İradem Çok Zayıf

🕒 Konu sahibi 16 saat önce aktifti
Cevap: Bismillahirrahmanirrahim

Unutmayalım ki bu dünya bir imtihan yeridir. Ne cennet ne de cehennem boşuna yaratılmış değildir. Cennete gitmek kolay değil ve cehennem de boş kalacak değil.

Tek şıklı bir imtihan olabilir mi? İnsan, zıtlar arasındaki seçimi ile cennet veya cehennemi hak edecektir. Tek kefeli terazi olmayacağı gibi her varlık da zıttı ile vardır. İşte insanın karşısında da şeytan ve nefsi vardır.

Ve nefsin de, şeytanın da yaratılması bir hayırdır aslında. Çünkü insan bu iki varlık sayesinde yükselme imkânına kavuşur. Şeytanı düşman bilerek Allah’a dost olabilirler, Allah’ın en çok sevdiği kulu olabilirler. Cennete ve ebedî saadet nimetine erebilirler. Bunun için insan, şeytanın kendine ilişmesiyle manevi bir yarışa çıkar, şeytana karşı mücadele eder ve sonunda manen ilerler, yüce bir mertebeye erer. İşte böyle bir neticeye sebep olduğu için şeytanın yaratılması hayırdır ve bu yönüyle güzeldir.

Ateşi de Rabbimiz yarattı. Elini ateşe sokan bir kimse duyduğu acıdan dolayı Yaratıcısını suçlayabilir mi? Ateşi yaratmaya ne gerek vardı diyebilir mi? Oysa o kişi ateş var olduğu için değil, kendi elini ateşe tuttuğu için zarar görmüştür.

Yani şeytanın da, nefsin de varlığı rahmettir. Güzel olmayan, nefse ve şeytana uymaktır.

O halde hedefimiz nefsimize ve şeytana boyun eğmek değil, onları eğitip hâkim olmaktır. Bunun yolu da mücadeleden geçer. Zahmetsiz rahmet olabilir mi?

Öncelikle bunu başarmanın mümkün olduğuna inanmalıyız. Zaten bu mümkün olmasaydı, o halde insanlar nasıl ödüllendirilebilir veya cezalandırılabilirdi?

Nefse hâkim olmak ve şeytana kul olmamak mümkün. Buna inandığımız gibi, kolay olmayacağını da bileceğiz. Mevlana Hazretlerinin konuyla alakalı olarak “put kırmak kolaydır, fakat nefsi eğitmeyi kolay görmek cahilliktir” sözünü unutmayalım.

Bu mücadeleyi kazanmanın yolu nefse değil, Hakk’a uymaktan geçer. O halde Hakk’ı bilmezsek, nasıl uyabiliriz? Demek ki, bu mücadelede bilgiye, ilme ihtiyacımız var. Okuyacağız, okuyacağız, tefekkür edeceğiz. Dini bilgilerimizi kafa karıştırmayan güvenilir kaynaklardan okuyup öğreneceğiz. Nefsimiz bir şey isterse, “hayır, sen yanlış şey istiyorsun. Doğrusu bu” diyebileceğiz.

Kibir, şeytanın yardımcısıdır. Nefsini beğenen kimsenin değeri, Allah katında düşer. Biz secde ettikçe, değerimiz yükseliyor. Yani “ben çok acizim, her şeye muhtacım” ve “Rabbim sen en büyüksün, her türlü eksiklikten münezzehsin” dedikçe yükseliyoruz.

O halde şeytana bu imkânı vermeyelim. Gözümüz başkalarının kusurunda değil, kendi eksikliğimizde olmalıdır.

Bu yolda sabra ve desteğe ihtiyacımız var. Sabırla mücadele ederken maddi-manevi destek arayışında olacağız. Allah Teala ile aramızın iyi olması şarttır. Bütün âlemlerin Yaratıcısı’nın razı olduğu bir yolda olursak, bizi kim yenebilir?

Sağlam bir arkadaş çevresine ihtiyacımız var. Arkadaşlarımızı, beraber vakit geçirdiğimiz insanları iyi seçmeliyiz. Yanlış yaptığımızda bizi uyarabilecek, bize bir şeyler katabilecek insanlarla vakit geçirmeliyiz. Ezan okunmadan bize namazı hatırlatacak dostlara ihtiyacımız vardır.

İbadetler, kişiye kul olduğunu hatırlatır. Kulun ise yapılacak vazifeleri vardır. Oruç, nefse hakim olabilmek için güzel bir vesiledir. Helal bir yemeği, helal bir içeceği içmeyen insan, nasıl olur da harama el uzatabilir?

Ve nasihat… Yapımız gereği gaflete yakınız. Uyanmak için öğüde ihtiyacımız vardır. Öğüt, kıpırdanıp kendine gelmek için bir dürtüdür. En güzel nasihat de ölümdür. En az ayda bir defa mezarlıklara gidelim. Sanki sonu gelmeyecek bir hayat için koşmamızı emreden nefsimize bu manzarayı gösterelim. Ve bir de hastaneler. Halimize şükredip uyanmak için hastaları ziyaret edelim. “daha gençsin, ileride namaz kılarsın” diyen nefsimize, gencecik yatalak bir hastayı gösterelim.

Vaktimizi iyi değerlendirmeliyiz. Boş işlere ve eğlenceye dalarsak, nefsimizin hâkimiyetine girmişiz demektir. İnsana bir şey kazandırmayan eğlence, aldanmadan başka bir şey değildir. Aldanmamak için, iradeye hâkim olmayı başarmalıyız.

İradesine hâkim olan, başka bir şeyin kölesi olmaz. Yusuf (A.S.)’ın yaşadıklarını hatırlayalım. Allah’a köle değil de nefsine köle olsaydı, Mısır’a sultan olabilir miydi? Allah’a köle olan kimse vezir, nefsine köle olan kimse ise zelil olur.
 
Geri