İslâm’a göre evliliği sona erdiren durumlar nelerdir?

Konu sahibi son olarak 2623 gün önce görüldü
Kadının boşanma yetkisi var mıdır?

İslâm’da boşama yetkisi prensip olarak erkeğe verilmiştir. Ancak koca, eşine evlilik sırasında veya daha sonra boşama yetkisi verebilir. Böyle bir durumda eşler boşama hakkı konusunda eşit haklara sahip olabilirler. Buna “tefvîz-i talak” denir. Böyle bir hak alındıktan sonra artık koca bundan dönemez.

(Tefviz-i talak için bk. Hamdi Döndüren, age, s. 387-389)

Kadınların boşanma hakkının delili, Medine döneminde Hz. Peygamber’in eşlerinin onda bulunmayan kimi süs eşyası istemesi üzerine inen şu âyettir: “Eğer siz dünya hayatını, onun zînet ve ihtişamını istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de hepinizi güzellikle salıvereyim.”( Ahzâb, 33/28, 29)

Çoğunluk fakihlere göre, bu âyetle Hz. Peygamber’in eşlerine boşanma yetkisi verilmiş ve isterlerse Allah’ın Elçisi’nden ayrılabilecekleri bildirilmiştir. Ancak O’nun temiz eşleri, bu yersiz isteklerinden dolayı pişman olmuşlar ve her biri Allah’ın Elçisi’ni tercih etmiştir.

Kadın daha önce boşanma hakkı almamışsa, belirli boşanma sebepleri ortaya çıkınca, erkek ona zarar vermek üzere boşamamakta ısrar ederse, kadın her zaman mahkemeye başvurabilir. Mehir, birikmiş nafaka gibi bir bedel karşılığında (muhâlea) boşamayı sağlayabileceği gibi, hakeme başvurma yoluyla da evliliğe son verdirme imkânı vardır.
 
Boşanma durumunda düğün hediyeleri hangi eşe ait olur?

İlke olarak düğün sırasında koca tarafının verdiği hediyeler kocaya, kadın tarafının verdiği hediyeler de kadına ait olur. Daha sonra dost ve hısımların zaman zaman verdiği hediyelere bakılır. Eğer bunlar kadına yarayışlı bir eşya ise kadına, erkeğe yarayışlı veya evde kullanılan türden ise erkeğe ait olur. Kadının babası tarafından damadın şahsı için verilen hediye ona ait olur ve boşanma halinde de buna göre hareket edilir.( bk. Hamdi Döndüren, age, s. 330 vd)
 
Bir defada üç talakla boşamanın hükmü nedir?

Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Boşama iki defadır. Bundan sonra ya iyilikle tutmak, yahut da güzellikle serbest bırakmak vardır..” (Bakara, 2/229) “Bundan sonra erkek kadını (üçüncü defa olarak) boşarsa, bu durumda, kadın başka birisiyle evlenmedikçe, artık kendisine helal olmaz. Eğer ikincisi de onu boşarsa, Allah’ın sınırlarını ayakta tutacakları kanaatinde iseler, birbirlerine dönmelerinde bir sakınca yoktur.”( Bakara, 2/230) “Ey Peygamber! Kadınları boşadığınızda, iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın..” (Talâk, 65/1) Yukarıdaki âyetler dikkatlice incelendiğinde, kadının aynı anda değil, ayrı zamanlarda boşanabileceği sonucuna ulaşılır. Nitekim Buhârî ve Müslim’in boşanma konusunun hemen başında verdikleri Abdullah İbn Ömer’in eşini boşama olayı, yukarıdaki âyetlerin uygulama şeklini belirlemektedir. Abdullah (r.a) eşini âdetli iken boşamıştı. Hz. Ömer durumu Allah’ın Elçisi’ne sormuş ve kendisine şu cevap verilmiştir: “Oğluna emret, eşine dönsün, sonra onu temizlik günlerine kadar tutsun, sonra âdet görsün, sonra temizlik günlerine ulaşsın, bundan sonra isterse tutsun, isterse cinsel ilişkiye girmeksizin boşasın. İşte Allah’ın, içinde kadınların boşanmasını emrettiği iddet süreci budur.”( Buhârî, Talâk, 1; Müslim, Talâk, 1. Buhârî, bu hadisten önce Talâk, 65/1. âyeti vermiştir)

