İnsandan Vazgeçmek

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
İnsan yaş aldıkça, birtakım kötü tecrübelerden muzdarip daha tahammülsüz olmaya başlayabiliyor. Karşısındaki kişilere ve vuku bulan olaylara karşı düşünmeksizin karşılık verir, çarçabuk öfkelenip tepki gösterir bir vaziyet içinde buluyor kendini. Bu hâletiruhiyeden kaynaklanan hadsiz söylemler ve takınılan tavırlar, o kişiyi kendini beğenmiş, ukala, hatta sevgisiz ve nefret dolu biri gibi gösterebilir. Ama söz konusu olan aslında bir bıkkınlık, bir tükenmişlik, bir yılmışlık hadisesidir. Böylesi bir duruma sebebiyet veren, kişinin kendini çaresiz hissetmesinden başka bir şey değildir.

Konuyu derinleştirmek bakımından çaresizliği dile getiren bir başka söylem olan naçar kalmaktan yola çıkarsak, naçarlık, kimsesiz kalmaya, yabancılaşmaya, yani el olmaya ve/veya tutunamamaya ilişkin bir çaresizliktir. Romantizm döneminin bir başyapıtı olan Les Misérables (Sefiller) romanını çoğumuz okumuştur. Eserin türkçe tercümesi her ne kadar "Sefiller" olsa da, Victor Hugo'nun kaleminden "misérable" sözcüğünün asıl işaret ettiği ifade acıya ve sefalete düşmüşlük, terk edilmişliktir. Tek bir sözcükle en uygun tabiri yakalamaya çalışacak olursak, "düşkünler" bizim için yeterli olacaktır. Alternatif olaraksa henüz türkçe sözlüklerde tam olarak kendine bir yer bulamamış olan "tutunamayanlar" sözcüğünü ad olarak önerebiliriz.

Fevkalâde tesirli bir kurgusu ve anlatısı olan bu eserdeki ana kahramanımız da bir düşkündür. Suça bulaşmış, kötü yola düşmüş biridir. Mahkûmiyeti bitince, önce kendini hayat kavgasına atar ve bir iş bulmaya çalışır. Fakat, beceremez. Çünkü ötelenir, dışlanır. Ardından kasabadaki din görevlisinin evine sığınır. Yasaların ve toplumun inandığı ve ön gördüğü şeyi yaparak - ki buna kendisi de bir o kadar ikna olmuştur - en nihayetinde çok geçmeden suça yönelir. Kaldığı evdeki değerli eşyalardan gözüne kestirdiklerini çalıp kaçar. Ama, çok geçmeden yakalanır ve çalınan malların iade edilip suçun doğrulanması için din görevlisinin evine zanlı olarak geri getirilir. Yaşlı din görevlisi, din öğretisine de atıf yapan, gayet zekice ve kendinden emin olarak söylenen bir ifadeyle eşyaların çalınmadığını, çünkü onların tanrı vergisi olmak dışında bir aidiyetinin olmadığını ifade eder. İhtiyaç sahibi her kimse, bu mallar onundur. Dolayısıyla ortada bir suç unsuru yoktur cevabını verir. Oysa, o ana kadar hikâyedeki herkes ya vazgeçmiştir insandan ya da insanı odak noktasında yitirmiştir çoktan. Ana kahramanın kendisi bile, okuyucu bile, hatta kim bilir tanrı bile. Bir tek o erdemli tavrın sahibi vazgeçen değildir. Önemli olanın insan olduğunun farkında olan.

Ah, ne güzel romandır! Keşke yine okunsa. Bıkmadan, hiç usanmadan, vazgeçmeden, önemini kaybetmeden hep okunsa. Aslolanın ne olduğunu bize hatırlatması için tekrar ve tekrar. Çünkü, âdeta şu sözlerle haykırırcasına yazar bizlere Victor Hugo: "Unutma! Sen bir insanı değiştirirsin, o da bir başka insanı ve kim bilir o da insanlığı bütünüyle değiştirecek bir başkasını!"
 
