İs black - Photoblog

Konu sahibi son olarak 2015 gün önce görüldü



Bazı insanlar yaşadıkları anları resmeylemeyi özellikle sever. Bkz , ben.
Özellikle hayvanları resmeylemeyi çok severim. Vaktim oldukça atarım.



Bu güzellikle başlayalım,
Sevdiğinizi anladığında, duyduğu memnuniyetle o gözleri kapayıp duyduğu güven var ya ? Paha biçilemez.
Verin, hayvanlara o güveni verin. Sonrası onların size vereceği güven kat be kat fazlası olacaktır emin olun.


EDD2ov.jpg



 
9NNzXZ.jpg



Bu çocuktan hergün makas almak farz oldu sanırım.
Bir pasaj var buralarda oranın bekçisi gibi ismi Arap.
Sevdim, çokça. Masum bi okadar da asil.
 
pnnAYn.jpg


Adını bilmiyorum ama ben ona ısırgan diyorum (:
Çünkü ısırarak oynamayı hayli seviyor. Çok sevimli, çok oyuncu, çokta şımarık.
Sevilesi, yenilesi.
 
moobrZ.jpg


Isırganın çetesinden. Uyuşuk derim ben ona.
El uzattığım an yatar sev beni der resmen.
Severim seni.
 
BzznYj.jpg


Yaşamak dediğimiz bu bilinç yoksunluğu bizi daha fazla ne kadar sınayacak? ben bilmiyorum.
 
mooAm8.jpg


Senin o üzgün bakışını severim çocuk.
Bu resmi atınca altına şunu yazasım geldi ;

Bir şeyler için çabalamaktan ziyade
ben şöyle
köşede
yaşamak,
yaşlanmak istiyorum.
lütfen.
ben hüznün sınırını geçeli çok uzun zaman oldu.
 
AzzBPp.jpg



Evet, haksız sayılmazsınız uzak duruyorum kaçıyorum herkesten. Oldum olası yaparım aslında bunu, ama son zamanlarda daha farklı durum. Hayvan müttefikliğini yaptığımdan beri, onların gözlerindeki çaresizliği gördüğümden beri, sessizliklerini anlamaya çalıştığımdan, onları acı çekerken gördüğümden beri, hayatımın odak noktası olduklarından beri, içimde farklı bi güneş var, daha sıcak, daha çok huzur veriyor. Bazen de kış günü sobaya dokunmak gibi. Acı veriyor, ama elimi çekmiyorum. Çekmekte istemiyorum.

Herkesten kaçtıkça kendime yada onlara daha çok yaklaşıyorum.

Yalnızlık Allah'a mahsus derler ya, hadi ordan diyorum, öyle olsaydı bizi yaratmazdı, yada istediğimiz an kendi içimizde bile yalnız bırakmazdı.

Neden var olduğumu düşünmekle geçti ömrüm, bu tam tamına 20 yılımı aldı diyebilirim, ama bir canlıya hayat vermenin içimdeki huzuru hissedene kadar, sonra o zamana kadar aslında hiç düşünmediğimi fark ettim. Başkalarının neden var olduğunu anlamaya paralel gidiyor kendini anlamak. Onların gözlerimin içine bakışlarını izledikçe çok şey kaçırdığımı, hatta hiç bir şey bilmediğimi, kendimi izlediğimi gördüm. Evet tam da öyle.

Bir köpek mesela... Durup bir an dik dik bakar hani suratına. Korkutmaz da ama bir şey de istemez... Neden yapar bunu mesela? Aklından ne geçer? Anlamadan biterse ömrün, ne anlamı vardır hayatına bir şekilde girmiş olmasının? Figüranlarla mı dolu hayatın? Başrolde sadece sen mi varsın? Ben bu düşünceyi geçeli yıllar oldu. Ben hüznün sınırını geçeli çok zaman oldu.

Buna başka işin gücün mü yok diyen de, kafa yormanın "delilik" olduğunu söyleyenler de var. Çok var onlardan. Hatta her yerde, her yanda onlar var. Ama benim için uzun zamandır yoklar. Benim için insanların ne düşündüklerinin, neyi mantıklı bulduklarının, neyi tasvip ettiklerinin uzun zamandır kendileri kadar önemi yoklar. Sadece bazen yergi kısımlarına karışıyorum, bu da elimde değil Allah'ın yarattığını hakir görmek(?) ne haddimize?