Ancak Hz. Ömer’in halîfeliği sırasında, eşini üç talakla birden boşamalar yaygınlaşınca, bir ceza olmak üzere bu tasarrufun geçerli sayılması yoluna gidilmiştir. Abdullah İbn Abbas (r.anhümâ)’dan nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Allah’ın Rasûlü ile Ebû Bekir döneminde ve Hz. Ömer’in halîfeliğinin ilk iki yılında üç boşama bir sayılıyordu. Ömer, “Şüphesiz insanlar kendilerine süre verilen bir konuda acelecilik gösterdiler. Şunu onlara geçerli saysak, dedi ve onu kendilerine uyguladı.”( Müslim, Talâk, 15) Bu rivâyet bir sözle yapılan üç boşamanın bir sayıldığını, Hz. Ebû Bekir devrinde ve Ömer’in halîfeliğinin ilk iki yılında uygulamanın da bu şekilde olduğunu göstermektedir. Bu durum, konu hakkında nesih cereyan etmediğini ve Hz. Ömer’in uygulamasının bir maslahat ve bir şer’î siyâsetten ibaret olduğunu da göstermektedir.

Abdullah İbn Abbas’ın kişisel fetvalarında, kanunlaşan bu kamu kararına uyduğu görülür. Nitekim eşini yüz talakla boşayan kimseye, Abdullah İbn Abbas şu cevabı vermiştir: “Eşin senden üç talakla boş düşmüş, 97 talakla da Allah’ın âyetlerini alaya almışsın.”( Mâlik, Muvatta’. 1; İbnü’l-Hümâm, age, III, 25)

Daha sonra dört mezhep imamının da esas aldığı bu uygulamaya göre, eşini bir sözle veya ayrı cümleler halinde bilinçli olarak boşayan kimsenin, bu tasarrufu geçerli sayılmıştır.

Ancak günümüzde, insanlar boşama hükümlerini bilmeksizin, çoğu kere nasıl bir sonuç doğacağını da düşünmeden gelişi güzel “üçten dokuza şart olsun”, “yemin olsun”, “boş ol, boş ol, boş ol” gibi sözleri eşine karşı kullanmaktadır. Diğer yandan resmî nikâhla evli bulunduğu bu eşinin, mahkemede boşanmadıkça kendisinden ayrılmayacağını da bilmektedir. Çünkü eşler resmi nikâh yapılırken bunun sona erme şeklini ve kadının da bu evliliği sona erdirmede yetkisinin bulunduğunu bilmektedirler. Resmi nikâh, bir boşamayı askıya alma ve onu resmi bir kurumun önünde, belli boşanma sebepleri ortaya çıkınca sona erdirme ve kadına da bu konuda boşanma yetkisi verme haklarını içine alan bir sözleşme niteliğindedir.

Üç boşamaya akit teorisi açısından bakıldığında, bir sözle meydana gelen, evlilik gibi genel olarak ömürde bir kere olabilen, önemli bir akdin, birden çok akit varmış gibi iki veya üç sözle sona erdirilmesi ayrı bir çelişki oluşturmaktadır.

Diğer yandan az sayıda kimi sahâbilere, Zâhirîler’e, İbn Teymiye (ö. 728 / 1327) ve İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye (ö.751/1350)’ye ve Zeydiye ekolüne göre, bir sözle üç boşama bir boşama sayılır. Dayandıkları delil, yukarıda verdiğimiz âyetlerle, Abdullah İbn Abbas’ın naklettiği Hz. Ömer’in uygulamasını bildiren rivâyettir.

(Müslim, Talâk, 2, II, 1099; Ebû Dâvûd maa Avni’l-Ma’bûd, II, 226, 227)

Günümüzde çok sık karşılaşılan ve Hz. Ömer döneminde bulunmayan bu yeni şartlar dikkate alınarak, İslâm toplumunun yukarıda verdiğimiz âyetler ve bunların uygulamasını belirleyen hadis yönünde bilgilendirilerek, tek boşama sürecine yönlendirilmesi uygun olur. Diğer yandan aynı mecliste birden çok cümlelerle boşama durumunda, boşayan kişinin niyeti de dikkate alınarak, ikinci ve üçüncü boşama cümlelerinin birincinin tekrarı veya teyidi sayılması mümkündür. Böyle bir durumda ilk cümle asıl kabul edilerek tek boşama meydana gelir.
 
İslâm’a göre evliliği sona erdiren durumlar nelerdir?

