeye kapılabilir. Ortada kesin deliller olmadan, namuslu bir kadını "fâhişe" olarak itham etmek de, büyük günahtır. Bütün bunlar hesaba katılınca, mutlak bir işaret görülmedi diye ortalığı karıştırmak da, gerçekten lüzumsuz ve mesuliyetli bir durumdur.

Ne var ki, zifafta eşini bâkire olarak bekleyen bir adam da, aradığını bulamayınca, en azından vicdanen şüpheli ve huzursuz olacaktır. Bunun sıkıntısından kurtulmak için: Ya yukarıdaki ihtimalleri düşünerek hüsnü zan etmek ve bir mesele çıkartmamak;yahut şüphe ve sıkıntıyı atmak için, gelin-damat arasında, özel bir kontrol ve anlaşmayla, mâkul ölçülerde neticeyi tatlıya bağlamak; veya lüzum görülürse, bir hekime gösterip işin mahiyetini öğrenip gereğini yapmak gerekir.

Hassas bölgeler:
Öpüşme; hem cinsel beraberliği başlatır, hem de orgazmavarmada önemli bir rol oynar. Dudaklar ve dil, en duyarlı bölgelerdendir. Özellikle alt dudakların ve dilin emilmesi, kadınlar için cinsel hazzı artırıcı etki uyandırır. Bu bakımdan, eşler sevişme ve birleşme sırasında yapacakları hareketlere çok dikkat etmeli, ilişkiyi bir işkenceye çevirmemelidir.

Esas itibariyle, kadın vücudu duyarlı ve cinsel uyarılmaya açıktır, bu açıdan, kadın vücudunun hemen her noktası, aynı zamanda bir haz noktasıdır. Ancak, cinsel zevk açısından bazı bölgeler daha gelişmiştir. Bunların başında "klitoris"gelir. Bu, kadınlık organının üst tarafında bulunan bir çıkıntıdır. Bu organ, erkeğin penisi gibi bir yapıya sahiptir ve cinsel uyarma sonucu kabarır. Kadın vücudunun en duyarlı noktası olduğu için, klitorisi sürekli uyarmak, üzerine baskı uygulamak yanlıştır ve bu zevkten çok acı verebilir. Klitorisi, hafifçe okşamalıdır!

Cinsel organ dışındaki haz ve uyarı bölgelerinin başında, göğüsler gelir. Kadınların meme uçları adeta birer klitoris görevi görür ve uyarılmaları kadına büyük haz verir. Aynı şekilde, memelerin koltuk altlarına doğru uzanan yan kısımları ile iki memenin ortası, bir de altlarındaki yuvarlıklar, hassas ve uyarıya açık bölgelerdir.

Kadın vücudunun geri kalan hemen bütün bölümleri de, kadından kadına değişen bir biçimde, yüksek duyarlığa sahip olabilir. Bunlar, bacak araları, göbek yuvarlağı, kulaklar, boyun, ense, sırt.

İlişkiden önce, hassas bölgelerin hafif okşamalarla tahrik edilmesi gerekir. Ama bu okşamaya da, belirtilen en hassas bölgelerden başlanmaz. Daha az hassas bölgelerden başlayarak, en hassas bölgelere, merkeze doğru kaydırılan yumuşak bir okşama idealdir.

Oral seks denilen, erkeklik uzvunu kadının ağzına alması, dini açıdan çok çirkin ve günah olduğu gibi sağlık açısından o derece tehlikelidir. Yapılan araştırmalarda, aids hastalığının bu yolla da bulaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca erkeğin kadının organını öpmesi yalaması da aynı derecede tehlikeli, çirkin ve günah bir harekettir.

İlişki safhası:
Eşlerin ihtiyacına göre uzunca veya kısaca yapılan başlangıç oyunlarından sonra, şehvet hislerinin iyice uyanmasıyla, kadında birleşmeyi kolaylaştırıcı mezi denilen sıvı çıkar. Kadın, cinsi his bakımından zayıf olur veya yeterince tahrik edilmemiş bulunursa, böyle bir sıvı görülmez.

Temas safhasında en önemli mesele, erkeğin acele etmemesidir. Sabırla idare etmesini bilmek, erkeğe düşen önemli bir vazifedir. Eğer erkek, kadının hâlini düşünmeden sadece kendi zevki için davranırsa, bir-iki dakika içinde zevkin sonuna geliverir. Bu durum ise, kadını yarı yolda terk edip, sıkıntı içinde bırakır. O halde erkek, ihtiyatlı tavırlarıyla, "orgazm" durumuna gelmeyi geciktirmeli, bu noktada kadınla beraberliği sağlamaya çalışmalı.

Esas itibariyle birleşmenin sorumluluğu da erkeğe düşer. Erkek, birleşmeye doğru yönelirken, kadının bunu anlayacağını sağlayacak hareketler yaparak onu hazırlamalı, aynı zamanda da, yavaş hareketlerde bulunarak "birleşme" durumuna geçmeli. Sevgi oyunları sonucu uyarılmış bir durumda olan kadın, zevk içinde olduğu kadar, "şefkat"ihtiyacı da içindedir. Bu bakımdan, erkek hangi pozisyona geçecekse, bu arada hassas yerleri öpmeyi ve vücudunun çeşitli yerlerini okşamayı ihmal etmemelidir. Birleşmesırasında da, kararlı ama yumuşak olmaya çalışmalı, yavaş yavaş yaklaşmalı, başlangıçtaki yavaş hareketlerin temposunu sonra yavaş yavaş artırmalıdır.

Kadının orgazm hâline gelmesi, erkeğe nispetle daha geç ve yavaş olduğundan, başlangıçta gerekli tahrik oyunlarıyla bu zamanı hızlandırmak ve kısaltmak gerekir. Erkekle beraber kadının da tatmini için, orgazm devresinin hemen hemen aynı anda -veya erkekten önce- olması gerekir. Bu da hazırlanış safhasının iyi tanzimine, devamının sabırla idare edilmesine bağlıdır. Cinsi ilişkinin baştan sona normal bir bütün hâlinde, 15-20 dakika sürmesine ihtiyaç vardır. Bu müddet, duruma göre uzayıp kısalabilir.

Orgazmdan sonra genel olarak erkekler, baştakine benzer bir sevgi ve ilgi göstermeyi ihmal ederler. Kadın ise bu andan sonra da, sevgi kucağında bir miktar daha eğlenmeyi arzular. Bunu ihmal etmemelidir. Onun cinsi yakınlıktaki hissesinin önemli bir kısmı da, sonundaki muamelenin güzelce neticelenmesine bağlıdır. Öyleyse erkek, eşinin bu ândaki haklı arzusunu da ondan esirgememelidir. Son safhadaki bu arzuya cevap vermek için, yerine göre bir kendine çekiş, kucaklayış ve okşayış da kâfi gelebilir. Önemli olan, boşalmadan sonra hemen çekilmeyip, az da olsa bir ilgi gösterilmelidir!

Eşlerin tatmini
Cinsi yakınlıkta erkeğin tatmin olmasında zorluk olmaz. Fakat kadınların çoğu tatmin edilmemiş, doyuma ulaşamamış durumda kalırlar.

Gerçekte erkeğin cinsi başarısı ve eşini tatmin için, fazla güçlü olmasına ihtiyacı yoktur. Erkeklik organının küçük olmasının da rolü yoktur. Biraz cinsi teknik ve normal erkeklik vasfını taşıyan, ilişkilerde gerekli faaliyet gücünü kendinde bulan her erkek, bunu başarabilir. Kadının zevk bölgesi yüzeye çok yakın olduğu için erkeklik organı normalden küçük bile olsa, cinsi tatmine engel değildir.

