İslam'da eşcinselliğin hükmü nedir ?

Konu sahibi son olarak 2626 gün önce görüldü

Cevap: TA'ZİR CEZASININ TARİFİ VE MAHİYETİ

(LUTİLİĞİN HÜKMÜ)

1307 Önce "Ta'zir" kelimesi üzerinde duralım. Lûgat manası; mutlak olarak edeblendirmek (Te'dib etmek), menetmek ve azarlamaktır.(150) Şer'i ıstılah'ta "Miktar bakımından hadden az olan te'dib şekline "Ta'zir" denir" tarifi esas alınmıştır.(151) Had cezası ile Ta'zir arasındaki farklar şunlardır:

1. Had cezalarının miktarı muayyendir, takdir olunmuştur. Artırma veya eksiltme sözkonusu olamaz. Ta'zir ise; takdiri ve tatbiki Ulû'lemr'e ve onun naiblerinin reylerine (ictihadlarına) bırakılmıştır.

2. Hadd cezaları, şüphe halinde düşer. Ta'zir cezaları ise; kuvvetli şüphe halinde vacip olur.

3. Had cezaları; çocuklara tatbik edilmez. Zira çocuğun kasdı; hata hükmündedir. Ta'zir ise; temyiz çağını geçmiş (iyiyi-kötüyü ayırt edebilen) çocuk için meşrudur. Müteahhirûn ûlemadan bazıları; şu farkları da ziyade etmişlerdir.

4. Ta'zir cezası; Ulû'lemr ve onun naibleri tarafından tatbik edilebileceği gibi, koca, karısı hakkında, efendi kölesi hakkında ve her müslüman bil-fiil yapıldığını gördüğü bir fenalıktan dolayı üsûlü dairesinde ta'zir yapabilir. Had ise; yalnız Ulû'lemr ve onun naibleri tarafından icra olunur.

5. Kul haklarıyla ilgili ta'zir hakkında ikrardan dönme sahih değildir. Halis hadlerde ise, ikrardan rücû sahihtir.

6. Had cezalarında; şahidler tezkiyeye havale edildikleri takdirde aleyhine şahidlik yapılan kimse hapsedilir. Ta'zirde ise; şahidler tezkiyeye havale edildiklerinde, itham altında olan kimse hapsedilmez. Zira hapis cezası, zaten ta'zir hükmündedir.

7. Had cezalarında, şefaat ve afv caiz değildir. Ulû'lemr veya onun naibleri şefaat sebebiyle, hadd cezasını icra etmekten vazgeçemezler. Ta'zir cezasında ise, şefaat ve afv muteberdir.

8. Had cezaları; kendilerine mahsus mürür-u zaman sebebiyle düşer. Ta'zir cezalarında mürûr-ü zaman yoktur.(152)

1308 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kim had olmayanı (Ta'ziri) had derecesine ulaştırırsa, o kimse (İslâm'ın koyduğu ölçüyü) aşanlardandır"(153) buyurduğu bilinmektedir. Ta'zir cezasını gerektiren suçları, genel olarak iki bölümde izah edebiliriz.(154)

Birincisi; hakkında şer'i şerifte ceza bulunduğu halde, suçun unsurlarının tam gerçekleşmemesi sebebiyle "Had" uygulanamayan fiiller. Mesela: "Bir erkekle, bir kadının gayr-i meşru bir şekilde yakalanması" durumunu ele alalım. "Hadd-i Zina'nın" tatbiki için, dört adil şahid gereklidir. Kendilerinin ikrarı olmadığı süre içerisinde, üç şahidle dahi tatbik edilemez. Ancak Kadı; gayr-i meşru bir şekilde bulundukları için "Ta'zir" edebilir.

İkincisi; kat'i nasslarla haram olduğu beyan edilmekle birlikte, hakkında ceza konulmamış fiiller!.. Mesela; Allahû Teâla (cc) "faizi" haram kılmıştır. Fakat faizcilere uygulanacak ceza, hadd olarak beyan buyurulmamıştır. "Ulû'lemr" veya Naibi, faizcilere "Ta'zir" cezasını tatbik eder. Eğer Ta'zir dövmekle icra edilecekse en azı üç değnektir. Zira daha azında menetme sözkonusu değildir. İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha) indinde ta'zir dayağının en çoğu, otuz dokuz değnektir. İmam-ı Ebû Yusuf (rha); "İnsan için asıl olan hürriyettir" hükmünü esas alarak; ta'zirin en çoğu yetmiş beş değnektir buyurmuştur. Hz. Ali (ra)'den de; yetmiş beş değnek hususunda bir rivayet mevcuttur. Ancak rivayetin kat'iyyeti isbat olunamamıştır.(155)