Evli eşlerden birisinin ölümü, doğal olarak evliliği sona erdirir. Bunun dışında evliliğin bir eksiklik yüzünden feshedilmesi veya mahkeme tarafından tefrik kararı verilmesi, boşanma, ilâ, zıhâr, muhâlea ve hâkim kararıyla boşanma gibi evliliği sona erdiren durumlar vardır. Aşağıda bunları kısaca açıklayacağız.
(1) Evliliğin feshi: Evlilik birliğinin, nikâh akdi sırasında var olan veya sonradan meydana gelen bir eksiklik yüzünden bozulmasıdır. Meselâ, şâhitsiz evlenme akit sırasındaki bir eksiklik iken, eşlerden birinin dinden çıkması (irtidad) akitten sonra ortaya çıkan ve dinen birlikte yaşamayı imkânsız kılan bir durumdur. Fesih evlilik birliğine derhal son verir ve fesih boşama tasarrufu sayılmadığı için kocanın kullanacağı talak sayısı azalmış olmaz. Cinsel birleşmeden önce meydana gelen fesihlerde kadına mehir vermek gerekmez.
(2) Ric’î boşama: İslâm hukukunda “talâk” sözcüğü hem tek yanlı irade beyanıyla yapılan boşamayı, hem karşılıklı rıza ile olan ayrılmayı ve hem de mahkeme kararıyla meydana gelen boşamayı kapsar. Bununla birlikte talâk sözcüğü ile daha çok tek yanlı iradeyle yapılan boşamalar kastedilir ve ric’î, bâin, sünnî ve bid’i talâk çeşitlerine ayrılır. Kadının mâlî bir ödeme yapması veya malî bir hakkından vazgeçmesi yoluyla tarafların anlaşarak evlilik birliğine son vermelerine “hul’ veya muhâlea”, mahkeme kararıyla meydana gelen boşanmaya da “tefrîk” denir.
Kocaya yeni bir nikâha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına tek yanlı iradeyle dönme imkânı veren boşama türüne ric’î (dönülebilir) boşama denir. Böyle bir boşama, zifafla fiilen başlamış olan bir evliliğin, açık sözcüklerle, şiddet ve mübalağa ifade etmeyen bir tarzda yapılmış olmasıyla gerçekleşir. Ayrıca bu boşamanın üçüncü boşama olmaması ve bir bedel karşılığında yapılmaması da gerekir. Bu durumda koca yeni bir nikâh akdine ve yeni bir mehre gerek olmaksızın, iddet içinde eşine dönebilir.
Kur’an’da şöyle buyurulur: “Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç hayız ve temizlenme süresince beklerler… Eğer kocaları barışmak isterse, o süre içinde, onları geri almaya başkalarından daha fazla hak sahibidirler.”( Bakara, 2/228)
Dönüşün iki şahitle tespit edilmesi,( bk. Talâk, 65/2) İmam Şâfiî ve Ahmed İbn Hanbel’in bir görüşüne, İbn Hazm’a ve bazı Şiî fakihlere göre şarttır. Diğer mezheplere göre ise, müstehaptır.
Daha önce teslim alınmayan mehrin vadesi, iddet sonuna kadar devam eder. Kadın iddet nafakasına hak kazanır. İddet içinde eşlerden biri ölürse, diğeri ona mirasçı olur.
İddet içinde barışma olmamışsa, boşama bâine (kesin) dönüşür ve erkeğin bu kadın üzerinde bir boşama hakkı eksilmiş olur.
(3) Bâin boşama: Kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikâhla dönme imkânı veren boşama türüdür. Boşama üçüncü kez olmuşsa, buna büyük ayrılık (beynûnet-i kübrâ) denilir ki, artık kadın başka birsiyle geçerli bir evlilik yapıp, bu ikinci evlilik ve buna bağlı iddet süresi sona ermedikçe, yeni bir nikâhla da dönme imkânı bulunmaz. Açık sözcüklerle ve normal olarak yapılan boşanmalar ric’î nitelikli iken, bunların dışında kalan ve hakkında nass (âyet-hadis) bulunan talaklar, kesin boşama çeşidine girer.
Bâin (kesin) talak çeşidine giren boşamalar şunlardır: Nikâhtan sonra, cinsel birleşme olmadan önce meydana gelen boşamalar,( Ahzâb, 33/49) tarafların bir bedel üzerinde anlaşarak boşanmaları (muhâlea) (Bakara, 2/229) veya kocanın üçüncü boşama hakkını kullanarak yaptığı boşamalar (Bakara, 2/230) bâin talaktır. Bunların dışında Hanefîlere göre, kocanın kinâyeli sözlüklerle veya şiddet ve aşırılık ifade eden kelimelerle yaptığı boşamalar da bâin talak niteliğindedir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise bu tür boşamalar ric’î talak sayılır.
Bâin boşamada evlilik derhal sona erer ve kadın üç hayız süresince iddet bekler. Teslim alınmayan mehir peşine dönüşür. İddet içinde eşlerden birisi ölürse diğeri ona mirasçı olamaz. Ancak ölüme götüren bir hastalığa yakalanan kimse eşini boşar ve eşi iddet beklerken ölürse, boşama hakkını kötüye kullandığı kabul edilerek kadın mirasçı olur. Ahmed İbn Hanbel’e göre, ölüm hastası koca iddetten sonra da ölse, kadın evlenmediği sürece ona mirasçı olur. İmam Mâlik’e göre ise, bu durumdaki kadın evlenmiş olsa bile ilk kocasına mirasçı olur.