Evlilik hayatında pek az tatmin olabilen, hatta hiç olmayan kadınlar da vardır. Sık sık tatminsiz bırakılırsa ve bilhassa iyice duygulanma safhasında temas kesilirse, kadının huzurunu kaçırır. Bu da, evlilik saadetine zarar verir. Cinsi tatminsizliğe maruz kalan kadın, sinir gerginliğinin verdiği ıstırapla, çok zaman uykusuz kalır. Gittikçe erkeğiyle ilişkiden çekinmeye başlar; ona olan sevgi ve itimadı sarsılır. Neticede sıkıntı, sinir bozukluğuna yol açar. Bu durum devam ederse, evlilik hayatı tadını kaybeder. Erkeklerin pek çoğu, bu noktada gaflete düşer. Erkekleriyle geçinemeyen kadınların yüzde doksanı da, cinsi tatmini bulamayan kadınlardır.

İlişkide kadının boşalması ve tatmini
Sık nefes, mahrem bölgede hafiften kasılmalar ve gevşeyip rahatlama gibi hâllerden belli olur. Bunlar sezilmiyorsa, onun tatmin olmadığı bilinmelidir. Kadındaki bu hâlin en önemli sebebi erkeğin sabırsızlık ve dikkatsizliğidir. En önemli çaresi de, erkeğin ilişki tekniğini gerektiği kadar bilmesi ve dikkat etmesidir. Bu iş, evlilik hayatında zamanla kazanılan tecrübelerle gelişir. İlk safhada mükemmellik beklenmez.

Orgazm olayı
En başta gelen problem budur. Bunu beceremeyen istenilen neticeye varamaz. Bunun için, damdan düşer gibi yapılan bir temas, kadın için büyük hayal kırıklığı ve tatminsizlik demektir.

Birleşmede orgazma ulaşan kadın sayısı oranı hayli düşüktür. Ömründe orgazm olmamış kadın sayısı da az değildir. Orgazma ulaşamamanın sebebi, ekseriyetle, psikolojik gerginliktir.

Cinsi temasın başarısında psikolojik yakınlık ve hazırlığın yanı sıra, uygun yer ve zamanın da büyük önemi vardır. Kaba olmadan, tatlı bir şekilde yapılan tembihler mutlaka tesirli olur. Sabır, güven, anlayış, sevgi, şefkat. Bunlar uzun ömürlü ve mutlu bir evliliğin önde gelen şartlarındandır.

Bu arada sık sık boşalma noktasına gelebilir. Böyle durumlarda, kendisi hareketi durdurur, eşinin de durmasını, hareket etmemesini söyler ve eşi de ona yardımcı olursa, erken boşalmayı önlemek mümkün olabilir. Sakinleştikten sonra, tekrar devam ederler. Sakinleşmenin, boşalmayı geciktirmenin başka bir yolu da, zihni başka yönlere kaydırmaktır. O anda hanımı ile beraber değil de, başka yerde, başka işlerle ilgilenmeli, zihnini dağıtmaya çalışmalı. Mesela, yarın yapacağı işleri düşünür. Geçmişteki hoşlanmadığı olayları hatırlarsa orgazm gecikebilir.

Önce uyarma, sonra gerilimi sona erdirme safhalarından meydana gelen bu metotta, birbirini takip eden tembih ve durma seansları sırasında, erkek boşalmaksızın cinsi heyecanın en üst mertebesine çıkmayı öğrenebilir. Bunu geciktirmek, tecrübeyle zamanla öğrenilir. Bu süre ne kadar uzun sürerse, o kadar iyi netice alınmış olur, o kadar faydalı olur. Bu esnada erkek boşalsa bile bu geciktirmeden dolayı organının sertliliği hemen kaybolmaz. Dolayısıyla kadın orgazm olamamış ise bu sırada o da orgazm olmuş, rahatlamış olur. Kısacası erkek kendine her ne metotla olursa olsun hakim olup, boşalmayı istediği zaman, kadının durumuna göre ayarlaması gerekir. Erkek sabırlı davranıp, eşinin hassas bölgelerini tahrik ederek, onun da cinsi tatmine erişmesi için gayret gösterirse, zamanla kendi orgazmını geciktirmeyi öğrenebilir. İradesine hakim olarak, gerekli ayarlamayı yapabilir. Genellikle penisin hazneye girmesi ile 2-3 dakika içinde boşalabilir. Buna meydan vermemek için, erkeğin iradesine hakim olarak penisi dışarı çekmesi veya hareketsiz durması gerekir. Bu esnada 10-30 saniye kadar derin derin nefes almalıdır. Yarım dakikalık bir duraklama, genellikle boşalma isteğini geriletir. Bu hususta bir başka tavsiye, sıkma metodudur. "Tehlikeli" an gelmeden önce, penisin dibi, yani torbaların altı ile makat arasındaki perine bölgesi sıkılır. İşaret ve orta parmak kullanılarak yapılacak bu tazyik, boşalmayı geciktirici bir tesir yapar. Şu da unutulmamalıdır ki, kadının mutlaka orgazm olmasını beklemek de yanlıştır. Belirtilen şartlarda yapılan bir birleşmede kadın rahatlar. Zaten her defasında kadının orgazm olması da çok zordur. Her defasında orgazm olması kadını yıpratır. Bunun için kadın, zaten her beraberlikte bunu beklemez. Psikologlar mutlaka orgazm demenin yanlış olduğunu belirtmektedir. Orgazm önemli olmakla beraber dikkati devamlı orgazm üzerine çekmek de yanlış olur. Bu konudaki zorlama cinsi beraberliğe olumsuz etki edebilir.

Kısacası cinsel birleşme eşittir orgazm demek değildir. Orgazmda önemli olan bunun önemini bilip kadını bundan mahrum etmemektir.

Pozisyonlar
Evlilik hayatı boyunca cinsi münasebetlerin, şeklen değişmeyen bir vaziyette devam etmesi bıkkınlığa sebep olabilir. Bunun için, zaman zaman farklı şekil ve vaziyetleri kullanmaya ihtiyaç görülebilir. Bunun da dinen bir mahzuru yoktur. Cinsi temasta en uygun pozisyon, kadın sırt üstü yatar, erkek kadına yüzü dönük olarak üstten yaklaşır

Ay hâlinde iken
Ay hâllerinde, erkekle bir araya gelmemelidir. Büyük günahlardandır. Ay hâlinde, kadının tenâsül yolları kanla dolgun, rahmin damarlarının ağzı açık, az çok bereli bir hâldedir. En titiz ve temiz olanlarda bile, bu yollarda sinsi bekleyen milyonlarca mikroplar vardır. Ay hâllerinde bunlar hemen süratle ürer, çoğalır, kuvvetlenir; fırsat kollar ve en ufak bir sebeple hemen bereli bulunan tenâsül uzuvlarını, rahim ve yumurtalıkları sarar. Bu ara vuku bulan cinsi yakınlık, mikropların her yana yayılmasına sebep olur. Bu hâl kadını hasta eder. Devamlı olursa fazla kan boşanmalarına, bel ve kasık ağrılarına, ciddi birçok kadın rahatsızlıklarına sebep olur. Sonra, âdet kanının kendine mahsus ağır bir kokusu vardır. Bu koku, pek temiz kadınların bile ter ve tenini kaplar. Bu kokudan kadın kendisi bile tiksinir. Bu sırada vuku bulan cinsi yakınlıkta, bu ağır koku erkeği de tiksindirir. Kadın bunları bilerek, temizliğe bu zamanda daha çok dikkat etmeli ve eş oynaşından hep uzak kalmalı, yakınlıkta bulunmamalıdır. Ay hâlinde ilişki haramdır, büyük günahtır.

