Od
Üye
-
- Katılım
- Eylül 19, 2017
-
- Mesajlar
- 1,262
-
- Tepkime puanı
- 182
-
- Puanları
- 319
-
- Yaş
- 42
Hazreti Eyyûb’un (aleyhisselam) vücudundaki yaralara karşılık bizim iç dünyamızda, ruhumuzda ve kalbimizde hastalıklar vardır. İçimiz dışa, dışımız içe bir çevrilse Hazreti Eyyûb’dan daha yaralı ve hastalıklı olduğumuz görünecek. Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe kalbimizde ve ruhumuzda yaralar açar.
Hazreti Eyyûb’un (aleyhisselam) yaraları kısacık dünya hayatını tehdit ediyordu. Bizim manevî yaralarımız ise sonu olmayan ebedî hayatımızı tehdit ediyor. Hazreti Eyyûb’un o yakarışına, o hazretten bin defa daha muhtacız.
Bilhassa, nasıl ki Hazreti Eyyûb’un yaralarından üreyen kurtlar, kalbine ve diline ilişmiş. Aynen öyle de, günahların bizde açtığı yaralar ve o yaralardan doğan vesveseler, şüpheler –Allah korusun– imanın makamı olan kalbimizin özüne dokunup onu zedeler ve imanın tercümanı olan dilimizin aldığı ruhanî zevki bozarak bizi zikirden nefret ettirip uzaklaştırır, susturur.29
Evet, günah kalbe işleyip kararta kararta iman nurunu çıkarıncaya kadar kalbi katılaştırıyor.30 Her bir günahta küfre giden bir yol var. O günah tevbe ile çabuk temizlenmezse31 kurt değil, belki küçük bir manevî yılan haline gelerek kalbi ısırır.
Mesela, kendisini utandıracak bir günahı gizlice işleyen bir insan, başkasının bunu bilmesinden çok mahcup olduğu zaman, meleklerin ve ruhanilerin varlığı ona çok ağır gelir. Küçük bir işareti bahane sayıp onları inkâr etmek ister.
Hem mesela, cehennem azabını netice verecek büyük bir günahı işleyen insan, cehennem tehditlerini işittikçe tevbe ile ona karşı siper almazsa, bütün ruhuyla cehennemin yokluğunu dilediğinden, küçük bir emare ve şüphe ona cehennemi inkâr etmek için cesaret verir.
Yine mesela, farz namazını kılmayan ve kulluk vazifesini yerine getirmeyen bir insan, işindeki küçük bir ihmal yüzünden küçük bir âmirinden aldığı ceza sebebiyle üzüldüğünü düşünür, Ezel ve Ebed Sultanı’nın tekrar tekrar buyurduğu emirlerine karşı farz ibadetlerde yaptığı tembellikten ötürü büyük bir sıkıntı duyar. O sıkıntıyla mânen der ki: “Keşke bu kulluk vazifesi olmasaydı.” Ve bu arzudan, Allah’a karşı manevî bir düşmanlığı hissettiren bir inkâr isteği uyanır. Kalbine Allah’ın varlığına dair bir şüphe gelse ona kesin bir delil gibi yapışmaya meyleder ve kendisine büyük bir helâk kapısı açılır.
O talihsiz bilmez ki, kulluk vazifesinden gelen gayet küçük bir sıkıntıya karşılık, kulluğu inkâr ile kendini o sıkıntıdan milyonlarca kere daha müthiş manevî sıkıntılara hedef yapıyor.32 Sineğin ısırmasından kaçıp yılanın sokmasını kabul ediyor. Ve bunun gibi... Bu üç misale başkaları da kıyaslansın, بَلْ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ33 sırrı anlaşılsın.
29 Bkz. Tâhâ sûresi, 20/124; Zuhruf sûresi, 43/36.
30 Bkz. Mutaffifîn sûresi, 83/14; Tirmizî, tefsîru sûre (83) 1; İbni Mâce, zühd 29; Muvatta, kelâm 18.
31 İnsanın günahtan tevbe ettiği zaman o günahı hiç işlememiş hale geleceğine dair bkz. İbni Mâce, zühd 30.