1309 Dürri'l Muhtar'da: "Mecmaû'l Feteva'da zikredilmiştir ki; haddi gerektirmeyen şeylerde misliyle cezalandırma caizdir. Bu hususta Cenab-ı Hak (cc) tarafından: "Kim kendisine (yapılan) zulmün ardından herhalde hakkını alırsa, artık bunlar aleyhinde (mes'ûliyete) bir yol yoktur" (Eş Şuara: 41) Ayet-i Kerimesiyle izin ve ruhsat verilmiştir. Ama Allahû Teâla (cc)'nın: "Kim affeder, barışı sağlarsa mükâfatı Allah'a aittir" kavl-i kerimine nazaran, affetmek efdaldir. Ta'zir edilmesi lazım olan kimse, ziyade te'dibe muhtaç olursa, dövme ile beraber hapsedilmesi sahih ve caizdir. Hapis suretiyle ta'zir cezası; suçluyu resmi hapishanelerden birine koymak suretiyle yapılabileceği gibi, kendi hanesinde tevkif edip dışarı çıkmaktan men etmek suretiyle de olabilir. Nehir. Had'ler içinde en şiddetli dayak, ta'zir dayağıdır. Çünkü ta'zir adet cihetinden hafiftir. Fakat vasıf cihetinden hafif değildir."(156) hükmü kayıtlıdır.

1310 Yeryüzünü fesada veren veya fesadı başka türlü izale edilemeyen kimselerin öldürülmeleri caiz midir? sualine cevap arıyalım. Hanefi fûkahası; "yeryüzünü fesada veren veya fesadlarını başka türlü gidermek mümkün olmayan kimselerin ta'ziren öldürülmeleri caizdir" hükmünde müttefiktir. Mesela; luti'liği (livata) alışkanlık haline getiren bir kimse öldürülür. İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha)'ye göre: "Luti'lik, zina hükmünde değildir. Çünkü luti'likte nesil emniyetini tahrip sözkonuzu olamaz. Ayrıca Sahabe-i Kiram "Lûti'lere" verilecek ceza hususunda, ittifak edememiştir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Lût kavminin yaptığını yapanı yakalarsanız, faili de mef'ûlü de öldürün" Hadis-i Şerifi"Lûtiliğin helâl olduğuna inanan kimseyi öldünün" manasınadır. Dolayısıyla lûti'nin öldürülmesi, "Ta'zir" cezasıdır"(157) hükmünü beyan etmektedir. İmameyn'e göre; livata fiilini alışkanlık haline getiren kimse "hadden" öldürülür.(158) Ancak bir kimsenin ta'ziren öldürülmesine; "Ulû'lemr" veya onun tayin ettiği kadı, karar verebilir. Mesela; şarab içen kimseye "Hadd-i Şürb" vurulur. Ancak şarab veya esrar ticareti yapan; bütün ta'zir cezalarına rağmen, bu işten vazgeçmeyen kimse öldürülür. Çünkü fesadını, ölümden başka bir yolla izale etme imkânı kalmamıştır. Şafii fûkahası; "Ta'ziren" öldürmenin caiz olamıyacağına kaildir.

1311 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "İyi huylu, şahsiyet sahibi kimselerin, hudud cezaları hariç, ufak-tefek kusurlarını affediniz"(159) buyurduğu bilinmektedir. Dolayısıyla "Ta'zir" cezasında; takdir hakkı "Ulû'lemr'e" ve "Kadı'ya" bırakılmıştır. Suç işleyen kimsenin durumu dikkate alınır.(160) Ûmmetin maslahatını ve içinde bulunduğu şartları dikkate alınarak tesbit edilir.

1312 Herhangi bir haramı irtikap ettiği için "Ta'zir" cezasına çarptırılan kimse, cezanın icrası sırasında ölürse, kanı hederdir. Herhangi bir şekilde diyet ödenmez. Zira Ulû'lemr veya Kadı; görevini ifa etmiştir.(161) Ancak koca, karısını, muallim, öğrencisini "Ta'zir"le edeblendirmek isterken, ölüm vakıası ortaya çıkarsa "Diyet'ini" vermeleri vacip olur. Zira onların ta'ziri hafif tutma mecburiyetleri vardır.(162)
 

Cevap: İslam'da eşcinselliğin cezası

Yeryüzünü fesada veren veya fesadı başka türlü izale edilemeyen kimselerin öldürülmeleri caiz midir? sualine cevap arıyalım.