Lohusa iken de, yakınlıkta bulunmaktan sakınmalıdır. Bu da haramdır. Zira doğum esnasında tenâsül uzuvları, bilhassa rahim, hazne berelenir, çok defa yırtıklar husule gelir. Bu sırada kadınla yakınlıkta bulunmak, kadını pek fena örseler. Mikropların hemen faaliyete geçmesi birçok önemli kadın hastalıklarının meydana gelmesine sebep olur. Onun için rahim ufalmadan, kadının tenâsül uzuvları tabiî hâlini almadan kadına yanaşmamalıdır.

Gebeliğin son üç haftasında ilişki kadın için zararlı olabilir. Fakat dinen günah değildir.

Tekrarlama zamanı
İlişkiyi tekrarlama zamanı ve miktarı şartlara göre değişik olur. Bundaki genel ölçü şudur: Kendiliğinden uyanan ve sonunda yorgunluk vermeyen, insana ferahlık ve zindelik kazandıran ilişkiler, tabii ölçüde demektir.

Hâli ve yaşı müsait kimseler için bunun muayyen bir sınırı olmamakla beraber, aradan 4-5 gün geçmeden tekrar edilmemesi yerinde olur. Çünkü erkek, boşalttığı cinsi enerjiyi, ancak bu müddet zarfında kâfi miktar doldurur. İlişkilerin, evli eşler için kırk yaşına kadar, ortalama haftada iki defası normal sayılırken, kırkından sonra haftada bir, ellisinden sonra iki haftada bir, altmıştan sonra ayda bir olması tabii ölçüde sayılmaktadır. Ancak bunlar kesin ölçüler değildir; her insanın hâl ve şartlarına göre değişiklik gösterir. Kadın haklı olarak, cazip hâlleriyle erkeğine karşı cinsi arzusunu hissettirince, erkeğin onu ihmâl etmeden, yakınlıkta bulunması gerekir.

Cinsi ilişkilerin fazla olması, erkeği sıkıntıya sokar. Yorgunluk, hâlsizlik ve dermansızlık yapar. Hele pek genç yaşlardan itibaren bu yoldaki aşırı faaliyetlerle yıllarca israfta bulunanlar, zamanla cinsi kudretlerini kaybedebilirler. Fazlası iyi olmadığı gibi, lüzumsuz cinsi perhiz de iyi değildir. İlişkinin fazlası bedene zarar verir, azı da ruha zarar verir, insanın psikolojisini bozar.

Erken boşalma
Gerçekten bir sıkıntı kaynağıdır. Erkeklerin yarıdan çoğu, erken boşalmadan şikayetçidir. Bu hâlin devam edip gitmesi kadın hakkında tatminsizlik ve huzursuzluk doğurur. Erken boşalmanın başlıca sebepleri; acelecilik, yanlış teknik ve heyecandır.

Acelecilik
Normal olarak erkeklerde cinsi boşalma, kadından daha hızlıdır ve birkaç dakikada gerçekleşir. Bazı kadınların orgazmı da kısa zamanda gerçekleşmekle beraber, çoğunda 5-10 dakikalık zamanı alır. Eğer erkek bu noktada acele davranıp, 1-2 dakika içinde orgazm olup ilişkiyi bitirirse, kadın, henüz arzulanan zevk seviyesine yaklaşmadığı için sıkıntı olur. Bu vaziyetten kurtulmak için, erkeğin ağır davranması zaruridir. İlk temas başladığı an, bir müddet bekleyip nefes alınır. Sonraki kısımda ise, ihtiyatlı hareketler ve yer yer duraklamalarla kendini emniyete alarak, boşalmanın geciktirilmesine çalışılır.

Yanlış teknik
İlişkinin başında gerekli olan heyecanlandırma oyunları ihmâl edilirse, normal olarak kadının orgazmı gecikeceğinden, erkek elbette ki ondan önce boşalma durumuna gelecektir. Bunun için başlangıç oyunlarını gerektiği ölçüde yerine getirmek suretiyle, aradaki mesafeyi kapatmak mümkündür.

Ayrıca erkekte idrar sıkıntısı varken temasa geçmek de, erken boşalmaya sebep olur. O hâlde ilişkiden önce abdest bozmak ve avret yerlerini soğuk suyla yıkamak da, boşalmanın geciktirilmesinde yardımcı olur. Bir de kendini arada bir sıkmak suretiyle, orgazmın hızlanması önlenebilir.

Heyecan
Lüzumsuz telaş ve heyecan, erken boşalmayı kamçılar. Bu hâl, daha ziyade zifaf gecesinde ve ilk temaslarda görülür. Merak ve heyecandan itidâlini koruyamayan erkek, erken boşalmayla o anda bir başarısızlığa düşebilir. Fakat bundan telaşlanmaya hâcet yoktur. Zifaf bahsinde belirtildiği gibi, bu olay o an için olağandır ve daha sonra normal dengesini bulacaktır. İlişkiden uzunca bir zaman uzak kalan eşler de, erken boşalmaya daha müsait duruma gelirler. Bu yüzden erken boşalma engeline takılan erkek, bir müddet sonra ikinci bir teşebbüsle de noksanını tamamlayabilir. Boşalmadan sonra bedenleri ayırmadan, bir süre daha bekleşmek de kâfi gelebilir.

Bu ölçüler içinde sabır alışkanlığına devam edilirse, ilişkileri 20-30 dakikaya kadar uzatmak ve birkaç ay içinde erken boşalma sıkıntısından kurtulmak mümkündür.

İktidarsızlık
Esas itibariyle, yaşı geçkin olmayan erkeklerin ereksiyon, yani organın sertleşme zorluğu çekmeleridir. Bunun bir biçimi de, ereksiyona geçme, ancak ilişkinin ortasında penisin yumuşamasıdır. Bu bozukluğun bazen penise kan iletimini düzenleyen prostat bezinden kaynaklanan fizyolojik bir temeli vardır. Ancak çoğunlukla nedeni fizyolojik değil, psikolojiktir. Bunun ölçüsü de, erkeğin, her sağlıklı erkekte görülen "sabah erkenereksiyonunda” bulunup bulunmadığıdır. Bulunabiliyorsa, iktidarsızlığın sebebi fizyolojik değil psikolojiktir.

Başta kendine güvensizlik, suçluluk duygusu, eşinden bıkma gibi sebeplerle gelen, ancak çok çeşitli sebeplerin yol açabileceği iktidarsızlığın önemli bir kaynağı da alkol ve sigaradır. Öte yandan, yaşı ilerledikçe, erkeklerin penislerinin hem dikelme açısı hem de ereksiyonda bulunabilme süresi, penisi sertleştiren damarların deformasyonu sonucu azalır.