En sevdiğim spor.
 
anlamlı köşe yazısı
zaman ve yaş ilerledikçe geçmiş hayatında içten değer verdiğin tonlarca insana tezat bugün çok daha yüzeysel bakabiliyorsun
hissizlik ve deneyimler bunda çok önemli bir faktör
vazgeçerken güçlü kalmak her insanda olmaz
< tabiat meselesidir
 
geri dönüşü inanki yok dostum geçmişler olsun..( başlıga göre yorumladım içerigi cok uzun okumadım ) ^^
 
VAZGEÇTİİİİİİİİİİİİİİİM YANA YANAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA
 
konuyu okurken aklıma gelen ilk şey bir insanı kendi hayatımızdan çıkarma konusundaki vazgeçiş oldu.
ona göre yazıyordum, insana anlamını veren bizim onlara duyduğumuz hissin değeri ve miktarıdır bu nedenle insandan değil ona ait hislerden vazgeçeriz.
aslında bize ait olanı yeniden bizim elimize alırız.
ancak konu içeriği daha farklıydı.
toplumsal olarak güçsüz olandan, düşenden ya da karalanandan çabuk vazgeçip gözden çıkarıyoruz çünkü anlamak yerine yargılamak ve suçlamak daha kolay geliyor bize.
çünkü işin kolayına kaçmak vicdani rahatlığı daha çabuk sağlıyor.

sefilleri okuduğumda ortaokuldaydım.
rehberlik hocamız vardı özel alanı psikolojiydi sanırım onun sayesinde okumuştum.
bildiğim bütün şiir ve kitapları da o adam sayesinde okumuştum.
selim hoca sonra kendisi lisede de hocam oldu.
bu da başka bir anı.
 
Son düzenleme:
İnsan yaşlandıkça daha anlayışlı olur. Olmuyorsa hayatı boyunca ya hiç bir şey öğrenmemiş, yada öğrenmek istememiş. Bu benim yaşadıklarımdan ve gördüklerimden edindiğim bir tesbit. Herkes aynı tecrübeyi edinmemiş olabilir.
 
İlkeli düşünen ve hareket eden insan sayısı her geçen gün azalıyor çünkü toplumsal hayatı düzenleyen her kuralı, kendi özgürlük alanlarına bir saldırı gibi algılıyor ancak aynı zamanda başka yaşamları rahatsız ya da riske edecek davranışlardan da çekinmiyorlar. İyi de başka yaşamların özgür alanına müdahale hakkını kim veriyor?

Herkes insan suretinde doğsa da insana yakışır yaşam sürmeyi başaran kişi sayısı oldukça azdır.

Sizi var eden düşünce ve eylemlerinizden her koşulda sorumlu olduğunuzu hatırlamak gerekiyor yoksa kendi bencil tercihleri uğruna farklı yaşamları felç etmek insani bir tavır değildir.
 
İnsan tanıdıkça insandan vazgeçtik evet ..

insanlığımızdan utandığımız da oldu zaman zaman ..!
 
herkes birbirine o kadar çok benziyor ki , daha ilk cümlesinden ne olduğunu anlayıp .
 
Bazen güçlü kılan dayanmak değil,bırakmak olur.Bu yüzden de nice insan silebilmelerinize yeğenlerim.
 
  • Alkış
Tepkiler: ne
Sonuna kadar çabaladım artik benim yapabileceğim birşey kalmadi.
 
Teorik olarak bizi seytan yapiyor sanirim?
Asfkj
 
Vazgeçemeyeceğimiz insanlar belli başlı kişiler zaten. Kan bağın olandan kolay kolay vazgeçmezsin.

Diğer herkes dilediği gibi gelip gidebilir. Gelene hoş geldin, gidene uğurlar ola..
 
İnsanların kendini vazgeçilmez sanması çok büyük bir yanılgıdır ve şayet ortada olumsuz bir durum varsa kimse vazgeçilmez değildir.
 
İnsanların kendini vazgeçilmez sanması çok büyük bir yanılgıdır ve şayet ortada olumsuz bir durum varsa kimse vazgeçilmez değildir.
Aynen Lefty..

hiç kimse vazgeçilmez değildir ve hiç kimse kendini vazgeçilmez sanan biri kadar aptal değildir….
 
Geri