Hanefi fûkahası; "yeryüzünü fesada veren veya fesadlarını başka türlü gidermek mümkün olmayan kimselerin ta'ziren öldürülmeleri caizdir" hükmünde müttefiktir. Mesela; luti'liği (livata) alışkanlık haline getiren bir kimse öldürülür.

İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha)'ye göre: "Luti'lik, zina hükmünde değildir. Çünkü luti'likte nesil emniyetini tahrip sözkonuzu olamaz. Ayrıca Sahabe-i Kiram "Lûti'lere" verilecek ceza hususunda, ittifak edememiştir.

Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Lût kavminin yaptığını yapanı yakalarsanız, faili de mef'ûlü de öldürün" Hadis-i Şerifi"Lûtiliğin helâl olduğuna inanan kimseyi öldünün" manasınadır. Dolayısıyla lûti'nin öldürülmesi, "Ta'zir" cezasıdır"(157) hükmünü beyan etmektedir.

İmameyn'e göre; livata fiilini alışkanlık haline getiren kimse "hadden" öldürülür.(158) Ancak bir kimsenin ta'ziren öldürülmesine; "Ulû'lemr" veya onun tayin ettiği kadı, karar verebilir. Mesela; şarab içen kimseye "Hadd-i Şürb" vurulur.

Ancak şarab veya esrar ticareti yapan; bütün ta'zir cezalarına rağmen, bu işten vazgeçmeyen kimse öldürülür.

Çünkü fesadını, ölümden başka bir yolla izale etme imkânı kalmamıştır. Şafii fûkahası; "Ta'ziren" öldürmenin caiz olamıyacağına kaildir.

 

Cevap: İstemeden eşcinsel duygulara sahip olmak günah mıdır?

Kuran'da eşcinsellikten haram olarak bahsediliyor.

Peki istemeden bu duygulara sahip olmak günah mı ve bundan kurtulmanın bir yolu var mı?

Bu meyilden dolayı günah işlenmiş olmaz. Ancak bu meylin fiile dönüştürülmemesi gerekir.

Psikolojik tedaviyle veya evlilik yaparak bunun önüne geçilebilir.
 

Cevap: Eşcinsellik, hünsa hakkında dinimizin hükümleri nelerdir?

Benim bi amcam var. Çocukken babannemin elbiselerini giyer, makyaj malzemelerini kullanırmış ve cehaletten dolayı anne babası güler geçermiş. Şu anda amcam 40 yaşında. Hayatı boyunca çok gitgel yaşamış. İmanı yapısı kuvvetli sayılır. Ancak namaz kılmıyo oruç tutmuyo(sorguya çekilmeyeceğini düşünüyo sanırım). Erkeklere karşı bişey hissetmiyo vs... burda yeterli alan olmadığı için uzunca yazamıyorum. Böyle insanlar için ne yapılabilir, islam ne der bu konuda, sorumlulukları nelerdir,
Bu kişinin durumu hakkında birşeyler söylemek için daha detaylı bilgilere sahip olmak gerekir. Amcanız fizyolojik olarak tam bir erkek ise bu durum kadınlık hormonunun etkili olmasından kaynaklanmaktadır. Dinimizde erkeklerin kadınlara benzemeleri doğru olmadığı için bu tür şeylerden sakınması gerekir. Fizyloojik olarakta kadınlık özelliği varsa bunlara hünsa denir ki bunula ilgili hükümler şöyledir;

Fıkıh kitaplarımızda "hunsâ" diye bilinen ve kendisinde erkeklik ile dişilik organlarının birlikte bulunduğu veya ikisinin de belirli olarak bulunmadığı kimseler ile cinsiyetlerini değiştirenlerin dini durumları son zamanlarda sıklıkla sorulmaya başlandı. Bu neviden bir soru listesini maddeler halinde ve vaktimin el verdiği ölçüde cevaplandıracağım:

1. Benim bilgime ve soruşturmalardan aldığım sonuca göre yaratılıştan (biyolojik ve fizyolojik özellikleri itibariyle) kadın olan bir kimse ameliyatla erkek, erkek olan bir kimse de ameliyatla kadın olamıyor; yani bazı organların kestirip aldırsa ve bazı organlarında değişiklik yaptırsa da bütün fonksiyonlar ve özellikleri ile cinsiyet değiştiremiyor ve hele hele erkek iken kadına dönüştürülüp de çocuk sahibi asla olamıyor, keza kadın iken erkeğe dönüştürülüp de bir kadın hamile bırakamıyor.

