Selim Çürükkaya/ „12 Eylül 1980 askeri darbesi ile cezaevine giren müzik yapımcısı Cem Yılmaz
Metris Cezaevi'nde işkence sırasında sürekli dinletilen Müşerref Akay'ın "Türkiyem"
isimli şarkısının telif haklarını satın aldı.
Cezaevinde askerlerin dayak attığı esnada büyük hoparlörden
yüksek sesle dinletilen şarkının işkence günlerini hatırlattığını söyleyen Yılmaz şarkıya ambargo koydu.“
Star Gazetesinde ki haber böyle başlıyor
Ve başlığı da 12 Eylülden böyle intikamını aldı diyordu.
Ya sayın Cem Yılmaz sen biliyormusun biz Diyarbakır cezaevinde hangi marşların eşliğinde işkence görürdük?
Paran varsa lütfen onlarında telif hakkını satınalabilir misin?
Çünkü o marşların sesi kulaklarıma geldiğinde kendimi işkencede hissediyorum.
Ve o günler o manzaralar gözlerimin önünde tekrar canlanıyor.
İlk önce istiklal marşının telif hakkını satın al.
Çünkü bu marş okunduğunda benim bileklerim arkadan kelepçelenmiş
Bir grup arkadaşımla zincirlenmiş halde
dayak zoruyla marş söylediğimi
başıma omuzlarıma copların indiğini hatırlıyorum
Ve başka bir şey daha hatırlıyorum:
Bacaklarımızın arasına tekmeler yüzümüze yumruklar vurulurken İstiklal marşının bir yerinde
„Ben ezelden beri hür yaşadım hür yaşarım
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım“
satırlarını bağırarak söylediğimizi
birde bu bölümü yüksek sesle söylediğimiz için ekstra işkence gördüğümüzü hatırlıyorum.
Birde şu andımız pardo andınız var ya! Onun telif hakkını da satın al.
Hiç bir yerde hiç bir zaman okunmasın!
Çünkü o and okunduğunda tüylerim diken diken olur
Bir grup asker ellerindeki balta ve kürek saplarıya bizi linç ederken
O marşın bir yerindeki;
„Ey bu günümüzü sağlayan ulu Atatürk“ diye bağırdığımızı anımsıyorum.
Tarihi çevir marşının telif hakkınıda satın al!
Çünkü onu duyduğumda havalandırmaya çıkarılan bir koğuştaki insanları hatırlıyorum
Yarısı diğer yarısının sırtına binmiş binenler altlarındaki arkadaşlarının kulaklarından tutmuş
Diyarbakırın sıcağında ve soğuğunda yuvarlak bir halka halinde yürüyorlar.
Gidecekleri yol sonsuzdur..
Hem binenler hem binilenler hep bir ağızdan şu marşı söylüyorlar.
„Tarihi çevir nal sesi kısrak sesi bunlar
Delmiş Romanın kalbini mızrak gibi Hunlar
Göktürkler Uygurlar Oğuzlar Peçenekler
Türkün yüce tarihine binbir zafer ekler
Dünya atının nalları altında ezildi
Kaç Haçlı sefer göğsüne çarpınca kesildi
Bir gün gemiler dağlara tırmandı denizden
Kudret ve zafer bizlere miras dedemizden“
Eski şehir marşı var ya onun telif hakkını satın alabilirsen parasını ben ödeyeceğim.
Çünkü Diyarbakır celladı Esat Oktay Yıldıran O marşı
yüz tane komandoya yüksek sesle söyleterek bütün koğuşları dolaştırdı ve vahşet devri ondan sonra başladı.
Birde „Çırpınırdı karadeniz“ diye bir marş var her mısrasından ırkçılık kokar
Onu duyunca içim parçalanır şu olayı hatırlarım:
Diyarbakır cezaevinin hücre bölümünde işkence zoruyla günde elliden fazla marşı topluca bize okuturlardı.
Daha doğrusu marşı İsmail Hakkı isminde bir tutuklu okur bizde 120 kişi koro halinde onun söylediğini tekrarlardık.
Bir gün yine böyle marş okuyorduk.
Gardiyan emirle marşı kesti „Çürükkaya sen çırpınırdı karadeniz marşını oku!“ dedi.