32 Bkz. Nûr sûresi, 24/39; Hac sûresi, 22/31.
33 “Bilakis onların kalbleri paslandı.” (Mutaffifîn sûresi, 83/14).
alıntı
Hazreti Eyyûb’un (aleyhisselam) yaraları kısacık dünya hayatını tehdit ediyordu. Bizim manevî yaralarımız ise sonu olmayan ebedî hayatımızı tehdit ediyor. Hazreti Eyyûb’un o yakarışına, o hazretten bin defa daha muhtacız.
Bilhassa, nasıl ki Hazreti Eyyûb’un yaralarından üreyen kurtlar, kalbine ve diline ilişmiş. Aynen öyle de, günahların bizde açtığı yaralar ve o yaralardan doğan vesveseler, şüpheler –Allah korusun– imanın makamı olan kalbimizin özüne dokunup onu zedeler ve imanın tercümanı olan dilimizin aldığı ruhanî zevki bozarak bizi zikirden nefret ettirip uzaklaştırır, susturur.29
Evet, günah kalbe işleyip kararta kararta iman nurunu çıkarıncaya kadar kalbi katılaştırıyor.30 Her bir günahta küfre giden bir yol var. O günah tevbe ile çabuk temizlenmezse31 kurt değil, belki küçük bir manevî yılan haline gelerek kalbi ısırır.
Mesela, kendisini utandıracak bir günahı gizlice işleyen bir insan, başkasının bunu bilmesinden çok mahcup olduğu zaman, meleklerin ve ruhanilerin varlığı ona çok ağır gelir. Küçük bir işareti bahane sayıp onları inkâr etmek ister.
Hem mesela, cehennem azabını netice verecek büyük bir günahı işleyen insan, cehennem tehditlerini işittikçe tevbe ile ona karşı siper almazsa, bütün ruhuyla cehennemin yokluğunu dilediğinden, küçük bir emare ve şüphe ona cehennemi inkâr etmek için cesaret verir.
Yine mesela, farz namazını kılmayan ve kulluk vazifesini yerine getirmeyen bir insan, işindeki küçük bir ihmal yüzünden küçük bir âmirinden aldığı ceza sebebiyle üzüldüğünü düşünür, Ezel ve Ebed Sultanı’nın tekrar tekrar buyurduğu emirlerine karşı farz ibadetlerde yaptığı tembellikten ötürü büyük bir sıkıntı duyar. O sıkıntıyla mânen der ki: “Keşke bu kulluk vazifesi olmasaydı.” Ve bu arzudan, Allah’a karşı manevî bir düşmanlığı hissettiren bir inkâr isteği uyanır. Kalbine Allah’ın varlığına dair bir şüphe gelse ona kesin bir delil gibi yapışmaya meyleder ve kendisine büyük bir helâk kapısı açılır.
O talihsiz bilmez ki, kulluk vazifesinden gelen gayet küçük bir sıkıntıya karşılık, kulluğu inkâr ile kendini o sıkıntıdan milyonlarca kere daha müthiş manevî sıkıntılara hedef yapıyor.32 Sineğin ısırmasından kaçıp yılanın sokmasını kabul ediyor. Ve bunun gibi... Bu üç misale başkaları da kıyaslansın, بَلْ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ33 sırrı anlaşılsın.
--------------------------------------------------------------------------------------------
29 Bkz. Tâhâ sûresi, 20/124; Zuhruf sûresi, 43/36.
30 Bkz. Mutaffifîn sûresi, 83/14; Tirmizî, tefsîru sûre (83) 1; İbni Mâce, zühd 29; Muvatta, kelâm 18.
31 İnsanın günahtan tevbe ettiği zaman o günahı hiç işlememiş hale geleceğine dair bkz. İbni Mâce, zühd 30.
32 Bkz. Nûr sûresi, 24/39; Hac sûresi, 22/31.
33 “Bilakis onların kalbleri paslandı.” (Mutaffifîn sûresi, 83/14).
alıntı