Erken boşalma aslında fizyolojik bir bozukluk değildir ve birçok durumda, erkek ile kadın arasındaki orgazm süresinin farkından kaynaklanan bir olgudur. Erken boşalan erkek, genellikle çok çabuk uyarılabilen ve çok hızlı bir ereksiyona sahiptir. Aşırı heyecan sonucu, daha soyunmaya bile fırsat bulamadan boşalan erkekler görülmüştür. Ancak, sahici bir bozukluk olmadığından, eşlerinin de anlayış göstermesiyle erken boşalan erkekler kendi kendilerini eğitebilirler. Burada önemli olan, aşırı uyarıcı durumlardan kaçınmak, sakin olmaya çalışmak ve cinsel birleşmeyi mümkün olduğu kadar yavaş yavaş hareketlerle gerçekleştirmektir.

Cinsi istekte tutukluk, penisin sertleşmemesi veya sertleşmenin kısa sürmesi, normal bir cinsi temas devam ederken isteğin aniden kaybolması gibi iktidarsızlık hallerinin çoğu, psikolojik sebeplere dayanır. Bunun altında çoğunlukla başaramama korkusu ve yanlış saplantılar yatar. Sağlıklı ve yeterli bir cinsi eğitim alınamayışından da kaynaklanan bu korku, genç yastaki erkeklerde geçici iktidarsızlıklara meydan verebilir. Nitekim sinirli, heyecanlı, hassas ve evhamlı şahıslarda iktidarsızlık çok görülür. Bu gibi erkekler bir defa başarısız olduktan sonra, korkuları ve heyecanları iyice artar. Hatta aşağılık kompleksine bile kapılabilirler. Çünkü her ilişkide hormonlar yeniden faaliyete geçirildiğinden, evlilik hayatında belirli ve düzenli aralıklarla devam ettirilen cinsi hayat, cinsi iktidarın da uzun ömürlü olmasını sağlar.

Cinsi gücü arttırmaya dönük ilaçların tesiri bir yere kadardır. Bu gibi ilaçlar da rastgele kullanılmamalıdır.

İktidarsızlık sebepleri:
1-
Uzun müddet, aşırı derecede ilişkide bulunmanın sebep olduğu fazla israf.
2- Sinir yollarını tahrip eden ve vücudu eriten bazı yıpratıcı hastalıklar.

3-
İlmi meseleler üzerinde, fazla çalışma sonucu hasıl olan yorgunluğa bağlı geçici arıza.
4- Gebeliğe mani olmak için, bazı erkekler tarafından kullanılan prezervatif.

5-
Tiksinmekten doğan nefret, hissi veya aşırı sevgi ve şefkat hâlinde beliren hürmet duygusu.
6- Çeşitli sebeplerle ortaya çıkan şiddetli korku ve endişeler.

7-
Fazla duygulanma ve sinirlenmelere bağlı heyecan ve asabiyet.
8- Yaşlanmaktan dolayı ortaya çıkan tabii iktidarsızlık.

9-
Âşık olmaktan ileri gelen duygu veya tatsız hatıralar.
10- Gıdasızlık, vücut yorgunluğu.

11-
Alkollü içkiler, keyif verici ve uyuşturucu maddeler.
12- Büyü.

İktidarsızlık arızaları ekseriyetle geçicidir ve hemen hemen hepsinin de çaresi vardır. Doğru teşhis konduktan sonra, tedavisi zor değildir.

Bedeni tedavi
Bedeni arızalar içindir. Kuvvetli gıda, muntazam uyku ve istirahat, bir müddet cinsi yakınlıktan uzak kalmak, temiz hava seyahatleri, ılık su, deniz ve kaplıca banyoları. Ayrıca cinsi arzuyu arttıran kuvvet macunları ve faydalı ilaçlar da vardır. Fakat ilaçlar son çaredir; mecbur kalmadıkça başvurmamalı, daha ziyade tabii gıda almalı!

Ruhi tedavi
Ruhi olaylardan dolayı zuhur eden iktidarsızlığın tedavisinde en iyi hekim, yine o şahsın kendisi sayılır. İktidarsız olduğuna iyice inanan, hakikaten öyle oluverir. Böyle bir kanaatten sıyrılınca da, bu dertten kurtulur. Bir de anlayışlı hanım, bu derdin devasında yardımcı olabilir.

İlaç ve besin takviyesi
Beslenme ve vitamin takviyesi yararlıdır. B6 ile birlikte diğer B vitaminleri, A vitamini, F vitamini, demir ihtiva eden gıda ve ilaçlar, proteince zengin gıdalar faydalıdır. Padişah macunu diye bilinen gıda ve ilaçlar genel olarak kalori bakımından zengin ve beslenme yetersizliğinden doğan ciddi problemleri bertaraf edebilecek vasıftadır. Aynı şekilde bal, pekmez, helva gibi besinler de faydalı olur.

Beslenmeye ve vitamin eksikliklerine dikkat edilmelidir. Psikolojik faktörlerin rolünü düşünerek, asabi gerginlik, endişe ve korkulardan uzak durulmalıdır. Aşırı ve ihtiraslı çocuk isteğinin dahi geçici kısırlık sebebi olabileceği bilinmelidir. Bilhassa genç kızlar ve kadınlar taş ve rutubetli zeminlerde çalışmamalı, oturmamalı, ayaklar başta olmak üzere vücutlarını soğuktan korumalıdır. Banyo, deniz, kaplıca sonrasında ıslak dolaşmamalı, hemen kurulanmalı. Âdet zamanlarında denize, havuza, kaplıcaya girmemeli, bugünlerde temizliğe azami dikkat etmelidir. İçi su dolu küvette banyo yapmamalı. Yağmurlu ve soğuk havalarda ayaklar sıcak tutulmalı, tercihen yün çorap giyilmeli. Naylon veya sentetik iç çamaşırlarından sakınmalı, yünlü iç giysiler tercih edilmeli. Âdet günlerinde kullanılan bez, pamuk ve petler sık sık değiştirilmeli. Muayyen günlerde aşırı yorucu beden faaliyetlerinden kaçınmalı, istirahat etmeli.

Bazı kadınlar, cinsiyet hissi bakımından soğuk olur, ilişkilerden bir zevk almazlar. Bu durum, kadında üreme uzuvlarının olgunlaşmaması, erkeğin, ilişkilerde kabalık gösterip kadını hırpalaması, onun cinsi hayatta devamlı tatminsiz bırakılması gibi çeşitli sebeplerden ileri gelebilir. Bilhassa erkeğin eşine karşı samimi sevgi ve ilgisinin, bu olumsuz soğukluğu gidermekte önemli etkisi vardır.

Zinanın sebepleri
Zinanın başlıca sebebinin cinsi değil, ruhi tatminsizliğin büyük önemi olduğu ortaya çıkmıştır. Öyleyse, ıstırabın kökü buradadır. İnanç zayıflığı varsa, erkek sevilmediğini veya takdir edilmediğini hissettiği anda, başka bir kadın arama arzusuna kapılır. Kadın için de aynı şey söylenebilir.

Eğer günlük hayatında karı koca birbirine sevgi ile mukabele ederse, cinsi ilişkiler de bu sevgiyi aksettirecek ve zenginleşecektir. Şimdiye kadar keşfedilmiş olan en iyi ilişki tekniği, evlendiği insana karşı sıcak, derin bir sevgi ve bağlılık göstermektir.
Her şehvetin neticesi, kalbi kararttığı ve bunalttığı halde, meşru olarak yapılan cima [ilişki], kalbde ferahlık, ruh ve bedende sükunet ve rahatlık temin eder. Cimadan asıl maksat, nesil üretme gayesidir ve bundaki zevk de, böyle bir maksada binâen lütf-i İlâhî olarak verilmiştir. Âdâbına riayet ederek cimada bulunan eşler, bununla ibadet sevabı da kazanır. Nikahlı olarak yapılan ilişkiye "cima" denir; nikahsız olana "zina" denir.