Boşama, Kur’an ve sünnette belirlenen usûle göre yapılıp yapılmamasına göre sünnî ve bid’î talâk olarak ikiye ayrılır.
(4) Sünnî talâk: Kur’an ve sünnetin getirdiği ölçü ve sınırlamalara uyularak yapılan boşama şeklidir. Bunun her şeyden önce kadının temizlik günlerinde ve cinsel birleşme olmaksızın ric’î boşama tarzında yapılması gerekir. Hanefîlere göre her temizlik süresi içinde, cinsel birleşme olmaksızın bir boşama gerçekleştirip, sonuçta üçüncü boşamanın meydana gelmesi de sünnî talâk sayılır.( Sünnî talâk süreci için bk. Bakara, 2/229, 230; Talâk, 65/1, 2)
(5) Bid’î talâk: Sünnete aykırı biçimde yapılan boşama demektir. Kişinin eşini âdetli olduğu günlerde boşaması veya temizlik günlerinde cinsel birleşmeden sonra yahut aynı temizlik süresi içinde birden fazla boşaması durumunda sünnete aykırı, yani bid’î bir boşama meydana gelir. Ancak bu çeşit boşamalar sünnete aykırı görülmekle birlikte çoğunluk fakihlere göre geçerli sayılmıştır. Şiî-İmâmiyye fakihlerine ve Zâhirîler’den İbn Hazm’a göre bid’î talâk geçerli değildir. İbn Teymiyye ve İbn Kayyim el-Cevziyye’ye göre aynı temizlik süresi içinde birden fazla boşama bid’î talâk, bir boşama olarak sonuç doğurur.
(6) Şartlı boşama: Kocanın boşama iradesini bir şarta veya vadeye bağlaması da mümkündür. Boşama bir şarta bağlanmışsa, bu şart ne zaman gerçekleşirse boşama hükümleri de o zaman geçerli olur. Bu şart gerçekleşinceye kadar evlilik bütün sonuçlarıyla birlikte devam eder. Böyle bir şartın, boşamayı güçlendirmek için yemin yerine kullanıldığı da olur. Fakihlerin çoğunluğuna göre bu durumda da şart yerine gelince boşama gerçekleşir. Ancak İkrime, Kadî Şurayh, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim gibi bazı fakihlere göre ise bu geçerli bir şartlı boşama olmayıp, şart gerçekleşince sadece yemin kefâreti gerekir, boşama ile ilgili bir sonuç meydana gelmez.
Boşanmanın bir vadeye bağlanması durumunda, belirlenen tarih gelince boşama gerçekleşir.
(7) Bir bedel karşılığında boşanma (hul’-muhâlea): İlke olarak kocanın boşanma yetkisi bulunduğu için, kadın evlilik sırasında veya daha sonra boşanma yetkisi almamışsa, boşanmayı ancak mahkemeden boşanma kararı elde ederek veya kocasıyla bir bedel karşılığında anlaşarak sağlayabilir. Kur’an’da şöyle buyurulur: “..Eğer karı-kocanın Allah’ın sınırlarını koruyamayacaklarından korkarsanız, o zaman kadının kurtulmalık (fidye) vermesinde, ikisine de bir günah yoktur.”( Bakara, 2/229. bk. Nisâ, 4/4) Hz. Peygamber, Sâbit İbn Kays’la geçinemeyen eşinin başvurusu üzerine, mehir olarak aldığı hurma bahçesini kocasına geri vermesi sözünü alarak, Sâbit’e şöyle demiştir: “Bahçeyi kabul et ve onu bir defa da boşa.”( Buhârî, Talâk, 11; Nesâî, Talâk, 34)
Buna göre kadın mehir, birikmiş nafaka, iddet nafakası gibi bazı alacaklarından vazgeçerek, sulh yoluyla evliliğe son verdirebilir. Koca böyle bir anlaşmaya girince artık rucû hakkı bulunmaz. Ancak geçimsizlik kadından kaynaklanıyorsa, kocanın vermiş olduğu mehirden fazlasını, eğer kocadan kaynaklanıyorsa verdiği mehri alması çirkin görülmüştür. Hatta Mâlikîler’e göre bu son durumda, kocanın karısından herhangi bir bedel alması caiz değildir.
Çoğunluk fakihlere göre muhâlea sonunda bir bâin (kesin) boşama meydana gelir. İmam Şâfiî’ye göre ise muhâlea boşama değil, fesih sayılır. Çünkü bedelli boşama, Bakara sûresi 229 ve 230. âyetlerde üç boşamanın dışında, dördüncü bir yöntem olarak düzenlenmiştir. Halbuki boşama sayısı üçü geçemez. Diğer mezhepler ise sözü edilen âyetlerdeki boşamaları bedelli ve bedelsiz olarak üç sayısı içinde değerlendirmiştir.( kk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, İst. 1995, s.440, 441)
(8) Zıhar yöntemi: Zıhar, sırt anlamına gelen “zahr”ın mastarıdır. Koca eşine “sen bana annemin sırtı gibisin” diyerek, onu kendisine haram kılar. Câhiliye döneminde görülen evliliğe son verme şekli olan zıhar, Medine döneminde Evs İbn Sâmit’in eşi Havle’yi bu yolla boşaması ve Havle’nin Hz. Peygamber’e çözüm için başvurması üzerine inen âyetlerle hükme bağlanmıştır. Buna göre, eşini bu yolla kendisine haram hale getiren kocanın şu seçeneklerden birini yerine getirmesi gerekir. a) Köle azadı, buna gücü yetmezse, b) İki ay aralıksız oruç tutmak, buna da gücü yetmezse, c) 60 yoksulu doyurmak.( Mücâdele, 58/1-4)
