İnsana Saygı Medeniyeti; Osmanlı

Konu sahibi son olarak 10 gün önce görüldü
Osmanlı Kültür ve medeniyeti; altı asrı üç kıtada kucaklayan, akl-ı selim, kalb-i selim, zevk-i selim sacayağı üzerine oturmuş bir denge, giyim, kuşam, yeme, içme, aile, mahalle ve şehir hayatıyla, insana saygı medeniyetidir. Osmanlı’nın aile, mahalle ve şehir hayatı, hoş bir nostaljinin ötesinde, insana insan olmanın zevkini ve keyfini doyasıya yaşatan bir güzellikler hazinesidir. Osmanlı medeniyeti kelimeler üzerine bina etmemiş, güzellikler, hayatın bütün safhalarına işlenmiş ve yaşanmıştır. Eskiden ramazan bayramında bütün dükkanların kapanması da bu duruma güzel örneklerden birisidir.

osmanl%C4%B1-pencere-%C3%A7i%C3%A7ekleri.jpg



Osmanlı ‘da pencere önündeki çiçeklerin dili


Mahalleler; birer mektep, güzel ahlâk ve edebin estetiğe dönüştüğü yerlerdi. Ahşap evlerin sıralandığı Arnavut kaldırımlı dar sokaklar, yüksek duvarlarla çevrili, bahçe içinde gün görmüş evler… Bacasına leyleklerin yuva yaptığı, duvarlarını mor salkımların kapladığı, cumbalarında rengârenk çiçeklerin kendilerini sergilediği şu iki katlı ev, asmalı konak, çeşme, sebil, güdük minareli cami, taş mektep, mahalleye ne kadar yakışıyordu.Daha yaklaşırken geniş saçakların çevrelediği evlerin bir kısmının çatal kapısında ay ve yıldız görülür ve bu evden birisinin hacca gittiği anlaşılır, arkadan da “Allah gitmeyenlere de nasip etsin.” duaları edilirdi.

Osmanlı sokaklarında dolaşırken o güzelim cumbalı ahşap evlerin pencerelerinde çiçekler görülürdü. Onlara da çeşitli mânâlar yüklenmişti. Meselâ pencerenin önündeki sarı çiçek; “Bu evde bir hasta var, lütfen gürültü yapmadan mümkün olduğunca sessiz geçin.” mânâsına gelmekteydi.
Çiçek kırmızı ise; “Bu evde evlenme çağına gelmiş genç bir kızımız var, sakın ola kötü bir söz edip de, onun kalbini ve ruhunu incitmeyin.” demekti.


osmanl%C4%B1-kap%C4%B1-tokma%C4%9F%C4%B1.jpg


Osmanlı’da Kapının Dili
Evlerin kapı tokmakları, penceredeki çiçeklerin gösterdiği mânâdan geri değildi. Kapı tokmakları çift halkadan müteşekkildi. Bunlardan, aslan başı motifli ve büyük olanı kalın, çiçek motifli ve küçük olanı da ince ses çıkartırdı. Eğer eve bir erkek misafir gelmiş ise, kalın sesli tokmağı tıklatır, içerdeki ev sahibi gelenin beyefendi olduğunu anlar, kapıyı evin beyi açar, bey yoksa mahremiyete uygun olarak kapı açılırdı. İnce sesli tokmağın sesi duyulmuş ise, gelenin bir hanım olduğu anlaşılır, kapıyı evin hanımı açardı…



Cumbalı, kafesli, payandalı evler…
Bu evlerin içi ve duvarları birer aile terbiyecisi idi. Duvarın bir yerinde “Yâ Hafîz” bir başka yerinde “Yâ Mâlike’l-Mülk” yazısı görünür, başka bir odanın duvarında ise:
“Mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan
Var biraz da sen oyalan.”

mısraları okunurdu.

Diğer odalar da farklı değildi. Her oda, her duvar dünyanın fâni olduğunu hatırlatır, şu üç günlük dünya hayatının hiçbir insanı kırmaya ve incitmeye değmeyeceğini ifade ederdi.
“Bu dünyaya gelen kişi âhir yine gitse gerek
Misafirdür vatanına bir gün sefer itse gerek.”

yahut

“Hesap ettim cümle dünya malını
Neticesi bir top beze dayandı.”

gibi mısralar hemen hemen her evin duvarlarını süslemekteydi.