Kadının meşru mazeretsiz olarak, kocasının talep ettiği ilişkiyi kabul etmemesi büyük günahtır. Boşalma anında meniyi dışarı atmak, kadının rızasıyla olursa mubah, ondan izinsiz yapılırsa mekruhtur. İhtiyaç olduğunda, kadın hayz halinde iken de edep yeri hariç, her yerine dokunulabilir.

Hanıma arkadan yani dübüründen yaklaşmak büyük günahtır. Hadis-i şerifte (Hanımına, arkadan yaklaşan melundur) buyuruldu. Cimadan sonra bir parça uyumalıdır.

Cimada müstehap olanlar:
1-
Cimaya Euzü Besmele ile başlamalıdır. Niyeti kendini ve hanımını zinadan korumak ve hayırlı evlat yetiştirmek olmalıdır!

2-
Cima başlamadan önce, kadınla kâfi miktar oynaşmak ve kadında kuvvetli bir arzu belirdikten sonra başlamak gerekir. Böyle bir başlangıç olmadan cimada bulunmak kadına cefadır.

3-
Cima anında acele etmemeli, kadının tatmin olmasını da beklemeli!

4-
Cima bitince hemen çekilmemeli, biraz daha birlikte kalmaya çalışmalı.

5-
Cimadan sonra tekrar ilişkide bulunmak veya uyumak için, hemen avret yerlerini yıkamalı. Abdest almak veya gusletmek hemen lazım değilse de iyi olur.

6-
Cimanın Pazartesi ve Cuma geceleri olması iyidir. Diğer geceler de caizdir. [Cuma gecesi, Perşembeyi Cumaya bağlayan gecedir.]

Cimada mekruh olanlar:
1-
Cima esnasında kıbleye ayak dönmek.

2-
Yorgan ve benzeri bir örtü olmadan, açık olarak çırılçıplak cima etmek.

3-
Tam orgazma ererken konuşmak, gülmek, sesi yükseltmek. Bu hâl, çocuk için konuşma aksaklığına sebep olabilir. Bu konuşmalar, cima zevkini kısar ve tatsızlık doğurur. Konuşma ve fısıldamalar, başlangıç sırasında olmalı.

4-
Eşinin ve kendinin avret uzvuna bakmak mekruhtur; bu görme noksanlığına ve unutkanlığa sebep olur. İhtiyaç hâlinde karı koca birbirine tepeden tırnağa bakabilir.

5-
Kamerî ayların ilk, orta ve son gecelerinde cima etmemeli!
Eşler arasında geçen cinsi ilişkilerle ilgili mahrem sırların başkalarına ifşâ edilip yayılması haramdır.

Cima âdâbı
Bazı âdâb kitaplarında, cima vakitleriyle ilgili zamanlardan ve bu vakitlerin doğacak çocuklar üzerindeki etkilerinden bahsedilmiştir. Bunlar dini bakımdan uyulması mecbur olan hükümlerden değildir. Fakat bahsedilen vakitlerin gözetilmesi faydalı olur.

Cima için tavsiye edilen vakitler:
Pazartesi, Salı, Perşembe, Cuma geceleri ve gündüz öğleden önce.

Tavsiye edilmeyen vakitler:
1-
Hafta içinde Pazar gecesi ve Çarşamba gecesi,
2- Kameri aylarının birinci, on beşinci ve sonuncu geceleri.
3- Ramazan bayramı ve Kurban bayramı geceleri,
4- Berat gecesi,
5- Yola çıkılacak gece,
6- Gündüz öğleden sonra.

Bunlar da bir tavsiyedir. Şehvetlenip haram işlemek mesela yabancı kadına şehvetle bakma tehlikesi varsa mekruh olmaz. Bilakis beraber olmak lazım olur. Güne, zamana bakılmaz.

Cima için uygun görülmeyen hâller:
1-
Kadının rızası yoksa,
3- Abdesti sıkışıksa,
4- Fazla tok, hasta ve yorgun ise,
5- Çok soğuk ve çok sıcaksa.

Cimada diğer edebler
Kendini haramdan korumaya, helâl ile yetinmeye niyet etmeli, cima ederken şeytandan Allahü teâlâya sığınıp, (Bismillâhi Allahümme cennibnâ-ş-şeytâne ve cennibi-ş-şeytâne mâ razaktenâ) demeli. Bu durumda gebe kalırsa, şeytan ona zarar vermez.

Resulullah efendimiz, (Cimada Besmele söyle. Cünüplükten temizleninceye kadar sana sevap yazılır. Bu cimada çocuğun olursa sana, bu çocuğun nefesleri sayısınca ve onun neslinin nefesleri sayısınca sevap yazılır) buyurdu.

Hanımda şehvet, istek belirinceye kadar onunla oynaşmalı. Bunda bedenin rahatlığı ve doğacak çocuğun kusursuz olması faydaları vardır. Acele etmemeli. Hadis-i şerifte, (Erkek hanımı ile cima ederken, horoz gibi, atlayıp inmesin. Kendisi rahatladığı gibi, hanımı da rahatlayıncaya kadar, karnı üzerinde kalsın) ve (Kadın rahatlamadan, sen rahatlarsan, o günün kalan kısmı, kadın için uyuşuk ve tembellikle geçer) buyuruldu.

Geline bir tavsiye:
Gelin ilk günden itibaren yemesine içmesine dikkat etmelidir. Bazı yiyecekler zararlı olabilir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Gelin, ilk hafta yoğurt, ayran, sirke, turşu ve ekşi yememelidir! Bunlar çocuk olmasına engel olabilir. Sirke yiyen kadının hayz görmesi zahmetli olur ve hayzı düzensiz olur. Ekşi elma yemek hayz kanını keser. Bu da başka bir hastalık meydana getirir.)

Erkeğe tavsiye:
Hanıma karşı iyi huylu, güler yüzlü olmalı. Onun yanlış hareketlerine, akla uymayan sözlerine ve işlerine sabretmelidir. Onunla tatlı konuşmalı. Onun seviyesine ve aklına uymalıdır. Onunla şakalaşmalı, oynamalıdır. Yemede, giyinmede, gücü yettiği kadar eli açık olmalıdır.

Dinimizde, kadınların bilmesi farz olan şeyleri, elbette öğretmelidir.

Hanımının giyinmesinde, evden dışarı çıkmasında, çok sıkı davranmamalı ve başı boş da bırakmamalı. Kendini ve hanımını şüpheye, iftiraya düşürecek hallerden sakınmaya çok önem vermeli.

Hanımını, yabancı erkeklerin bulunduğu yerlere göndermemeli, yabancıları görmesine mani olmalı.
Ev işleri ile vakit geçirmesi, onun zevki olmalıdır. Ona sert davranmamalıdır.

Şaka olarak da, kızgın olunca da, hiçbir zaman boşamak, ayrılmak lafını ağza almamalı, bir defa daha evlenmek lafı etmemelidir. Korkutmak için şaka için de olsa boşama sözlerini hiç kullanmamalıdır. Hatta ayrılmaya karar verilse bile yine bu kelimeleri kullanmamalı. Daha sonra ayrılmaktan vazgeçilebilir. Yakınları ile dostları ile istişare edip ayrılmaya kesin karar verildikten sonra bir talak vermelidir. Hiçbir zaman üç talak birden vermemeli. Zaten üç talak birden vermek haramdır. Hayat şartları insanı birçok şeye katlanmayı gerektirebilir. Olmaz denilen şey olabilir. Bir talakla boşama yapılırsa, hem haram işlenmemiş olur, hem de kapı tamamen kapatılmamış olur. Boşamamak bir risk getirmez; ancak boşamak hele üç talak vermek çok büyük risktir. Telafisi mümkün olmayabilir.
 