(9) Îlâ yöntemi: Evliliğin sona ermesine yol açabilen bir yemin türüdür. Kocanın eşiyle cinsel teması yemin, adak veya bir şarta bağlayarak, belirli veya belirsiz bir süre kendisini bundan menetmesini ifade eder. Süre belirlenirse bunun en fazla 4 ay olması da gereklidir. Koca bu süre içinde her an yemin kefâreti vererek eşine dönebilecektir. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler. Eğer bu süre içinde yeminlerinden dönerlerse, şüphesiz Allah her şeyi çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. Eğer boşamayı kastederlerse, şüphesiz Allah her şeyi çok iyi işiten, çok iyi bilendir.”( Bakara, 2/266, 267) Hz. Âişe, Allah Rasûlü’nün eşleri için îlâ yemini yaptığını, ancak süre dolmadan, yemin kefâreti vererek bundan döndüğünü nakletmiştir.( Buhârî, Savm, 11, Salât, 18, Nikâh, 91, 92, Talâk, 21, Eymân, 20; Tirmizî, Talâk, 21)
Îlâ yemininden sonra eşler barışmaksızın 4 ay geçerse, Hanefîlere göre kendiliğinden bir “bâin boşama” meydana gelir. Diğer mezheplere göre ise, 4 ay dolunca koca, ya eşine döner ya da onu boşar. Her ikisini de yapmazsa kadın hâkime başvurarak boşama kararı elde edebilir. Her iki durumda da bir “ric’î boşama” meydana gelir. Dayandıkları delil, îlâ âyetinde kocanın muhayyer bırakılmasıdır.
(10) Mahkeme kararı ile boşanma: Eşlerin mahkemeye başvurarak hâkim kararıyla boşanmasına “tefrîk” denir. Bu yöntemde hâkim belirli sebeplere dayanarak boşanma kararı verir. Kur’an’da eşlerin geçimsizlik sebeplerini yerinde incelemek ve aile sırlarını dışarı ifşa etmemek için hakem yöntemi getirilmiştir. Her iki eşin ailelerinden birer hakem seçilir. Bunlar araştırma yaparak, eşleri barıştırmaya çalışır. Kendilerine boşama yetkisi de verilmişse, evliliği sona erdirme yetkileri de bulunur. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Eğer karı ile kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, o vakit kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. Barışmak isterlerse, Allah onları uzlaştırır..”( Nisâ, 4/35)
Ebû Hanîfe ve Ahmed İbn Hanbel’e göre, hakemler vekil sayılır ve eşler özel yetki vermedikçe boşamaya karar veremezler. İmam Şâfiî’nin ilk görüşü de böyledir. Onun ikinci görüşüne göre ise, âyetteki hakem, hâkim demektir. Bu yüzden hâkim, kendisine gelen davayı tarafların rızası olmasa bile hükme bağlama yetkisine sahiptir.( Sâbûnî, Tefsîru Âyâti’l-Ahkâm, I, 472)
Erkeğin boşama yetkisi bulunduğu için, daha çok kadının mahkemeye başvurması durumunda dikkate alınması gereken boşanma sebepleri şunlardır:
a) Hastalık ve kusur: Evliliğin devam ettirilmesini zorlaştırıcı nitelikteki hastalık ve kusurlar kazâî boşanma sebebi sayılmıştır. Erkekte cinsel birleşmeye engel teşkil edecek bir hastalık veya kusurun bulunması bu niteliktedir. Akıl hastalığı, cüzzam gibi hastalıklar ise, İmam Muhammed’in de içinde bulunduğu çoğunluğa göre her iki eş için de ayrılma sebebidir. Ancak eşin bu sebebe dayanabilmesi için, ilk evlilik sırasında bu hastalık veya kusurdan haberdar olmaması, öğrendikten sonra da razı olmamış bulunması gerekir. Böyle bir hastalık yüzünden başvurulunca, iyi olma ümidi yoksa hâkim hemen karar verir, iyi olma ümidi varsa boşamayı bir yıl erteler. Böyle bir tefrîk bir bâin boşama sayılır.
Kadî Şurayh, Zuhrî ve Ebu Sevr gibi bazı fakihler, boşanma sebeplerini yukarıdaki hastalıklarla sınırlı tutmaz ve “karşı eş için evliliği çekilmez hale getiren her türlü hastalık ve kusur” u bir boşanma sebebi sayarlar.
b) Kocanın nafakayı temin etmemesi: Eşinin ve küçük yaştaki çocuklarının nafakasını temin etmek koca üzerine vaciptir. Ancak Hanefîlere göre kocanın eşinin masraflarını karşılamaması veya karşılayamaması bir boşanma sebebi değildir. Bu durumda kadın gerektiğinde mahkemeye başvurarak nafakayı tahsil etme hakkına sahiptir. Diğer üç mezhebe göre ise, koca nafakayı temin etmez ve nafaka için görünen ve bilinen bir malı da bulunmazsa, hâkime başvurarak boşanma talebinde bulunabilir. Dayandıkları delil, bu durumun “zarar vererek kadınları tutmak”( Bakara, 2/231) olarak yorumlanmasıdır. Bu tür ayrılık; İmam Şâfiî ve Ahmed İbn Hanbel’e göre bir fesih, İmam Mâlik’e göre bir Ric’î talâktır.