Biraz bocaldım „ezbere marşı bilmiyorum“ dedim.
Marşların yazılı olduğu defteri getirip elime verdi.
Ikına sıkına okuyorum diğer tutuklularda söylediklerimi koro halinde tekrarlıyorlar.
Marşın bir yerinde „Vefalı türk geldi yine“ bölümüne geldiğimde ben koro halide burayı hep „Vefasız Türk geldi yine“ olarak okuyordum.
Unutmuşum tek olarak okurkende yine öyle okudum beni takip eden koroda okuyunca komandolar: „marş kes dayak düzeni alın lan“ dedi:
Yüz yirmi kişi sırt üzeri uzandı ayaklarını parmaklıkların arasından dışarı uzattı.
Ve komandolar ellerindeki balta saplarıyla uzatılan ayakların tabanlarına vurdular.
Hele o bir tane marş varki onu duyunca açlıktan hala midem guruldar.
Onunda telif hakkını al adını sonradan sana bildiririm:
Hücrelerde açtık bir deri bir kemik kalmıştık.
Çoğumuz açlıktan verem hastalığına yakalanmıştık
O halimizle bizi ayakta tek sıraya dizip ordu marşları söyletiyorlardı
Bizde koro halinde söylerken gardiyanlar çakmaz diye marşları değiştirerek söylüyorduk
Mesala bir marş vardı adı neydi şu anda unuttum:
Ama ilk mısrası şöyleydi:
„Boğazdan akan mavi sular
Hasretle Midilliyi sarar
Ufukta gemileri arar“
Bizler açtık bu satırları değiştirmiş şöyle söylüyorduk:
„Boğazdan akan meysular
Hasretle mideyi sarar
Ufukta bisküvileri arar“
Velhasılı kelam sayın müzikçi Cem Yılmaz işkenceci marşların hepsini burada sana anlatamam anlatsam ne yer kalır nede senin gücün yeter ki hepsinin telif hakkını alıp yasaklayasın. Değişmelidir her şey ve ırkçı işkenceci marşların hepsi çöpe gitmelidir. Bana işkenceyi yaşatan bir marş eğer başka birisine gurur duygusu veriyorsa nasıl birarada yaşayabiliriz?
Selim Cürükkaya
Metris Cezaevi'nde işkence sırasında sürekli dinletilen Müşerref Akay'ın "Türkiyem"
isimli şarkısının telif haklarını satın aldı.
Cezaevinde askerlerin dayak attığı esnada büyük hoparlörden
yüksek sesle dinletilen şarkının işkence günlerini hatırlattığını söyleyen Yılmaz şarkıya ambargo koydu.“
Star Gazetesinde ki haber böyle başlıyor
Ve başlığı da 12 Eylülden böyle intikamını aldı diyordu.
Ya sayın Cem Yılmaz sen biliyormusun biz Diyarbakır cezaevinde hangi marşların eşliğinde işkence görürdük?
Paran varsa lütfen onlarında telif hakkını satınalabilir misin?
Çünkü o marşların sesi kulaklarıma geldiğinde kendimi işkencede hissediyorum.
Ve o günler o manzaralar gözlerimin önünde tekrar canlanıyor.
İlk önce istiklal marşının telif hakkını satın al.
Çünkü bu marş okunduğunda benim bileklerim arkadan kelepçelenmiş
Bir grup arkadaşımla zincirlenmiş halde
dayak zoruyla marş söylediğimi
başıma omuzlarıma copların indiğini hatırlıyorum
Ve başka bir şey daha hatırlıyorum:
Bacaklarımızın arasına tekmeler yüzümüze yumruklar vurulurken İstiklal marşının bir yerinde
„Ben ezelden beri hür yaşadım hür yaşarım
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım“
satırlarını bağırarak söylediğimizi
birde bu bölümü yüksek sesle söylediğimiz için ekstra işkence gördüğümüzü hatırlıyorum.
Birde şu andımız pardo andınız var ya! Onun telif hakkını da satın al.
Hiç bir yerde hiç bir zaman okunmasın!
Çünkü o and okunduğunda tüylerim diken diken olur
Bir grup asker ellerindeki balta ve kürek saplarıya bizi linç ederken
O marşın bir yerindeki;
„Ey bu günümüzü sağlayan ulu Atatürk“ diye bağırdığımızı anımsıyorum.
Tarihi çevir marşının telif hakkınıda satın al!
Çünkü onu duyduğumda havalandırmaya çıkarılan bir koğuştaki insanları hatırlıyorum
Yarısı diğer yarısının sırtına binmiş binenler altlarındaki arkadaşlarının kulaklarından tutmuş
Diyarbakırın sıcağında ve soğuğunda yuvarlak bir halka halinde yürüyorlar.
Gidecekleri yol sonsuzdur..
Hem binenler hem binilenler hep bir ağızdan şu marşı söylüyorlar.
„Tarihi çevir nal sesi kısrak sesi bunlar
Delmiş Romanın kalbini mızrak gibi Hunlar
Göktürkler Uygurlar Oğuzlar Peçenekler
Türkün yüce tarihine binbir zafer ekler
Dünya atının nalları altında ezildi
Kaç Haçlı sefer göğsüne çarpınca kesildi
Bir gün gemiler dağlara tırmandı denizden
Kudret ve zafer bizlere miras dedemizden“
Eski şehir marşı var ya onun telif hakkını satın alabilirsen parasını ben ödeyeceğim.
Çünkü Diyarbakır celladı Esat Oktay Yıldıran O marşı
yüz tane komandoya yüksek sesle söyleterek bütün koğuşları dolaştırdı ve vahşet devri ondan sonra başladı.
Birde „Çırpınırdı karadeniz“ diye bir marş var her mısrasından ırkçılık kokar
Onu duyunca içim parçalanır şu olayı hatırlarım:
Diyarbakır cezaevinin hücre bölümünde işkence zoruyla günde elliden fazla marşı topluca bize okuturlardı.
Daha doğrusu marşı İsmail Hakkı isminde bir tutuklu okur bizde 120 kişi koro halinde onun söylediğini tekrarlardık.
Bir gün yine böyle marş okuyorduk.
Gardiyan emirle marşı kesti „Çürükkaya sen çırpınırdı karadeniz marşını oku!“ dedi.
Biraz bocaldım „ezbere marşı bilmiyorum“ dedim.
Marşların yazılı olduğu defteri getirip elime verdi.
Ikına sıkına okuyorum diğer tutuklularda söylediklerimi koro halinde tekrarlıyorlar.
Marşın bir yerinde „Vefalı türk geldi yine“ bölümüne geldiğimde ben koro halide burayı hep „Vefasız Türk geldi yine“ olarak okuyordum.
Unutmuşum tek olarak okurkende yine öyle okudum beni takip eden koroda okuyunca komandolar: „marş kes dayak düzeni alın lan“ dedi:
Yüz yirmi kişi sırt üzeri uzandı ayaklarını parmaklıkların arasından dışarı uzattı.
Ve komandolar ellerindeki balta saplarıyla uzatılan ayakların tabanlarına vurdular.
Hele o bir tane marş varki onu duyunca açlıktan hala midem guruldar.
Onunda telif hakkını al adını sonradan sana bildiririm:
Hücrelerde açtık bir deri bir kemik kalmıştık.
Çoğumuz açlıktan verem hastalığına yakalanmıştık
O halimizle bizi ayakta tek sıraya dizip ordu marşları söyletiyorlardı
Bizde koro halinde söylerken gardiyanlar çakmaz diye marşları değiştirerek söylüyorduk
Mesala bir marş vardı adı neydi şu anda unuttum:
Ama ilk mısrası şöyleydi:
„Boğazdan akan mavi sular
Hasretle Midilliyi sarar
Ufukta gemileri arar“
Bizler açtık bu satırları değiştirmiş şöyle söylüyorduk:
„Boğazdan akan meysular
Hasretle mideyi sarar
Ufukta bisküvileri arar“
Velhasılı kelam sayın müzikçi Cem Yılmaz işkenceci marşların hepsini burada sana anlatamam anlatsam ne yer kalır nede senin gücün yeter ki hepsinin telif hakkını alıp yasaklayasın. Değişmelidir her şey ve ırkçı işkenceci marşların hepsi çöpe gitmelidir. Bana işkenceyi yaşatan bir marş eğer başka birisine gurur duygusu veriyorsa nasıl birarada yaşayabiliriz?
Selim Cürükkaya