Hasılı, bu muhteşem medeniyet; Cemil Meriç ‘in ifadesiyle “büyük adam değil, insan-ı kâmil ve mükemmel bir toplum” yetiştirmişti.

“Ne saâdet! Bu taraflarda her ülfetten uzak,
Vatanın fâtihi cedlerle berâber yaşamak!”



 
Vavv işte bu osmanlı çok seviyorumya ne güzel sözlerya :) Çok teşekkürler bize bir kere daha yaşattığın için..
 
Kapi tokmagi olayi ne kadar ince dusunulmus bir sey. Cokta hos :) Pencere onundeki cicek kulturu ne yazikkki ulkemizde yok. Bunu en guzel Yunanistanda gorebilirsiniz, insan hayran kaliyor ufacik evlerin camlari ciceklerle donanmis.
 
Yunanlı dostlarımız gelip buradaki Cuma pazarından alıyorlar o çicekleri, hatırlatırım :D
 
Cemil Meriç ne güzel anlatmış Osmanlı'yı:

“Düşünmek, insan üzerine düşünmek mutlaka yasak bölgelerden birkaçına dalıp çıkmakla olur. Zaten demokrasi ve liberalizm yasak bölgeleri kaldırmak manasına gelir. O halde din vaktiyle en basit jestlere kadar bütün insan hayatını düzenlemeye kalkışmıştır: İçki içmeyeceksin, domuz yemeyeceksin, zina yapmayacaksın. Osmanlı bunların hepsini yaptı. Ama gözlenerek, korkarak ve şuuru yaralandıkça yaralandı. Hayır uyuzlaştı. İkiyüzlü bir hayvan oldu Osmanlı. Tanrı’yı ve kulu aldatan bir panayır gözbağcısı. Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua…”

(19. 11.2013. Ayşe Hür, elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...)
 
Cemil Meriç ne güzel anlatmış Osmanlı'yı:

“Düşünmek, insan üzerine düşünmek mutlaka yasak bölgelerden birkaçına dalıp çıkmakla olur. Zaten demokrasi ve liberalizm yasak bölgeleri kaldırmak manasına gelir. O halde din vaktiyle en basit jestlere kadar bütün insan hayatını düzenlemeye kalkışmıştır: İçki içmeyeceksin, domuz yemeyeceksin, zina yapmayacaksın. Osmanlı bunların hepsini yaptı. Ama gözlenerek, korkarak ve şuuru yaralandıkça yaralandı. Hayır uyuzlaştı. İkiyüzlü bir hayvan oldu Osmanlı. Tanrı’yı ve kulu aldatan bir panayır gözbağcısı. Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua…”

(19. 11.2013. Ayşe Hür, elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...)

Nedir bu celiski?

0l4bZY.png
 
Çok güzel yazmış yazmışlar ama o kapıların ardında yapılan günahlar içinde yeşeren çiçekler ne zulumü nede ayıbı örter böyle hikayelerle nesiller büyüdü yetişti drina köprüsü kitabında Osmanlı'nın neler yaptığı ortada Türkiye'nin en önemli eski tarihçisi Halil İnalcıkın has bahçeleri Ayş U Tarab kitabını okusun
 
Jesse James

Cemil Meriç'i bilirsen çelişkiyi anlarsın. Hayatında bazı radikal fikir değişimleri yaşamış bir düşünürdür.

Bu medeniyetin evladı olduğunu savaşlar ve zaferler üzerinden hatırlayanlara farklı ve güzel bir sunuş oldu. Eskiye dönüşün imkansızlığını kavramalı, orada barınan güzellikleri yakalayıp bugüne aksettirmek gerektiği düşüncesindeyim.
 
Eğer eve bir erkek misafir gelmiş ise, kalın sesli tokmağı tıklatır, içerdeki ev sahibi gelenin beyefendi olduğunu anlar, kapıyı evin beyi açar, bey yoksa mahremiyete uygun olarak kapı açılırdı. İnce sesli tokmağın sesi duyulmuş ise, gelenin bir hanım olduğu anlaşılır, kapıyı evin hanımı açardı…

ya gelen bir içoğlanıysa ?
 
Geri