c) Terk ve gâiplik: İslâm hukukunda kaybolan, nerede olduğu, ölü mü diri mi bulunduğu bilinmeyen eş için mefkud terimi kullanılır. Bu kimsenin ölümüne hükmedebilmek için Ebû Hanîfe ve Şâfiî’ye göre 90 yaşına kadar veya yaşıtları göçünceye kadar beklenir. Bundan sonra ölümüne hüküm verilir. Bu iki mezhebe göre kayıplık bir boşanma sebebi değildir. İmam Mâlik’e göre ise son haber alma tarihinden itibaren 4 yıl geçtikten sonra kadın bu sebeple kocasından boşanmayı talep edebilir.
Kocanın sağ olduğu bilindiği halde evine dönmezse buna gâib denir. Hanefî ve Şâfiîler bu durumu da boşanma sebebi saymazlar. Mâlikîler’e göre gâiplik bir yıl ve daha fazla, Hanbelîler’e göre ise altı ay ve daha fazla sürmüş olursa, hâkim belirli şartlarla boşanmaya karar verebilir. 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi bu konuda Mâlikîler’in görüşünü kanunlaştırmıştır.( H.A.K. mad. 127)
d) Kötü muâmele ve şiddetli geçimsizlik: Hanefî ve Şâfiîler kötü muâmele ve şiddetli geçimsizliği de bir boşanma sebebi saymazlar. Ara bulmak ve geçimsizliği gidermek için gerektiğinde mahkemeye başvurmayı yeterli görürler.
Mâlikîler’e göre kocasının kendisine kötü muamelede bulunduğu kadın hâkime başvurarak boşanma talebinde bulunabilir. Bunu ispat ederse hâkim hemen boşamaya karar verir. İspat edemezse, hâkim uygun iki kişiyi hakem seçer, bunlar tarafların arasını bulmaya çalışırlar, bu mümkün olmazsa boşanma yoluna giderler. Hakemlerin vereceği boşama kararı, eğer kusur kocada ise bâin talâk, kadında ise muhâlea sayılır.
(11) Lian yöntemi: Karısının zina ettiğini veya çocuğunun zina ürünü olduğunu iddia eden ve bu iddiasını gerektiği gibi ispat edemeyen koca, hâkime başvurarak özel bir yeminleşme yoluyla evliliğe son verdirebilir. Kur’an’da düzenlenen bu yeminleşme prosedürüne (Nûr, 24/6-9) lian veya mülâane denir. Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre lian sonunda bir bâin talâk meydana gelirken, Ebû Yûsuf ve diğer mezhep imamlarına göre, taraflar birbirlerine ebedî olarak haram olurlar.
(12) Dinden çıkmanın (irtidat) evliliğe etkisi: Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Mâlik’e göre eşlerden birisi İslâm’ı terk etse nikâh akdi kendiliğinden ortadan kalkar. Bu konuda mahkeme kararına gerek olmaz. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre böyle bir durumda evliliğin feshi, iddet süresi sonunda gerçekleşir. Buna göre dinden çıkan eş, iddet süresi içinde İslâm’a dönerse evlilikleri önceki hal üzere devam eder.
Küçük çocuk, eşlerden birisi müslüman ise onun dinine tabi olarak müslüman sayılır. Yine iki eşten birisi İslâm’a girse, eğer bu eşin küçük çocuğu varsa, o da onun İslâm’a girişi ile müslüman sayılır. Bu konuda çocuğun yararı esas alınır. Hadiste, “İslâm yücedir, onun üzerine yücelinmez.”( Buhârî, Cenâiz, 79) buyurulmuştur. Eşlerden birisi ehl-i kitaptan, diğeri ateist ise çocuk ehl-i kitaptan sayılır.
Kadın İslâm’a girip, kocası küfür ehli olarak kalsa, kocasına İslâm’a girmesi için teklif yapılır, kabul ederse evlilikleri önceki hal üzere devam eder. Koca İslâm’ı kabul etmezse, kadının mahkemeden ayrılık kararı alma hakkı doğar. Bu tefrîk kararı, Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre bir bâin talâk, Ebû Yûsuf’a göre ise boşama sayısına girmeyen bir ayırmadır.( İbnü’l-Hümâm, age, II,507; Meydânî, Lübâb, III, 26)
Kadın gayri Müslim ülkede İslâm’a girip, kocası İslâm’a girmese, iddet süresi sonuna kadar ayrılık meydana gelmez. Çünkü kocası bu süre içinde İslâm’a girerse, evlilikleri devam eder. Aksi durumda kadın kocasından kesin olarak ayrılmış sayılır.( İbnü’l-Hümâm, age, II, 508; Meydânî, age, III, 27)
(13) Eşlerden birinin ölümü: Kadın vefat edince, evlilik derhal sona erer. Koca vefat edince ise, eşi 4 ay 10 gün iddet bekleyeceği için, evlilikle ilgili bağı bir süre daha devam eder. Bu süre içinde yeniden evlenemez.
 