Sual: Nikâh nasıl tazelenir?
CEVAP
Nikâh tazelemek demek, yeniden nikâh kıymak demektir. Bunu bir hocanın nezaretinde yapmak gerekmez. Yalnız birinin nikâhı tazelemesi yetişmez. Erkek ile hanımının, iki erkek veya bir erkekle iki kadın şahit yanında nikâhı tazelemeleri lazımdır. Kolaylık olmak için, nikâhını yenilemeye, hanımından vekâlet almalı.

Nikâh tazelemek için hanımdan vekâlet aldıktan sonra, iki erkek şahit yanında, (Öteden beri, nikâhlım olan hanımımı, onun tarafından vekâleten ve tarafımdan asaleten kendime nikâh ettim) denirse nikâh tazelenmiş olur. Eğer önceki nikâh sahih değil ise bu nikâh sahih olur. Erkek hanımından vekâlet almadan kendi kendine şahitler huzurunda nikâh tazeleyemez.

Kadının nikâh tazelemek için eşine (Nikâhımızı kıymak üzere seni vekil ettim) demesi yetişir. Vekillikten azletmedikçe ömür boyu bu vekâlet geçerlidir. Vekâlet verirken şahit gerekmez.

Hanımdan vekâlet alarak, tecdid-i iman ve tecdid-i nikâh duası fâsık da olsa iki Müslüman şahit yanında okunursa, o iki kişi de, bu duanın nikâh tazelemek duası olduğunu bilirlerse, nikâh yine tazelenmiş olur. İki erkek veya bir erkek ile iki kadın şahit olmadan sadece bu duayı okumakla nikâh tazelenmez.

Erkek ve kadın şahitlerin müslüman, akıllı ve baliğ olmaları şarttır. Nikâhı tazelenecek erkek ve kadını tanımaları da gerekir. Dede, nine, baba, anne, amca, hala, dayı, teyze, evlat, torun, kardeş, yeğen de şahit olabilir.

Camide imam efendi, tecdid-i iman ve nikâh duasını cemaatle birlikte okursa, cemaat birbirlerine şahit olmuş, nikâhları da tazelenmiş olur.

Vekâleten nikâh tazelemek
Sual: Evli olan karı kocanın, ikisinin de vekâletini alan kişi, onlar yokken nasıl nikâh tazeler?
CEVAP
Nikâh tazelemek, yeniden nikâh kıymak demektir. Vekil, nikâhları tazelenecek karı kocayı tanıyan, iki erkek Müslüman şahit yanında, (Vekili olduğum filan kadını, vekili olduğum filan kimseye tezvic ettim) derse, nikâhları tazelenmiş, yani yeniden nikâhları kıyılmış olur.
 
Evlilik için verilen başlık parası caiz midir?

Ebu Hanife’ye göre kadın için verilen mehir dışında bir meblağın babaya verilmesi caiz görülmemiştir. 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi, 89 ve 90. maddelerde bu esas şöyle kanunlaşmıştır: “Mehir evlenen kadının hakkı olup, onunla çeyiz yapmaya zorlanamaz.

Bir kızı evlendirmek veya teslim etmek için ana-baba veya hısımlarının kocadan akçe veya başka bir eşya almaları men edilmiştir.”


Yalnız Ahmed İbn Hanbel, baba için mehir yanında bir meblağ alma hakkını tanımış ve Hz. Şuayb’ın kızıyla evlenmek için, Hz. Musa’nın 8 yıl çobanlık yapmasını delil olarak göstermiştir.( bk. Kasas, 28/27)

Diğer yandan bir kızla evlenebilmek için böyle bir başlık parası vermek zorunda kalan için bir sakınca bulunmaz. Başlık parası veren için bu, “cebrî hîbe (zorlamalı bağış)” niteliğinde bir tasarruf olur.

Osmanlı devleti uygulamasında başlık ve benzeri fazlalık sayılan masraflara engel olmak için Tanzimat’tan sonra; “İzdivac ve Tenâkuh maddesi Hakkında Tenbihâtı Hâvi İlânnâme” çıkarılmıştır.( bk. Hüseyin Hatemi, Hukuk ve Ahlâka Aykırılık Kavramı ve Sonuçları, İstanbul 1976, s. 270 vd; Düstur, I, Tertip, s. 736-741)

Hatta Şâfiî mezhebine göre, kızı evlendirecek velinin adaletli olması gerektiği için, başlık parası isteyen veli bu vasfını kaybeder ve evlendirme hakkı daha sonraki veliye geçer.

 
İslâm’a göre evlenme engelleri nelerdir?

İslâm’a göre evlenme engelleri sürekli ve geçici olmak üzere ikiye ayrılır.

a) Sürekli evlenme engelleri:

Bunlara şu âyette topluca yer verilmiştir: “Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşinizin kızları, kız kardeşinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle cinsel ilişkide bulunduğunuz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer anneleri ile cinsel ilişkide bulunmamış iseniz, (üvey kızlarınızla evlenmenizde) sizin için bir sakınca yoktur. Kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın eşleriyle evlenmeniz ve iki kız kardeşi bir arada almanız da (haram kılındı). Ancak daha önce geçen geçmiştir. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”( Nisâ, 4/23)

Bu hısımlar üç grupta toplanabilir:

aa)

Kan hısımları: Anneler, nineler, kızlar, kız kardeşler, erkek ve kız kardeşlerin kızları, halalar ve teyzeler, büyük hala ve teyzeler bu gruba girer.

bb) Süt hısımları: Âyette süt ana ve süt kardeşten söz edilmiş, Hz. Peygamber’in; “nesepçe haram olanlar süt yoluyla da haram olurlar.”( Buhârî, Şehâdât, 7; Müslim, Radâ, 1) hadisi yasağın kapsamını genişletmiştir. Buna göre, süt anne, süt nine, süt hala, süt teyze ve süt kardeş veya yeğenle evlenme yasağı vardır. Ebû Hanîfe’ye göre, sütün ilk iki buçuk yıl, çoğunluğa göre ise ilk iki yıl içinde emilmesi gerekir. Haramlık doğuracak sütün miktarı, çoğunluğa göre az olabilir, İmam Şâfiî’ye göre aralıklarla en az beş defa doyurucu süt emilmesi gerekir.

cc) Evlilik yoluyla haram olanlar: Bunlara “sıhrî hısım” denir. Üvey kızlar, kayın vâlideler, baba ve dedenin karıları ile oğul veya torunların karıları bu grupta yer alır.