2. Allah Teala Kitabı'nda insanoğlunu, ya erkek veya dişi olarak yarattığını bildiriyor, bu iki özelliği birden taşıyan bir üçüncü insan nev'i yarattığını bildirmiyor. Şu halde fıtraten (yaratılıştan) insan ya erkektir, yahut da dişidir. Bu iki cinsiyetin belirleyici organ ve işaretlerini birlikte taşıyanlar, ikisine birden sahip olanlar, bir manada fıtrata aykırı, sakat, fazlalıklı veya eksiklikli doğanlar gibidir. İnsanın iki kulağı, bir burnu, iki ayağı, on parmağı...vardır; bir çocuk bu organlarında bir fazlalık veya eksiklik ile doğarsa bunu "Allah böyle yaratmıştır, demek ki O'nun yaratışına göre bir insan çeşidi de budur" diye karşılamak yerine, sebeplerini keşfederek -veya keşfetmeyi bekleyerek- anormal kabul etmek gerekecektir.

3. Yaratılış itibariyle kadın olan kendini kadın gibi, erkek olan da erkek gibi hisseder. Eğer bu hissediş ve karşı cinse yönelik alakada bir değişiklik, bir terslik varsa yine bunu yaratılışa değil, hastalığa, sakatlığa, irsiyet veya eğitimden gelen bir bozukluğa bağlamak ve tedavisi için çareler aramak gerekir. Çünkü normale uymayan anormaldir, düzeltilmesi gereken bir durumdur.

4. İslam, canlı varlıkların yaratılıştan var ve normal olan özelliklerinin, organlarının, şekillerinin değiştirilmesine izin vermemekte, bunu "Allah'ın yaratışını değiştirmeye kalkışma" olarak değerlendirmekte ve lanetlemektedir. Şayet normal dışı bir eksiklik, fazlalık, çirkinlik, arıza var ise bunun düzeltilmesi (bu manada estetik ameliyat) caizdir, tedavi olarak kabul edilmektedir. Bu genel hükme ve kurala göre biyolojik ve fizyolojik olarak erkek veya kadın olan bir insanın, sırf kendisini karşı cinsten gördüğü, böyle hissettiği, bu yüzden bunalıma girdiği için ameliyat edilerek karşı cinsin bazı özelliklerine ve organlarına kavuşturulması asla caiz değildir, bu tedavi değil, bozma ve dejenere etmedir. Bu yüzden bunalıma girenler, başka sebeplerle bunalıma girenler gibi erbabı tarafından tedavi edilmelidirler. Bir kimse ruh hastalığına tutulduğu için burnunu kurbağa, parmağını akrep zannetse, böyle görüp, böyle hissetse, bu kimseyi tedavi etmek için burnunu veya parmağını kesen bir tabibi ne duydum, ne gördüm, ne de bir yerde okudum!

5. Doğuştan iki cinsin de bazı organlarını taşıyan kimselere bakılır; bunlardan hangisi fonksiyonlar itibariyle güçlü ve etkili ise kişi o cinsiyette ve o sıfatta kabul edilir, bu durumda diğer fazlalıklar anormal sayılarak ameliyat yoluyla giderilir ve bu, altıncı parmak, üçüncü ayak gibi anormal bir fazlalık olduğundan giderilmesinde dini bir sakınca bulunmaz.

Gerçekte var olup olmadığını bilmemekle beraber her iki organ ve özelliği eşit olarak taşıyan (hunsây-i müşkil) bir insan bulunursa onun psikolojisi, kendini hangi cinsten gördüğü, saydığı, hissettiği esas alınır ve buna göre işlem yapılır; yani dini bakımdan kendisine böyle davranıldığı gibi tedavi ve ameliyat bakımından da buna göre hareket edilir.

Eğer doğuştan her iki cinsin de belirleyici organ ve alametlerini taşımayan (bu çeşit hunsây-i müşkil) bir insana rastlanırsa ona da bir önceki maddede olduğu gibi davranılır; hissi ve eğilimi göz önüne alınır.

Günlük hayat, kılık kıyafet, tesettür, haklar ve borçlar ...bakımından da hunsâlara yapılacak muamele, yukarıdaki maddelerde açıklanan sonuçlara, işlemlere ve kabullenişlere göre olacaktır.

Allah Teala'nın bu gibi kullarına muamelesi, şüphesiz adalet, rahmet ve mahabbete çerçevesinde olacaktır; yeter ki, onlar da diğer kullar gibi iradeleri dahilinde bulunan alanda Allah'a itaat ve kulluktan ayrılmasınlar. Ayrılmaları halinde ise yine muamele, "normal olup da günah işleyen kullar"ınkine eşit olacaktır.

(Prof. Dr. Hayrettin Karaman)
 
Geri