Boşanan kadının mâlî hakları nelerdir?

Boşanan kadın, boşama hangi çeşitten olursa olsun, üç hayız ve temizlenme süresince iddet bekler.( Bakara, 2/228) Bu iddet süresince de kocanın nafaka yükümlülüğü devam eder. Kadın gebe ise, bu yükümlülük doğuma kadar sürer. Ancak Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre üç kez boşanan kadına iddet süresince yalnız mesken temin edilir, giyim, yiyecek ve benzerleri gerekmez.
 
Tesekkürler,emeğine saglık!
 
Yorumuna sağlık bacım!
 
Sual: Bir kadın, boşanma hakkı kendi elinde olmak üzere nikahlanmak için ne yapması gerekiyor?
CEVAP
Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye’de diyor ki:
Kadın, boşanmak benim elimde olmak üzere seninle evlendim der ve erkek de bunu kabul ettim derse, kadının boşanması kendi elinde de olur. Erkek eşine (İşin, senin elinde olsun) veya (Kendini sen boşa) yahut (Diler isen boşsun) gibi cümlelerden birini söylerse, kadın, ancak o oturumda kendisini boşayabilir. Kocası (Ne zaman istersen kendini boşa) derse, o oturuma mahsus olmaz. Kadın istediği zaman, kendini boşayabilir.