Yukarıda belirtilen kimselerle olan evlenme yasağı -sıhrî hısımlığı doğuran evlilik sona erse bile-ebedi olarak devam eder.( bk. Nisâ, 4/22, 23; Buhârî, Şehâdât, 7; Müslim, Radâ, 1)

b) Geçici evlenme engelleri:

Bunlar şartlar değişince ortadan kalkabilen geçici engeller olup şunlardır:

aa) Başkasının eşi olma: İslâm kadın için tek evlilik esasını benimsemiştir. Bu yüzden başkası ile evli bulunun bir kadın, bu erkekten ayrılıp, iddetini tamamlamadıkça yeniden evlenemez. Kur’an’da; “..Kocalı kadınlarla evlenmeniz size haram kılındı”( Nisâ, 4/24) buyurulur.

bb) İki akraba ile birden evlenme: Sıla-i rahmin kesilebileceği endişesiyle yakın bazı hısımların bir nikâh altında toplanması yasaklanmıştır. Kur’an’da; “..İki kız kardeşi birlikte almanız da size haram kılındı”( Nisâ, 4/23) buyurulur. Yasağın kapsamı ortak illet sebebiyle aşağıdaki hadisle genişletilmiştir: “Bir kimsenin karısı ile, bu karısının hala veya teyzesi bir nikâh altında toplanamaz.”( Buhârî, Nikâh, 27; Müslim, Nikâh, 33, 34, 36, 40)

cc) İddete bağlı evlenme engeli: Evliliğin ölüm, boşanma veya fesih sebeplerinden biriyle sona ermesi durumunda kadının yeniden evlenebilmesi için beklemek zorunda olduğu süreye “iddet” denir. Neseplerin karışmaması için günümüz beşerî hukuklarında da iddet süreleri konulmuştur. Kocası ölen kadının iddet süresi 4 ay 10 gün,( Bakara, 2/234) boşanan kadının iddeti, üç hayız ve temizlenme süresi,( Bakara, 2/228) gebe kadının iddeti ise her durumda doğuma kadardır.( Talak, 65/4) Henüz âdet görmeyen kız çocukları ile menopoz dönemindeki kadınların iddeti üç aydır.( Talak, 65/4) Hanefîlere göre, kocası kaybolan ve sağ olup olmadığı da bilinemeyen bir kadın, kocasının akranı olan kişiler ölünceye kadar bekler, Mâlikî ve Hanbelîler’e göre ise 4 yıl bekler ve bundan sonra mahkemeden eşi kayıplık kararı alarak, 4 ay 10 gün ölüm iddeti bekleyerek serbest kalır.( İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, IV, 440 vd.; İbn Âbidîn, age, III, 160; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, II, 52) 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi, bu konuda 127. maddesiyle Mâlikî mezhebinin görüşünü kanunlaştırmıştır. Savaş şartları içinde kaybolmalarda bekleme süresi bir yıldır. Müslüman bir erkekle evli bulunan Hıristiyan veya Yahudi kadını da iddet konusunda müslüman kadın gibidir. Ebû Hanîfe’ye göre İslâm ülkesinde yaşayan gayri müslimlerin kendi aralarındaki evliliklerinden doğan iddet konusunda, kendi dinlerine göre davranırlar. Hadiste; “Onları kendi dinleri üzere bırakınız”( Mevsılî, İhtiyâr, Kahire, ty.; Bilmen, age, II, 384; Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, s. 463, 464) buyurulmuştur.

dd) Üç kere boşanma: İslâm’da bir erkeğin eşi üzerinde en çok üç boşama hakkı vardır. Eşini üçüncü kez boşayan erkeğin bu kadınla yeniden evlenebilmesi için bu kadının, başka bir erkekle, boşanma amacı olmaksızın evlenmesi ve bu ikinci evlilik sona ererse, iddet sürelerini de gözetmesi şartıyla, yeniden ilk kocasına dönebileceği esası getirilmiştir. Bu geçici yasağı ortadan kaldırmaya yönelik muâmelelere “tahlîl (helal kılma)” veya kısaca “hulle” denir. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Erkek karısını (üçüncü kez) boşarsa, bundan sonra kadın, bu kocadan başka bir erkekle evlenmedikçe, ona helal olmaz. Eğer bu ikinci koca da onu boşarsa, onlar Allah’ın sınırlarını ayakta tutacakları kanaatinde iseler, birbirlerine dönmelerinde ikisi için de bir sakınca yoktur.”( Bakara, 2/230)

ee) Din ayrılığı: Müslüman erkek veya kadın ateist veya Allah’a ortak koşan kimselerle, bu durumu devam ettiği sürece evlenemez. Delil şu âyettir: “Allah’a ortak koşan kadınlarla -onlar iman edinceye kadar-evlenmeyin… Müşrik erkekleri de –onlar iman edinceye kadar-(mü’min kadınlarla) evlendirmeyin.”( Bakara, 2/221) Ancak müslüman erkeğin ehl-i kitap bir kadınla evlenmesine aşağıdaki âyetle izin verilmiştir. “…Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden, hür ve iffetli kadınlar da, siz onların mehirlerini verip nikâh edince …(size helal kılındı).”( Mâide, 5/5) Buradaki düzenleme, erkek esas alınarak yapılmış ve yukarıdaki âyetin, müşriklerle evlenme yasağını bildiren, Bakara sûresi 2/221. âyetini tahsîs ettiği kabul edilmiştir. Kadının gayri müslim erkekle evlenip evlenemeyeceği konusuna ise âyette yer verilmemiştir.

Bunların dışında kalanlarla hısım olsun veya olmasın evlenmek caizdir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) halasının kızı olan Hz. Zeynep ile evlenmiş, kendi kızı olan Hz. Fâtıma’yı ise amcasının oğlu Hz. Ali ile evlendirmiştir. Ancak yabancı ile evlenmek için tavsiyede bulunmakta bir sakınca yoktur. Hatta Şâfiîlerde yakın akraba ile evlenmek tenzihen mekruh sayılmıştır.( Sahih-i Müslim, terc. (A. Davudoğlu.), VII, 443; Askalânî, Bulûğu’l-Meram, (terc. A. Davudoğlu), III, 367)
 
Bir kimse evlenmek istediği kadına bakabilir mi?

İslâm’da bir erkeğin yabancı kadının mahrem sayılan yerlerine bakma yasağının bir takım istisnaları vardır. İhtiyaç veya zaruret durumları bulununca veya evlenme düşüncesi olunca bu yasak kalkar.

Erkeğin evlenmek istediği kadını bizzat görme hakkı vardır. Bu konuda onun, yüz ve beden güzelliğini anlamak için yüz, eller ve boyuna bakması yeterli görülmüştür. Yüz, güzelliğe ve eller de bayanın zarifliğine delâlet eder. Sahâbeden Câbir İbn Abdillah (r.a)’ın naklettiği bir hadiste şöyle buyurulur: “Sizden biriniz bir kadınla evlenmek istediği zaman, onun evlenmesini teşvik edecek niteliklerine bakabilirse baksın.”( Ebû Dâvûd, Nikâh, 18; Tirmizî, Nikâh, 5; A. İbn Hanbel, III, 334, 360, II, 286, 299, V, 324. Hadîsin râvileri güvenilir (sika) olup, Hâkim, hadisin sahih olduğunu ortaya koymuştur) Muğîre İbn Şu’be (r.a) bir kadına talip olduğunda Hz. Peygamber (s.a.s) kendisine şöyle buyurmuştur: “Ona bak. Çünkü bu, aranızda sevginin devamına vesile olur.”( Tirmizî, Nikâh, 5; Nesâî, Nikâh, 17; İbn Mâce, Nikâh, 9)

Hanbelîler’e göre, evlenilmek istenen kadının günlük işleri yaparken açık kalabilen yerlerine bakmak caizdir. Dayandığı delil yukarıda naklettiğimiz hadislerdir. İmam Şâfiî, bakmanın kızın ve ailesinin haberi olmaksızın yapılması gerektiğini söylerken, Mâlikîler bu şekilde gizli bakmanın mekruh olduğunu söylerler.( Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, VII, 24)

Sonuç olarak, bir erkek evlenmek istediği kızla, istemeden önce üçüncü bir kişinin yanında veya herkese açık bir yerde görüşebilir. Aynı şekilde kızın da erkeği görme hakkı vardır. Buna göre, erkekle kadının birbirini görmeden evlenmesi doğru değildir. Çünkü insanların zevkleri ve hoşlanıp hoşlanmadığı şeyler çok farklıdır. Birisinin hoşuna gitmeyen bir erkek veya kadın diğerinin hoşuna gidebilir. Evlilik gerçekleştikten sonra dönüş çok daha zordur. Bu nedenle önceden İslâmî ölçüler içinde görüşmek evliliğin selameti bakımından faydalıdır.
 