Neyse sırtımı döndüm onlara. Anlamaya anlatmaya çalışmaya değmezler gibi. Gözlerinde anlam yok, sanal yaşıyorlar, eğlencelerine malzeme arıyorlar, bazen de bencilliklerine alet etmeye yandaş. Bazıları reklamlardaki yaşamları satın almak için, bazıları hayallerinde ki misyonu gerçekleştirmek için, bazıları da egolarına bir kat daha çıkmak için çalışıyorlar. Aynada kendi gözlerine bakmıyorlar. Aslında yoklar. Bilim kurgu filmlerdeki klonlar gibiler, köle olarak kullanılmak için insanlar tarafından "yapılmış", yapanların izin verdiği ölçüde hayatları var. Üzgünüm ama, bu böyle.

Ben böyle konuştukça sinirli ve deli diyorlar.
Hiç tanımadığım birini ziyarete gittiğim, yanında olduğum için de "aptal" dediler, "salak" dediler...
Fakat bunları bizzat yaptığım kişiler öyle demezdi, biliyordum. Beni görünce şaşırmazlardı bile. Onlar oyuncu değildi, yada oyunlarına figüran aramıyolardı.

Geçen gün trafikte giderken hiç unutmuyorum bir yaşlı teyze karşıya geçmeye kalktı o tehlikeli yönde. Durdum, indim arabadan koluna girip karşıya geçirdim, şöyle bir baktı yüzüme şaşırdı sadece. Ama korkuyla baktı ilk anda yüzüme, kendimi tanıtırken. "Korkmayın bu yol tehlikeli, sadece karşıdan karşıya eşlik etmek istedim. Korkuttuysam özür dilerim" dedim. O an dondu kaldı." Sapık sandı herhalde beni kadıncağız, sustu. Daha fazla tedirgin etmemek adkna müsaadenizle dediğimde "Kusura bakma oğlum, alışkın değilim ben böyle bir şeye garipsedim. Bir anda bacaklarım titredi tansiyonum düştü heralde, Allah razı olsun dedi" Tansiyonu düştüğü için bir banka oturttum, bende yanına oturdum gidesim gelmedi hiç o an. Yaşlıları dinlemeyi severim. Onlardan kaçmam mesela. Konuştuk dakikalarca. Yüzündeki ben'in yakıştığını söyleyen ilk kişi benmişim. Diyemedim ki değil ben, yüzündeki kırışıklar bile ömre bedel. Hayranlığımla tedirgin etmek istemedim. ^^ Konuşurken hiç şaşırtmadık birbirimizi, sanki her cümlemiz daha önceden birbirimize söylenmiş gibiydi. "Keşke senin gibi bir oğlum olsaydı" cümlesi günümün tüm stresini alıp götürmüştü. Diyemedim keşke benim de senin gibi bir annem olsaydı, çünkü benim annem de tıpkı onun gibiydi; yüzünde ki çizgilere kadar kader yolum bildiğim, kurban olduğum, elindeki ben'lere kadar sevip okşadığımdı. Bu konu fazla derin, gitmesin Saygın oralara, çıkamaz.

Demem o ki;

Bir kediyi, bir köpeği, kısacası bir hayvanı, bir yaşlıyı, bir çocuğu bu kadar korkutmaya, tedirgin etmeye ne hakkımız vardı? Bir hayvanın başını okşamak mı zor geldi, bir yaşlıya yardım etmek mi? Ya da bir çocuğa gülümsemek mi? Eh be ya, bize vicdan ve merhamet çerçevesi içinde ki herşey mi bu kadar zor geldi? Bir hayvanı sevmeniz için dili olması, bir yaşlıya hürmet için gücü olması, bir çocuğa gülmek için büyümüş olması gerekmezdi halbuki.

Bazı şeyleri konuşmaya gerek yoktur. İçini dinlemeyi bilirsen, dışını da daha iyi anlarsın.
 
Geri