Kendisine boşanmak hakkı verilen kadın, kocasına (Seni boşadım) derse, boşanma işi gerçekleşmez. (Kendimi boşadım) demesi lazımdır. Nikah yapılırken kadın, (Ne vakit istersem, kendimi senden boşamak üzere...) diyerek, şart ederse, erkek de, nikah yapılırken, bu şartı kabul ettim derse, böyle şartlı nikah sahih olur ve kadın da boşanmak hakkına sahip olur. Erkek boşanma hakkını verse, kadın (Ben boşanma hakkını istemem) dese de, hakkını red etmiş olmaz. Dilediği zamanda, kendini boşayabilir. Erkek nikah yaparken, (Boşanmak senin elinde olmak üzere, seni nikah ettim) derse, nikah sahih olup, boşanmak hakkı kadının elinde olmaz. Fakat, önce kadın, (istediğim zaman, boşanma hakkı elimde olmak üzere sana nikahlandım) der, erkek de, (kabul ettim) derse, hem nikah sahih olur, hem de, boşanmak kadının elinde olur.

Sual:
Nikah kıyılırken, kadının boşanma hakkını almasını tavsiye eder misiniz?
CEVAP
Tecrübelerimize istinaden söylüyoruz. Genelde kadın erkeğe göre daha duygusaldır. Olaylarda tez etkilenir. Hislerine mağlup olur. Zaruri haller hariç, boşanma hakkını almasını tavsiye etmeyiz.
 
BOŞAMADA PİŞMANLIK

Evli bir çift mahkeme kararı ile ayrılıyorlar. Sonra kadın pişman olup tekrar kocasına dönmek istiyor, bu mümkün müdür?

Isâmda boşama yetkisi erkeğe aittir. Boşamanın mahkemede olması da şart değildir. Karı-koca birbirlerine üç bağla bağlıdırlar. Haram ve çirkin bir davranış olmakla beraber, erkek bu bağların üçünü birden koparmışsa artık karısına istediği anda dönemeyecektir. Sözünü ettiğiniz olayda, henüz mahkemeye gidilmemişken, ya da mahkemede erkek karısını üç "talak"la boşamışsa, karısının ya da kendisinin pişman olması artık fayda vermez ve birbirlerinden kesinkes ayrılmış olurlar. Eğer koca karısının, bütün bağlarını koparmayı kastederek üç talakla boşanmamışsa tekrar birbirlerine dönebilirler. Boşama şekli "ric'î" (cayılabilir) ise nikâh yapmalarına bile gerek yoktur.
 
BOŞANMANIN ÜÇ TALAKLA OLMASI

Boşama için üç talak şart mıdır? Bir erkek kagıda, "üçten dokuza kadar benden boşsun" yazdığında karısını boşamış olur mu? Bu hüküm Islam'a göre boşanmayı bilmeyen erkekler için geçerli midir? Yani kendisi yazdığının ne manaya geldiğini bilmiyorsa ve birileri böy1e yazmasını söylediği için yazmışsa yine karısını boşamış olur mu?...

Boşama için üç talak şart değildir. Nikâhlı olan karı-koca birbirlerine üç itibârî bağla bağlıdırlar. Sünnet olan boşama, erkeğin bu bağları belli şartlarla ve tek tek koparmasıdır. Tâ ki, düşünmeye ve başka ihtimallere fırsat bırakılmış olsun. Ancak erkek bu üç bağı birden koparırsa, çirkin bir bid'at olmakla beraber bu da gerçekleşir.

Yazı ile boşanmaya gelince bu; ya tam bir vesîka gibi başlıklı, imzalı olur, ya da alelâde bir yere yazılmakla olur. Bu alelâde yazılan, eğer havaya, suya ve benzeri şeylere yazılır ve yazıldığı yerde okunmaz durumda olursa; boşamak niyeti olsa da olmasa da karısını boşamış olmaz.Yine alelâde olmak üzere, rastgele bir duvara, bir kitabın ya da defterin kenarına, sıradan bir kâgıda okunacak şekilde boşadığını yazarsa, boşama niyeti olması halinde karısı boş olur, boşama niyeti olmaması halinde ise boş olmaz. Ama başta söylediğimiz gibi, bir evrak niteliğinde isimli, imzalı, mühürlü vs. bir kâğıda karısını boşadıgını yazarsa, niyeti olsun olmasın, karısını boşamış olur. (bk. Fetâvâ-yi Hindiye I/378-79) Buralardan da anlaşılıyor ki, erkeğe, kendisinin ne olduğunu bilmediği bazı cümleler yazdırılsa, bunlar da boşamayı ifade eden cümle olsa karısı boş olmaz; çünkü yazdığı kağıt bir tutanak değildir ve böyle bir niyeti yoktur. Ancak bu, "diyâneten", yani Allah indinde böyledir. Ama faraza, bir Islâm mahkemesi olsa ve bunu mahkemeye ispat etseler, mahkeme niyeti bilemeyeceğinden boşanmalarına karar verir.
 
Geri