İslâm’a göre evliliğin rükün ve şartları nelerdir?

İslâm’a göre nikâhın rükünleri icap ve kabul, sıhhat şartları ise; eşler arasında bir evlenme engelinin bulunmaması, icap ve kabulün süreklilik bildiren bir üslupla ifade edilmesi ve akitte iki şahidin hazır bulunmasıdır. Hanefîlere göre akıllı ve ergen kimseler kendi nikâhını bizzat aktedebilir. Ancak böyle bir nikâhta kız çocuğu dengi ile emsal mehirden az olmayan bir mehirle evlenmiş olmalıdır. Aksi durumda velinin evliliği feshettirme hakkı doğar. Ancak küçük yaşta evlilikleri engellemek için 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile veli izni olmadan evlilik için kız çocukları için 17, erkek çocuğu için 18 yaş sınırı getirilmiştir. Çoğunluk mezhep imamlarına göre kız çocuğunun evlenmesinde velisinin izni bir sıhhat şartı sayılırken, Hanefîlere göre bu menduptur.
 

Dini Nikahın Şartı Nelerdir

İslami Nikah Şartları Hangileridir?

Dini nikahın gerekliliği sosyal toplumlar için çok önemli bir unsurdur. İster müslüman olsun isterse ehli kitaptan olsun insanların zürriyetlerini koruması insanlığın ahlaki yapısı ve geleceği için büyük öneme haizdir. Temiz nesillerin yetişmesi ve ahlaki değerlerin muhafazası için aile müessesesinin korunması lazımdır. Buda ancak sağlam akideye bağlanmış nikah sözleşmesinden geçmektedir. Bireylerin birbirlerine olan güveni ve ebedi bağlılıkları aşikare olarak sadık şahitler huzurunda gerçekleştirilmektedir. Nikahın ciddiye alınması ve şartlarının yerine getirilerek toplumda yaygınlaştırılması evliliklerin devamını sağlayacaktır. Evlilik dışı nikahsız ilişkiler ise zaman içerisinde güvensizliklere ve toplumsal kopmalar ile ruhi depresyonlara zemin hazırlamaktadır. Bu yüzden evlilik dışı nikahsız ve haram olan yasak ilişkilerden uzak durmalı ve toplumsal tepkiyi sürekli aktif tutmalıyız. Buna bazı çevreler mahalle baskısı adını koysada, insanların kendi başlarına geldiğinde hiçte mutlu olmadıkları gözlenmektedir.

İslami nikahın şartlarını şöyle sıralayabiliriz;
1- Öncelikle evlenecek şahısların hazır olması veya vekalet verdiği şahısların bulunması gerekmektedir.
2- Evlenecek şahısların kendi istek ve arzuları ile evlenmeye karar vermiş olmaları. Bu sebepten nikahı kıyacak kimse sorar ve onlarda kesin ifadeler ile kararlarını beyan ederler.
3- En önemli şartlardan birtanesi de nikahın açık ve ilan edilerek yapılmasıdır. Gizli saklı iki şahit huzurunda kıyılan nikah meşru değildir.
4- Hanifi meshebi hariç, Maliki, Hambeli ve Şafii mesheplerine göre kızın velisinin iznide şarta bağlıdır. Fakat hanefiere göre ergen bir kız evlenmek için kendi karar verebilir.
5- Nikah ne kadar açıktan yapılsa ve kalabalık olsada ayrıca dürüst ve güvenilir sözüne sadık iki şahidin nikaha şehadet etmesi gerekmektedir. Bu şehadet mahşer günüde sorulacaktır. Şahitler iki erkek yada bir erkek iki kadın olabilir. Fakat birisinin erkek olması gerekmektedir.
6- Ayrıca evli bir bayan üzerine nikah kıyılamaz. Dört kadın ile evli olan bir erkek diğer bir kadın ile evlenemez. Nikahı kendisine ebediyen haram olan yada muvakkaten haram olan şahıslar ile nikah kıyılamaz. Muvakkat olan eşinin kız kardeşidir. Eşi ölen erkeğe nikahı dinen caiz olur. Cenabı Allah Nisa suresi 23. ayeti kerimesinde; "Size şu kadınları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emzirmiş olan süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, aranızdan zifaf geçmiş olan kadınlarınızdan doğan üvey kızlarınız. Eğer zifaf geçmemişse onların kızlarını nikâhlamakta size günah yoktur. Öz oğullarınızın hanımlarını nikahlamanız ve iki kız kardeşi birden nikâhınız altına almanız da size haram kılındı. Ancak geçmiş olan müstesnadır. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir." buyurmaktadır.

Dini nikahı cami hocasının kıyması şart değildir. Konuya hakim olan her şahıs nikah kıyabilir. Ayrıca nikahın boşanmanın ve Allah'ı inkar etmenin şakası olmadığı için, rol icabıda olsa nikah kıyılamaz. Şartlar yerinde olarak rol icabıda kıyılsa nikah geçerli ve sahihtir. Toplum olarak islami değerler açısından nikah şuuru geliştirilmeli ve sağlam aile yapısnın oluşması için gayret gösterilmeldir.
http://img407.imageshack.us/img407/934/nikahsarlariwebokur.jpg


 
Eşinin zina ettiğini bilen bir koca hangi yollara başvurabilir?

Eşinin gayri meşrû şekilde yaşadığını bilen bir koca onu öldürmeye veya öldürtmeye yönelmemelidir. Çünkü evli iken zina eden eşlerin cezası her ne kadar recm ise de bunun uygulanması ağır şartlara bağlanmıştır. Bu şartlar şunlardır.

a) Dört müslüman erkeğin zina fiilini bizzat görmesi,

b) Cezayı uygulama gücüne sahip olan bir İslâm Devletinin bulunması,

Günümüzde mahkeme yoluyla eşini suçlamak bir sonuç vermediği gibi, koca kendi başına recm’i uygulama hak ve yetkisine de sahip değildir. Aksi durumda yıllarca hapis cezası ve toplumun baskısı mü’minin yaşayış düzenini bozar.

Sonuç olarak kocanın zina konusundaki bilgi ve görüşü kesinse, en uygun olan davranış boşamadır. Ancak eşinin aldatılması, tuzağa düşürülmesi, zor ve ölüm tehdidi altında böyle bir fiili işlemesi, isteyerek olan zinadan farklıdır. Özellikle söylenti ve iftira üzerine koca zanna dayanarak eşini suçlamamalıdır. Nitekim Hz. Âişe sırf zan üzerine iftiraya uğramış ve ifk denilen bu olay üzerine inen âyetlerde Allah elçisinin bu pâk eşi temize çıkmıştır.( bk. en-Nûr, 24/11-20; İsmail Kaya, “İfk” mad. Şamil İslâm Ansik. III, 93, 94)
 
Allah kimsenin basına vermesin aldatmakda aldatmada kotü..
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri